Bu Blogda Ara
23 Mayıs 2009
22 Mayıs 2009
Haber yok…
Günün 24 saatinde
Tek bir iz yok beklediğim…
Saymadım gidişinin ardından geçen yılları,
Sayamadım, meşguldüm..
Tüm meşguliyetim seni beklemekti;
Özlemekti,
Gelmedin…
Dayandım,
Sabrı öğrendim sayende.
Eskiden olsa bırakıp gidendim,
Şimdi bekleyenim,
Gel de bak halime…
Her yerde izin var.
Nereye baksam ya da hangi yüze,
Seni görüyorum sanki.
Sonra gaipten midir diyorum,
Gülüyorum ağlanacak halime…
Üzülmüyorum hiç ümitlenme..
Tek zerre dahi kızgın değilim sana.
Benim tek derdim gittiğin gün var ya,
Söyleyemediklerimdendir işte.
Görsem seni bir köşede,
Döksem şöyle içimi bir güzelce..
Bak nasıl geleceğim kendime.
Yıllardır bu ümitle yaşıyorum sayende…
Senin sayende aşkı öğrendim sandım yanılmışım.
Aşk sevmektir ölene dek geç anladım.
Ben sevdim sen gittin,
Ben ağladım sen seyrettin.
Sonra da vazgeçtim dedin.
Kolay mıydı bu kadar aşk.
Bu kadar basit miydi sevgimiz.
Demek öyleymiş anladım sayende.
Ne sitemim var ne de bedduam sana.
Yoldan geçen sıradan bir adamsın.
Sıradan öylesine.
Görsem belki de tanımayacağım ya da
Tanımamazlıktan geleceğim seni.
Gerçi ne fark eder senin için,
Zaten yıllar önce gitmemiş miydin.
Tanımamıştın gittiğin gün bile…
İşte o gün bugündür,
Öylesine yaşıyorum ki,
Sana karşı biriktirdiğim öfkelerimle ve
Söyleyemediğim cümlelerimle;
Gittiğin günü saymıyorum, meşgulüm,
Artık seni sevmiyorum.
Mehpare ÖĞÜT
MAYIS 2009
Ah! mümkün olsa
acıdan sevinç
sevinçten umut yapardım
bölüp yüreğimi acılara
dünyadaki bütün çocuklara
sevgi satardım…
Ah! mümkün olsa
rüzgar olur eserdim bozkırlarda
dağ - bayır dolaşır,
odalarına sızardım her akşam
çocukların...
üstlerini örter, alınlarından öper
sonra bir masal anlatır
usulca çekip giderdim...
Ah! Mümkün olsa
ağaç olurdum bozkırlarda
her bahar yeşerip
meyve verirdim çocuklara her yaz
sonra döküp yapraklarımı sonbaharda
rüzgarlarla savrulup giderdim…
Ah! mümkün olsa
ulu bir çınar olur
baharı yaşardım dört mevsim.
yağmurlarla yıkayıp saçlarımı,
rüzgarlarla kurulardım…
sevgiden bir elbise giyip,
çocukları kucaklardım her kış!..
Ah! mümkün olsa
soğuk bir pınar olurdum
su verirdim bağrı yanmışlara
kinleri, kötülükleri, acıları siler
sevgiyle yıkardım yürekleri
akıp giderdim diyar diyar…
Ah! Mümkün olsa
toprak olurdum
buğday yetiştirirdim bağrımda
gül olur açardım bağ - bahçe
yeryüzüne salardım kokumu…
yağmurun yağmadığı ülkelere
billurdan damlalar dökerdim gözlerimden…
Ah! mümkün olsa
bir balon gibi çocuklara verirdim dünyayı
güneş olur doğardım yeniden her sabah
masal olur rüyaları süslerdim
sevgi olur,
şefkatle kucaklardım çocukları
ağlatmazdım anaları, babaları…
Ah! mümkün olsa
savaştan barış
barıştan insan yapardım
acıdan sevinç
sevinçten umut
umuttan dostluk yapardım
kurşun yerine çocuklara
her sabah şiir atardım… …
Nuri CAN
yağmursuz bir çöl,
susuz bir göl
yolcusuz bir yolum ey aşk
durmadan akrepler sızıyor içime
ihanet yüklü kamyonlar geçiyor üzerimden
İçime acı yağıyor, dışıma kahır
kan kusuyor duvarlar her öksürdüğümde
dikiş tutmayan en ince yerinden yırtıldı kalbim
solgun gelincikler sızıyor şimdi yaralarımdan
durmadan kan kaybediyor ömrüm
durmadan can kaybediyor ömrüm
Bir bahar sevdasına koşarken kelebekler
saçların bir rüzgar masalını anlatırken dallara
kirpiğinden yapılmiş bir darağacına asıyorum ömrümü
dudaklarımı sonsuza mühürlüyorum
öldür beni ey aşk
öldür beni
kırılgan düşlerime kar yağarken
varsın hüzün kokulu gidişler kalsın ardımda
Yüreğim, gün be gün erirken hasretlere
hayatın gri rengine ürperirken yapraklar
kör bir bıçak mı zaman kırılmış aynalarda?
söylenmemiş sözlerin ağrısı mıdır içimdeki fırtına?
bu hüznümde taşıdığım,
kırılgan duygular oteryosu nedir söyler misin?
Kirlendi hayalimdeki uçuk mavi ey ömrüm
Vuruldu en güzel düş martısı denizlerin
en kırıldığım yerden sustur beni ey aşk
ey sebebi ezam, sebebi çilem, cennetim, cehennemim
solgun bir gül gibi sustur beni
varsın susuşum kendime
küsüşüm dünyaya
isyanım hayatın sancısına olsun
anla
Anla ve Öldür beni
teneşirlere yatır son arzumu
ölümsüz aşklara, adsız sevgilere kalsın adım
Nuri CAN





