BENCE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BENCE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Ocak 2015
09 Kasım 2014
Unutturacaklarmış sözde SENİ...
Yıkacaklarmış kurduğun CUMHURİYETİ...
Kusarak besledikleri KİNİ...
Karalamaya çalışacaklarmış SENİ...
Birilerini ürkütüyorsa hala adın...
Korktukları bir şey var belli ki...
Ve...
Değil her On Kasım'da anmak SENİ...
Mütemadiyen yüreklerdesin...
Her şey değişir elbet ama
Değişmeyen tek gerçek SENSİN..
1881 193oo
_Mehpare ÖĞÜT_
.............
Ve bir gün gelecek bir yokluğun içinde bulacaksın kendini.
Hürriyet yok…
Millet yok…
Bayrak yok…
Vatan yok…
Ezan yok…
Adın yok…
Kutsal olan hiçbir şeyin kalmayacak o zaman…
Ve anlayacaksın o gün,
Neden Atatürk’ü sevdiğimi…
_Alıntı_
Unutmadık ~ Unutmayacağız~ Unutturmayacağız
22 Eylül 2014
19 Şubat 2014
13 Şubat 2014
Sevginin emek olduğunu unutmayın...!
Ancak emek verirseniz sevgiye ulaşabilirsiniz.
"Emeksiz yemek, sevgisiz yürek olmaz"
O yüzden şu an da yanınızda olan sevdiğinize
sımsıkı sarılmakla başlayın işe
ve ona duymaktan en çok hoşlanacağı şeyi söyleyin...
"Seni Seviyorum"
Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun...!
Mehpare ÖĞÜT
01 Şubat 2014
20 Aralık 2013
21 Ekim 2013
20 Ekim 2013
18 Ekim 2013
Yaşıyorum ya sen ona bak…
Bırakıp gidenlerin ardından bakıp da ağlayacak değilim…
Kıymetim bilinmiyorsa şu yalan dünyada
Onlar için ağıtlar yakacak değilim…
Kuru bir rüzgarım belki yapraklarımı döker giderim
Belki sıcak bir meltemim baharda sürgün verir sevgim
Ben yaşıyorum en saf halimle her şeyimi
Ve ne yaparsam yapayım sevilmiyorsam,
Sevdiremiyorsam kimseye kendimi
Suçlu aramam…
Her insan kadar biraz kırılganım
Her insan kadar özgürlüğünü seven
Her insanda olduğu kadar yaralı
Ama ben her baharda açabilirim, yeniden…
Mehpare ÖĞÜT
01 Ekim 2013
Ben hiçbir şeyi unutmam sevdiğimi de zira
Ama yeri gelir unutmuş gibi yaparım orası başka…
Belki bir sınama yöntemi belki de sabrımı deneme işi
Yüreğimi kendimce sorgulama yöntemi…
Gidenlerin gittiği günü milat sayarım
Her geçen güne bir gün adarım
Velhasıl kolay değil yaşanmışlıklarım
Belki de en zorudur yaşayamadıklarım
Lakin yürek bu…
Gitmek ayrı dönmek ayrı iştir
Yetiyorsa yüreği insanın
Dönmek istesin bir kez
Unutmuş gibi yapar ve hatta unuturum da…
Yeter ki geliyorum desin bir
Hiç durmaz kollarımı açarım….
Mehpare ÖĞÜT
30 Eylül 2013
29 Eylül 2013
Birilerinin birilerini tabir-i caizse salak yerine
koymasından nefret ederim…
İnsanların kendisini acındırmasını ise acizlik kabul ederim…
Herkesin iki ayağı var iken
Eli tutar, gözü görür iken
Yaşadığına şükredeceği yerde
Sürekli yakınmasından illallah ederim…
Ben hayatıma birilerini alırken
Birilerini de haberleri yokken silebilirim.
Karar benim vicdan benim…
Hesap sual dahi vermem çeker giderim…
Kalan düşünüp dursun derim…
Ne tükürdüğümü yalar ne de affederim.
Bu yüzden sevenim az da olsa
Ben böyleyim…
Ne değişir ne de beni değiştirmelerine izin veririm.
Ben böyleyim…
Sevene öz, sevmeyene üveyim…
Mehpare ÖĞÜT
15 Eylül 2013
Sana ayırdığım zamanların
hesabını veremezsin asla…
Hiçbir bahane haklı çıkartmaz
seni..
Ne sözler, ne şarkılar ve ne de
yaşanmamış bir hayat bağışlayabilirsin bundan sonra bana..
Ben seni bir bilinmezlik
deryasının içinde bulmuşken;
Belki de aynı yaralardan
muzdaripken;
Belki de ilk defa böylesine
hissetmişken;
Sen çekip gitmeyi seçtin hiç
düşünmeden.
Ve artık ben de bırakıyorum seni
unuttuğun yerde…
Bundan sonra kalbim nereye ben
oraya…
Yolun sonu nereye varırsa…
ღღ
Mehpare ÖĞÜT
10 Eylül 2013
İnsanın yaralarını sarması,
geçmişi yaşanmamış farz etmesi hayli zaman alıyor. Eksilenlerle kalanları
karşılaştırdığında, kalanların sayısının az olmasına rağmen aslında en vefalı
olanların kalanlar olduğuna hak veriyor. Ve onlara sımsıkı sarılarak unutmak,
geçmişe sünger çekmek, yarınlara umutla bakmak, güneşe gözlerini kısmadan
bakabilmeyi, yağmurlar altında ıslanmaktan korkmadan haykırırcasına şarkı
söylemeyi istiyor tekrardan. Tekrardan yaşamamak adına ise aynı şeyleri ayağını
sağlam basıp almamak için yeni yaralar, temkinli adımlarla yürüyor yollarda.
Bir çakıl taşının bile ayağına değmemesini umarak. Bir zamanlar kurduğu
düşlerin gerçekleşmemiş olması üzse de her ne kadar, başka düşler kurmayı
yeğliyor yeniden. Tüm cesaretini toplayıp devam etmek kaldığı yerden. Ama hep
güvende olduğunu bilerek…Güvenle bakmak istiyor yarınlara…
◕◕◕◕◕◕◕
Mehpare ÖĞÜT ◕◕◕◕◕◕◕
05 Eylül 2013
Zaman zaman oluyor hani durgunluklarım
Sessiz sedasız takıntılarım
Gözümde büyüttüğüm olaylarım
Yanlış anlaşılmalarım / Anlamalarım
Kendi içimde çözmeye çalıştığım durumlarım…
Bazen bağırmak geliyor içimden
Bazen de susup suskunluğumla ezmek herkesi…
Oluyor yani arada sırada karmaşık hallerim
Yine de her şeye ve herkese rağmen dağıtmak istiyorum
Yüreğimde ki sevgiyi…
Bazen hak etmediğimi düşündüğüm durumlar oluyor
Ağladığım ve boğazımın kuruduğu
Kendimi ifade edemediğim anlar
Hayattan bıkma noktasına geldiğim zamanlar
Yine de şükretmeyi düşürmemeye çalışıyorum dilimden
Benden de zor durumda olanlar var diyerekten.
Aslında ve oysa ki her şey koskoca bir hiçten ibaretken
Her şey olması gerektiği ve olduğu gibi yalnızca.
Yine de devam ediyor hayat her şeye ve herkese inat
İnadına yaşamak inadına sevmek gibi mesela…
Ve ben olduğum gibiyim aslında… Anlayana…
Mehpare ÖĞÜT
07 Haziran 2013
Direniş, eylem, taksim, gezi
parkı, İstanbul, Ankara, İzmir ve Türkiye !!!
İnsanlar kendi kaderlerini
kendileri çizemez ama ülkelerin kaderlerini tayin edebilirler. Seçim zamanında
bir takım vaatlerde bulunan insanların temel sorumlulukları arasında halkın
isteklerini yerine getirmesi, seslerine de kulak vermesi gerekir. Bu halk ne
demek istiyor diye düşünmesi. Eğer ki bu sesler duyulmaz ise neticede bu tür
hareketlere de imkan sağlamış olurlar. İşte bu eylemler, direnişler, günlerdir verilen
mücadeleler, insan olmanın onuruyla, vatan sevdasının bir sonucu olarak,
yılların getirisidir. Şimdi birileri de çıkıp şunu diyebilir. Siz seviyorsunuz
da biz sevmiyor muyuz vatanı. Ben böyle bir şey demiyorum. Ben hiçbir ayrım
yapmadan sadece kendi penceremden bakıyorum çevreme. Düşündüklerimi kendi
hissettiklerimle birlikte dilimin döndüğünce paylaşmak üzere.
Bir bardağa suyu ancak alabileceği
oranda doldurabilirsiniz. Eğer ki o bardağın sınırını bilmez ve suyu koymaya
devam ederseniz su taşar ve etrafa dökülmeye başlar. Ben eylemleri buna benzetiyorum.
Siz aynı bayrak altında aynı ülke sınırları içerisinde farklı ideolojilere
sahip insanlarla yaşamınızı sürdürürsünüz. Her şeyi güllük gülistanlık
sanırsınız ama bir de madalyonun görünmeyen diğer yüzü vardır. Aslında her şey bildiğiniz
gibi değildir ya da biliyorsunuzdur da yapabileceğim bir şey yok diyerek kenara
çekiliyorsunuzdur. Ama yolunda gitmeyen bir
şeyler vardır. Belki yıllarca suskun kalmışsınızdır, belki korkmuş, belki
başınıza bir hal gelir diyerekten hiçbir tepki verememişsinizdir. Ama günün birinde
ağaçlar dile gelir ve “kurtarın bizi” derler. Ve bu sesi duyan güzel yürekli,
duyarlı, vatan evlatları çıkarlar meydanlara... Kendilerince bildikleri doğrularla ve
hayatları boyunca insan olabilmenin verdiği vasıflarla sırf o ağaçların sesini
duyurabilmek adına başlarlar mücadele etmeye… Sonrasında başka insanlar gelir
etraftan çevresini seven, doğayı seven, duyarlı insanlar… Onlar da bu sesi
duyarlar, destek olurlar kendilerince. Sonra, başkaları, başkaları derken koca
bir ülke bu sesi duymaya başlar hep birden. İşte yılların birikimi sonucu bir
ağaç sayesinde başka şeyleri de sineye çeken insanlar bu eyleme destek olma
yolunda unuttukları bir takım insani duyguları da bu sayede hatırlayarak
yeniden paylaşmayı, birlikte ağlamayı, gülmeyi, sevinmeyi, dostluğu,
yardımlaşmayı derken unutmaya yüz tutmuş ne varsa hatırlayıverirler kısa süre
içerisinde. Sesler yükselir, yükselir ve kıtalar arasında da duyulmaya başlar.
Tepkiler azımsanacak gibi değildir elbette ama duymak istemeyenler her nedense
bildiklerini okumaya devam ederler ülkede…
Gelelim sadede… Ben siyasetle içli dışlı olan biri değilim ve işimde olmaz ama doğayı seven, yeşile
hasret bir insan olarak şunu deme hakkına da sahip görüyorum kendimi. Doğayı sevmeyen
kimseyi sevmez. Doğayı seviyorum deyip de ağaç katledenin sözünü de yalandan
sayarım ben. Ağaçlar tıpkı bir çocuk misali… Fidan olarak alırsınız ve ekersiniz,
her gün sularsınız ama onu o haşmetli haline getirene kadar yıllar geçer. Düşünün
bir ağaç ki kaç kişinin doğumuna, kaç kişinin bu dünyadan ayrılışına, kaç
kişinin konuşmalarına şahittir.. Dostlarımızla, sevdiklerimizle iki sohbet edip
de huzur bulduğumuz ve gölgesinde serinleyebildiğimiz tek yer ağaç altları
değil midir… Reva mıdır kalıp kalıp dökülmüş taş binaların içerisine insanları
sıkıştırmak. Küçük esnafı bir köşeye fırlatarak büyük alışveriş merkezlerine
muhtaç etmek ve sırf bu alışveriş merkezi için bu ağaçları katletmek. Günlerdir
milletçe takip ediyoruz eylemleri, destekliyoruz da... Haklı mıdırlar ? evet haklıdırlar. Şiddet
reva mıdır ? Hayır, değildir… İnsanların özgürlük ve haklarına müdahale etme hakkı
var mıdır ? Hayır, yoktur… İnsanlar sınırları aşmadan eylemlerini yapabilir.
Eğer ki amaç bu ülkenin yararına, insanlar adına güzel bir şeyler için oluyorsa
yapılmalıdır da… Ama şiddet olmadan, kimsenin burnu bile kanamadan.
Duyarlılığımızı bırakmadan. Sen, ben, o ayırımı yapmadan. Çünkü bu ülke ne
senin ne benim hepimizin. Atmaca gibi ülkenin bölünmesini parçalanmasını
bekleyen bir takım leş kargalarına fırsat vermeden… Kardeşçe, dostça, ülkemiz
için el ele…Hep birlikte… Ne ağaçlarımıza kıyalım ne de birbirimize. İnsanım
diyoruz ya hep o zaman insan olabilmenin verdiği tüm özellikleri göstermek
adına kulak verilsin bu seslere… Kulak verilsin ki kırdırılmasın bir kardeş
diğerine… Birlik ve beraberlik içerisinde ülkesini sevenler olarak kucaklayalım
doğamızı, yeşilimizi, insanlarımızı… Mutlu mesut yaşayalım hep birlikte,
ileriye doğru yürüyerek.
Ve Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (S.A.V) söylemiş olduğu birkaç söze kulak verelim hepbirlikte…
“Yerdekilere merhamet edin ki
göktekiler de size merhamet etsin" (Tirmizî, "Birr", 16)
Kendisi bir defasında beş yüz
hurma ağacını birden dikmiş (İ Hanbel, 5:354) ve bu konuda şunları söylemiştir:
"Bir Müslüman bir ağaç diker
de bunun meyvesinden insan, evcil veya vahşi hayvan, veya bir kuş yiyecek olsa,
yenen şey diken için bir sadaka hükmüne geçer" (Müslim,
"Müsakat", 10)
"Kıyamet kopma anında bile
olsa, elinde bir ağaç filizi bulunan onu mutlaka diksin" (Buharî,
el-Edebü'l-Müfred, 168)
Davarları yapraklarını yesin
diye, bir ağacı sopayla çırpan adama şöyle müdahalede bulunmuştu: "Biraz
ağır ol bakalım, ağaca vurarak, onu kırıp dökerek değil, tatlılıkla sallayarak
yaprağını dök!" (Üsdü'l-Ğabe, 3:276)
Ülkemi ve doğayı seviyorum… Saygılarımla,,,
Mehpare ÖĞÜT
22 Mayıs 2013
Mis gibi çiçek kokularının buram
buram yayıldığı, yeşilin binbir tonunun adeta nakış gibi işlendiği, havasına
suyuna, taşına toprağına, bin canın feda olduğu memleketimden henüz ayağımın
tozuyla geldim gelmesine ama tadı damağımda kaldı adeta…Yeşilliklerin arasından
kırmızı gelinciklerin, sarı, leylak çiçeklerin fışkırdığı ve insanın gözünü doyuran,
güneşin insanın iliklerine kadar ısıttığı, kuş seslerinin doğanın sesiyle
bütünleştiği, uzaklardan gelen kuzuların melemelerinin insanı mest ettiği
memleketim,,, her gidişimde içimi sevinçle dolduran, dönüşümde ise hüzün
hissettiren şirin memleketim ÇERKEŞ’im… Seni bu kadar sevmemin sebebi ne diye
düşünüyorum da acaba çocukluğumda ki
güzellikleri görüp yaşamış olmam ve eski hatıraların beni çekmesi mi yoksa
canımdan çok sevdiğim babam ve dayımı koynuna alan toprağının güzel kokmasından
mıdır bilinmez ama gerçekten de bir başkasın benim gözümde… Adın gibi şirin mi
şirinsin işte…
Mehpare ÖĞÜT
20 Mayıs 2013
İnsanın kısa bir süreliğine de olsa iş yaşamının getirdiği
yorgunluğu atmak için dur demesi ve kendine biraz mola vermesi gerekiyor ve
sanırım bu yılın en güzel ayında kendim için yaptığım en güzel şey ve aldığım
en doğru karar oldu bu hafta sonu planı.
Sanırım iki ay kadar önce bir arkadaşımdan çıkan fikir
doğrultusunda İstanbul – Adalar’a gitmek çok güzel bir fikirdi. Hele ki yola
birlikte çıktığınız insanlarla aynı frekanstaysanız değmeyin keyfine. Tam da
Gençlik Bayramı’nın denk geldiği gün de Heybeliada’da olmak müthiş keyifliydi.
Ama öncelik her zaman Büyükada benim için. Geçen sene Nisan ayında gitmiştim bu
sene ise Mayıs ayına denk geldi. Ve önceki yıla bakarak bu sene müthiş bir
kalabalık vardı… Hani iğne atsanız yere düşmez ya işte öyle bir kalabalık. Ama
çok güzel, çok dinlendirici, kısacası ben ve arkadaşlarım için oldukça keyifli
bir hafta sonu tatili oldu. Kaldı ki ardından kullanılacak olan bir on günlük
iznimin olması da daha verimli kendim adına.
İstanbul her ne kadar güzel bir şehir ise bir o kadar da
yorucu. Bu gidişimle bir kez daha anladım ki ben orada mecbur kalmadıkça
yaşayamam. Oranın temposuna alışmış insanlar için diyeceğim hiçbir şey yok
elbette ama ben sadece gezmek ve görmek adına kısa süreli gidişlerde
bulunabilirim ancak. Ne de olsa insanoğlu için “doğduğu yer değil doyduğu yermiş vatanı” denilse de
sanırım bu söz benim için oldukça uzakta…Sevenler için diyecek bir sözümüz yok
elbette… Ama adalar her zaman için favori listemde…
Ne var ki adalara gidip de özellikle Büyükada’da o harika
evleri bir kez daha görmek, geçmişte o evlerde yaşayan ve ada ruhunu canlı
tutan o dönemlerde yaşama isteği yine depreşti bende. Gerçekten çok isterdim ve
eğer ki bana bu dünyaya yeniden gelme şansı verilmiş olsaydı bu tercihimi
Büyükada’dan yana kullanırdım kesinlikle… Şu an ki haliyle eski zamanlarda ki
halini karşılaştırmak yersiz olur elbette ama yine de gidip görmeye, gezmeye
değer bir yer benim için… Üzüldüğüm tek nokta var ki o da insanlarımızın
çevrelerine karşı olan duyarsızlığını burada bir kez daha görmek oldu. Geçen
sene daha temiz bulduğum yer bu sene pet şişelerin sağa sola fırlatıldığı bir
yer haline dönmüş. Önünde ki çöp bidonuna atmak yerine ağacın iki dalının
arasına sıkıştırılmış boş su şişeleri adanın doğal dokusunu tamamıyla bozmasa
da çirkinleştirmek adına yetmiş de artmış bile… Ben inanın insanlarımızı
anlayamıyorum. Neden bu kadar duyarsız !!!! Hepbirlikte korumak ve temiz bir
ortamda gezip dolaşmak eğlenmek varken bu tarz şekilde orada gezmek beni
gerçekten üzdü. İnsanlığımıza yakışmayacak şeyleri yapmak doğamızda mı var
acaba diye düşünüyorum. Ve oraya gelen yabancı turistlere de bu konuda hiç iyi
örnek olmuyoruz kanısındayım.
Dilerim ki herkes üstüne düşen görevi yapar ve bu bilinçle
çevremizi de korumak adına gerekli çabayı birey olarak gösteririz…
Velhasıl anlatmaya çalıştığım çok güzel keyifli gönlümüzce
bir hafta sonu geçirmiş olmanın keyfi ile döndük ait olduğumuz yere… Gitmek
isteyenler içinse tavsiyem tam da zamanıdır adanın. Gidin, gezin, eğlenin,
tadını çıkarın zamanın….Sevgiler
Mehpare ÖĞÜT