Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

03 Ekim 2010

BİLMECE

Ekim 03, 2010 0
BİLMECE


Size bilmecelerle konuştuğumu mu düşünüyorsunuz?

İnsanların gelenekleri, onların varlıklarından, her halkası bir bilmece olan bir zincir yaratmışken, eğer bilmeceler olmasaydı, acaba ben sizlere ne ile konuşabilirdim? Evet, bir bilmecedir yaşamla ölümün birbirinden ayrılması; gündüzün geceyle, uyanıklığın uykuyla, çiçeğin meyveyle ve şebnem tanesinin denizde yüzen buz kütlesiyle yakınlığı kadar yakındır birbirlerine oysa…

Bir bilmecedir yerin bitkisini, kuşunu ve hayvanını bedeninde et, kan ve kemiğe dönüştürmek için öldürüp de bunların ölümünü yaşam olarak adlandırmanız ve yer bedenini bitki, kuş ve hayvana dönüştürürken buna yaşam değil de ölüm demeniz.

Gerçekten bir bilmecedir, yediğiniz her şeyde ölümü yemeniz, içtiğiniz her şeyde onu içmeniz, giydiğiniz her şeyde onu giymeniz ve onunla yatıp kalkmanız, her çeşit arzunuzda onu istemeniz ve bütün bunlarda onu yaşam adıyla yüceltmeniz, sonra da sizi yediğinde, içtiğinde, giydiğinde ve istediğinde kalkıp onu lanetlemeniz.



MihaiL NUAYME


ZİHİN AÇICI

Ekim 03, 2010 0
ZİHİN AÇICI


1 - Gerçek değişim kimi eski şeyleri farklı görmeye başlamaktır.
2 - Pencerenizin camı kirliyse dışarı çıkıp manzarayı parlatmanız boşunadır.
3 - Eğer siz kendinizi sevmiyorsanız başkası neden sevsin.
4 - Ana babanız doğumunuzdan sorumludur, yaşamınızdan değil.
5 - Eğer kendinize yön arıyorsanız yolunu kaybetmiş birine sormayın.
6 - Dostluk, ayrı oldukları zaman insanları birlikte tutar.
7 - Fedakarlık çiçeğin köküdür.
8 - Geçmişi bir kitap gibi kullanın, eviniz gibi değil.
9 - Birçok insan hayatının büyük bölümünü olduğundan farklı görünebilmek için heba eder.
10 - İlerlemenizin önündeki en büyük engel kendinize güvensizliğinizdir.
11 - Acı, mutluluğa göre daha çok şarkı bestelemiştir.
12 - Her davranışında başkalarının onayını arayan kimseler hayatın birçok güzelliğini ıskalar.
13 - Yüzeyde hazine bulamazsınız.
14 - Kahkaha ruhun dansıdır.
15 - Mucize, enerjinizi korkularınıza değil rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar.
16 - Karşınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz?
17 - İkiyüzlülük sadece sahibi tarafindan görülemez.
18 - Hayatınızı bir para kazanma denemesi olarak kullanmayın.
19 - Cennete gitmenin iki yolu vardır:
- Gerçekten öldüğünüz zaman
- Gerçekten yaşadığınız zaman
20 - Gerçek zenginlik vaktinizi insanlara vermektir, para karşılığı satmak değil.
21 - Müziği notaların arasındaki sessizlik yaratır.





Richard Wilkins

....

Ekim 03, 2010 0
....

BÖYLE ÖZEL BİR KİŞİNİZ VARSA KAYBETMEYİN!

Ekim 03, 2010 0
BÖYLE ÖZEL BİR KİŞİNİZ VARSA KAYBETMEYİN!


Sizi sizin kadar tanıyan biri; sizi düşünen, düşünmeyi öğrenmiş, sakin, uslu, efendi, oturmayı kalkmayı bilen, sevmeden edemediğiniz biri. Size sizi anlatmayı seven, sizi başkalarına anlatmayı her şeyden çok seven, sizin için çok şey yapmaya hazır biri.

Bazen biraz fazla konuştuğundan yakındığınız ama ne söylediğini bildiğinden hep emin olduğunuz, sizi tanıdığı kadar kendini ve hayatı da tanıyan biri. Bazen düşüncesine şiddetle ihtiyaç duyduğunuz biri.

Sabahın üçünde ayıp olur mu diye endişelenmeden arayabildiğiniz ve üçüne beşine bakmadan size duymanız gerekenleri söyleyen, Gcenin o karanlığında kalkıp ışığı yakan, masanın başına geçen biri; kaleminiz-kağıdınız, aynanız, saatiniz, kravatınız olan bazen gölgeniz olan biri, ve bazen vicdanınız, eh bazen de uykusuz bıraktığınız için, vicdan azabınız olan biri...

Hayatınızda böyle biri var mı? Varsa kıymetini bilin.


2 NUMARALI PARŞÖMEN : SEVGİ

Ekim 03, 2010 0
2 NUMARALI PARŞÖMEN : SEVGİ


Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Her türlü girişimdeki başarının en büyük sırrı budur. Güç, bir kalkanı delebilir ve hatta hayata son verebilir ama insanların kalbini yalnızca sevginin görünmez gücü açabilir. Sevgiyi en büyük silahım yapacağım. Seslendiğim hiç kimse onun gücüne karşı savunma yapamaz.
Düşüncelerime karşı koyabilirler; sözlerimden kuşku duyabilirler; kıyafetimi beğenmeyebilirler; yüzümü reddedebilirler ve hatta pazarlıklarım kuşku doğurabilir; ama sevgim, nasıl güneşin ışınları en soğuk çamuru bile eritiyorsa, onların yüreklerini öyle yumuşatacaktır.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki bunu nasıl yapacağım?
Bundan böyle her şeye sevgiyle bakacağım ve yeniden doğacağım.
Güneşi kemiklerimi ısıttığı için seveceğim; ama yağmuru da ruhumu temizlediği için.
Işığı, bana yol gösterdiği için seveceğim; ama bana yıldızları gösteren karanlığı da.
Mutluluğu, yüreğimi büyüttüğü için seveceğim; ama ruhumu açtığı için kedere de dayanacağım.
Ödemem gerekli olan her şeyi şükranla ödeyeceğim; ama engelleri de bana meydan okudukları için selamlayacağım.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki nasıl konuşacağım?
Düşmanlarımı öveceğim ve onlar dostlarım olacak; dostlarımı yüreklendireceğim ve onlar kardeşlerim olacak. Her zaman övgü nedenleri araştıracağım. Hiçbir zaman dedikodu, karalama yapmayacağım. Eleştirmeye yöneldiğim zaman dilimi ısıracağım; övmek istediğimde ise damlardan bağırmayacağım.
Kuşlar, deniz, bütün doğa, yaradan için övgü müziği ile konuşmuyor mu? Ben, onun çocuklarına aynı müzikle konuşamam mı? Bundan böyle bu sırrı hatırlayacak ve hayatımı değiştireceğim.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki nasıl davranacağım?
İnsanların bütün davranışlarını seveceğim, çünkü her biri gizli de olsa, hayranlık duyulacak özelliklere sahiptir. Kalplerinin etrafına ördükleri kuşku ve nefret duvarını sevgiyle yerle bir edecek, yerine, sevgim ruhlarına girebilsin diye, köprüler kuracağım.
Haris olanları seveceğim, çünkü onlar bana esin verir. Başarısızlığı seveceğim, çünkü bana öğretir.
Kralları seveceğim, ne de olsa onlar da insandır. Alçak gönüllüleri seveceğim, çünkü onlar kutsaldır.
Zenginleri seveceğim, ne de olsa yalnızdırlar. Yoksulları seveceğim, çünkü o kadar çoklar ki.
Gençleri seveceğim, inançları için. Yaşlıları seveceğim, paylaştıkları bilgelikler için.
Güzelleri seveceğim, gözlerindeki mahzunluk için. Çirkinleri seveceğim, ruhlarındaki barış için.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki başkalarının davranışlarına nasıl tepki göstereceğim?
Sevgiyle. Sevgi, nasıl benim insanların kalbini açmak için silahım ise, aynı zamanda benim nefretin oklarına ve hiddetin mızraklarına karşı kalkanımdır. Zorluklar ve cesaretsizlikler yeni kalkanıma çarpıp en yumuşak yağmurlara dönüşecektir. Kalkanım beni pazar yerinde koruyacak ve yapayalnız iken bana destek olacaktır. Ümitsizliğimi yok edecek, böbürlenmemi eğeleyecektir. Kalkanım kullanıla kullanıla daha da güçlenecek, beni daha iyi korur hale gelecektir, ta ki ben bir gün onu bir kenara bırakıp her türlü insanın arasında engelsiz yürümeye başlayıncaya kadar. Bunu yaptığımda adım hayat piramidinin en tepesine yazılacaktır.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Karşılaştığım herkese nasıl davranmam gerekiyor?
Tek bir şekilde. Sessizce, içimden ona seni seviyorum diyeceğim. Sessizce söylenmiş de olsa, bu sözler, gözlerimde ışıldayacak, alnımdaki kırışıklıkları yok edecek, dudaklarıma gülümseme getirecek ve sesimde yankılanacaktır. Ve kalbi açılacaktır. Yüreği benim sevgimi hisseden birisi sunduklarımı nasıl reddedebilir ki?
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Ve her şeyden önce kendimi seveceğim. Kendimi sevince, bedenime, ruhuma ve kalbime giren her şeyi şevkle inceleyeceğim.
Hiçbir zaman etimin arzularına esir olmayacağım, tam tersine, vücudumu itidal ile temiz tutacağım.
Aklımın hiçbir zaman günahkârlık ve ümitsizlikle çelinmesine izin vermeyeceğim; tam tersine, onu bilgiyle ve yüzyılların bilgeliği ile yücelteceğim.
Ruhumun hiçbir zaman kendini beğenmişliğe ve doymuşluğa kapılmasına izin vermeyeceğim; tam tersine, kendimi dinleyecek ve dua ile onu besleyeceğim.
Kalbimin hiçbir zaman küçülmesine ve acıyla dolmasına izin vermeyeceğim, tam tersine, onu paylaşacağım, o büyüyecek ve yeryüzünü ısıtacaktır.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Bundan böyle insanlığı seveceğim. Bu andan itibaren damarlarımdan nefreti defediyorum, çünkü nefret etmeye zamanım yok, yalnızca sevgi için zamanım var.
Bu andan itibaren, insanların arasında bir insan olmak için gereken ilk adımı atıyorum. Başka özelliklerim olmasa bile, yalnızca sevgiyle bile başarı kazanabilirim. Dünyanın bütün bilgisi ve becerisi bende olsa bile, sevgi olmaksızın başaramam.
Bugünü sevgiyle selamlayacağım ve başaracağım...
 

OG MANDINO

25 Eylül 2010

HOŞGELDİN

Eylül 25, 2010 0
HOŞGELDİN

Sen ansızın çıktın karşıma
Unutmaya başlamışken / Vazgeçmişken sevmeyi
Bir bakışınla girdin yüreğimden içeri;
İyi ki de geldin sevgili;
Hoş geldin…

Daha önce nerelerdeydin diye sormayacağım sana,
Belli ki meşguldün,
Belki sen de beni arıyordun,
Şimdi bulduk ya birbirimizi,
Önemli değil gerisi…
İyi ki de geldin sevgili ;
Hoş geldin…
Hoş geldin…


Mehpare ÖĞÜT
2010

MEVLANA VE AŞK...

Eylül 25, 2010 0
MEVLANA VE AŞK...
Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görebilecekseniz, Evren kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.

Hatırlanması gereken şey ise insanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.

Bu konuda Mevlana şöyle der:
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Her şeyin ilacının sevgi olduğunu söylerken şöyle diyor: “Sevgiden bakırlar altın kesilir,dertler sevgiye derman olur ve ölüler sevgiden dirilir.”

Hayatı, sevginin müşahhaslaştığı bir şâheser olmuş olan Mevlana, sevgiye, üstün ve yüceltici bir değer atfederken, ayrıca, ona, en üst dereceden dönüştürme gücü ve kudretini de nispet etmektedir.

Yaşadığı sürece insanı olgunlaştırıp kâmil yapan sevgiyi, insanlık sevgisini esas tutan Mevlana, hudutsuz tolerans ile iyiliği, hayrı, sabrı, sakinliği, hazımlı olmayı, şiddet ve öfkeye esir olmamayı, merhamet ve affetmeyi öğreten Mesnevi'sinde şöyle sesleniyor: ”Sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden bulanık sular arı duru hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Padişahlar kul olur.”

Mevlana’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaratılış gayesidir.


TAVLA VE SATRANÇ...

Eylül 25, 2010 0
TAVLA VE SATRANÇ...
Pers imparatorunun başveziri Buzur Mehir tarafından,
1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu,
dünyanın en popüler oyunlarından biridir.

Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun, zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.Senenin birliği olarak tavla bir tanedir.
4 köşesi 4 mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı, pulların toplamı ayın 30 gününü, siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü,karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini simgeler..

Eski zamanlarda Hint İmparatoru,satranç oyununu Pers imparatoruna, yanında bir mektup ile hediye olarak göndermiştir. Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır.

Pers imparatoruna,

Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyorsa
O kazanır.
İşte hayat budur...

Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak,ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint İmparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister.

Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taşın hareketini ve oyunu çözer daha sonra da on günde tavlayı icad eder ve imparatora sunar.

Hint İmparatoruna tavla oyunuyla birlikte gönderilmek uzere şöyle bir mesaj hazırlanır.

Hint imparatoruna,

Evet,
Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyorsa
O kazanır.

AMA BiRAZ DA ŞANSTIR.

İşte hayat budur..

SİZ HANGİSİ SİNİZ ?

Eylül 25, 2010 0
SİZ HANGİSİ SİNİZ ?
Bir baba ile kızı dertleşiyorlarmış. Kız, hayatında çok sıkıntı yaşadığından söz etmiş ve bunlarla nasıl başedeceğini bilemediğini söylemiş babasına. Sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında.

Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve 'gel, sana bir sey göstereceğim!' diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşçı imiş. Ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit miktarda su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Ve birinci kaba bir havuç, ikincisine bir adet yumurta, üçüncüsüne ise bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam yirmi dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş.

Masaya iki tane tabak ve bir tane boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Daha sonra kaskatı pişmiş olan yumurtayı alıp ikinci tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşaltmış.

'Kızım ne görüyorsun?' diye sormuş.

Kızı 'havuç, yumurta ve kahve.' diye cevaplamış.

Kızını elinden tutmuş, masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kız önce çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş ve 'haşlanmış yumuşak bir havuç' demiş. Sonra yumurtayı eline almış, masaya vurup çatlatmış ve açıp içine bakmış 'artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta' demiş. En son bardaktaki kahveden biraz içip 've bir bardak kahve' demiş. 'Hatta tadı oldukça iyi. İyi de baba, niçin gösteriyorsun bunları bana? ' diye sormuş ardından.

'Bak,' demiş babası, 'hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı sürede pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı, hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tat yaydılar ve suyu eşsiz tadda bir kahveye çevirdiler.'

'Sen hangisisin kızım? ' diye sormuş adam. 'Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Sen havuç musun, yumurta mısın, yoksa kahve misin?'

Siz hangisisiniz? Havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca, yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz?

Yumurta gibi, içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişi misiniz? Sorunlar karşısında (ölüm, ayrılık, krizler, vs.vs,) güçleniyor ve sertleşiyor musunuz?

Yoksa bir kahve çekirdeği gibi misiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun sıcaklığı en üst dereceye çıktığında, lezzet maksimuma ulaşır.

Eğer bu kahve çekirdeği gibi iseniz, çevrede ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsiniz. Çevreye güzel tadlar, duygular katarsınız. Kendinizi ve çevrenizi daha iyi yapmak için çalışırsınız.

Peki ya SİZ hangisisiniz?


BUGÜN SEVDİĞİNİ SÖYLE

Eylül 25, 2010 0
BUGÜN SEVDİĞİNİ SÖYLE


Garip bir çift olan Edward - İsabella Johnson beni evlât edindiklerinde henüz iki aylıkmışım. Ba­na karşı olan davranışları son derece sevgi ve şefkat doluydu. Bu nedenle, Lanchester, Minn.'daki çocukluk yıllarımı asla unut­mayacağım.
Evli ve iki çocuklu bir doktorun yanında çalış­mak üzere Chicago'ya gittiğimde artık yetişkin bir kişiydim. Ekim, 1958'de yeni bir apartmana taşı­nıyorduk, işlerimin yoğunluğundan babamın 4 Ekim'deki doğum gününü kutlayamadım.

6 Ekim günü telefon ettiğimde bana: "Yaşlı ba­banı unutmuş olduğunu düşündüm" diye sitem etti. Bu sitem bende, onun tak­dir ve teselli edilmeye ihti­yacı olduğu intibaını uyan­dırdı. Onun sitemine: "Oh, baba biliyorsun, seni asla unutmayacağım ve sana o­lan sevgim asla tükenmeye­cek." diye karşılık verdim. Bir müddet konuştuktan sonra sözü büyük çocukla­rının işlerine ve yeni apar­tmanımıza getirdim, fakat o, bu telefon görüşmesi sa­na çok pahalıya gelecek di­yerek konuşmayı kısa kes­mek istedi ve allahaısmar­ladık demeye başladı. Ko­nuşmaya devam etmemiz için beni neyin zorladığı­nı asla bilemeyeceğim. Ü­zerime aydınlık bir his gel­di ve içten gelen güçlü bir duygu; "Onu sevdiğini söyle" dedi. Birdenbire onun şefkatini, iyi karakte­rini, insanlarla dürüst alış verişini ve tüm yaşamıyla kendisini ne kadar çok takdir ettiğimi söyledim. Henüz daha genç olduğum dönemlerde cahilliğim ne­deniyle onu çok üzdüğüm için beni bağışlamasını di­ledim.

Geçmişe dönüp, ko­şan pars zambaklarını, su fışkırtan traktörleri ve beni yaban ördeği avına gö­türdüğü zaman ne kadar çok eğlendiğimi, sağnak halindeki yağmur altında birlikte av kuşu çevirdiği­miz günlerden söz ettim. Babam, tüm bunları başından sonuna kadar ses­sizce dinledi. Daha sonra; "Bunları dinlemek ne ka­dar güzel Pat!" dedi. Kü­çükken birlikte yaptığımız şeyler hakkında konuştuk ve bu arada tekrar, "Seni seviyorum babacığım." de­dim. "Pekâlâ, beni gerçek­ten çok mutlu ettin ve se­vindirdin." dedi gülerek. Bir süre sonra telefon soh­betimiz sona erdi.

İki gün sonra babam kalp yetmezliğinden öldü. Dehşetli bir keder içindeydim, ancak telefondaki o sohbetimiz ile teselli bula­bildim.

Son olarak konuştu­ğumuz gibi konuşmayı sık sık başaramamıştık, oysa o sözler gibi söylenecek daha pek çok şeyler vardı. Cenaze töreninden sonra bazı kimseler bana: "Babana öldüğü âna kadar onu mutlu edebilecek ne söyledin?" diye sorular sor­dular.


Patricia PARHAD, FATE’den