Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

23 Kasım 2008

MEVSİM ŞİMDİ SONBAHAR

Kasım 23, 2008 0
MEVSİM ŞİMDİ SONBAHAR
Hani yapraklarını döker ya ağaçlar her sonbaharda,
Hani sıcak ve uzak iklimlere göç eder ya kafile kuşlar,
Benim yüreğimde gitmek ister ya bu sonbaharda.
Bir ses durdurur gidişimi,
Ve sana ne zaman varmak istesem engeller çıkar yoluma…

Mevsim şimdi sonbahar, acının doruğundayım.
Gözlerimde sicim sicim yaşlar ayrılık rüzgarındayım.
Beklemek zor diyorsun bekleme o zaman sevdiğim.
Ben gelemiyorum madem, sen gelsen olmaz mı yanıma…

Hüzün sarmış dört bir yanımı, eşlik eden yok sensiz akşamlarda.
Ne içkiden anlarım ne içmekten, gönül sarhoşluğu var yürekte,
Bir tek Allah’a sığınırım çaresizlikten, sevgisizlikten, sensizlikten.
Ne ölüm kurtarır beni, ne de başka bir aşk bu alemde.
Yalnızca sensin bu yüreğimin tek çaresi, tek sahibi sen…

Mevsim şimdi sonbahar, acının doruğundayım.
Gözlerimde sicim sicim yaşlar ayrılık rüzgarındayım.
Beklemek zor diyorsun bekleme o zaman sevdiğim.
Ben gelemiyorum madem, sen gelsen olmaz mı yanıma…


Mehpare ÖĞÜT
KASIM 2008

“DÜŞ KIRIKLARINDAN MOZAİK PASTA”

Kasım 23, 2008 0
“DÜŞ KIRIKLARINDAN MOZAİK PASTA”
Özel Öğrencilerimizin Objektifinden Fotoğraf Sergisi

Açılış:

Tarih: 29 Kasım 2008

Saat: 13.00

Yer: Kızılay Metro İstasyonu Sergi Alanı


http://www.saygi. com.tr/Default. asp?sayfa= duyuru.asp&rq=146


Bir küçük kutuydu. İlk kez tanıştılar. Ellerine aldılar. Dokundular. Hayatı o küçücük kutunun içine sığdırdılar.

Dokundukları her anı değerli kıldılar ve gülümserken dondurdular hayatı.

Onlar, deklanşöre dokundukça gülümsedi herkes, gülümsedi her şey… Çiçekler, böcekler, hayvanlar, güneş, su, toprak… Asık yüzlü binalar, hüzünlü yollar, kaldırımlar… Hatta insanlar…

Hayatın her anı, fotoğrafını çekmeye değerdi. Öyle değerliydi her anımız.

Buyurun bir de onların gözüyle bakın hayata...

Fotoğraf Sergimize Bekliyoruz.

Sergimiz 29 Kasım- 5 Aralık Tarihleri Arasında Ziyarete Açık Kalacaktır.


(Bir arkadaşımın e-mail yoluyla göndermiş olduğu bu haberi sizlerle paylaşmak istedim.Kendisine teşekkürler ediyorum)…

22 Kasım 2008

NEŞRİYAT - "ÇARŞI'NIN ASİ RUH'U"

Kasım 22, 2008 0
NEŞRİYAT - "ÇARŞI'NIN  ASİ RUH'U"
“Asi Ruh”, Çarşı diye bilinen ama kimsenin tam olarak tanımlayamadığı grubun, nasıl doğduğunu ve nasıl bir oluşum olduğunu anlatıyor.

1982 yılında kurulan, maçlarda takındığı tavırlar, açtığı pankartlar, dile getirdiği tezahüratlarla farklı bir taraftar profili çizen, farklı sosyal tabakalardan, kültürel çevrelerden ve etnik kimliklerden, farklı ve hatta çatışan politik ve ideolojik alanlardan insanlardan oluşan Çarşı, toplumsal olaylara duyarlılığı ile diğer taraftar gruplarından ayrılan bir grup.

Çarşı, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Orhan Pamuk’u kutlayan, Fatih Terim’in “imparator” diye tanımlandığı sırada “imparatorluk değil tam demokrasi” diye pankart açan bir taraftar grubu.Çarşı’nın asi ruhu, ırkçılığa karşı “hepimiz Eto’yuz” demiş, Plüton gezegen statüsünden çıkarıldığında “Hepimiz Plütonuz” diye gündemi tiye almıştı.

Siyasi çalkantılardan, nükleer enerjiye, bir çok sorunu önce Beşiktaş tribünlerine ardından ülke gündemine taşıyan Çarşı, şimdi’de “Asi Ruh” ile kitapseverlere hitap ediyor.

Kaynak – pusula.tv


BİR MASAL GİBİ

Kasım 22, 2008 0
BİR MASAL GİBİ

Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için
hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm..
Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye
acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri
yıpranmış eski bir zarftan başka birşey yoktu...

Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi
yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu
bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için
zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım.
Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda,
özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Michael"
diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı için
onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak
devam ediyor.. "Ama sakın unutma, seni daima
seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..

Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun
yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez
hemen telefon idaresini aradım.Görevli kisi, kendisine
bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını
vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat
ısrarım karşısında: "Belki, size yardımcı olabilirim" dedi.
"Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar
Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.."
dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi..
"Bağlıyorum efendim." Telefonda, karşıdaki hanıma
"Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum.

"Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden
aldık" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.."
"Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip
ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin
adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş..
Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki ordan
bilirlermiş.. "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim
kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce
yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak
için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı..

Bir kadın "Şimdi Hannah'nın kendisi bir huzurevinde"
dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim.. Ses;
"Evet, Hannah burda yaşıyor" dedi.. Saat ona geliyordu
ama hemen yola çıktım, Hannah'yı görmek için..
Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş
saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl
ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip..
Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi,
"Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle
seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu
meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm
diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha..
"Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz
ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.." Bir ufak
sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.."
İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden..
"Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki.."
Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım.

Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız
"Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." Hiç
değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim..
Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran
hademe bağırdı.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'ın
cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde
görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten..
Üç kere ben buldum, koridorlarda..

"Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım
tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında
kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.
Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle "Evet
bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş
sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum."
"Hiçbirşey borçlu değilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim.
İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum."
"Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadım.
Hannah'yı da buldum.." "Buldun mu? Nerde? İyi mi?
Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.."
"Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça.. "Bana onun
telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım."
Elime sımsıkı sarıldı.. "O benim tek aşkımdı.. Onu
öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup
geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti."
"Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.."

Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı.
Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu..
Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. "Hannah"
dedi.. "Bu bay'ı tanıyor musun?" Gözlüklerini
ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..
"Michael" dedi, Michael, kapıda, kısık sesle..
"Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.."
"Michael" diye yutkundu Hannah. "İnanmıyorum..
Bu sensin. Benim Michael'ım." Michael
Hannah'ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar.
Hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı..
"Gördün mü, bak?" dedim "Yaşamda, yaşanması
gereken herşey, er ya da geç, birgün kesinlikle yaşanacaktır."

***

Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar.
Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim?

Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael
beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık
bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de
lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı..
Bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerimi…

Aşklarını onsekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan
76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında
keşke siz de bulunsaydınız… Altmış yıl önce bittiği
sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı
yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız.

Çeviren: Nuray Bartoschek