"Söz düşünceyi fetheder, ama ona hükmeden yazıdır" Walter Benjamin

EYLEM, DİRENİŞ, TAKSİM...VE TÜRKİYE...


Direniş, eylem, taksim, gezi parkı, İstanbul, Ankara, İzmir ve Türkiye !!!

İnsanlar kendi kaderlerini kendileri çizemez ama ülkelerin kaderlerini tayin edebilirler. Seçim zamanında bir takım vaatlerde bulunan insanların temel sorumlulukları arasında halkın isteklerini yerine getirmesi, seslerine de kulak vermesi gerekir. Bu halk ne demek istiyor diye düşünmesi. Eğer ki bu sesler duyulmaz ise neticede bu tür hareketlere de imkan sağlamış olurlar. İşte bu eylemler, direnişler, günlerdir verilen mücadeleler, insan olmanın onuruyla, vatan sevdasının bir sonucu olarak, yılların getirisidir. Şimdi birileri de çıkıp şunu diyebilir. Siz seviyorsunuz da biz sevmiyor muyuz vatanı. Ben böyle bir şey demiyorum. Ben hiçbir ayrım yapmadan sadece kendi penceremden bakıyorum çevreme. Düşündüklerimi kendi hissettiklerimle birlikte dilimin döndüğünce paylaşmak üzere.

Bir bardağa suyu ancak alabileceği oranda doldurabilirsiniz. Eğer ki o bardağın sınırını bilmez ve suyu koymaya devam ederseniz su taşar ve etrafa dökülmeye başlar. Ben eylemleri buna benzetiyorum. Siz aynı bayrak altında aynı ülke sınırları içerisinde farklı ideolojilere sahip insanlarla yaşamınızı sürdürürsünüz. Her şeyi güllük gülistanlık sanırsınız ama bir de madalyonun görünmeyen diğer yüzü vardır. Aslında her şey bildiğiniz gibi değildir ya da biliyorsunuzdur da yapabileceğim bir şey yok diyerek kenara çekiliyorsunuzdur.  Ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Belki yıllarca suskun kalmışsınızdır, belki korkmuş, belki başınıza bir hal gelir diyerekten hiçbir tepki verememişsinizdir. Ama günün birinde ağaçlar dile gelir ve “kurtarın bizi” derler. Ve bu sesi duyan güzel yürekli, duyarlı, vatan evlatları çıkarlar meydanlara...  Kendilerince bildikleri doğrularla ve hayatları boyunca insan olabilmenin verdiği vasıflarla sırf o ağaçların sesini duyurabilmek adına başlarlar mücadele etmeye… Sonrasında başka insanlar gelir etraftan çevresini seven, doğayı seven, duyarlı insanlar… Onlar da bu sesi duyarlar, destek olurlar kendilerince. Sonra, başkaları, başkaları derken koca bir ülke bu sesi duymaya başlar hep birden. İşte yılların birikimi sonucu bir ağaç sayesinde başka şeyleri de sineye çeken insanlar bu eyleme destek olma yolunda unuttukları bir takım insani duyguları da bu sayede hatırlayarak yeniden paylaşmayı, birlikte ağlamayı, gülmeyi, sevinmeyi, dostluğu, yardımlaşmayı derken unutmaya yüz tutmuş ne varsa hatırlayıverirler kısa süre içerisinde. Sesler yükselir, yükselir ve kıtalar arasında da duyulmaya başlar. Tepkiler azımsanacak gibi değildir elbette ama duymak istemeyenler her nedense bildiklerini okumaya devam ederler ülkede…

Gelelim sadede… Ben siyasetle içli dışlı olan biri değilim ve işimde olmaz ama doğayı seven, yeşile hasret bir insan olarak şunu deme hakkına da sahip görüyorum kendimi. Doğayı sevmeyen kimseyi sevmez. Doğayı seviyorum deyip de ağaç katledenin sözünü de yalandan sayarım ben. Ağaçlar tıpkı bir çocuk misali… Fidan olarak alırsınız ve ekersiniz, her gün sularsınız ama onu o haşmetli haline getirene kadar yıllar geçer. Düşünün bir ağaç ki kaç kişinin doğumuna, kaç kişinin bu dünyadan ayrılışına, kaç kişinin konuşmalarına şahittir.. Dostlarımızla, sevdiklerimizle iki sohbet edip de huzur bulduğumuz ve gölgesinde serinleyebildiğimiz tek yer ağaç altları değil midir… Reva mıdır kalıp kalıp dökülmüş taş binaların içerisine insanları sıkıştırmak. Küçük esnafı bir köşeye fırlatarak büyük alışveriş merkezlerine muhtaç etmek ve sırf bu alışveriş merkezi için bu ağaçları katletmek. Günlerdir milletçe takip ediyoruz eylemleri, destekliyoruz da... Haklı mıdırlar ? evet haklıdırlar. Şiddet reva mıdır ? Hayır, değildir… İnsanların özgürlük ve haklarına müdahale etme hakkı var mıdır ? Hayır, yoktur… İnsanlar sınırları aşmadan eylemlerini yapabilir. Eğer ki amaç bu ülkenin yararına, insanlar adına güzel bir şeyler için oluyorsa yapılmalıdır da… Ama şiddet olmadan, kimsenin burnu bile kanamadan. Duyarlılığımızı bırakmadan. Sen, ben, o ayırımı yapmadan. Çünkü bu ülke ne senin ne benim hepimizin. Atmaca gibi ülkenin bölünmesini parçalanmasını bekleyen bir takım leş kargalarına fırsat vermeden… Kardeşçe, dostça, ülkemiz için el ele…Hep birlikte… Ne ağaçlarımıza kıyalım ne de birbirimize. İnsanım diyoruz ya hep o zaman insan olabilmenin verdiği tüm özellikleri göstermek adına kulak verilsin bu seslere… Kulak verilsin ki kırdırılmasın bir kardeş diğerine… Birlik ve beraberlik içerisinde ülkesini sevenler olarak kucaklayalım doğamızı, yeşilimizi, insanlarımızı… Mutlu mesut yaşayalım hep birlikte, ileriye doğru yürüyerek.

Ve Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (S.A.V) söylemiş olduğu birkaç söze kulak verelim hepbirlikte…

“Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin" (Tirmizî, "Birr", 16)

Kendisi bir defasında beş yüz hurma ağacını birden dikmiş (İ Hanbel, 5:354) ve bu konuda şunları söylemiştir:
"Bir Müslüman bir ağaç diker de bunun meyvesinden insan, evcil veya vahşi hayvan, veya bir kuş yiyecek olsa, yenen şey diken için bir sadaka hükmüne geçer" (Müslim, "Müsakat", 10)

"Kıyamet kopma anında bile olsa, elinde bir ağaç filizi bulunan onu mutlaka diksin" (Buharî, el-Edebü'l-Müfred, 168)

Davarları yapraklarını yesin diye, bir ağacı sopayla çırpan adama şöyle müdahalede bulunmuştu: "Biraz ağır ol bakalım, ağaca vurarak, onu kırıp dökerek değil, tatlılıkla sallayarak yaprağını dök!" (Üsdü'l-Ğabe, 3:276)


Ülkemi ve doğayı seviyorum… Saygılarımla,,,


Mehpare ÖĞÜT



Yorum Gönder