Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

15 Nisan 2009

EVLİYA

Nisan 15, 2009 0
EVLİYA

Yaşlı adamın hastalığına çare bulunamayınca,
kendisine evliya denilen birinin adresini vermişler.
Söylenenlere göre en ağır hastalar o zatın duasıyla
iyileşebiliyormuş. İhtiyar adam verilen adresi
çaresizlik içinde cebine atıp doktorun yanından
ayrıldığında, sokağın köşesinde simit satan 6 - 7
yaşlarındaki bir çocuğa rastladı. Çocuk son
derece masum gözlerle kendisine bakıyor
ve onu tanıyormuş gibi gülümsüyordu.

Adam, o yaştaki çocukların tamamen günahsız
olduğunu düşünerek yoluna devam ederken,
aniden duruverdi. Simitçinin üzerindeki eski
tişörtün üzerinde bir "E" harfi yazılıydı. Ve bu
"E" mutlaka evilyanın "E" si olmalıydı...
Aradığı evliyaya bu kadar çabuk ulaşmanın
heyecanıyla yanına gidip bir simit aldıktan sonra;

- "Doktorlar benim hasta olduğumu söylediler,"
dedi. "İyileşmem için bana dua eder misin?"

Çocuk bu teklif karşısında şaşırmışa benziyordu.
Kafasını olur der gibi sallarken;

- "Bende sık sık hastalanıyorum," diye karşılık verdi.
"Ama dedem, Allaha inananların ölünce yıldızlara
uçtuklarını ve orada cenneti seyrettiklerini söylüyor.
Bu yüzden korkmuyorum hastalıklardan."

Adam içinin bir anda ferahladığını hissetti. Onun
soğuktan moraran yanaklarına bir öpücük kondururken ;

- "Deden çok doğru söylemiş," dedi.
"Ama ben yine de yardım istiyorum senden."

Çocuk, duasının kıymetini anlamış gibiydi. Karşı
kaldırımdan geçmekte olan baloncuyu gösterek ;

- "Size dua edeceğim" diye cevap verdi. "Ama eğer
iyileşirseniz, bana 10 tane balon alacaksınız , tamam mı?"

Bu sefer adam başını salladı. Fakat çocuk bu kadar
büyük bir hazineyi istemekle haksızlık yaptığına
hükmetmişti. Mahcubiyetten kızaran yanaklarını
elleriyle örtmeye çalışırken ;

- "Uçan balon almanıza gerek yok," diye devam etti.
"Normalinden 10 tane istemiştim. "

Adam elini uzatarak çocukla tokalaştı. Anlaşma
nihayet yapılmış, ayrıntılara geçilmişti. Buna göre
hastalıktan kurtulması halinde 6 ay sonraki ramazan
bayramında çocukla buluşacak ve her hangi bir sebeple
gelemediği takdirde, önceden hazırlanan balonların
ona ulaşmasını veya postalanmasını sağlayacaktı.

Adam küçük çocuğun adını ve adresini bir kâğıda
yazdıktan sonra, başını okşayarak onunla vedalaştı.

Aradan soğuk bir kış geçip ramazana ulaşıldığında ,
adamın hastalığından eser bile kalmamıştı. Hayata
tekrar dönmenin sevinciyle en güzel balonlardan
bir paket hazırladı ve bayramın ilk gününü iple
çekerek randevü yerine gitti. küçüklerin cıvıl cıvıl
kaynaştığı bayram yerindeki diğer simitçiler,
çocuğu tanımıyordu. Adam onu biraz ilerdeki
bakkala sorduğunda , dükkân sahibi ;

- "Ciğerleri hastaydı yavrucağın," dedi.
"Geçen hafta aniden ölüverdi."

Adam bir anda beyninden vurulmuşa döndü.
Ve koşar adımlarla orayı terkederken , önüne
çıkan ilk baloncuya bir tomar para uzatıp;

- "Şu uçan balonlardan 10 tane istiyorum," dedi.
"Çabuk ol, gecikmeden ulaşmalı yerine."

Adam, satıcının aceleyle uzattığı balonların iplerini
birbirine düğümledikten sonra, onları besmeleyle
gökyüzüne bıraktı. Bayram yerindeki herkes gibi
baloncu da şaşkındı. Sonunda dayanamayıp ;

- "Ne yaptığınızı anlayamadım." dedi.
"Neden bıraktınız onları öyle?"

Adam, nazlı nazlı yükselmekte olan balonları
buğulu gözlerle takip ederken ;

- "Onları bekleyen küçücük bir dostum var,"
diye mırıldandı. "Hemde evliya gibi bir dost.
Balonları adresine postaladım sadece."



Cüneyd SUAVİ

SHAKESPEARE DER Kİ....

Nisan 15, 2009 0
SHAKESPEARE DER Kİ....

İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil.
İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.

Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol.

Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan;
bağır, çağır, kır, dök ve unut!

Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala,
en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.

Yaşa, her şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme.

Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan;
bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!

Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve
her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki;
gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine
'ben elimden geleni yaptım' diyebilesin.

Düşüncelerin neyse hayatın da odur.

Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.

W. SHAKESPEARE

GÖNLÜME CEMRE DÜŞTÜ...

Nisan 15, 2009 0
GÖNLÜME CEMRE DÜŞTÜ...

Ve yeryüzüne cemre düşer...
Toprağın, suyun ve havanın tüm canlıların hasretini dindiren, o nadide, sevgi dolu cemre düşer.
Nice canlının beklediği bereket, yeryüzünde buluşurlar, hem de verdiği randevusunu hiç geciktirmeden.
Sözünde durur cemre ve onu bekleyen her şeyi mutlu eder.
Beklenir cemre...
Onu beklemek de kavuşmak kadar güzeldir.
Hasreti aylar sürer, kavuşulduğunda ise tüm yaşanan zorluklar unutulur.
Buz tutan yeryüzü, cemrenin yüreğindeki sevgiyle buluşunca erir, kendine gelir.
Toprağına, havasına, suyuna sevgi düşürür cemre.
Her beklenen güzel şey gibi, birçok güzelliğe gebedir cemre.
Her yeni umudun bir habercisi, her gözyaşının tebessümüdür adeta. Cemre düşmeden yeryüzüne, bekleyişin en güzelidir yaşanan. Hani bir söz vardır bilirsiniz:
“Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir” diye.
Gelecektir Hakk’ın verdiği izinle vaat ettiği zamanda cemre.
Bekleyen tüm canlılara hayat kaynağı olmaya,
yeşermek için sevgi arayan çiçeklere sevgisini sunmaya,
açılıp koku saçmak için bekleşen güllere dokunacaktır cemre.
Sevgi doludur o. Sımsıcak haberlerle gelir. Sarmaş dolaş olur onu bekleyenlerle.
Tüm sevgisiyle, tüm ahengiyle sarmalar onu bekleyenleri.
Yaradan(c.c) her yarattığının gönlüne aşkı koymuştur.
Öyle ya cansız dediğimiz taş bile, Rabbini anmaktan aciz değildir.
Ve fark ediyorum şimdi, cemre de o aşkla gelir yeryüzüne.
O aşkla sevgisini sunar onu bekleyenlere.
Her sevgi aşıladığında, aşkı bir kat daha büyür biliyorum.
Ve sınırlarını kaldırmıştır cemre,
öyle ki bir gün bir bakmışsın senin de gönlüne düşüvermiştir.
Ve gönlüme düştü cemre...
En saf, en masum halinde yakalayıvermiştir seni.
En ihtiyaç duyduğun zamanda bulmuştur seni.
Hiçbir şeyin seni avutmayacağı bir anda gelmiş, konmuştur yüreğine.
Saymak isteyip de sayamadığım tüm güzellikleri taşıyan cemre.
Bereket olan, sevgi saçan, aşkı nakış nakış gönle işleyen cemre.
Herkese dokunur cemre, eğer beklenirse.
Tabi her canlının beklediği cemre farklıdır.
Beklenilen en güzel şeydir gönlüme değen cemre.
Yeryüzüne ait bir terim olarak bilinen cemrenin belli zamanları vardır.
Senede üç kere düşer yeryüzüne ve çok değerlidir.
Ama gönlüme düşen cemrenin zamanı yok, mekânı yok, öylece gelir dokunur yüreğime.
Öyle güzeldir ki benim cemrem, her saniye yüreğime dokundurur sıcaklığını durur.
Durmaz, hep hissederim onu ben. Hisseder misiniz bilmem.
Ama hissetmeyi bilenlere dokunur cemre.
Gönlüme düştü cemre...
Senede üç değil, her gün düşer cemre.
Toprak, hava, su değil adları.
Gönlüme düşen cemrem...
Adını sen koy...


Alıntıdır…

11 Nisan 2009

AH KALBİM !...

Nisan 11, 2009 0
AH KALBİM !...
Ah kalbim !
Yazık ettin bunca zaman kendine.
Ne boş şeylerle uğraşmışsın böyle.
Yaşın gelmiş otuz beşe,
Orhan Veli’den esinlenmişsin de yine,
Ağırlaşmış adımların,
Çıktığın merdivenlerde…

Daha dün dediğin şeylerin ,
Yıllar düşmüş üstüne.
Seviyorum diye ağladığın,
El olmuş da unutmuş seni bile.

Ah kalbim !
Varlığını var mıdır bir bilen,
Senin gibi sevebilen,
Sözlerin sükuta dönüştüğü,
Şu kalbinin derinliklerinde,
Sevgisine güvenen…

Zaman ilaç olsaydı tüm yaralara,
Bekler miydi acep kendini bırakıp zamana.
En sevilen şeylerin üstünü çizip te bir satırda;
Söyle bekler miydi bunca zaman şuursuzca…

Ah kalbim !
Ne duruyorsun söyle,
Beklediğin neyse sen onu söyle.
Bak hayat geçip gidiyor dönmeden ardına.
Bir gün seni de bırakacak yarı yolda.
Daha fazla dalmadan uzaklara,
Sen önüne bak da yürü takılmadan taşlara…

Mehpare ÖĞÜT
Nisan 2009