"Söz düşünceyi fetheder, ama ona hükmeden yazıdır" Walter Benjamin

OKUYORUZ DA NASIL OKUYORUZ ?..




Öğrencilerimle ilk dersimde sohbet ederdim…Birbirimizi tanımadan derse geçmezdim…Karşılıklı merak böylece giderilmiş olurdu…Sorardım onlara en son okudukları kitabı, yazarını, içeriğini…Aldığım yanıtlar şaşırtırdı beni…Hangi gazeteyi okuduklarını, hangi sıklıkla, yani günlük mü haftalık mı aldıklarını sorardım…Köşe yazarlarını sorardım…Hangi sayfadan gazeteyi okumaya başladıklarını sorardım…İlginç yanıtlar alınca, üzülürdüm onlar adına…Fark ederdim okumadıklarını…Ya da istenilen biçimde okumadıklarını…Ülkemin geleceğini oluşturacak gençlerin bu hali, kaygılandırırdı beni…

Kitap okuduğunu söyleyip yazarını bilmeyenler, gazete okuduğunu söyleyip köşe yazarlarını bilmeyenler, gazeteleri okumaya spor, magazin sayfasından başlayanlar, bir iki gazete dışında başka gazete adını bilmeyenler, kitapçılara ders kitapları alma dışında uğramayanlar, sadece tek gazete okuyarak belli bir görüşe angaje olanlar, karşıt görüşe tahammülü olmayanlar, objektif değerlendirme yapamayanlar, siyasetle hiç ilgilenmeyenler, benim çok canımı sıkardı…Nasıl olur böyle bir şey?..Hayret ederdim…Bir insan okumadan nasıl durabilir ve bunun eksikliğini nasıl hissetmez?..Olacak şey mi?..Kitapsız bir dünya oluşturup bu dünyanın dar kalıpları içinde yaşamak ne ıstırap verici bir durum!..Ufku genişletmemek ne büyük eksiklik…Eve döner, eşime yana yakıla gençlerin bu halini anlatırdım…Önce okuma sevgisini aşılamalıyım onlara, der, hemen uygulama planları hazırlardım…

Bir gün sınıfa girdiğimde, öğrencilerimin beni çok mutlu eden sürpriziyle karşılaştım…Sıralarında oturmuşlar, sevgi dolu gözlerle bana bakıyorlardı…”Hayrola çocuklar!..Nedir sürpriziniz…” dedim…Bir okuma listesi vermiştim onlara…Hep birden çıkardılar aldıkları kitapları…Sıralar kitaplarla doldu…Alkışladım onları, onlar da beni alkışladı…Alkış sesini duyan okul müdürü sınıfımıza geldi…Meraklanmış…Durumu anlattım kendisine…Mutlu bir şekilde odasına geri döndü…Hemen bir sınıf kitaplığı oluşturduk…Kitaplıktan sorumlu kişileri seçtik…Babası marangoz olan bir öğrencim, kitaplık dolabı yapımı için babasına rica edeceğini söyledi…Ben de küçük bir not yazdım…Kitaplar kaplanacak, üzerleri etiketlenecek, defter tutulacak, ödünç alınan kitaplar, okunduktan sonra iade dilecek ve hemen o kitap başka bir öğrenciye verilecek…Yıl sonuna kadar her öğrenci en az 30 kitap okumuş olacak…Her şey tamamdı…Kitaplığı oluşturmuş, dolabı da büyük bir ihtimalle halletmiştik…O gün eve çok mutlu döndüm…Bir şeyleri başarmanın mutluluğuydu bu…Huzur doldu yüreğim…

Bir başka okulda öğrencilerime kütüphane alışkanlığı kazandırmayı amaçladım…Dersine girdiğim sınıfları bizzat başlarında bulunarak “İl Halk Kütüphanesi” ne üye olarak kaydettirdim…Hem günlük gazeteleri okuyabilecekler hem de ödünç kitap alabileceklerdi…Zaman zaman ders çalışmak için de gelebileceklerdi…Okul kütüphanesini de zenginleştirmek için kurumlara dilekçe yazdım ve resmi kurumlardan ücretsiz kitap alarak, kütüphanedeki kitap sayısını artırdım…Okul kütüphanesi ve İl Halk Kütüphanesi öğrencilerimin uğrak yeri oldu…Ödevler de bu iki kütüphanede hazırlandı…Yorucu bir çalışma oldu benim için…Ancak meyvaları öyle tatlıydı ki…

Yaşamımdan damlalar sundum size…Her damla bir emek, her damla sevgi, deneyim…Öğretmenlik mesleğinin huzurunu yaşadım her daim…Mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevdim…Onlarda gördüğüm her olumlu parıldayış mutluluk verdi bana…Okuma saatimizde kitap okurken ligiyle izlerdim öğrencilerimi…Okuma sevgisini aşılayabildiğim için sevinçten kıpır kıpır olurdu yüreğim…Duygulanırdım…Sessizce gözyaşlarımı silerdim…


Asım ERDOĞAN


Yorum Gönder