Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

04 Ağustos 2008

ZEVRAK İLE EBRU

Ağustos 04, 2008 0
ZEVRAK İLE EBRU

Güvercin sahibinin, önüne geçilemez, galebe çalınamaz bir merakı vardı: İkide bir de tuhaf çeşitlerden yavrular almak için çiftleri birbirinden ayırır, Şaminin erkeğini kesmenin dişisine, ötekinin dişisini berikini erkeğine eş etmek için onları yeni sevdalarıyla mahfî ve mestur birer zifaf yerine kapardı.

Bir gün bu merakına Zevrak'la Ebrû hedef oldu. Çırpınarak i'tiraz etdim. Onlar kümesin en genç, en âşık en mesûd, hattâ en güzel çiftiydi. Onlara ilişmek bir parça da bana ilişmek gibiydi. O, mutlaka fikrinde galebe çalmak için öyle sebepler buldu ki bana mağlûp olmak lâzım geldi. Ebrû gök mâî bir erkekle, Zevrak bir dişi sarı ile kapandılar. O, bana bu aşk fâciasından beklenen neticenin hemen zaferini ilân eden bir sesle: «Bakınız ne güzel yavrular alınacak...» diyordu.

Ben artık bütün kümesi unutmuştum; yalnız bu mahbus çiftlerle meşgul oluyor, şu hicran devresinde onların bîçâre mecruh kalplerini hisse çalışıyordum. Zevrak'la Ebrû'ya verilen yeni eşler, eşsizdiler.Kendilerinin mahremiyeti dâiresine tahsis olunun yeni eşlere hemen sevda ihsas etmek gayretine düştüler: Gök mâî Ebrû'nun etrafında kuyruğunu sürterek, göğsünü şişirerek yaşamak sevmek demek olduğunu izaha çalışıyor, sarı muhteriz taşkınlıklarla Zevrak'ın boynuna gagalıyordu. Fakat ötekiler!.. Ötekiler gûyâ ağlıyorlardı. Kafesin köşesine büzülmüş, başlarını içeri çekmiş, ağır ağır kapanarak artık hayatı görmemek isteyen gözleri bulanmış, yemek içmek bile düşünmeyerek, mateme uğramış bedbaht sevdalarına sakit yaşlar döküyorlardı.

Bir sabah Ebrû'nun kafesinde hayret edecek bir şey gördüm: Ebrû yeni âşıkının ağzını öpüyordu. Nasıl? Ebrû, sen de ah, mini mini kadın, sen de o sadakat yeminlerini unutan kadınlara benziyordun, değil mi? O gün güvercinin sahibine anif bir sesle haber verdim: «Şimdi artık Ebrû'yu çıkarabilirsiniz, yeni âşıkıyle uyuşuyor.» O, güldü, ötekini sordu: «Zevrak, Zevrak ne yapıyor?» Şübheli bir sesle: «Şimdilik hâlâ düşünüyor!» dedim. Bunu şübheli bir sesle söylediğime ne kadar hatâ etmişim! Zavallı Zevrak! İşte senin hâtırandan aflar diliyorum. Fakat o vefasızdan sonra nasıl hükmedebilirdim ki, yeni mâşukanın bütün tesliyetleri, bütün okşayışları neticesiz kalacak; sen haftalarca o sevda fâciasının, o hıyanetin matemleriyle yüreğinin yaralarını zehirliye zehirliye, her dakika bir parça daha ölerek, bir parça daha bu hayattan, bu hayatın yalan aldatan saâdetlerinden kaçarak, eriyeceksin, biteceksin?.. Evet, Zevrâk teverrüm etti, hiç bir şey değil, teverrüm etti; ne yanındakine, ne kafesin bir tarafından görünen semâya, hattâ kafesin ters tarafından gelerek kayıtsız, fütursuz bir nazarla içeriye bakmağa çalışan Ebrû'nun gölgesine bile küçük bir iltifat nigâhını israf etmeyerek, hep o köşesinde ıslanmış bir kuş mazlumiyetiyle can çekişerek, Zevrak, bir gün son nefesiyle gagasını açtı; bir küçük şikâyet sesi, ufak bir gu!... bile çıkmadan öldü. Biçâre sevda kurbanı!.. O zaman bana bu fâcia, bir güvercin, birZevrak olmak için ne büyük bir arzû vermiş idi! Ben de öyle mes'ud birsevdadan sonra onun hicranıyla erimek ölmek isterdim; ben de bir birinciden sonra saâdet aramamak düşünürdüm; fakat anlaşılan bu mes'elede Zevrak'tan ziyade Ebrû'nun felsefesinde isabet var!..


HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

30 Temmuz 2008

KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA

Temmuz 30, 2008 0
KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA

Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop'un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık birgün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay şöyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken surda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir bugün
Bir çeşme gibi akabilir cumartesi
Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızların göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimelerin altında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık sökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır belleğin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında

Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde

Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde

Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde

Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Kan var bütün kelimelerin altında
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Bütün bir ömür kokar o ayna
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır hayatın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında


Cemal SÜREYA

İKİMİZİN ARASINDA

Temmuz 30, 2008 0
İKİMİZİN ARASINDA

Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
Hele ürksün fincancı katırları!


CAN YÜCEL

HEP SEN

Temmuz 30, 2008 0
HEP SEN
Hep sen diye başlıyor tüm satırlarım ve yine sen diye bitiyor tüm akşamlarım.
Yalnızlık , içtiğim bir kadeh şaraba dost olmuş sensiz günlerimde,
Radyoda dinlediğim her ezgi seni hatırlatır olmuş
Hüzün belki de hiç böyle güzel gözükmemişti gözüme
Nedendir bilmiyorum, ama günlerimi hep sen diyerek geçiriyorum…

Nedeni basit aslında, ancak kendime söylemekten bile korkar olmuşum,
Sanki söylediğimde herkes duyacak ve bir şey diyecek sanıyorum,
Olmayan bir hayalin peşinden koştuğumu söyleyip deli diyecekler diye korkuyorum,
O yüzden bir türlü içimden bile “SENİ SEVİYORUM” diyemiyorum…

Çok defalar senden nefret etmeyi denedim ama başaramadım, daha doğrusu yapamadım.
Seni çok sevdiğimden midir bilmem sana bir türlü kıyamadım.
Seni bu kadar çok severken nefreti kendi gönlüme yakıştıramadım
İşte bu yüzden bir türlü senden kopamadım…

Biliyor musun artık kimseleri sevemiyorum, kimseye gönlümü emanet edemiyorum.
Kırarlar, senin gibi sevemezler diye çok korkuyorum,
O yüzden işte sevgilim, senin yerine başkasını koyamıyorum,
Seni sevdiğim gibi kimseleri sevemiyorum
ÇÜNKÜ BEN HALA, HEP SEN DİYORUM…



Mehpare ÖĞÜT
2007