Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

14 Temmuz 2017

HAFIZ DİVANI - HAFIZ-I ŞİRAZİ

Temmuz 14, 2017 0
HAFIZ DİVANI - HAFIZ-I ŞİRAZİ

CCLVIII*

Sana bir öğüt vereyim. Dinle, bahane bulup kulak asmazlık etme! Seni esirgeyen öğütçü ne derse kabul et!

Gençlerin yüzlerini seyret, zevk al. Çünkü yaşlı alemin hilesi, ömür pususuna yatmıştır; fırsat gözlemektedir.

İki cihanın zevk ve lezzeti aşıklara göre ancak bir arpa değerindedir. Hatta ki cihanın lezzeti daha değersiz bir meta… bu bir arpa ona nispetle pek yüksek bir fiyattır.

İyi bir dostla düzenli bir saz istiyorum… bu suretle zir e bem naleleriyle derdimi söyleyeceğim.

Şarap içmemek, günah etmemek niyetindeyim, ama eğer takdir tedbirime uygun düşerse!

Ezeldeki taksimi biz yokken yaptılar. Az bir miktar dileğine uygun düşmediyse ne yapalım, hoş gör, dahl etme!

Saki, misket şarabını lale gibi benim de kadehime dök de sevgin hatırımdan çıkmasın!

Saki, o  parlak şarap kadehini sun… hasetçiye de deki : Vezirin keremini gör de öl, geber!

Tövbe etmek azmiyle kadehi yüz kere elimden bıraktım! Fakat sakinin göz ucuyla bakışı beni tövbemde sebat etmeye bırakmıyor ki!

İki yıllık şarapla on dört yaşındaki sevgili… bana bunlar kafi! Ne yapacağım bunlardan başka büyükle, küçükle düşük kalkmayı!

Bizim ürküp kaçan gönlümüzü kim zapt edebilir ? Zincirden boşanmış Mecnun’dan haber verin!

Hafız, bu mecliste tövbeden dem vurma… sonra seni yay kaşlı sakiler oklarlar.
Nasihat kunemer bişnev-u behane megir

Her ançi naşıh-ı muşfik biguyedet bipezir
*


Farsça aslından çeviren Abdülbaki GÖLPINARLI





07 Temmuz 2017

ÜÇ GÜZELLER MASALI “İLK GÜZELLİK YARIŞMASI”

Temmuz 07, 2017 0
ÜÇ GÜZELLER MASALI “İLK GÜZELLİK YARIŞMASI”


Peleus\'la Thetis\'in Olympos\'ta kutlanan bir düğününe Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş... fesatlık bu ya boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atıvermiş, elmanın üzerinde \"en güzele\" yazıyormuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş, ama Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera\'ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris\'i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus\'un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde \"en güzele\" diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça...

Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris\'in altın elmayı tutan eli kımıldamış... herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs\'e doğru uzanmış. Paris üzerinde \"en güzele\" yazan altın elmayı Venüs\'e vermiş...

PARİS DEDİKLERİ

Paris, öbür adıyla Aleksandros, Troya kralı Priamos\'la karısı Hekabe\'nin en küçük oğlu. Kraliçe onu doğurmadan birkaç gün önce uykusunda bir düş görmüş: karnından çıkan bir alev Troya surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyormuş. Falcılar bu düşü kötüye yorumlamışlar, doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek demişler. Bebek doğunca da Priamos onu İda dağına bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak Paris\'i dağa bırakmış , vahşi hayvanlar hakkından gelir diye düşünmüş. Ama öyle olmamış, bir dişi ayı gelip bebeği emzirmiş. Bir süre bu böyle gitmiş, sonra çocuğu Agelaos adındaki bir çoban bulmuş, evine götürmüş ve kendi çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris çobanlar arasıdan güzelliği yardımseverliğiyle dikkati çekermiş, sürülerine çok iyi baktığı için, ona koruyucu anlamına gelen Aleksandros adını takmışlar, dağda önce Oinone adlı bir nympha ile sevişmiş. Evlenmişler, ama mutlulukları uzun sürmemiş.

OİNONE

Oinone İda dağının nymphalarından biridir. Paris ile evlenir. Paris güzellik yarışmasında yargıç olarak çağrıldığında onu vazgeçirmeye çalışır ama başaramaz; ancak bir gün yaralanırsa onu gelip bulmasını söyler. Apollon\'un kendisine verdiği şifalı otlar vardır. Paris Troya savaşının sonlarında Philoktetes\'in attığı bir okla yaralanınca Oinone\'nin bu sözünü hatırlar, ona haber gönderir, ama nympha yardıma gelmez. Paris ölünce Oinone pişman olup canına kıyar.

(Nympha: Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen nympha kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. Homeros\'a göre nympha\'lar Zeus\'un kızlarıdır.)

ANKHİSES

Troya kral soyundan olan Asarakos\'un oğlu Ankhises Tanrıça Aphrodite ile sevişmiş ve Aineias\'ın babası olmuştur. Homerik denilen övgülerden Aphrodite\'e ayrılmış olanı, bu sevişmeyi en ince ayrıntılarına dek anlatır: Tanrıça Ankhises\'i İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken görür, delikanlının güzelliğine vurulur ve dağa iner. Övgüde \"canavarların anası, bin pınarlı İda\" diye tanımlanan İda dağına Aphrodite\'in inişi, peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana tanrıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın büyüsüne kapılan hayvanların ormanlarda, fundalıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça Phrygia\'lı bir genç kız kılığına girer de öyle görünür Ankhises\'e. Troyalı prens arzu ile yanıp tutuşarak tanrıçaya yaklaşır. sevişmelerinin sonunda gülümser tanrıça, sevgilisine şöyle seslenir:

Senin bir oğlun doğacak,

Troya\'lılara kral olacaktır o

ve çocuklarına çocuklar doğacaktır

sonsuzluğa dek!

Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için nympha\'lara vereceğini, onu beş yaşında babasına tanıtacağını ve çocuğun kimin olduğu sorulursa sakın Aphrodite\'in oğlu olduğunu bildirmemesini, yoksa Zeus\'un yıldırımına çarpılacağını söyler ve Ankhises\'i bırakıp gider.


Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın sözünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün Aphrodite ile sevişmiş olmakla övünür ve çarpılır. Bunun sonucunda topal kaldığı, Troya\'dan kaçarken Aineias\'ın onu sırtına almasının nedeninin bu olduğu anlatılır.


06 Temmuz 2017

KÖPEKLERİ SEVİYORUZ AMA ...!

Temmuz 06, 2017 2
KÖPEKLERİ SEVİYORUZ AMA ...!


Bazen korkuyorum…

Sabaha kadar mütemadiyen uluyan köpeklerin bir uğursuzluğa işaret etmesinden.   
Her konuşmamızda ise eşimin, “kötü şeyler çağırma” demesi ise ayrı bir durum. Ben çağırmıyorum tatlım,  köpekler uluyor. Hem de uykumun en güzel yerinde, geceyi bölercesine..

Bir süredir böyle durumlar var apartmanımızın garaj olarak kullanılan açık alan kısmında. Yani nasıl geldiniz buraya, nasıl buldunuz burayı. Bak burayı diyorum onca yer varken bizi tercih etmeniz de işin en ilginç tarafı. Anlıyorum sizi de. Alan geniş ne de olsa, tam da istediğiniz gibi. Üstünüzü saran gölgelik ağaçlar da cabası. Böyle düşünüyorum diye köpek sevmeyen biri olduğumun düşünülmesi ise korkunç olur tarafımca. Çünkü ben belli birkaç mahlukat dışında tüm canlıları seviyorum ki onlara hayvan bile demek istemiyorum açıkcası. Her neyse. Sadece bu uluma sesi ne zaman bitecek merak ediyorum. Yan bahçedeki köpekçik çağırıyor sanırım bunları ki, yalnızlığının verdiği boşluğu doldurmak adına olsa gerek J Üzgünüm, çay, kahve, pasta, böbrek ikramımız yok maalesef, hizmette kusur var anlayacağınız. Kendimize zor yetişiyorum inanın, yoksa dükkan sizin…

En çok merak ettiğim konulardan biri de bu güzel varlıkların kendi aralarında bir takım sesler yoluyla anlaşırken söylemek istedikleri. Nasıl da anlıyorlar birbirlerini kıskanmamak elde değil hani. Böyle diyorum çünkü daha iki kelimeyi yan yana getirip de cümle kuramayan onca insanın yaşadığı bir toplumda değil köpeklerin dilinden anlamak birbirimizin dilinden anlamıyor olmamız çok da tuhaf değil ayrıca.

Son zamanlarda nereden geçsem mutlaka koloni halinde dolaşan sokak köpekleri ile karşılaşıyorum. Aranızda benimle aynı düşünceyi paylaşanlar olacağına eminim. Köpeklerin bir çoğunda kısırlaştırıldığına dair takılan o renkli pullar var (Pul diyorum adını bilmediğim için). İyi hoş da kardeşim bu kadar köpek kendi halinde nasıl dolaşır sokaklarda. Etrafta onca insan varken hem de. Tamam hayvan severiz, zarar verilsin istemiyoruz ama daha dün sokakta genç bir kız avazı çıktığı kadar bağırıyordu “kurtarın beni” diye… O yüzden sözüm en çok da belediyelere. Lütfen barınaklara ya da uygun bulduğunuz ortamlara toplayıp bırakınız onları. Kimsenin canı acımadan görev ve sorumluluklarınıza sahip çıkınız. Yoksa önümüzdeki günlerde bir yığın şikayet telefonları almanız hiç de kaçınılacak gibi değil. Yoksa aldınız mı !...

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

Temmuz @ 2017

03 Temmuz 2017

AŞK'IN GÖZYAŞLARI

Temmuz 03, 2017 0
AŞK'IN GÖZYAŞLARI

Hz. Mevlana'nın sevdiği kadın olan Gevher Hatun ile mektuplaşmaları
Hz.Mevlana'nın, evleneceği kadını (Gevher Hatun) bir kere gördüğünde düğününe kadar
onunla yazıştığı mektuplar ...

Önce Hz. Mevlana yazar ;

Benim Gül'üme..

Zaman geçer... İnsan geçer... Dünyada her şey geçer; zaman öyle bir zaman olur ki sevda da
zamana ayak uyduramaz. Gönül sevda da geçer, gönüle yar geçer. Çok değil, sadece birazcık mevsim geçer, sıcak gelir, kış gelir; bahar geçer... Taşın yanında ağır olduğunu, ateşin ancak
düştüğü yeri yaktığını yeni öğrendim. Aşk da ateş mi demektir, hani her düştüğü gönlü yakar ya
... Mevsimlerden gözyaşı değil henüz, mevsim aşk mevsimi. Ey sevdamın Gül Hatun'u, beşinci mevsimim sensin, sen sadece sen değilsin, bensin; bedensin, benimsin.
Katre katre sen kokarsın toprağa nihayet düştüğümde. Ruhumun arzu dolu meyvesi sensin. Gül. Güle gülmek yaraşır, sevdaya da gül. Hani nerde aşkın sahibi gönül? Dur, yorulma !
Sevdam sana, gülüm sevdaya. Gülü sakın verme başka sevdalara...
Bezm-i elestten beriyim sevdada, o bende vaktinden öncesinde, susma ! Konuş, haykır gülüne
doyasıya sevdanı, sevdaya da ancak bülbülleşmek yaraşır. Bütün umutlar sende, bütün aşk
sende, sevda sende, gül sende..
.
Ertesi gün Gevher Hatun'dan cevap gelir..

Cemre bakışlıma...

Bakışlarına hasret kaldım, uzak diyarlarda ruhunu soluduğum aşk-ı sevdam. Ruhuma gel,
yanaş tenime ve bak usul usul, nefesini nefesim duysun. Yoksun. Sevda da yok ortalıkta. Aşk
var; sevda olmasa da sevda var. Suyuna can verip damarlarımı dirilten; cansız toprağın
kucağında tohumuma can veren ve sevdamı bana bağlı kılan Yaradan, ruhuma can verip
sevdaya bağışladığın an bittim, yeniden doğdum da sevdamın gözlerinde dirildim. Emelimi
onda buldum, sevdayı sevdanda gördüm. Taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmamacasına
ezelden ebede ferman ferman yazılmış bahtsız ruhumun mücerret rüyası, gönlümün sevdayı
gülü...

Kimseler bilmez, kimseler görmez bizi. Aşka değer bir aşk mıdır beni benden alan, yoksa
cihanda görülmeyen seslerin muhteşem ahengi midir kalpte yanan? Sana dair ne varsa, ben
hepsini aşk bildim. Sevda bildim. Seni sen bildim de sevdayı sana bildim.
Aşka sen diye bakmadıktan sonra ben aşkı neyleyim? Seni ruhuma cemre diye
damlatmadıktan sonra ben bu bedende neyleyim?

Aşk da sen, hasret de sen, ben de sen ...

Ardından tekrar, Hz. Mevlana yazmaya başlar ..

Suskunluğumu seninle bozuyorum. Son nefes senin adını sürüyorum dudaklarıma, sonra
kapatıyorum oruç niyetine; iftarım senin adınla oluyor yine. Aşkın adını sen koydum, bütün
sevdalar kıskandı.

Aşkın yalın hali ise sadece ben. Yalın, yalnız, yapayalnız.. Sevdasız yağmur bile eski bir
rüyadır. Aşkın içinde gül varsa gül tekrar filizlenir, kıpkırmızı kesilir. Sevdada gül varsa ancak o
zaman bulur aşk kendi halini. Aşka dair ve sevdaya dair seni çizsem, kitap niyetine soluksuz
okunur gönüllerin ulu orta yerinde. Kitabın adını sen koysam , "sevda sevda" dillenir bütün
gözler.

Her şey bittiği zaman kainatta, gül ile sevda tekrar dirilir, son bir kez yeşerir son noktayı
koyarcasına... Sustum. Sevda sustu, gül sustu. Sustum, sevda müptelası gül coştukça coştu.
Aşk üç kelime ile aşk oldu; Gül ve Sevda. Sevdaya gül dahil, sevda güle müdahil. Yaşamak
sadece gülce, sevdaca...

Aşkın adını hüsran koyanlar utansın, sevda tüten güllere inat. Ruhun girdaplarını gül, sevda
koydum saklanıp çıkmayayım diye. Güle değen bütün sözleri kıskanırım . Sevdaya gelecek
ruhları parça parça dağıtırım.

Ben sana Gül diye yazdıkça, sen bana Cemrem diye yazardın. Haklısın cemrenim ben.
Dördüncü cemre. Havaya, toprağa ve suya düşen cemreler. Yakar. Kavurur. Savurur. Cemre
düştü toprağa gözlerden. Toprağı diriltti, canı verdi; canını yitirdi. Canını yitirse de cemreliğini
kaybetmedi. Gözler önce cemreyi gönderdi, sonra kendileri de gitti. Eridiler, yok oldular..
Cemrenin kızgınlığı zamanaydı, gözlereydi, toprağaydı ve aşkaydı...

Zaman geçiyor. Ne cemre kalıyor, ne gözler kalıyor ne de toprak eski halinde kalıyor. Gönül
buruksa ve vurgunsa kendi ruh halini hep koruyor, kaybetmiyor ama asi oluyor. Aşka isyan
ediyor, zamana isyan ediyor, mekana isyan ediyor.

Gül, cemreye kavuşunca sevda doyuyor mutluluğa. Cemre sevdanın bir parçası, onun zerresi,
onun katresi... Sevda hep güle cemreyle yalvarıyor, gül gülüyor, sevda binlerce kat daha
sevdalanıyor… Gül utanınca kırmızılaşıyor.

Sevdada isyankar bakışlar, gülde uslanmaz haykırışlar... Mesafe uzak; gönüller bir, gözler uzak;
bakışlar bir .. Ayrılık girdi araya uzunca zamandır. Rüzgar, sevdayı gülden ayrı savurdu, itti
bütün gücüyle gülden uzağa apayrı... Zamanda mıydı suç? Rüzgarda mı? Yok, başka kimse
yok gül ve sevdaya dair...

Cemre susuz..
Cemre yarsız..
Cemre gülsüz ve sevdasız ...
"Senin Cemren"

Aşkın Gözyaşları Hz Mevlana kitabından alıntıdır.