Gitsin, güzelim, hepsi de, tek sen gitme. Ey dost, ey gam ortağı-bizden gitme. Ey gülbeşeker, şarap koy, iç, doldur, gül. Dünya süsü saki, allasen gitme.
*******
Bir gün şu çiçekli dal, dolar meyvayla; Bir gün döner istek adlı şahin, avla... Aşk imgesi, şimdi, bir gelip gitse bile, Bir gün gelir... artık hiç gitmez-asla!
*******
Bir tane canım var ama, yüz bin bedenim. Can neymiş? Neymiş ki beden? İşte ben’im. Bir başkası var ya: işte ben, ben! O, beni Sevsin diye bir başkası oldum kendim.
*******
Cennet gelecek, derler, içersin bade, Çevrende gülüp oynar huriler de... Madem sonumuz bu, şimdiden hem içeriz, Hem ellerimiz sevgilinin üzerinde.
*******
Biz aşkta reziliz: Bize hep yanlışlar, Sarhoşluk, cinnet ve günah yazmışlar. Sensin yaşamak, amaç, zaman sen-bu budur; Ey dost, madem sen varsın, her şey var.
*******
Ben aşıkım aşka; aşk da sevdalı bana. Aşık tene can-ten ise sevdalı cana. Bazen dolarım boynuna ben kollarımı, Bazen de sürükler beni canan yanına.
Aşk, özge ateştir: ısınır onda ayaz; Yandıkça o, taşlar yumuşar, sert kalamaz. Varsın aşık günaha girsin, hoş gör: Sevda şarabından içmiş-arlanmaz.
*******
Dön aşkın çevresinde: gün işte bu gün. Dön. Dön. Çılgın kalbini yermez dönüşün. Yangınla sınav-ölüm kalım-özge savaş: Vuslat bu, kucaklaşma, zifaf, mutlu düğün.
*******
"Aşk bir kuru ses," derler.-Sunturlu yalan. "Aşk umdun,"derler, "buldun, var oyalan." Bizlerde saadet hep can içre olur... "Cennet yedi kat arşta" mı derler? Bu yalan.
*******
Aşkın gönlümle cenkleşirken-tam o an- Çırçıplak, yalnayak kaçıp gitti bu can. Kim bende akıl var sanmaktaysa deli... Benden sakınan: işte odur aklı olan.
-------------------------------------------------------------------------------- Aşk Rubaileri, Mevlana (Şiir - Kısmi) Kaynak: "Candan cana" , Mevlana İş Bankası yay, 1999
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Hiçbir şey ! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla Deriz ki, "şuram ağrıyor" bir de, "başım dönüyor", "yanıyor avuçlarım" Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş,yaşıyorcasına Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla- Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan
Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla Korkunçtur korkunç! Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba. Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla
Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada Anılar bulacaksam- anılar mi dediniz ? ne sesli bir vuruşma Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler Zorlanmış bir gülüşten-iğrenip birden-kusmalar, bulantılar Bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar Ölüler bulacaksam-ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık birşey insanın sonsuzunda Bu kadarcık bir şey-İyi ya, peki, şimdi kim var sırada Sakın haaaa!. biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza Örneğin bir kahve falı ? Az müzik ? Diyorum biraz İskambil!.. Ama hiç seslenmeyelim-seslenmeyelim-içimizden oynayalım ayrıca - Dört kişiyiz! - Hayır on!. - Bin kişiyiz! - Bana kalırsa.. Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz ? Ne tuhaf biraz anlıyorum
- Üç karo! - Pas diyorum! - Susalım baylar, dört kupa! Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz ? Susalım! Susalım-Niye susalım-Anılar mı dediniz ? Ne sesli bir vuruşma! Ya sonra ? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra Gene mi, başladınız mı ? peki şimdi kim var sırada Sakın haaaa!. biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla Ne güzel ağzımızla.. Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı istiyorum-Sahi mi- ama isterseniz siz olun Siz olun, biz olalım kim olacak ? -Hep böyle oyalansanıza Yani "Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa." Gibi oyalansanıza Biraz oyalansanıza.
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi Bir şey başka olamaz şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Hiçbir şey ! Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek korkuyorum Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda
Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.
Bu Blog’da yayınlanan ve farklı tarihlerde yazılmış olan şiir ve yazılarım, şahsım Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL'e aittir.5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.İzinsiz kullanılamaz.2005-2024. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Sanki hiçbir şey uyaramaz İçimizdeki sessizliği Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey Gözleri getirin gözleri. Başka değil, anlaşıyoruz böylece Yaprağın daha bir yaprağa değdiği O kadar yakın, o kadar uysal Elleri getirin elleri Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi. Edip Cansever – Yerçekimli Karanfil
BENDEN
"Değişim, zamanın akışına direnmek değil, onunla uyum içinde dans etmektir. Her adım, bir önceki adımın mirasını taşır ve geleceğin umudunu yaratır."
_Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL_
Bu Blog’da yayınlanan ve farklı tarihlerde yazılmış olan şiir ve yazılarım, şahsım, Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL'e aittir. İzin alınmadan kopyalanması, yayınlanması ve kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Buna göre, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL'ün yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz. Kaynak gösterilerek dahi yazıların tamamı ya da bir kısmı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun telif haklarına ve yasal düzenlemeye ilişkin hükümlere buradan ulaşabilirsiniz.