Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

18 Ağustos 2010

ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARINDAN...

Ağustos 18, 2010 0
ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARINDAN...
Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.

 
Şükrü ERBAŞ


14 Ağustos 2010

....

Ağustos 14, 2010 0
....


İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi,kronik şüpheciler olmayı öğrenir. Ve bu o kadar yavaş, o kadar küçük dozlarda olur ki, başına gelene karşı asla uyanık değilsindir. Bu gerçekleştiğinde, artık çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli derler: Onun çok deneyimli, çok akıllı, çok kurnaz bir insan olduğunu, onu kimsenin kandıramayacağını söylerler.

Belki onu kimse kandıramaz, ama o kendini kandırır. Değerli her şeyi kaybetti; hepsini kaybetti. O zaman çok tuhaf bir olay meydana gelir: İnsanlar, başka insanları sevemez, çünkü insanlar çok aldatıcı olabilir; nesneleri sevmeye başlarlar. Büyük bir sevgi ihtiyacı olduğu için, onun yerine koyacak bir şeyler bulmaya devam ederler: Kimisi evini sever, kimisi arabasını sever, kimisi elbiselerini sever, kimisi parayı sever.


OSHO



BEKTAŞİ VE HAMAM BÖCEĞİ

Ağustos 14, 2010 0
BEKTAŞİ VE HAMAM BÖCEĞİ


Baba erenlerden Bektaşi, bir gün hamama gitmiş. Güzelce yıkanmış, temizlenmiş, göbek taşına uzanıp keyif çatmaya başlamış. Derken, gözü hamamın içinde dolaşan, milletin ayakları altında ezilen hamam böceklerine takılmış. Bektaşi ister istemez düşünmüş ve içinden Allah'a seslenmiş:

-Yüce Allah'ım !?.. Hikmetinden sual olunmaz, lakin ne diye şu hamam böceklerini yarattın ? Zavalıi hayvanlar, hepsi de kara kuru çirkin, hiçbir işe yaramaz. Bir de böyle hamam köşelerinde, ordan oraya koştururlar, çile çekerler, ayaklar altında ezilirler. Bektaşi biraz daha fikredip hamam sefasını tamamlamış ve evine dönmüş. Aradan haftalar geçmiş. Bir gün baba erenlerin kaba etinde bir kaşınma başlamış. Ama ne kaşınma! Önce tatlı tatlı kaşınırken, Bektaşi artık dayanamaz olmuş. Kaşındıkça kaşınmış, kaba etleri yara bere içinde kalmış. İş zevk vermekten iyice çıkıp adeta bir işkenceye dönüşmüş. Erenler artık sırtüstü yatamaz, oturamaz olmuş. Tanıdığı ne kadar doktor varsa hepsine kaba etlerini göstermiş, bir çare bulamamışlar. Bektaşi canı acıya acıya kaba etlerini ovalıyor,resmen şakır şakır kan akıyormuş. Sonunda, al canımı ya Allah diye dualar etmiş.

Nihayet baba erenlere şifalı otlar kullanarak her hastalığı iyileştiren bir kocakarıyı tavsiye etmişler. Erenler, çaresiz, kadını çağırmış, cildi yara olan kaba etini ona da göstermiş.

Kadın, Bektaşiye:

- derhal uşağını hamama gönder. Bulabildiği kadar hamam böceği toplasın, demiş .

Söylediğini yapmişlar. Şifacı kadın getirilen böcekleri bir tokaçla güzelce ezmiş. İçine çesitli otlar katmış, macun kıvamında bir merhem hazırlamış, Bektaşi'nin kaba etlerine sürmüş. Bu merhemi iki hafta boyunca duzenli kullanirsaniz hicbir seyiniz kalmaz demis ve gitmis. Hakikaten birkaç hafta sonra Bektaşi tamamen iyileşmiş. Iyileştikten sonra Bektaşi bir iş gereği deniz yolculuğuna çıkmış. Gemi güzel güzel ilerlerken birden firtına kopmuş.Dev gibi dalgalar gemiyi sanki bir findık kabuğu gibi ordan oraya savurmaya başlamış. Kaptan duruma bakmiş, yolcuları cağırmış ve onlara seslenmiş:

-Bu firtınaya dayanamayız. Işimiz Allah'a kaldı ! Herkes dua etsin, belki yüce Allah halimize acır, firtınayı uzaklaştırır.

Bunun üzerine yolcular bildikleri bütün duaları okumuşlar. Kimisi adaklar adiyor, kimisi eğer kurtulursa yüzlerce fakiri doyuracağını falan söylüyormuş. Içlerinde sadece baba erenler, diğer yolculara aldırmadan piposunu yakmış, firtınayı seyrediyormuş.

Bunu gören kaptan, Bektaşi'yi azarlamış:

- Bre zındık, herkes dualar ediyor, sen niye bize katılmıyorsun?

O zaman Bektaşi cevabı yapıştırmış.

- Bak, kaptan efendi, ben Cenab-ı Allah'ın işine sadece bir defa karıştım,

aylarca götümün üstüne oturamadım..! Bundan sonra asla işine karışmam.

Gemi onun,

ister batıııırır, ister çıkarııııır...





KENDİN OLMAK (OLUMLAMA)...

Ağustos 14, 2010 0
KENDİN OLMAK (OLUMLAMA)...

“Olmadığım bir şeyi deneyimlemeyi
bırakıyorum; olduğum şey oluyorum.
Kendim oluyorum.”
Sadece kendim olmayı seçiyorum,
her şeyi ile ve bütün olarak.
...O zaman ben olmadığım şeyi deneyimlemiş
olmaktan getirdiğim bilgiyle, olduğum
şeyin ne olduğunu çok iyi bilirim.

Mükemmel olmak yerine, kendim olmayı
seçtiğimde, aslında gerçek mükemmelliğin
bu olduğunu bilirim. Kendim olmanın
o muhteşem duygusunu.

İyi olmak yerine, kendi gerçeğini ifade
etmenin ne kadar akıllıca olduğunu bilirim.

Çünkü insan ancak kendisi olabilir ve
bu, yapabileceği en iyi şeydir.

Nasıl ki bir çam ağacı bir kestane olmadığı
için kendisinin mükemmel ya da
iyi olmadığını düşünmüyorsa, nasıl ki bir
kedi bir kuş olmadığı için iyi olmadığını
düşünmüyorsa; ben de kendimden
başka bir şey olduğumu sandığım
zamanlarda hissettiğim yetersizlik
ve eksiklik duygusunun ne kadar
komik olduğunu fark ediyorum.

Evet, o zaman öyle düşünmeyi seçmiştim,
şimdi ise, böyle düşünüyorum.
İkisini de ben seçtim.

Düşüncelerim bana aittir. Benim kişiliğimin
orijinal ürünleridir onlar.
Onlara bakar, izler ve artık işime
yaramayanları ve bana ait olmayanları
ayıklar, değiştiririm.

Her iki durumda da onlar sadece benim
düşüncelerim oldukları için onları severim.
İnançlarım bana aittirler.
Onları adım adım oluştururum.
Her an değiştirip-düzelterek ilerlerim.

Her bir deneyimim, ki bütün deneyimlerim
birer öğrenme eylemidir, bana yeni şeyler
öğretir. Ve böylece ben inançlarımı da
geliştirir, öylece yoluma devam ederim.

Hatalarımı seviyorum, çünkü onların
benim deneyimlerim olduğunu öğrendim.
Hiç hata yapmasaydım,
hiç öğrenmiyor olacaktım.

Bedenimi seviyorum.
Oradaki her bir kıvrımı, her bir uzvumu;
çünkü onlar bana aitler.
Benim biricikliğimi, tekliğimi ve
özel oluşumu yansıtan şeylerdir onlar.

Yüzümün ifadesini seviyorum.
Dünyada her şeyi ile benle aynı olan
ikinci bir kişi yok.

Yeteneklerimi seviyorum.
Onları ben bir çok hayatlar boyunca
elde ettim. Oluşturdum ve geliştirdim.

Aklımı seviyorum. Kendime ait
özel düşünme biçimim ve zekâ türümle
farklı oluşumu seviyorum.

Ve başka insanların farklılığına,
özgünlüğüne baktığımda o muhteşem uyumu
görüyorum; çeşitlilikteki birliği!

Aynaya baktığımda, göz bebeklerimde
gördüğüm kişiyi seviyorum.
O benim. Yüzyıllar boyunca
birlikte yolculuk yaptığım kişi.
Ve hep onunla olacağım.

Ben kendi orijinalliğimi ifade ettikçe
ve başkaları da aynı şekilde yaptıklarında;
o zaman dünya daha renkli ve
daha zengin bir dünya olur.

Herkes kendisi olmayı başardığında,
biz bilinçli olarak dünyada cenneti
yaratmış oluruz.


"KUANTUM OLUMLAMA" KİTABINDAN ALINTI




....

Ağustos 14, 2010 0
....



Kader hayatmızın önceden çizilmiş olması demek değildir.Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin...


Şems-i Tebrizi


GELİNCİK...

Ağustos 14, 2010 0
GELİNCİK...


Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan...
Hamile ...bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak
Bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir
An bile ayrılmaz.
Her ne kadar evcil bir hayvan olmasada, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay
Sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve
Yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç
Dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır.
Gelincik ile bebek evde yanlız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer
Ve anne eve gelir. Eve geldiğinde gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne
Çıldırmışcasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada
İçerideki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir Ve odada
Beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında parçalanmış olan yılanı
Görür.


Einsteinin bir sözü vardır:
"insanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zor
 

 



09 Ağustos 2010

HADİ GİT

Ağustos 09, 2010 0
HADİ GİT

 


Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.

Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.

Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...



CEMAL SAFİ


SAKLI SEVDALARIM

Ağustos 09, 2010 0
SAKLI SEVDALARIM



Saklı kalmış sevdalarım var yüreğimde,
Kimselere söyleyemediğim, söylemekten korktuğum.
Düş kurarken geceleri avunduğum,
Saklı kalmış sevdalarım var yüreğimde;
Özlem, aşk, sevgi dolu..
İlk ve son hecesi ümit kokan…
Saklı kalmış sevdalarım var yüreğimde,
Baş harfi ben, son harfi sen.
Saklı sevdalarım var yüreğimde,
Bir ömür boyu gelmesini beklediğim,
Beklerken yorulduğum…


Mehpare ÖĞÜT

AŞKNAME'DEN...

Ağustos 09, 2010 0
AŞKNAME'DEN...


Bir zamanlar adamın biri derdinden ağlayıp sızlanıyormuş. Ünlü şeyhlerden Şibli onun halini görmüş, ağlamasının sebebini sormuş.İşte cevap: “Güzelliği canıma can katan, ömrümü arttıran bir sevgilim vardı. Geçenlerde öldü, şimdi ayrılığı beni de öldürüyor”.“Mademki sevgilinin hasretiyle yanıp tutuşuyorsun, demiş Şibli, o halde yeni bir sevgili bul kendine.Ama dikkat et, bu sefer âşık olduğun sevgili ölenlerden olmasın.”



İSKENDER PALA -AŞKNAME

HACI BEKTAŞ-I VELİ'den MAKALAT.....

Ağustos 09, 2010 0
HACI BEKTAŞ-I VELİ'den MAKALAT.....


''Ayağa kalkarsan hizmet kastiyle kalk, eğer konuşacak olursan hikmetle konuş, oturacağın zaman hürmetle otur''

''Her insanın üç yoldaşı vardır. Sabır, kanaat ve arlanmak... ''

''Eğer daim cennette olmayı istersen, herkesle dost ol ve kin tutma. Gerçek derviş odur ki, kimseyi rencide etmez. Ve civan mert odur ki, kırılmaya müstahak olanı kırmaz... ''

''Benim üç iyi dostum vardır. Ben ölünce biri evde kalır, biri yolda kalır, ve biride benimle gelir. Evda kalan maldır. Yolda kalan hısımlarımdır. Ve benimle gelen iyiliğimdir... ''



Hak Teala,İblis'e sordu

-Niçin Adem'e secde etmedin? O zaman İblis şöyle cevap verdi :
-Beni ateşden onu çamurdan yarattın.

Yani ''Sen beni ateşden,onu toprakdan yarattın.Bu yüzden benim terkibim ulvi , toprak ise sulfidir.Ben yaratılışda ondan yüceyim bu nedenle Adem'e secde etmedim.

Kendine güvendi ve gururlandı.Hak teala da onu dergahından kovdu.Önceleri Allah'a yakın iken adı Haris'ti sonra mahrum , şaşkın ve melun oldu.Adı da şeytan iblis oldu.

Ondan sonra Hak Subhanehu Teala buyurdu:
-Ya Adem ! Yukarı Bak !
Bunu üzerine Hz.Adem yukarı baktı.Arşta şu yazıyı gördü.
''La ilahe illallah Muhammeden resulullah''

Hz.Adem yazıyı gördü ve şöyle dedi
-İlahi Seyyid ve Mevlam! illallah senin birliğindir , ya muhammed kimin adıdır ?

O ezeli ve ebedi olan Allah buyurdu ki;
-Ya Adem ! O , benim habibimin adıdır ki,senin oğlundur
Hz.Adem çok mutlu oldu ve şükretti.

Ondan sonra Hz.Adem,sağ yanına baktı,üç güzel şahıs gördü ve dedi:
-Adınız nedir ve makamınız nedir?

Birisi cevap verdi:
-Adım akıldır ve makamım başta,beyindedir.
Diğeri şöyle cevap verdi
-Adım utanma ve hayadır makamım yüzdedir.
Bir diğeri ise şöyle cevap verdi:
-Adım ilimdir ve makamım göğüsdedir.


Hz.Adem
-Gelin şimdi, yerli yerinize girin , dedi.
O saat üçü de yerlerine girdiler.Hz.Adem de rahatladı.

Sonra sol tarafına baktı,üç şahıs gördü ve ürkerek şöyle dedi.
-Adınız nedir ve makamınız neresidir ? Ne uğursuz kavimsiniz.


Onlardan birisi şöyle cevap verdi:
-Adım öfkedir ve makamım başta , beyindedir.
Hz.Adem
-Baş , akılın yeridir , senin başda yerin yokdur , dedi.
O şahs - Ben gelince akıl gideri , dedi.


Diğer şahıs şöyle dedi
-Adım açgözlülüktür ve makamım yüzdedir.
Hz.Adem
-Yüz utanma ve hayanın yeridir;senin yüzde yerin yoktur
O vakit şahıs
-Ben gelince Utanma ve Haya gider,dedi.

Bir diğer şahıs ise:
-Adım hasettir ve makamım göğüsdedir,dedi.
Hz.Adem
-Göğüs,ilim yeridir ; senin göğüsde yerin yoktur dedi
O şahıs:
-Ben gelince İlim Gider, dedi.

''İki nesne en büyüktür: Bilgi ve yumuşaklık. Bilgi ile doğruya yol görünür, yumuşaklık ile insanlara katlanılır ''

''En büyük kerâmet çalışmaktır''

''İnsanın cemâli sözünün güzelliğidir (İnsan iyi sözlüyse güzeldir, kötü
sözlüyse çirkindir''

''Sen seni bilirsen yüzün Hüdâ'dır; sen seni bilmezsen, Hak senden
cüdâdır (ayrıdır)''