Bu Blogda Ara
13 Ağustos 2008
10 Ağustos 2008
Genç bir adam Amerika’nın batısındaki bir çiftliğe iş başvurusunda bulunmuştu. Çiftliğin sahibi ona özelliklerini sorduğunda genç adam kendine güvenen bir edayla şöyle cevap vermişti:"Rüzgar estiğinde dahi uyuyabilirim"Bu söz yaşlı çiftlik sahibinin kafasını çok karıştırmıştı, fakat bu zeki genç adamdan da çok hoşlanmıştı bu yüzden onu işe aldı.Birkaç gün sonra yaşlı çiftlik sahibi ile karısı geceyarısı çok sert ve şiddetli bir rüzgarla uykularından fırladılar. Bir sorun çıkma ihtimaline karşı her yeri kontrol etmeye başladılar.Pencere ve kapıdaki kepenklerin sıkıca kapatılıp kancalarının yerlerine takıldığını gördüler.Kalın ağaç kütükleri ise sıra sıra şöminenin yanına dizilmişti. Tarım araçları güvenli bir şekilde hangara yerleştirilmişti. Traktör garajdaydı. Ahırın kapısı düzgün bir şekilde kapatılmış ve kilitlenmişti. Hatta içerideki tüm hayvanlar oldukça sakindiler. Genç adam hemen ilerideki kulübesinde huzurlu bir şekilde uyuyordu.İşte o anda yaşlı çiftlik sahibi genç adamın o gün ona ne demek istediğini anlamıştı."Rüzgar estiğinde dahi uyuyabilirim"Çünkü genç adam fırtınasız güzel günlerde herhangi bir gün şiddetli bir fırtına ile çiftlikteki her şeylerini kaybedebileceklerini düşünerek işlerini o kadar bağlılıkla ve düzgün bir şekilde yapmıştı ki, en sert, en şiddetlifırtına dahi esse yatağında huzurla uyuyabilirdi.Yapabildikleriniz değil, birgün gerçekten yapamadığınız şeyler güneş battığında size baş ağrısı verir.
KATHLEEN PİNTO
KATHLEEN PİNTO
Sarp ve kayalıklıdır sevginin yolları,
Ama içinize ateş düştü mü izlemekten geri durmayın,
Gerçi sözleri düşlerinizi darmadağın edebilir,
Ama sizinle konuştuğu zaman yine de ona inanmamazlık etmeyin,
Çünkü başınıza tacı oturtacak olan da,
Sizi çarmıha gerecek olan da sevgidir,
Tıpkı püsküllerin mısırı sarışları gibi sevgi de sizi kendisine sarar,
Soyunmanız ve önünde çıplak kalmanız için sizi zorlar,
Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir,acı verir canınıza,
Boyun eğdirinceye dek ezer, yoğurur sizi,
Sevgi tüm bunları başarır, yeter ki siz kalbinizin sırlarını oğrenin,
ve bu yolla Hayatın yüreğinden bir parça olun,
Ama diyelim ki korkulara kapılmışsınız
Ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz,
O zaman bir an önce çıplaklığınızı örtün ve sevginin zorlu düzeninden uzaklaşıp mevsimleri olmayan bir dünyaya sığının daha iyidir,
Karşısındakine kendinden başka birşey vermez Sevgi,
Ve kendinden başka hiçbirşeyi geri almaz,
Çünkü sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir,
Sevginin kendini mutlu etmekten öte hiçbir arzusu yoktur,
Ama eğer sevgiye kapılmışsanız ve tutkularınız olsun istiyorsanız,
Şunları kendinize seçin;
Tutkunuz,sevginin içinde erimek olsun,
Tutkunuz,aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun,
Tutkunuz,kendi Sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun,
Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız,
Tutkunuz,kanatlanmış bir yürekle sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor oluşa teşekkür etmek olsun,
Tutkunuz,gün öğleye eriştiğinde oturup sevginin heyecanını düşünmek olsun,
Tutkunuz,gün akşama erdiğinde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun,
Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi birşeyler dileyip yatın;
Dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun...
Halil CİBRAN
İnsan için biricik teselli ve neşe kaynağı "GÖZYAŞLARI" dır. Doyulmayan manevî hatların galeyana-cuş'a- gelişiyle göz pınarlarının akışı.. Ne tatlı ne hoş... Gözyaşları! Bazen inci taneleri gibi bir gözden damla damla akar, diğer gönlü ateş gibi yakıp kül edersin. Maddeleşmiş kafalarıyla kimyacılar senin analizini yapamaz. Ancak O'nun "Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz" sırrına vâkıf olan basîret sahihleri seni çözebilir.Göz yaşları'nın en büyük düşmanı "gülmek" tir. Atom bombası yeryüzünün verimli topraklarını verimsiz hale getirip, havayı suyu nasıl bozuyorsa; gülmek de ruh ve beden ülkesinin merkezi olan kalbi ve ondaki mürüvvet, hamiyyet ve muhabbet duygularını tahrib eder. Mürüvvet ocağı olan kalbi harâmtler karargâhına çevirir.. Çileli bülbüllerin yanık sesleri gibi sedâlanan sesler yerine baykuş seslerini andıran sesler çıkartır. İşte o zaman kalb ölmüş demektir, ölü kalbin penceresinden yas çıkar mı? Kalbi ölenlerin kalıbının taştan ne farkı olur? Şu kalıpları insana benzeyip, sûretleri değişenler... Siz insanlığı arayan insanlara insan olduğunuzu ne ile ne zaman isbat edebileceksiniz? Söyleyen ne güzel dile getirmiş:"Yıllar yılı dolaştım gönül ülkelerindeİnsanlığı aramışım insan gölgelerinde."Eller hep boş, ümitler suya düşmüş vaziyette insanlardan insanlık bekliyoruz. Beyhude.. Zira niçin yaratıldığını bilmeyenler niçin yaşadıklarını bilebilirler mi?Ne garip tecellilerle dolu bir hayat. Gülmeğe herkes "Gönüllü asker", ağlamaya gelince "Vakitsiz teskere" ister durumda. Ağlamasını unutmuş garib bir nesiliz. "Yaş çıkmayan gözden Allahım sana sığınırım." diyen bir Yol gösterici' nin tâbileri değil miyiz? Hani seccademize döktüğümüz billûr damlalarını andıran gözyaşlarımız? Hani kırdığı bir kalb işlediği bir günah yüzünden gözleri yaşlarla dolup çağlayanları andıranlar... Hani yastığının örtüsünü geceleri göz yaşlarıyla yıkayanlar?Gülenler!... Gülüşlerinizden bile ümitliyiz. Şimşeklerin ve gök gürültülerinin yağmur yüklü bulutları haber verdiği gibi gülüşleriniz de bize gözyaşlarınızı müjdeliyor... Bekliyoruz... ömrümüzün nihayetine kadar da bekleyeceğiz... Bir göz ve bir damla yaş... Ne girift bir bilmece... Hep cesedi ölenlere ağlanıyor da maneviyatı ölüp "İki ayaklı canlı cenaze" olanlara ağlanmıyor? Asıl ağlanması gereken onlar değil mi?Gözyaşları... Sen nelere teselli kaynağı, kimlere' ümit sığınağı olmadın? Yetimlere, boynu büküklere, mazlumlara ettiğin dostluklar yeter. Gel, ne olur... Biraz da senin hasretinle yananlara dost ol...
İnci ÖZATA





