24 Ocak 2009

Neydi bu, bir tür şaka mı yoksa görmekten kurtulamadığı uzun bir rüya mıydı. Hayatının sonuna kadar burada kalmayacaktı herhalde. Mutlaka onu merak eden birileri arkadaşları dostları olacaktı. Hiç olmadı iş yerindekiler meraklanacaktı. Evin içinde bir o tarafa, bir bu tarafa gidip geliyordu ki, çalışma odasında masanın üstünde duran mektup geldi aklına. Hemen odaya gitti, masanın üstünde duran mektubu aldı; evirdi, çevirdi ve sonunda açmaya karar verdi. Mektup açacağıyla zarfın yan tarafından dikkatice açtı ve içinde ne olduğunu ve kimin tarafından kim için yazıldığını bilmediği mektubu büyük bir heyecanla açtı. Açmasıyla birlikte içinden düşen kolyenin kulaklarında bıraktığı ses ile irkildi. Yere eğilip kolyeyi aldığında gözleri adeta fal taşı gibi açılmış; nerdeyse küçük dilini yutacak gibiydi.
Islak çimen yeşili gözleri büyüdü, büyüdü; gözyaşlarıyla doldu ve yanaklarından süzülmeye başladı. Her saniye ağlamasının şiddeti artıyor, ne düşüneceğini bilemiyordu. Sanki üzerinde yıllardır taşıdığı ağır bir yükün altında ezilmişçesine hissederek, çalışma masasının hemen sağındaki kırmızı deri koltuğa oturdu. Gözleri kıpkırmızı bir halde elinde duran kolyeye bakmaya devam etti. Bu kolye yıllar öncesinden sevdiği adam tarafından kendisine doğum gününde hediye edilmiş olan kolyeydi. Onu büyük bir mutlulukla takmış, bir Pazar günü kasabanın 5 km uzağındaki ormanda yaptıkları piknikte kaybetmişti. Demek oluyordu ki, kolyeyi bulmuş ama kendisine vermemişti. Çünkü onu o piknikten sonra 2 kere görmüş ve bir daha da ona ulaşamamıştı. Aramadığı yer kalmamıştı. Şehirdeki tüm hastanelere, otellere sormuş soruşturmuş ve hatta kayıp ilanı bile vermişti Ancak kendisine ait hiçbir bilgiye ulaşamamıştı. O günden sonra da içine kapanmış ve uzunca bir süre kendisine gelememişti. Gelemezdi de !... Bir insan sevdiğini kaybedince, hele hele de bu insan evlenme teklifi eden insan olunca daha bir kötü oluyordu. Yürüdükleri tüm yollarda, attığı tüm adımlarda ve bütün köşe başlarında onun hatırası gözlerinin önüne geliyor, arkadan gördüğü her erkeği o sanıyordu. Bir ara arkadaşları ona psikolojik yardım almasını önermişlerse de O tepkisini “Ben deli değilim, sadece” diyen ve bitiremediği cümleler kuruyor ardından da saatlerce dinmeyen gözyaşlarına teslim oluyordu. Sonuçta onu kaybetmişti ve bu gerçeği er ya da geç kaybedecekti. Ne kadar zor olsa da bundan kaçış yoktu artık…
Elinin tersi ile gözyaşlarını sildi ve elinde duran mektubu araladı. Bu mektubu okuyup okumamaya bir türlü karar veremiyordu ama içinden bir ses “okumalısın” diyordu. Titreyen elleriyle mektubu sıkı sıkı tutuyor ve okumak için kendinde güç arıyordu. “Belki de bana ait değil bu mektup ve bu kolye. Sonuçta bu bir kolye ve başkasında da aynısından olması kadar doğal bir şey olamaz değil mi “ diye düşündü ama tüm düşünceleri bir anda uçup gitti. Çünkü bu kolye ona özel yapılmıştı ve bunun bir benzeri daha yoktu.
Sonunda mektubu okuyacaktı er geç ve uzatmanın bir anlamı da yoktu. Hayatında hiçbir şey için bu kadar heyecanlanmamıştı ve bu kadar merak etmemişti. Yıllar sonra belki de kendisine bırakılmış bir mesajdı ve gönderilememişti ya da yeni gönderilmek üzereydi. Hiçbir şey bilmiyordu ama belki de birazdan bir şeyler öğrenecekti. Yıllar sonra da olsa…


Yazan : Mehpare ÖĞÜT
2008

1 yorum:

ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Follow Us

google-site-verification: google58d5a065b06d6d7a.html

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates