07 Temmuz 2013



Nilgün Atar, Gazeteci Ayşe Arman’a anlatıyor:”Eşimle 30 yıllık çok mutlu, uyumlu sevgi dolu bir birlikteliğimiz vardı…Vardı diyorum; çünkü artık yok…Bir Bayram sabahı, her zamanki gibi ”Günaydın!..Haydi kalkalım, artık…” dediğimde cevap gelmedi…Dürttüm…”Hadi ama…” yine ses yok…Birden doğruldum…Nefes almıyordu…Gözleri hülyalı ve yarı kapalı…Güzel bir şeye bakarmış gibi gülümsüyordu…Ellerini göğsünde birleştirmiş, ayakları dümdüz ve üzerindeki pikede bir tek kırışıklık bile yoktu…Sarstım…Şaka mıydı?..Dün hep beraber güle oynaya, çoluk çocuk, neşeli bir akşam yemeği yemiş, sohbetler etmiştik…Böyle apansız, durduk yerde neydi bu başımıza gelen?..O anı anlatabilmem mümkün değil…Dünya ayaklarımın altından çekildi…Dudaklarına eğildim, buz gibiydi…Nefesimi üfledim bedenine, belki nefesimle yeniden canlanır diye…Hiçbir şey olmadı…Uykuda kalp krizi bizi bulmuştu…Kıpırtısız, ne olduğunu bile anlamadan dünya değiştirdi sevgilim…Hem de yanımda mışıl mışıl uyurken…9 Eylül 2010’dan bu yana hâlâ alışamadım yokluğuna…Çünkü biz ruh ikiziydik onunla…” Eşi Ferit Hikmet’in ölümüyle ilgili, insanın yüreğini burkan gerçek bir olaya dayanıyor bu anlatılanlar...

Bu gerçek olay, beni doğrusu çok etkiledi…Empati kurarak Nilgün Atar’ın hissettiklerini anlamaya çalıştım…İsterseniz bir an, bu vahim olayı birlikte değerlendirmeye alalım ve düşünelim…Çok sevdiğiniz eşiniz yanınızda uyurken kalp krizi geçiriyor ve sizin bundan haberiniz yok…Sabahleyin her şey bitmiş ve siz ne yazık ki eşinize hiç bir şey yapamıyor ve büyük bir şok yaşıyorsunuz…Yaşanan bu büyük acıyı anlatacak sözcük bulabilmek gerçekten zor…Kabul edelim ki sözcüklerin aciz kaldığı nadir durumlardan biri bu istenmeyen an…Kimsenin başına gelmesini istemediğim çok zor bir durum…Her şey boş diyorsunuz o anda…Yarı yerinden bölünmüş bir hayat…Yarı yerinden bölünmüş bir mutluluk…Anılardan başka elde kalan hiçbir şey yok…Birlikte yaşanacak gelecek yok…Çıldırmaya az kaldı denilecek bir an…Dün ile bugün arasına çekilen sanal dikenli bir tel…Yüreği acıtan yer yer kanatan pıtıraklı dikenli bir tel…Sevginizin, aşkınızın yıkılan bir barajın suları gibi gürül gürül boşaldığı an…Çaresizliğin, yalnızlığın, acının, hüsranın doruk noktasına ulaştığı an…

Sevdiklerimizi kaybettiğimiz anda anlıyoruz ki onlar bin yıl yaşamayacaklar; ama ne yazık ki biz bin yaşayacaklar gibi davranıyoruz…Zaman zaman onları kırıyor ve üzüyoruz…Oysa, bir nefes uzakta ölüm, hepimizi bekliyor…Unutuyoruz bu değişmez gerçeği…Yaşadığımız her güzel an aslında kârımız bizim…Öyleyse niye karartıyoruz sevecen ruhları?..Niye solduruyoruz gülen yüzleri?..Öyle ya, sevdiğimizi alıp gidince mi göreceğiz ölümün soğuk yüzünü?..Bakın sevdiklerinizin o güzel yüzüne…Sarılın doyasıya…Tutun ellerini…Yüreğinizi yüreğiyle birleştirin…Zaman su gibi akıp geçiyor…Yarına ertelemeyin isteklerinizi…Bir alıştınız mı ertelemeye, vazgeçemezsiniz, çünkü…”Bugün olmasın yarın olsun!..” önemsiz gibi görülen duraksamalardır…Sevdiğimiz ve kendimiz için bugünü yaşamalıyız doyasıya…Yarın çok geç olabilir…

Ruh ikizi ne demek çok iyi bilirim…Ben de eşimle ruh ikiziyim…Aynı şeyleri düşünmek, aynı şeylerden hoşlanmak, hoş bir duygu…Ruh ikizini kaybetmek de o ölçüde üzücü ve yıpratıcı…Birdenbire yapayalnız kalıyorsunuz ruh ikizinizle birlikte nefes alıp verdiğiniz bu fani dünyada…Ölümün acısı çöküyor onun yüreğini içine aldığınız yüreğinizde…Ben şimdiden bu acının büyüklüğünü hissediyorum…O nedenle de eşimi elimden geldiği kadar üzmemeye özen gösteriyorum…Onun da aynı özeni benim için gösterdiğine inanıyorum…Yaşarken sevdiğinin değerini bilmek o kadar önemli ki…Sonradan yükselen pişmanlık nidalarının kime ne yararı var?..

Sevdiğiniz bugün yanı başınızda…Yarın yanınızda olacağının ya da sizin onun yanında olacağınızın garantisi var mı?..Elbette yok…O halde, her günün yeni bir güne, her yeni günün de bilinmezlere gebe olduğunu asla unutmayınız…


Asım ERDOĞAN



ŞAİRANE @ 2007-2017. Blogger tarafından desteklenmektedir.

ŞAİRANE . 2017 Copyright. All rights reserved. Designed by Blogger Template | Free Blogger Templates