Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

23 Nisan 2009

İSYANIM SENİN AŞKINADIR !

Nisan 23, 2009 0
İSYANIM SENİN AŞKINADIR !
Kızgınlıklarım var. Kırgınlıklarım. Yüreğimi kaplayan öfkelerim…
Yalnızlığımla baş başayken bile sızlanışlarım, ağlayışlarım hükmeder tüm gecelere… Görmediğim uzak diyarlardan bir haber beklercesine, bir umut var yüreğimde, tam şuramda duran, sıcacık, kor gibi yakan.
Bir gün kapımı çalacak ve ben geldim diyecek beklediklerim var hayalimde canlandırdığım. Her gün hafifleyeceğine daha bir ağırlaşan bedenim. Yaşın ağırlığından mıdır yoksa çektiğim acılardan mıdır bir türlü adını koyamadığım.
Gözler var arada bir hatırıma düşen. Her gelişinde koca koca yaşlar döktüren…
Kimi zaman da sözler var ki, unutulmayan, unutulmak istenmeyen. Yüreği delip de geçen, gecenin karanlığını bölen, yıldızları patlatan, güneşi söndüren sözler ki, beni benden eden….
Şimdi hayalimdeki kentlerden birinde, gecenin bir yarısında, bir pencerenin altında, ılık bir bahar akşamının verdiği huzurla seni düşünme vakti olsaydı keşke…
Düşüne düşüne sabaha eriştiğim ama içimi kaplayan ümitle…
Sanki sen yanımdaymışçasına, beni hiç bırakmamışçasına, sevgiyle sarılan kollarının arasında, sımsıcak bakan gözlerine bakabilseydim keşke…
Ölmek bile daha kolaydır bunca karmaşık duyguların arasında yaşamaktan.
Verdiğin bir nefes sonra gerisi boş.
Oysa seni sensiz yaşamak ne kadar zor, bir bilsen…
Doğmayan güneşlere, geçmek bilmeyen gecelere inat, yatağıma her yattığımda ilk aklıma gelen sen oluyorsan şayet, ne zor seni sensiz yaşamak…
Bazen düşünürüm de hayatın anlamsızlığını, çaresizliğimden olsa gerek tüm isyanlarım ve anlarım ki ondandır yüreğimde ki tüm öfkeler. Aslında kendime değil sanadır bütün serzenişlerim, bütün ağıtlarım. Ne geceye, ne güneşedir isyanım…
İsyanım kendime değil sana duyduğum ve bir türlü yüreğimden koparıp atamadığım aşkınadır…


Mehpare ÖĞÜT
2009

ORPHEUS İLE EURYDİKE

Nisan 23, 2009 0
ORPHEUS İLE EURYDİKE

İlk musikiciler tanrılardı. Athena, kendisi çalgı çalmazdı ama, flütün yaratıcıydı. Hermes de ıyra'yi yaratmış, apollon'a vermişti.apollon bu çalgıdan öyle güzel, öyle etkili ezgiler çıkarırdı ki olympus'lular kendilerinden geçerlerdi. Hermes kavalı saklamıştı kendine, o da sırası geldi miydi küçücük çalgıdan çoşturucu sesler çıkarmasının becerirdi. Pan da, ağzına sazdan kavalını yerleştirince dinleyenler baharda bülbül şakıyor sanırlardı. Musalarin sesleri ise dillere destandı.

Bu ilk musikicileri, çalgıda neredeyse tanrılarla boy ölçüşecek ölümlüler izledi. İşte o ölümlülerden belki de en önemlisi orphedus'du. Annesi musalardan kalliope, babası da bir thrakia prensi çıkabilirdi. Çalma,, söyleme gücünün siniri yoktu. Hiç kimse, hiç birşey karşı koyamazdı ona.

Thrakia dağlarının durgun ormanlarında
Çalgısının peşinden sürüklüyor orpheus
Bütün o ağaçları, yırtıcı hayvanları

Canlı cansız ne varsa arkasından giderdi orpheus'un. Tepelerdeki ağaçları bile yerlerinden oynatabilirdi orpheus, ırmakların akışını bile değiştirebilirdi.

Orpheus, eurydike ile evlenmeden önce ünlü argonautlar seferine katılmıştı. Panus'un önderliğinde yapılan bu seferde denizciler arasında ne zaman bir kavga bas gösterse orpheus çalgısını çalmış, gergin sinirleri yatıştırmıştır. Kürek çekenler ne zaman yorulmuşsa, yine orpheus yetişmiştir imdada. Onun çalgısından çıkan ezgiler, bitkin denizcileri ansızın güçlendirmiştir. Arkadaşlarını sirenleden kurtaranda orpheus'dur. Sirenlerin büyülü seslerini duyan denizciler, seslerin geldiği kayalıklara doğru kürek çekmeye başlamışlardı. Orpheus ıyra'sının kaptığı gibi o büyülü sesleri bastıran ezgiler çıkardı. Argo gemisi tehlikeli bölgeden çıkıncaya kadar da çalgısını çalmayı sürdürdü. Orpheus gemide olmasaydı, argonotların kemikleri sirenlerin adasında kalacaktı.

Orpheus'un eurydike'yi ilk ne zaman, nerede gördüğü bilinmiyor, ama ünlü çalgıcının sevgilisinin gönlünü kazanmak için çalgısını "konuşturduğu" sanılıyor; zaten hangi kız karşı koyabilirdi o çalgıya?

İki genç birbirlerini sevdiler, sonunda da evlendiler. Sevinçleri çok, ama çok kısa sürdü. Düğünden sonra gelin, arkadaşlarıyla birlikte giderken otların arasından ok gibi fırlayan bir yılan onu sokuverdi. Zavallı eurydike oracıkta öldü. Dayanılmaz bir acı kapladı orpheus'un her yanını; ölüler ülkesine gidip sevgilisini geri almaya karar verdi. Kendi kendine söyle dedi.

Kandırırım
Demeter'in kızını şarkılarımla,
Ölüler tanrısını kandırırım,
Büyülerim ikisinin de yüreğini,
Alır sevgilimi, hades'ten kaçırırım

Kimsenin sevdiği insan için yapamayacağını o yaptı. Yeraltına inip çalgısının tellerine dokundu. Köpek kerberos kendinden geçti: ıksion çarkı ansızın duruverdi; sisyphos, kayasının üstüne çıkıp oturdu; tantalos susuzluğunu unuttu. Erinyslerin gözleri yaslarla doldu. Hades'in tanrısıyla tanrıçası çalgının büyüsüne kaptırdılar kendilerini.

Cesaretinin ve çalgı çalmadaki ustalığının karşılığını gördü orpheus. Yeraltı tanrısı, eurydike'yi çağırıp ona geri verdi. Bir şartı vardı ama: orpheus önden, eurydike de onun arkasından yürüyecekti. Yeryüzüne çıkıncaya kadar, orpheus arkasına dönüp sevgilisine bir kerecik olsun bakmayacaktı.

İki sevgili yola koyuldular. Hades'in koca kapılarından geçip yeryüzüne çıkan yolu tırmanmaya başladılar. Orpheus, arkasından eurydike'nin gelmekte olduğunu biliyordu; biliyordu ama , içi içini yiyordu. Dönüp bakmak, kendi gözleriyle görüp emin olmak istiyordu. Böylece yürüdüler yürüdüler, karanlıkları geride bırakıp aydınlığa doğru yol aldılar. Orpheus gün ışığına çıkar çıkmaz dönüp ardına baktı. Biraz acele etmişti ama, eurydike daha mağaranın içindeydi. Belli belirsiz karisinin yüzünü gördü. Onu yakalamak için kollarını uzattı, tutamadı.

Bu ne orpheus, bu ne?
Bu ne çılgınlık böyle, seni de yok eden, zavallı beni de?
İşte gene geri çağırır beni zalim kader,
Uyku kapatır kararan gözlerimi,
Dört yanımı saran gece götürür beni, elveda!
Giderim iste uzata uzata ellerimi sana
Artık senin olmayan güçsüz ellerimi

Dedi eurydike. Eurydike, hades'e dönmüştü.

Orpheus, yeraltına inmek istedi yine, ama tanrılar bırakmadılar. Bir ölümlü ikinci kere girebilir miydi ölüler ülkesine? Orpheus, thrakia'nın yabani ıssızlığına döndü. Orada ağaçlarla, dallara, çiçeklere çalgısını çaldı. Durmak, dinlenmek nedir bilmedi, çılgınlar gibi çaldı çaldı söyledi....sonunda maenadlara rastladı. Maenadlar, talihsiz çalgıcıyı paramparça edip kafasını hebros ırmağına attılar. Hebros, kafayı deniz, ta lesbos kıyılarına kadar götürdü. Orada musalar buldular, alıp adanın tapınağına gömdüler. Sonra orpheus'un kaburga kemiklerini topladılar. Onları da olympos dağının eteklerinde bir mezara koydular. O günden beri olympos dağı eteklerinde bülbüllerin şakıması daha bir tatlı, daha bir hüzünlüdür.

Mit'e göre orpheus'un başı hep bağırdı " eurydike, eurydike, eurydike " diye karısının adını....

./ elimi uzattığımda bırakma olur

GURBET VE TUTKULAR

Nisan 23, 2009 0
GURBET VE TUTKULAR
Dursun üç yıl hasretten sonra ilk defa izine gidecekti. Gurbetin kendisine yansıyan yönlerine hazır ve alışık olmaması onu oldukça sıkıntıya sokmuştu. Dostluğa, sevgiye ve ilgiye hasret kalmıştı. Uzun süre işsiz kalması, hemşehri veya arkadaş diye sarıldığı insanlardan zarar görmesi ise onu bu yönde iyice hassaslaştırmıştı.
İzin için hazırlık yaparken aklından geçenler onu rahatlatmış gibiydi. O :
" - içinde yaşadığımız bu ülkede kendi insanları arasında bir uyum olmadığı halde yabancıların kendilerine uyum sağlayamadıklarından bahsedebiliyorlar. Kendileri acaba ülkelerinde yaşayan yabancılara uyum sağlayabiliyorlar mı ? Üç yıldır fransa’da yım. Allah’ın bir kulu çıkıp da aç mısın, susuz musun ? Diye sormadı… iş yerinde ben nasılım, evimde nasıl yaşıyorum ? Bunları merak edip de araştıran yok… işte bunlar benim vatana olan özlemimi katmerleştirdi. "
Charles de gaulle havalimanı’ndan uçağa bindi. Oldukça heyecanlıydı. Adeta bütün sıkıntıları dağılmıştı. Uçakta iken dahi kendi dilini konuşan insanlarla kendisini türkiye’de hissetti.

Ankara esenboğa havalimanı’na iner inmez derin derin nefes aldı. Şehir içerisine yolcu taşıyan servis aracını beklerken yaklaşık 22 yaşlarında güzel bir bayan dikkatini çekmişti. Bir anda göz göze gelmişlerdi. Aynı bayanla servis aracına binmişler, yan yana da oturmuşlardı.
Genç bayan :
" - yurtdışında çalışıyorsunuz herhalde ? "
Dursun :
" - evet…üç yıldır fransa’da çalışıyorum… annemi babamı ve bacılarımı çok özledim… konya’ya gidiyorum yani. "
Servis aracı, eski garajların bulunduğu yerde yolcu indirmek için durmuştu. Genç bayan dursun’a
" - eğer yeni garajlara gidecekseniz bir yakınım taksiyle beni bekleyecek. Seni istersen oraya bırakırız ! "
Dursun :
" - şu inceliğe bak… hem beni garajlara götürmeyi teklif edecek kadar nazik.. Hem de beni yalnız bırakmayacak kadar düşünceli bir bayan… bu ne sans…» diyordu kendi kendine…
" - tamam, dedi. Seninle inebilirim... "
Küçük valizini alarak indi. Servis otobüsünün arkasına yaklaşan bir taksi içinden inen, zayıf, uzun boylu 45 yaşlarında bir hanım genç bayana doğru yaklaştı, önce birbirlerine sarılarak kucaklaştılar. Sonra fisıltılarla kendi aralarında birşeyler konuştular.
Bu hanım bir müddet sonra karanlıkta yürüyerek oradan uzaklaştı.
Taksinin arka kısmına önce dursun bindi… yanına da genç bayan oturdu. Ellerinin
Biriyle birbirlerinin bellerine sarıldılar. Diğeriyle de birbirlerini okşuyorlardı.
Genç bayan yeni garajlara yaklaşırken dursun’a :
" - sevgili dursun, bak garajlara yaklaşıyoruz. İstersen burada indirelim seni. İstersen benimle gel. Uzaktan geliyorsun, karnın da aç... Beraber yemek yeriz. Bu gece bizim evde kalırsın. Sabahleyin erkenden de kalkıp ben seni garajlara götürüm . Sonra bu geç vakitte konya’ya otobüs bulman da güç olabilir. "
Dursun :
“– aman allah’ım... Şu inceliğe bak… beni bu kadar düşünen bir bayanla karşılaşmak bir mucize... Beni aynı zamanda evine götürmeyi düşündüğü gibi karnımın açlığına kadar ilgileniyor…” diye söylendi kendi kendine. Ve genç bayanın bu teklifine de :
" - evet… seninle gelebilirim …" dedi.
Ankara’nın iç kısımlarından geçerek gece yarısı ıssız ve ışıksız çıkmaz bir sokağa girdiler. Genç bayan taksi şoförüne
" -burada ineceğiz..." dedi.
Dursun bagajdan valizini alırken genç bayan cüzdanını çıkararak şoföre para vermek istedi.
Dursun :
" - taksi parasını ben vereceğim " diye engel olmak isterken genç bayan :
" - böylesi olur mu hiç! Sen benim misafirimsin… bizim geleneklerimizde misafire para verdirtmek yoktur..." dedi. Ve taksi parasını verdi.
Kapıyı anahtarıyla açan genç bayan içeriye girdiklerin de " hoş geldin " diyerek dursun’a sarıldı. Ve onun dudaklarından öptü.
Dursun bir evde bir bayanla ankara gibi büyük bir şehirde yaşadıklarına ve karşılaştıklarına bir türlü inanamıyordu. Bir çok kez hayallerinde canlandırdığı tutkular adeta birer birer gerçekleşiyordu.
" – sevgili dursun... Sen çeketini çıkar… elini yüzünü yıka biraz rahatla! Ben de bir şeyler hazırlayayım… başbaşa bir şeyler yiyelim… tamam mı canım? "
Dursun :
"- bu olacak şey değil… şu konuşmaya bak… zerafet… nezaket hepsi bunda toplanmış… bana şimdiye kadar hiç canım, diyen olmamıştı. Şu işe bak dünyada ne iyi insanlar varmış da benim haberim yok… vay oğlum dursun işin iş… durdun durdun da sonunda turnayı gözünden vurdun..."
Onun hazırladığı masada bir "kuşun sütü" eksikti. İçkiden tatlıya kadar her şey vardı... Genç bayan masayı hazırlarken :
" – sevgilim yarın giderken birbirimize adreslerimizi vermeyi unutmayalım tamam mı?
Böylece birlikte geleceğimiz için planlar yaparak uzun süreli mutluluklar için adımlar atabiliriz. Haydi başlayalım yemek yemeğe. Afiyet olsun... "
Dursun :
"- bak şu güzelliğe... Hem hamarat... Hem de güzel konuşuyor. Sevgilim de dedi bana... Hele hele şu afiyet osun sözü içimi titretti. "
Bunlar genç bayanla birlikteyken en son içinden geçen duygulardı.
Uyandığın da bir yatak üzerinde sadece bir kilotla çıplak bir durumda olması onu oldukça şaşırtmıştı. " en son beni sevdiğini söyleyen bir bayanla yemek yiyorduk… ne zaman sabah oldu… beni neden böyle soydu ? O nerede şimdi? " diye kendi kendine mırıldandığı sırada yanıbaşında bir sandalye üzerinde yüzünün sağ tarafında bıçak yarası bulunan bir adamla karşılaştı.
Adam :
" - beyefendi siz kimsiniz buraya nasıl geldiniz, kim getirdi ? Bilemiyorum ama, tek bildiğim şey hırsızın evimizi soyması ve sizin burada baygın halde bırakılmanız…
Bak televizyonumuza kadar götürmüşler… allah bunların ellerinden canımızı korudu. Ya evde olsaydık? Önce sizinle konuşmak için polise haber veremedim. Sonra sizi burada yalnız bırakarak gidemezdim! Çünkü evimi terketmeniz halinde polise olanları anlatmak ve inandırmak güç olabilirdi. Anladığım kadarıyla sizi içtiğiniz kolaya uyuşturucu atarak bayıltmışlar... On gün önce hanım havaalanında evimizin anahtarlarını kaybetmişti. Demek adım adım bizi takip etmişler... İzmir’deki kızımızı ziyaret için bir haftalık evimizden ayrılışımızı gidiş geliş saatlerimize kadar öğrenmişler... Sabaha doğru geldik biz... "

Dursun üstüne oradaki yorganı çekti önce. Sonra bir sandalye üzerine atılmış olan pantolonunun arka cebindeki cüzdanının ucunu gördü.
" –olamaz... Dedi, ben pantolonumun cebine cüzdanımı bir kez dahi koymadım ? "
Hemen ayağa kalktı. Pantolununu eline aldı. Oturararak alel acele cüzdanının içine baktı. Çeketinin ceplerini de tek tek kontrol etti. Pasaportu, fransa’ya ait çalışma ve oturma kartıyla çil çil euro’ları hepsi birden çalınmıştı.
Elbiselerini giyindikten sonra karşısında duran elli yaşlarındaki bayana ve kendisine bir şeyler anlatan adama hitaben :
" - anlattıklarınızın doğruluğunu yalnışlığını bilmiyorum ama, bildiğim iki şey var… bu da aldığım bir ders ve babamın yanlarından ayrılırken bana üç yıl önce söylediği ; (oğlum dibi görünmeyen kaptan su içilmez…) sôzünü unutmam… "
Konuşurken genç bayanla eve girdikleri sırada masanın altına bıraktığı valizi aklına geldi dursun’un … valizi yerinde duruyordu ve kapağını pantolonunun para cebinden aldığı anahtarıyla açtı.valizindeki yeleğinin iç cebini kontrol etti…paralarının büyük kısmı olduğu gibi yerinde duruyordu. Sevincini belli etmeden :
" - bana şimdi bir taksi çağırın… yeni garajlara nasıl gidebileceğimi söyleyin… beni bekleyen hasret kaldığım anama, babama ve bacılarıma kavuşmak istiyorum! Sakın benimle geleceğinizi söylemeyin! "




Üzeyir Lokman ÇAYCI
Ankara- 2004

GEÇMİŞ, GEÇMİŞ

Nisan 23, 2009 0
GEÇMİŞ, GEÇMİŞ
Geçmiş, hiçbir zaman olduğu yerde durup yeniden keşfedilmeyi, aynıyla olduğu gibi tanınmayı beklemez.
Tarih her zaman belli bir şimdiyle onun geçmişi arasındaki ilişkiyi kurar.
Demek ki şimdiden korkmak eskiyi bulandırmaya yol açıyor.
Geçmiş içinde yaşanacak bir şey değil; eyleme geçerken içinden bir şeyler çekip çıkardığımız, sonuçlar kuyusudur...

JOHN BERGER