Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

22 Kasım 2008

GÖÇMEN ÇİÇEK

Kasım 22, 2008 0
GÖÇMEN ÇİÇEK

Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde
Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan
Birdenbire patlayan
Bir çığlığım sessizliğinde
Ele-güne karşı seni utandıran

Yaz günü palto giyerim
Ceplerim dolu dolu şiir
Gören beni deli sanır
Adım kaçığa çıkar
keşke kaçsam
Keşke kaçabilsem şu dünyadan

Aykırı bir şiirim kitabının arasında
Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış
Sondan okumaya başla
Nokta koy her dizenin önüne
Anlamaya calış

* * *

Bedeninin bir noktasından dalıp
Yüreğini bulabilirim
Geceyse, başlar yastığa düşerse
Ve yorgunsa yüzün
Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip
Kandiller gibi başucuna koyabilirim
Ey bütün tufanların ardında
Bulduğum dinginlik!
Göçmen çiçeği dünyanın
Kökleri ardısıra sürükleyen çılgınlık!
Madem ki yaşam bu
Madem ki taşın taş olmaktan öte
bir umarı yok
Bir türkü söyle kadınım
Yürüsün dünyaya mutluluk

* * *

Yağıyor incecik bir yağmur dışarda
Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur
Islak toprak kokusu
Doluyor odama
Sıkılıyorum
Kitapların üstüme yıkılacağından
Korkuyorum şimdi
Yel esiyor
Sökuyor duvardaki bir resmi
Yerine senin yüzünü koyuyor

Yüzün şimdi karşımda
Yüzün akşam karanlığında
Toprağın üstüne bırakılmış
Bir demet çiçek gibi parlıyor

O zaman açıyorum
Bütün perdeleri
O zaman yakıyorum
Bütün ışıkları
Camları darmadağın ediyorum
Yüzünü avuçlarıma alıyorum
Alnını öpüyorum
Dünyayı öper gibi

* * *

Sana uzanamadığım gün
Ellerim yok sanıyorum
Senin bakışlarını yakalayamadığım gün
Gözlerim yok..
O zaman bir yumruk
bütün gücüyle vuruyor
Eski bir piyanonun tuşlarına
Binlerce martı
Kayalıklara çarparak ölüyor
Ayışığı tutkal gibi
Yapışıyor pencereme
Açamıyorum perdeleri
Şiir yok artık
Türkü dindi..

* * *

Meyvelerini taşıyamayan
Ağaçlar gibiyim
Sularını taşıran ırmaklar gibi..
Bu kadar mutluluk çok bana
Onu günlere
Onu aylara bölmeliyim
Ve bir tek gülüşünü senin
Kutlamalıyım yıllarca...

* * *

Sana yüregimde bir sürgün yeri
Göçüp konacak
Bir toprak yaratsam
Kadınım, sarışınlığınin bittiği anı
Gizli bir esmerliğe eklesem..
göcmen çiçek
Her yerin yabancısı
Yolların, yolların ötesinde
bize bir tek
Yarınlar kaldı
Göğün tükenip, denizin
Başladığı yerde

Ahmet ERHAN

LEYLÂ HANIM (Saz)

Kasım 22, 2008 0
LEYLÂ HANIM (Saz)

1850'de İstanbul’da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. Hekimbaşı İsmail Paşa’nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Sultan Abdülmecit'in kızı Münire Sultan'ın maiyetinde kaldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınır. Rumca ve Fransızca öğrendi. Medeni Aziz Efendi ve Nikogos Ağa'dan klasik Türk müziği dersleri aldı. Babasının İzmir valiliği yaptığı dönemde Vilayet Mektub-i Muavini Giritli Sırrı Efendi'yle evlendi. Eşinin Pizren, Tuna vilayetlerindeki mektupçuluk görevleri ve Trabzon, Kastamonu valiliği nedeniyle buralarda yaşadı. İki yüze yakın beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı. Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya çevrilerek basıldı.

ESERLERİ:
Solmuş Çiçekler (Şiir 1928)
GAZEL

Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka
Nesi var kahr ü azab ü siteminden başka

Yâr canım diye pür rahm ü vefa sandığımın
Görmedin lütfunu vâ'd-i kereminden başka

Runüma olmadı ayine-i pür jenk-i hayat
Bana bahtım ile tesir-i gâmından başka

Nesvedar olmadı gönlüm feleğin bezminde
Kalmadı çekmediğim câm-i ceminden başka

Dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim
Sevmedin bir çiçeği gonca feminden başka

Duymaz oldum bu tarâb-gâh-i emelden bir ses
Kırılan saz-i dilin son nâ-gâmından başka

Beni peyrevliğe teşvik iden olmaz
Leylâ o sühan saz-i Nazif'in kaleminden başka

18 Kasım 2008

SORDULAR BANA

Kasım 18, 2008 0
SORDULAR BANA


Sevdanın rengini sordular bana, ateşten daha sıcaktır; yakar da geçer dedim..

Aşkın rengini sordular bana, saman alevi gibidir; yanar da söner dedim..

Seni sordular bana, ömrüme ömür katan, kalbimin tek sahibidir dedim..

Mehpare ÖĞÜT

YAZMAK ÜZERİNE...

Kasım 18, 2008 1
YAZMAK ÜZERİNE...
Kelimeler dökülsün istiyorum dilimden. Öylesine renkli ve etkileyici…Okuyanı cezp etsin ve başka diyarlara götürsün, hayal alemine dalsın, istediği kadar orda kalsın istiyorum ve diliyorum ki, bir gün bulacağım o kelimeleri ve ben de yazacağım o çok ünlü yazarlar gibi. Belki bir roman ve belki de hedefi tam on ikiden vuran bir şiiri. Bu bana ne kazandıracak düşünmedim şimdiye dek üstünde. Paramı, saygı mı, şöhret mi, yoksa daha çok okur mu. Paraya ihtiyacım yok çünkü cebimde olmasa da ve ölsem de tüm yazarlar gibi sersefil ve beş parasız umurumda değil. Çünkü içimdeki edebiyat tutkusu beni ulaşılması en zor yerler için zorlayacak ömrümün sonuna kadar ve bunu en az adım kadar biliyorum. Saygı ise olabilir belki ama eğer okurunuz yoksa kime ve neye saygı duyulacak ki. Yazdıklarınız sadece üç kişiden öteye gitmiyorsa, kıtalar aşmıyorsa neye yarar. Belki kıtalar aşmasına da gerek yok. Ülkemdeki en ücra köşelerdeki okuyucuya ulaşabilirsem ve adım duyulursa bir gün işte o zaman sanırım kazanmış olacağım hak ettiğim saygıyı da. Ama benim okuyucularım olmalı. Beni takip eden, noktasına virgülüne kadar beni ezberleyen. Yazmadığım günlerde beni merak eden, yazdığımda ise benimle ağlayıp benimle gülen. Ben, iyi bir yazar, iyi bir şair olmalıyım. Ama her şeyden önce kendim için bir şeyler yapmalıyım. Daha çok okumalıyım, daha çok yazarla tanışmalıyım. Onların eserlerini yazarken nasıl bir ruh haline büründüklerini anlamaya çalışmalıyım. Ama asla ve asla onları taklit etmeden, kendi çizgimde, kendi eserlerimi yazmalı ve kendi okuyucularımı yaratmalıyım. İşte o zaman ruhum ve benliğim bu işi kaptım dedirtecek hale gelmiş olacaktır. Umuyorum ve diliyorum ki, bir gün yüreğimdeki tüm güzel kelimeleri ve cümleleri utanmadan ve sıkılmadan, korkmadan sizlere ulaştırabilirim. Kim bilir belki de siz bu yazıyı okurken ben o kelimelerle bir şeyler yazmaya başlamış bile olabilirim….

Bol okumalı ve şiirli günler dileklerimle…


Mehpare ÖĞÜT