Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

14 Mayıs 2010

İNSAN NE İLE YAŞAR DAN...

Mayıs 14, 2010 0
İNSAN NE İLE YAŞAR DAN...

Bir zamanlar bir kralın aklına söyle bir düşünce geldi: "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimi d...inleyeceğimi ve yapmam
gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."


Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli
kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini ilan etti.

Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen farklı çıktı.
İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların yer aldığı bir
takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak gerektiğini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında
yapılabilir".

Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep daha
önce olmuş olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler de kral neler olup bittiğine
ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte karar vermesinin imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en
uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler.

Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına
ancak tek bir kişi anında karar verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler olacağını
önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini
bilmek isteyen, sihirbazlara danışmalıdır.

İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına göre
danışmanlar; bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir kısmına göre ise savaşçılardı.
Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir
kısmı savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dini ibadet dediler. Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların
hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi.

Ama hala doğru cevapları alamadığı için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya karar verdi.
Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade halktan başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade
elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü. Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi
ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovuğunun önüne çiçek tarhları kazıyordu. Kralı gördü,
selamlayıp kazmaya devam etti. Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi;

küreğini toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu.
Kral yanına gelip söyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı
nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli
ve her şeyden önce kendimi vereceğim isler nelerdir?"

Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti."Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de
biraz dinlenin."Münzevi, "Sağ olun" diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra durup sorularını
tekrarladı. Münzevi yine cevap vermedi; bu defa ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve söyle dedi:"Biraz dinlenin; bir parça da ben
çalışayım."
Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı;
sonunda kral küreği toprağa saplayıp söyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. Eğer cevap
vermeyeceksen, söyle de evime gideyim".

Münzevi, "Buraya koşarak birisi geliyor" dedi, "bakalım kim?" Kral arkasına döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru
geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine
inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara
vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine
gelince içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada aksam olmuş hana soğumuştu. Kral, münzevinin de
yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral,
koşuşturmadan ve yapmış olduğu islerden öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir
uyku çekti.

Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun süre
hatırlayamadı. Kralın uyandığını ve kendisine baktığını gören adam; "Beni affedin" dedi,zayıf bir sesle.
Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki" dedi.

"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam. "Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için
sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi
öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusulaya yattığım yerden çıkınca
muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı sarmasaydınız kan
kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz olup
size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim. Affedin beni."

Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve
kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca mallarını iade edeceğine de söz verdi.
Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı.
Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış
oldukları tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu.

Kral ona yaklaştı ve söyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size son defa yalvarıyorum!"
yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp krala baktı ve,
"Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi. "Dün
eğer benim dermansızlığıma acımayıp su tarhları kazmasaydınız, gidecek ve su adamın saldırısına uğrayacaktınız ve yanımda
kalmadığınıza pişman olacaktınız.

Yani en önemli vakit, tarhları kazdığınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli isiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu
adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti, çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız,
sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı."

"Bundan sonra şu gerçeği unutmayın:
Tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En
önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir
başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur."


TOLSTOY

KIZIL SAÇLISI'NA...

Mayıs 14, 2010 0
KIZIL SAÇLISI'NA...

Pembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa
eğer..
Olursa 24 ayar ahlaklı..
Anama bakar gibi bakar..
İlaha
tapar gibi taparım..!

Ama...!
Kalleş çıkarsa karım..
Anam
avradım olsun bir teneke benzin döker yakarım...!

Kimine göre
kadın..!
Soğuk kış gecelerinde sarılıp yatmak içindir..

Kimine
göre kadın..!
Sıcak harman gecelerinde zil takıp oynatmak içindir..


Kimine göre kadın..!
Ömür boyunca omuzumuzda taşıdığımız..
En
büyük sevabımız ve en büyük vebalimizdir..

Ama sen kadınım..!
Benim
için sen..
Ne o..
Ne bu..
Şusun sen..!
Benim can
yoldaşım kavga arkadaşımsın...

Nazım HİKMET

01 Mayıs 2010

İNSAN NİMET DEĞİL Mİ...?

Mayıs 01, 2010 0
İNSAN NİMET DEĞİL Mİ...?

Profesör Üstün Dökmen,

"Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeley...en çok kişi gördüm" diyor...

Saygılı olmaktaki kusurlarımızı şöyle anlatıyor:

Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var...

Avrupa'da yaşayan vatandaşımız, orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkule'den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor. Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda, herkes böyle yapıyor diyor.

Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir bu.

-İkinci hatamız, adama göre davranmamız. Karşımızdaki adam iri yarıysa,

'Buyur Abi', diyoruz, ufak tefekse, 'Ne var lan!'diyoruz. Oysa ki, insanların onuru birbirine eşittir.

-Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken 'Merhaba millet' diyoruz, değilse surat asıyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız.

Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde
mutabakat var, kimse basamaz, ayağıyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.

Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet değil mi?..


Üstün DÖKMEN

VERMEK ÇOĞALMAKTIR...

Mayıs 01, 2010 0
VERMEK ÇOĞALMAKTIR...
Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında k...öylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı. “Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri. Size hediye olarak getirdim.” “Teşekkür ederim” dedi talebe. “Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok memnun olacaktır.”
“Hayır, hayır” diye atıldı köylü. “Ben bunları sana getirdim.”
“Bana mı?” Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.
“Evet!” diye ısrar etti köylü. “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana hergün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel İlâhî rahmeti getirir. Çünkü, bak, ne güzel yaratılmışlar.”
Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu.
Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı.
“Üzümleri ona hediye edeyim. Kimbilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa bulur.”
Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü:
“Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.”
Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti:
“Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harikalarla en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu İlâhî sanat eseriyle ne yapılacağını en iyi sen bilirsin.”
Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti.
Üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile İlâhî sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği bu sanatın ve güzelliğin Sahibine sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı da.
Ve böylece daha akşam olmadan, çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile.
İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve bir şeyi daha anladı. Cömertlik dostluğun en parlak bir nişanıydı

AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR

Mayıs 01, 2010 0
AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR

Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle ta...nımlamak ister, aşkı sende tanmak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak isterdim.

Sevgili!..

Şimdi senden uzakta aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kadırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünkü o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf'ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif'lerle he'lerden. Sensizlikle hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz; canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..

Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvî acıydı aşk; ve maddeyi manaya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin özüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan ahenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr' u dâra takan da, Halil'i oda yakan da oydu ve oydu Eyyub'u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.

Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misal-i taşa benzer. Hayatı Aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kement olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem babalarca bent olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nagehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebed olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebed kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.

***

Sevgili!..

Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.
Bir nihânîce gamzene gamzede aşıkların adına.. Hani uykuya dalınca kenti ve yalnız başına kalınca kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri ve hal üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri.. Vicdan sesinden bîzar kürek mahkumlarınca, hani aşıkların hasreti özlemle karınca.. Hani gurbetin ucunda gönlüme gönmende seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende.. Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi aşığı aydınlatırken.. Gel ey Sevgili bir hüzmecik bahşeyle asi ve aciz üftadene ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..

Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.

İskender PALA

NEYLE ÖLÇÜYOR İNSAN KENDİ GÜCÜNÜ ?

Mayıs 01, 2010 0
NEYLE ÖLÇÜYOR İNSAN KENDİ GÜCÜNÜ ?

Uğradığımız yenilgilerle zayıflıklarımız yüzünden nerede başarısız olmuşsak orada kendimizi aşağı gö...rür , utanırız.. oysa güçlü olduğumuz noktalarda aşağıladığımız şey kendi yenilgimizdir , utanç duyduğumuz şey de talihsizliğimizdir.. zafer ve talihle mi ölçüyoruz gücümüzü ? en köklü zayıflıklarımızı , hiçbir şeyin zafer ve talih kadar kolayca açığa çıkaramadığını bilmeyen var mı ? bir mücadelede ya da aşkta kazanılan bir zaferden sonra , zayıflığından dolayı şaşkınca ve ürperircesine sevinerek içinden ‘bu ben miyim ? ben ki en zayıfıyım , bütün bunlar bana mı ?’ sorusunun geçtiğini hissetmeyen var mıdır ? ayağa kalkmanın bütün hilelerini öğrendiğimiz ve utançtan yüzümüzün kıpkırmızı kesildiği yenilgilerse başka.. şöhret , alkol , para ya da aşkla , gücü hangi alanda olursa olsun , insan orada ne doğru dürüst davranmasını bilir , ne onur tanır , ne rezil olma korkusu.. en bezirgan yahudi bile müşterisi önünde casanova’nın , charpillion’a karşı davrandığı kadar küstah hareket edemez.. bu tür insanlar kendi güçleri çerçevesinde idare ederler ortalığı.. ama asıl fecaat güçlü olmanın bedelindedir.. bir sarnıcın içinde oturup yaşamaya çalışmak.. içinde yaşarsak budalayızdır , bize yaklaşan olmaz , çukurlara yuvarlanır , ne kadar engel varsa hepsine takılır kalırız , pislikleri eşeleyip durur toprağı da rezil ederiz.. ama pisliğe ancak böylesine bulaşmışken artık yenilmeyiz

Walter BENJAMİN

BU GEMİ NEREYE GİDİYOR USTA?

Mayıs 01, 2010 0
BU GEMİ NEREYE GİDİYOR USTA?

Bu gemi nereye gidiyor usta? İcim bos gemiler bos!Bu gemi nereye gidiy...or usta? Bir kiz vardi! Saçlarini ruzgara satan kiz. Bir nehir kiyisindaydi bir gece karsiya gecmek istedi. Goz kapaklarindaki kan canaklarında sunulmustu hayat. Hayat agir geliyordu goz kapaklarina. Çekik gozlerinde yuklu sevdalar yasiyordu. Nehrin karsisina gecmekti sadece niyeti. Bir seyler geri cekiyordu ö nce sustu! dinledi.. Nehri ruzgari.. Yuzunu kesislemeye dondu ve satti saclarini! Kısınca gozlerini hayat akar giderdi kenarlarindan. Karsinindaki nehir icinden gecerdi ve o hic icinden nehir gecen sarkilari bilmezdi. Susardi! Dinlerdi sesleri.. Bir adam vardi karsida susan bir adam! Konussa bilecekti gitse, gelicekti. Konusmadi, gitmedi.. oylece durdu! Nehir saclarini ruzgara satan kizin icinden geciyordu! Gerisi yokluk, gerisi hiclikti! Bu gemi nereye gidiyor usta dedi! Biliyordu! kopru az otedeydi.. İcinden nehirler gecen sarkilar duydu! Kesisleme bir ruzgar vardi! Ve hala saclarini ruzgara satiyordu. Bitip yitip baslamanin huzunlu bekleyisindeydi. Ne kalabiliyordu ne gidebiliyordu simdi. Öyle bir yerdeyim ki diyordu, asagi dokulsem ask, yukari aksam ben. Bir su oldugunu anladi. Sen istedigin kadar yarimla beni, ben seni tamamlarim! Adam nehrin karsisinda bekliyordu.. Gozlerinde yillarin birikimi cizgiler. Ellerinde siir kokulu bir aksam! Şiirler okununca unutulmali dedi! Hasret dokununca uyutulmali.. Adam Sakindi.. Adam Suskun! Saclarini Ruzgara Satan kiz.. Bir siirdi ellerinde, hic bitmeyen! Beni tut! icine ser.. Çekilmemis fotograflarin banyosuna sakladim gozlerimi. Beni Gor!Sesime gel.. Öyle inandir ki beni! Gunesi arkama alayim.. Ve kulagina icinden nehirler gecen sarkilar soyleyeyim.. sarkilarin bittigi yerde! Gozlerinde oleyim.. Oraya yatir beni! Gozlerine, aska! Bu gemi nereye gidiyor usta?! İcim bos gemiler bos.. Bu gemi nereye gidiyor usta! Elimi uzatmaya kac sebebim var.. Ve tutmamaya kac bahanem.. Elini uzatsan nehirlerden de gecer misin? Kopru olur mu onlar? Sana ve bana.. Ve ruzgar saclarinla oynasan kesislemeler.. zamani uzatsam? Icinde olebilecegimsin.. Sana dokunmaya oyle birikmisim ki parmak uclarim kaniyor.. Senelerdir su yuzu gormemis topraklar gibisin! Sana aktikca yutuyorsun beni.. Aktikca icine cekiyorsun.. Bitmem ki cagliyorum! Çogaliyorum.. Çunku kacmadim! Kalmayi sectim.. Bir ucuruma yuvarlaniyorum bilerek ve isteyerek.. Al sesimi susumu us'umu.. Ama Sen'ime dokunma!Saclarini Yuzgara sat! Beni kendine kaç.. Otogani kir yuregime.. Gecenin kirmizisinda kaybol.. Az otende kopruler.. Az kaldi!Gec.. Senden baska sevmeye beni.. öleceksen! Benden basla olmeye.. Bu gemi nereye gidiyor usta! Biz ayni yöne gidildikce ayni yere gelinir yazalim mi denizlere? Gozlerin kalsin!Nehirler ve sarkilar kurusun! Önemi yok.. Sadece gozlerin.. Bu adam dokunmadan gitmeyecek.. Gomulecegi yer orasi! Gidersen! Sözun ayaklarina gecerse.. Geri de biraktiklarini düşün! Gidemezsen belli sebebi.. Bazen kalmaktir, zor olan.. Gitmek ile kacmak ayni seydir bazen.. Ve o ucurumdan beraber yuvarlanir insan! Bilerek ve isteyerek.. Gozlerindeki kan canaklarina sunuyorum, Kendimi.. Burada kimim var ki? İcimde benden baska, icimde bir disim var! İcimde yer yok baska.. Disinda kimin var senin.. icindeki yoktan baska? Biliyorum.. Disinda bir yerdeyim.. İcimde heryer askin.. Orada kimin var ki? İcinde senden baska.. İcimde bin yerin var! Disinda herkes baska.. Ve sen simdi yataginda o nehir, Kulaklarinda.. Bu Gemi nereye gidiyor usta?!


Kahraman TAZEOĞLU

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM...

Mayıs 01, 2010 0
BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM...
Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak ...mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu. İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın
üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan
olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni
görebilesin... Fedakârlığımı anlıyorsun : vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında
kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sen
de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orda beraber yaşarız külümün
içinde külün, ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi
ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız
ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek. Toprağa beraber
dalacağız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip
filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak :
biri sen biri de ben. Ben daha ölümü
düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım. Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar
da bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey : belki diyor.



Nazım Hikmet RAN

ADI DUA OLAN SEVGİLİM

Mayıs 01, 2010 0
ADI DUA OLAN SEVGİLİM
Yedi rekât günah kıldım bedeninde
Dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
İhmalin uz...ak meleğine teninde aldandım
Yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
Tarih kadar yalnız,
aşka âşina, acıya unutkandım

Er yüzlerde tavaf ettim bunca yıl kalb evini
Kırk yemin kurutmuştur sanırken içimin pınarlarını
İnanmadığım Allah'a
Senin yüzünde inandım
Adı dua olan sevgilim
Yandım yandım yandım

Sessizliğe borcum var birkaç kelime,
Sessizliğe borcum var birkaç feryat,
Sessizliğe borcum var birkaç çığlık,
Sustum, yıllarca sustum kan içinde
Ödeyemedim borcumu onca şiirle
Adı dua olan sevgilim
Yandı ruhumun gömleği
Yedi deryalar içinde
Aştım aştım aştım

Aslında sen yoktun
Yalnızca bir duayı sevdim ben
Varlığın yalanımdı
Aşktım aşktın aşktı
Geçti gitti hepsi
Geçti gitti işte
Dudaklarım kilitli
Yasin yasin yasin

Çok şükür ölmeden
Son duamı ettim ben
Allah beni tek etti
Kendi dağımı kazdım defterime
Gün geldi burdan da gittim


Murathan MUNGAN

BİLMESSİNKİ SENSİZ GECELERİ BÖYLE KAÇ GECE BEKLERİM...

Mayıs 01, 2010 0
BİLMESSİNKİ SENSİZ GECELERİ BÖYLE KAÇ GECE BEKLERİM...
Direnirim, tutsakdır sevdasına yanan deli yüreğim
Ezgilerim küser nerde açar?Yaseminlerim,nerde sola...r?
Bir karlı dağın ürkek ceylanıdır yüreğim korkar, ürker
Akan deli bir nehirdir artık gözlerim karışır buzdan duvarlarıma
Kayboluşumdur bir yağmur bulutunda damla damla süzülürüm.
Düşlerim en derin çıkmazlar da vurulurum yar diye savrulurum

Soluktur artık yitikdir, sözlerin karışır gecemle sevişir.
Uzanırım tüm gücümle, kollarım yıldızları sarar,sen yerine
Dertleşirim şimalimle anlattıkça küser sana, incinir
Hani nerdeSevdan? Nerde? Niçin ağlıyorsun ağlatıyor bak seni
Sus diye haykırırım yapma sus sen gökyüzünden vazgeçebilirmisin?

Zordur bilirmisin yarini ödünç vermek,gecelerde
Bilirmisin gözunden kıskandığını ellere emanet etmeyi.
Kimseye diyemessin saklındır tende ki, canda ki emanetindir.
Sen kesersin cezanı tenhasında gecenin bir başına,
Özlem kesik soluklarımda dökülüp solar voltalarım da zehirler kanımı,
Yasaksındır yasak, harlanır tüm şiirlerim bu saatte okumasanda
Şarap tadıdır bu saatler sarhoş besteler neylerin ağır hüzünleridir.

Dudakların başka soluklarda susar bilirim gece katilim olur artık
Kim kirlendi? Senı delice seven bu kadınmı susarım susabildiğimce
Ateş böceklerim kararır artık, nergislerim kokusuz bu saatlerde.
Bilirim yine nöbet var izinli uykularımda firari bir asker bekler,
Her gece her gece bıkmadan usanmaz,kara kışlarım eser odamda
Baharlarım bin yıl ötede imkansızımsın uçar sevdamın yalnız kuşları
Okyanuslar dalgalanamaz artık benim kadar,beynim küser kalbime.

Ağır bir iç kanamadır hasretin bilirmisin daha sıkı sarılırken ona
Sen uyurken başka tenlerde doyasıya bu kadın bekler sensiz şehirleri
İlk bıçağı yine ben vururum itinayla sakladığım kıyamadığım sevgime
Salarım artık kuyruklu uçurtmalarımın iplerini süzülür ay ışığına
Derdim beni aşar çalmayan her telefonda sayıklarım adını usulca
Yasaksın bilirim sus diye diye bağırırım sevdalı bu deliye

Ah bir bilsen neler çekerim gecelerimde sensiz kaç kıyamet kopar.
Engellemem artık hayalini o olsun gözümün önunde baş ucuma sararım
Başka canım yok ki sana vereyim defalarca ölürüm yüreğim sende rehin.
Gecelerimi bilirmisin yastığın olmak gelir içimden,yorganın.
Kaç kez öperim kapalı kirpiklerini, kaç kez koklarım sen diye geceleri
Öyle korkarım ki öperken seni bilirmisin kalır diye dudak izlerim




BİLİRMİSİN BUNUN ADI AŞKDIR SEVGİLİM ......
BİLMESSİN Kİ SENSİZ GECELERİ BÖYLE KAÇ GECE BEKLERİM ..........


Alıntıdır.