Bir kişiyi aklı başında ya da eli açık olmak için harcadığı güçten ötürü övmeye kalkışırsanız onu pek az sevindirmiş olursunuz. Tanrı vergisi yetileri için yaptınız mı bunu güller gibi açılır; bunların tam tersi, bir suçluya kusurunun yaradılışıyla bir ilgisi olmadığını, bunun nedeninin mutsuz bir takım rastlantılardan doğduğunu söylerseniz en yüce duygular besler size. Aslında doğuştan namuslu, kafası işleyen biri olmanın bir değeri yoktur. İçinden geldiği için birini öldürenle; bir rastlantıyla birini öldürmek arasında sorumluluk yönünde hiç bir ayrım olmadığı gibi. Ama bu düzenbazlar bağışlanmayı isterler, sorumsuzluğu.. Aslında suçsuz olmalılar, yaradılışın bir nimeti olan erdemlerinden kuşkulanmamak gerekir, geçici bir mutsuzluktan doğan kusurları da sürekli olmamalı. Yargılamayla kesmek gerek ilişiği..
Bizden daha iyi kişilere daha az iç döktüğümüz çok doğrudur. Daha doğrusu onların topluluklarından kaçarız. Çokluk bize benzeyenlerle, bizim güçsüzlüklerimizi paylaşanlara dökeriz içimizi. Demek ne düzeltilmek ne de yola getirilmek dileğimiz var. İlkin gücümüzün yetmediğinden yargılanmamız gerekir. Yalnızca acınmakla yürekledirilmek isteriz. Kısacası artık suçsuz olmak isteriz, ama bunun için parmağımızı bile kımıldatmak gelmez içimizden. Ne yeterince hayâsızlık, ne de yeterince erdem. Ne kötülüğün gücü var bizde ne de iyiliğinki. Bilmem okudunuz mu Dante’yi? Gerçek mi? Öyleyse onun Tanrı’yla şeytan arasındaki savaşta iki yanı da tutmayan melekleri olduğunu bilirsiniz. Araf’a yerleşmiştir onları, bir çeşit avlu, cehennem avlusu.
Aaron Hacker’in emlak bürosunun önünde New York plakalı kırmızı, spor bir araba durdu. Arabadan inen şişman adam, büroya doğru yürüdü. Sıcaktan ter, ince elbisesinin üstüne kadar çıkmıştı. 50 yaşında görünüyordu. Yüzü heyecandan kızarmış, fakat kısık gözlerindeki kararlı, donuk bakış değişmemişti. İçeriye girince başıyla Aaron’a selam verdi.
- ”Bay Hacker?” Aaron gülümseyerek,- ”evet benim, sizin için ne yapabilirim. Bay..?”
Şişman adam,
- ”Dill” diyerek kendisini tanıttı. ”Zamanım çok az, hemen konuya girsek iyi olacak.” dedi.
- ”Benim için de iyi olur Bay Dill. İlgilendiğiniz belli bir yer var mı?”
- ”Doğrusunu isterseniz, evet. Kasabanın kenarındaki eski bina.”
- ”Sütunlu ev mi?”
- ”Ta kendisi. Yanılmıyorsam üzerinde SATILIK tabelası var.” Aaron kuru bir sesle,
- ”Evet, bizim satış listemizdedir.” Kalınca bir defterin yapraklarını karıştırdı. Sonra daktilo ile yazılmış bir sayfayı işaret etti:
”160 yıllık bina. 8 odası, 2 banyosu, otomatik gaz fırını, geniş terasları, çevresinde ağaçları var. Çarşıya, okula yakın. 750.000 dolar.”diye okudu ve ekledi:
- ”Hala ilgileniyor musunuz?”
Adam oturduğu yerde rahatsız olmuş gibi kıpırdandı. “Neden olmasın. Olumsuz bir yanı mı var?”
Aaron, “Aslına bakarsanız,” dedi. “Bu evi defterime yalnızca yaşlı Sade Grim’in hatırı için kaydettim.Ev asla onun istediği kadar etmez. Uzun zamandır onarım görmemiş çok eski bir binadır. Kirişlerden kimi bir kaç yıl içinde çökecek durumda. Bodrumu ise yılın yarısında su ile doludur.”
- ”Öyleyse sahibesi neden bu kadar çok istiyor.”
Aaron omuz silkti. “Herhalde kendisi için manevi değeri olacak. Çok eskiden beri ailesine aitmiş.” Şişman adam gözlerini yerde gezdirdi. “Bu çok kötü.” dedi. Başını kaldırıp Aaron’a baktı ve çekingen bir biçimde gülümsedi. “Hoşuma gitmişti. O, nasıl söylesem bilemiyorum, tam aradığım evdi.”
Aaron güldü. “100.000 dolara belki iyi bir alışveriş olurdu ama, 750.000 dolara…Sanırım Sade’in düşüncesini de anlıyorum. Hiç bir zaman fazla parası olmadı. Kendisine kentte çalışan oğlu bakıyordu. Sonra adam 5 yıl önce öldü. Onun için ev satmanın akıllıca bir iş olacağını biliyor. Fakat gönlü bir türlü evden ayrılmaya razı olamıyor. Bu yüzden eve kimsenin almaya yanaşamayacağı bir fiyat koyuyor. Böylece kendini avutuyor.”
Üzgün bir ifade ile başını salladı.”Dünya ne kadar garip değil mi?”
Dill soğuk bir sesle “Evet.” dedi. Sonra ayağa kalktı. “Kendisini bulup fiyatı biraz düşürmesini isteyeceğim.” Otomobilini Bn.Grim’in evinin önündeki yıkık dökük çürümüş tahta parmaklıkların önüne park etti. Evin çevresini tümüyle yabani otlar kaplamıştı. Kapıya çıkan kadın kısa boylu, beyaz saçlı idi. Yüzündeki hatlar, küçük inatçı görünüşlü çenesine kadar iniyordu. Havanın sıcak olmasına karşın sırtında kalın, yün bir örme hırka vardı.
- ”Bay Dill olmalısınız.”dedi, “Aaron Hacker buraya gelmekte olduğunuzu telefonda söyledi. İçeri girmez misiniz?”
- Dill, “Dışarısı korkunç derecede sıcak.” diye söylendi.
- ”Öyleyse içeri girin. Buzluğa biraz limonata koymuştum. İçeriz.”
İçerisi loş ve serindi. Pancurlar kapatılmıştı. Eski tarz geniş koltuklarla döşenmiş büyük bir salona girdiler. Yaşlı kadın ellerini sıkı kenetleyerek sallanan bir sandalyeye oturdu. Şişman adam öksürdü…
- “Bn. Grim, az önce emlakçınız ile konuştum.”
Kadın,”Tümünden haberim var.” diye sözünü kesti.
- “Aaron fikrimi değiştirebileceğiniz düşüncesi ile sizi buraya yollamakla akılsızlık etmiş. Doğrusunu isterseniz amacımın bu olduğuna da pek emin değilim.”
- ”Konuşmak için para alınmaz, ne istiyorsanız söyleyin.”
- ”Evet, haklısınız.” Adam beyaz bir mendille yüzünün terini sildi.
- ”İzin verirseniz anlatayım. Bir iş adamıyım. Bekarım.Uzun yıllar çalıştım ve iyi bir servet yaptım. Artık dinlenmeyi hak ettim. Yaşamımın sonlarını geçirebileceğim sakin bir yer arıyorum. Burayı sevdim. Bir kaç yıl önce Albany’ye giderken buradan geçmiştim. O zaman bir gün buraya yerleşebileceğimi düşünmüştüm. Bugün kasabadan tekrar geçerken, burayı gördüm. Tam istediğim yerdi.”
- ”Burayı ben de severim, Bay Dill. Böyle oldukça yüksek bir fiyat isteyişimin nedeni de bu zaten.”
Dill gözlerini kaldırıp yaşlı kadına baktı.
- “Oldukça yüksek bir fiyat değil mi? Kabul etmelisiniz ki Bn.Grim, bu günlerde böyle bir ev en fazla…”
”Yeter.” diye bağırdı kadın.
- “Bay Dill bu konuda sizinle kesinlikle tartışmak istemiyorum. Eğer istediğim parayı vermeyecekseniz, üzerinde durmayalım.”
- ”Fakat, Bn. Grim.”
- ”İyi günler Bay Dill.”
Adamın da aynı şeyleri yapmasını belirten bir tavırla ayağa kalktı. Fakat adam kalkmadı.
- “Bir dakika bayan, delilik olduğunu biliyorum ama, istediğiniz parayı ödeyeceğim.”
Yaşlı kadın uzun süre adama baktı.
- “Emin misiniz, Bay Dill?”
- ”Kesinlikle, yeterince param var. Eğer evi satmanızın tek yolu buysa, parayı alacaksınız.”
Grim hafifçe gülümsedi.
- ”Sanırım limonata iyice soğumuştur. Size getireyim. Siz içerken ben de evi anlatırım.”
Kadın elinde tepsi ile geriye döndüğünde Dill yine mendille alnındaki terleri siliyordu.Limonatayı zevkle yudumlamaya başladı.Yaşlı kadın sallanan sandalyesine yaslanırken
- “Bu ev.” Diye söze başladı. ”1902’den beri aileme aittir. Kasabadaki en sağlam ev olmadığını da biliyorum. Oğlum Michael doğduktan sonra bodrumum su bastı. O günden bu yana da bir türlü kurutamadık. Aaron bazı yerlerin çürüdüğünü de söylüyor. Yine de bu eski evi severim. Bilmem anlatabiliyor muyum?”
- Dill, “Evet.” dedi.
- ”Michael 9 yaşında iken babası öldü. Ondan sonra sıkıntılar başladı. Michael belki de benden çok babasını özlüyordu. Çok vahşi ve haşin bir çocuk olmuştu. Liseyi bitirince kasabayı terkedip kente gitti. Çok hırslı bir insandı. Kentte ne yaptığını bilmiyorum. Fakat başarıya ulaşmış olmalıydı. Bana düzenli para gönderirdi.” Gözleri nemlenmişti.”Kendisini 9 yıl görmedim. Dokuz yıl sonra geldiğinde başı dertte idi. Zayıf ve yaşlanmış bir durumda bir gece yarısı çıka geldi. Yanında ufak, siyah bir valizden başka bir şey yoktu. Valizi elinden almak istediğim zaman bana vurdu. Bana, annesine vurdu. Ertesi gün bir kaç saat için evi terketmemi söyledi. Ne yapmak istediğini açıklamadı. Döndüğümde valiz ortadan yok olmuştu.”
Şişman adam gözlerini limonata bardağına dikmiş öylece dinliyordu.
”O gece evimize bir adam geldi. İçeriye nasıl girdiğini bilmiyorum. Michael’ın odasından sesler duydum. Oğlumun içinde bulunduğu tehlikenin ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Kapının arkasından dinlemeye çalıştım. Fakat yalnızca bağrışmalar tehditler ve…” Bir an durakladı. Omuzları sarsılıyordu…
”…ve bir silah sesi duydum.” diye devam etti. “İçeriye girdiğim zaman yatak odasının penceresi açıktı ve yabancı gitmişti. Michael’ımda yerde yatıyordu. Ölmüştü. Tüm bunlar bundan 5 yıl önce oldu. Ondan sonra polis bana olanları anlattı. Michael ve tanımadığım o adam birçok suç işlemişler. Bir sürü yerlerden bir kaç milyon dolar çalmışlar. Michael parayı alıp kaçmış. Parayı bu evde, hala bilemediğim bir yerde saklamıştı. Sonra diğer adam hissesini almak için oğlumu arayıp bulmuştu. Paranın yok olduğunu görünce de oğlumu öldürmüştü.”
Başını kaldırıp adama baktı.
”İşte o zaman evimi 750.000 dolara satışa çıkardım. Bir gün oğlumun katilinin döneceğini biliyordum. O bir gün gelip fiyat ne olursa olsun evi almak isteyecekti. Bütün yapacağım, yaşlı bir kadının köhne evine bu kadar çok para vermeye razı olacak adamı buluncaya kadar beklemekti.”
Sandalyesini ağır ağır sallıyordu. Dill bardağı yere bıraktı, diliyle dudaklarını yaladı.”Uf!” dedi. Bu limonata çok acı…” Bakışları canlılığını kaybetti, hafif titreme ile başı, omuzunun üzerine cansız düştü.
Eşini ve işini bulmak insanın en önemli meselelerinden biri. Ve ikisi de kendisini bulmaya gelip dayanıyor. Buradaki “ eş” ten kasıt işte o meşhur Eşruh.
Kendisini bulması insanın içindeki Tanrısallığı bulması demek. Çünkü Biz O’nun sevgisinden yaratıldık.
Kendi güzelliğini, muhteşemliğini, büyüklüğünü ve gücünü keşfetmediyse bulduğu şey neyse o kendisi değildir.
Onu bulduğunda bir huzur ve denge hali içinde yaşamıyorsa, arasın ve aramayı bırakmasın bulana kadar.
Birlikteliğinizin böyle bir ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek basittir aslında. Bir süre sonra şikayetler başlamışsa, beklediğiniz kurtarıcının o olmadığını düşünüyorsanız, bu yüzden ona kızıyor, sitem ediyorsanız. Onu olduğu gibi değil de görmek istediğiniz biri gibi yapmaya kalkıyorsanız nerede olduğunuz bellidir.
Kendinizi bulmanız ile Eş ruhunuzu bulmanız birbirinden pek farklı değildir.
Nasıl buluruz kendimizi?
Olmadığımızı olmamaya başladığımızda.
Biyolojik varlığımızda kayıtlı kendini koruma ihtiyacını normal düzeye indirmeden bize rahat yok bilesiniz.
O hep güvenlik ister. Sığınacak bir liman, tutunacak bir dal ister. Ve ilk kim ona bunu vermişse( isterse daha anne karnında olsun) ona sıkıca yapışır. O onun Tanrısı olur bir bakıma.
Sonra büyüyüp koskoca adam olduğunda yine onu aradığının farkına varmadan yaşamı nı sürdürür.
Yeter ki içindeki çocuk, kendini iyi hissetsin varsın o kişi ona pek de saygı duymasın. Hatta belki de şiddet uygulasın. Yada onu yok saysın. Olsun ona annesini yada babasını hatırlatsın da!
Sonra da ruhun sıkıntısı nabız atışı gibi baskı yapınca.
Güvenlik yetmez olunca sadece. Gelişmek, olgunlaşma isteği dipten gelip zorlayınca insanı.
Sevdiği şeyleri yapmak, özgür olmak ve kendi olma ihtiyacı.
Ya var olacaksın yada güvende!
Ya var olacaksın, ya var kalacaksın!
Arayın va aramaya devam edin.
Mutluluğu, gücü ve neşeyi.
Ya pes edip bıraktığınızda sonuca ulaşmaya çeyrek kaldıysa!. Ki genellikle öyledir.
Kendiniz olmayan şeyleri ayıklayın ve kendiniz olun. Bakın o zaman neler olacak!
Kapılar bir bir açılacak. Melekler gelip size hizmet edecek. Her şey süratle yerli yerine oturacak. Ve siz yaşamınızın efendisi olacaksınız.
Gülümseyen yüzü ve çekici tavırlarıyla o gelecek. Hayatınızın insanı; Eş ruhunuz.
Şimdi egonuz size bunun boş bir hayal olduğunu söyleyecek. Evet öyledir. O haklıdır! Çünkü ne diyorsa onu gerçek kılacaktır.
Ona şunu söyleyin sizin için neyi amaçlıyor?
Mutlaka bir iyi amacı vardır. Ve ne olursa olsun bu amaç temel olarak sizi güvende tutma esasına dayanır.
Çocukluğunuzda güvende olmak için susmak zorunda kaldınız belki, duygularınızı bastırmak, Belki de sizin küçük omuzlarınıza büyük yükler yüklendi. Terk edildiniz yada ebeveyniniz öldü.
Yada geçmiş yaşamınızda ilişki için, beraberlik için yemin etmiştiniz bir şekilde.
Bununla ilgili pek de hoş deneyimleriniz yoktu, yine sizin seçilerinizden kaynaklanan.
Bakın bakalım geriye doğru ne yeminler etmişsiniz?
Arayın va aramayı bırakmayın.
Ya kendinize acıyın, hayatınıza küsün, yada her şeyi olduğu gibi bunu da sizin seçtiğinizi ve en üstün bir fayda sağlamak amacıyla bu hayatı kombine ettiğinizi fark edin.
Sizi temin ederim ki bunu yapmadıkça hep birilerine kızacak, öfkelenecek, bunu bastıracak ve sonra niye işlerin sizini istediğiniz gibi gitmediğine şaşacaksınız.
Bu yazı sizi şaşırtmış olabilir. “ Hani Eş Ruh romantizmi?” diyebilirsiniz.
Ben de size önce kendinizle romantizmi yaşamadan bunun mümkün olmadığını söyleyeceğim.
Eş ruhunuzu aramadan önce şimdiye kadarki ilişkilerinize dikkatlice bakın. Oradaki içerik neydi? Nasıl başlıyor, devam ediyor ve bitiyordu? Bu ilişki sırasında hangi duyguyu yaşıyordunuz en çok? Onun en çok nesi size çekici geliyordu ve en çok neyin açlığını çekiyordunuz? Eksik olan neydi bu ilişkide?
Hep tekrarlanan kalıp neydi?
Bu soruları sorup yanıtı verdiğinizde ilişkinin bir ihtiyaçtan mı, yoksa bir paylaşımdan mı güç aldığını bulabilirsiniz.
İlişkilerinizin hepsine teşekkür edin çünkü onlar sizi size tanıtıyorlar.
Onlar belki Eş ruhunuz değildi, ama Eş inizdiler.
Merak etmeyin, o orda olacak, sizi bekliyor olacak. Siz hazır olunca ve işinizi de bulunca. Onu karşınızda bulacaksınız.
Sadece onu mu? Mutluluğu ve bolluğu da.
Bileceksiniz ki onlar zaten sizindi.
Bu arada size birkaç öneri. Birlikte olmak istediğiniz kişinin niteliklerini sıralayın bir bir. Üzerinde çalışın ciddi olarak. Projelendirin yani. Önem sırasına göre.
Sonra kendi üzerinizde çalışın. Öyle ya evinize ağır bir misafir çağırdınız. Hazırlık yapmak gerekmez mi? Dip köşe şöyle bir temizlik yapmak. Güzel ve hoş sürprizler hazırlamak?
Yapmak istediğiniz, ertelediğiniz şeyler var mıydı?. Olmak istediğiniz kişi haline gelmek için tamamlamanız gereken şeyler?
Hazırlıklarınızı yapın.
Sonra sınırlamalarınızdan ve önyargılarınızdan kurtulup kurtulmadığınıza bakın. O sizden çok genç yada çok yaşlı olabilir. Bambaşka bir kültürden, yada başka bir dinden olabilir. Hazır mısınız bu engelleri aşmaya?
Ve aman bu konuda peşin hükümlü olmayın önce görüp tanıyın mutluysanız eğer siterse adı Eş ruh olmasın fark etmez.
Kimlerden danışmanlık alabilirisiniz bunun için? Öncelikli değerleriniz nedir? Onlara bir bakın.
E biraz çaba göstermek gerekecek tabii ki!. Ama emin olun ödülü de büyük olacak. Ve şaşırtıcı.
Rastlantılar arka arkaya gelmeye başlayacak. Melekler sizin için çalışacak. Sizi bir araya getirmek için. Kendinizi bu olağanüstü planın kollarına bırakın. İzleyin ve oyuna katılın.
Onu bulduğunuzu nasıl anlarsınız? Bir kere size çekici gelir. Ona dokunmak, sarılmak istersiniz sık sık. Teni size şifa veriri sanki. Onun yanında kendinizi tek kişi hissedersiniz.
Zaman çok hızlı akar. Eşzamanlılıklar artar. Yetenekleriniz birbirini tamamlar niteliktedir. Bir şey yaparken bunun kolaylıkla gerçekleştiğini fark edersiniz. Çok kolay özür diler, gönlünü almaya çalışırsınız. Onu memnun etmek, mutlu etmek için çaba gösteririsiniz. Kendinizi özgür hissedersiniz ve aynı zamanda değerli olduğunuzu ve tabii ki onun yanında çekici ve yakışıklı olduğunuzu hissedersiniz. Başka insanlar size yakın olmak içi can atarlar, yanınızda mümkün olduğu kadar uzun kalmak isterler. Yaratıcılığınız artar.
Dünyanın en önemli kişisi kimdir?
SİZ siniz tabii ki başka kim olabilir?
Peki dünyanın en önemli işi?
KENDİNİ keşfetmek.
Kendini bulduğunda orada neyi göreceksin?
Tanrıyı!
Bunu nerden anlayacaksın?
Bütün insanların fark etmeseler de öyle olduklarını.
Doğa beni böyle yarattı, kendi doğama aykırı davranmam bir cinayet olurdu.
Ahlaksızlığı bilmeden ahlakı belirleyemezsiniz, onlar ne anlar ahlaklı olmaktan! hiç ahlaksız olmuşlar mı ki?
Pişmanlık alışkanlığın öldürdüğü geçici bir duygudur. İşlenilen tek bir cinayet vicdanımızı sızlatabilir… Ama cinayet çoğalınca, onlarca yüzlerce kez tekrarlanınca vicdan susar.
Doğada hiçbir şey ahlaka aykırı değildir’.
Doğa, zevklerimizi kınıyor olsaydı, bizde bu zevkleri uyandırmazdı.
Çılgınlıkların en büyüğü doğanın bize verdiği eğilimlerden dolayı yüzümüzün kızarmasıdır.
Beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhize mahkum ederek mükemmel bir iş yaptığınızı düşündünüz, ama yanıldınız, beynimi coşturdunuz, bana can vermek zorunda kalacağım hayaletler yarattırdınız.
Diğerlerinin seni erdemli olmamakla suçladıkları şeylerden sen çok büyük bir zevk alıyorsan, bu senin gerçeğindir, özüne dönmüş olmandır. İşte bu sensindir ve sonuna dek onların ahlaksızlık dediği şey senin için zevk aldığın tek erdem olacaktır.
…Dürüstlük mü? Biz bunu bilmeyiz; insanlık mı? Tek zevkimiz her türlü kuralı yıkmaktır; din mi? Bizim için boş bir inanç, dini tanıdıkça daha çok aşağılıyoruz; yakınlık… Arkadaşlık… Adaletlilik? Bunlardan hiçbiri yok burada sevgili kızım; burada egoizm, acımasızlık, ahlâksızlık ve en üst düzeyde inançsızlıktan başka bir şey bulamayacaksınız…
Büyük fikirler yüzünden ahlâkı bozulacak kişiye yazıklar olsun! felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun!.. ben asla onlara hitap etmiyorum!
Sensible’in “Sen bir canavar mısın?” sorusuna şöyle cevap veriyor Marquis: “Benim bebekleri parçaladığım ve onların kanlarıyla gençleştiğim, La Coste şatomun hendeklerinin ağzına kadar cesetlerle dolu olduğu söylendi… Beni böyle dedikodular yüzünden Bastille’e kapattılar.” Sensible üsteler: “Soruma cevap vermedin.” Sade, daha fazla oyalamaz akıllı metresini ve “Canavarlıklar, diyorsun. Belki… Nasıl bilinebilir?” der. “Bir bakıma buna benzer canavarlıklar yaptım, evet; bunları dünyadaki herkesten daha fazla tasarladım ve onları silinmez olmasını umduğum bir mürekkeple yazdım… Biliyor musun sevgili Sensible, elinde bir kalem varsa olağanüstü şeyler yaşayabiliyorsun.”
Bir açıklama ekle
Doğa beni böyle yarattı, kendi doğama aykırı davranmam bir cinayet olurdu.
Ahlaksızlığı bilmeden ahlakı belirleyemezsiniz, onlar ne anlar ahlaklı olmaktan! hiç ahlaksız olmuşlar mı ki?
Pişmanlık alışkanlığın öldürdüğü geçici bir duygudur. İşlenilen tek bir cinayet vicdanımızı sızlatabilir… Ama cinayet çoğalınca, onlarca yüzlerce kez tekrarlanınca vicdan susar.
Doğada hiçbir şey ahlaka aykırı değildir’.
Doğa, zevklerimizi kınıyor olsaydı, bizde bu zevkleri uyandırmazdı.
Çılgınlıkların en büyüğü doğanın bize verdiği eğilimlerden dolayı yüzümüzün kızarmasıdır.
Beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhize mahkum ederek mükemmel bir iş yaptığınızı düşündünüz, ama yanıldınız, beynimi coşturdunuz, bana can vermek zorunda kalacağım hayaletler yarattırdınız.
Diğerlerinin seni erdemli olmamakla suçladıkları şeylerden sen çok büyük bir zevk alıyorsan, bu senin gerçeğindir, özüne dönmüş olmandır. İşte bu sensindir ve sonuna dek onların ahlaksızlık dediği şey senin için zevk aldığın tek erdem olacaktır.
…Dürüstlük mü? Biz bunu bilmeyiz; insanlık mı? Tek zevkimiz her türlü kuralı yıkmaktır; din mi? Bizim için boş bir inanç, dini tanıdıkça daha çok aşağılıyoruz; yakınlık… Arkadaşlık… Adaletlilik? Bunlardan hiçbiri yok burada sevgili kızım; burada egoizm, acımasızlık, ahlâksızlık ve en üst düzeyde inançsızlıktan başka bir şey bulamayacaksınız…
Büyük fikirler yüzünden ahlâkı bozulacak kişiye yazıklar olsun! felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun!.. ben asla onlara hitap etmiyorum!
Sensible’in “Sen bir canavar mısın?” sorusuna şöyle cevap veriyor Marquis: “Benim bebekleri parçaladığım ve onların kanlarıyla gençleştiğim, La Coste şatomun hendeklerinin ağzına kadar cesetlerle dolu olduğu söylendi… Beni böyle dedikodular yüzünden Bastille’e kapattılar.” Sensible üsteler: “Soruma cevap vermedin.” Sade, daha fazla oyalamaz akıllı metresini ve “Canavarlıklar, diyorsun. Belki… Nasıl bilinebilir?” der. “Bir bakıma buna benzer canavarlıklar yaptım, evet; bunları dünyadaki herkesten daha fazla tasarladım ve onları silinmez olmasını umduğum bir mürekkeple yazdım… Biliyor musun sevgili Sensible, elinde bir kalem varsa olağanüstü şeyler yaşayabiliyorsun.”..
“… Nihayet söyleyeceklerimizi söyleyebilecek bir dil. Çünkü bizim kelimelerimiz dünyaya denk düşmüyor. Nesneler bir bütünken, kelimelerimizin onları ifade edebileceğine dair güvenimiz tamdı. Ama bu şeyler yavaş yavaş parçalara ayrıldı, paramparça olup kaosa düştü. Yine de kelimelerimiz aynı kaldı. Kendilerini yeni hakikate uyduramadılar. Bu yüzden gördüğümüz şey hakkında ne zaman konuşmaya çalışsak, yanlış konuşuyoruz, temsil etmeye çalıştığımız şeyin kendisini çarpıtıyoruz. … Bir şey işlevini artık yerine getirmezse ne olur? Hala o şey midir, yoksa başka bir şey mi olmuştur? Şemsiyeden kumaşı yırtıp atarsanız şemsiye hala şemsiye midir? … Kullandığımız kelimelerdeki değişim mevhumunu kabul etmeye başlamazsak, kaybolmaya devam edeceğiz. …” s.86–87
“… Bir şeyden deliler gibi nefret edebilmen için bir yanının onu sevmesi de gerekir. …” s.108
“… Gece ve gündüz göreceli iki terimden başka neydi ki; mutlak bir durumu anlatmıyordu. Herhangi bir zamanda her zaman ikisi de mevcuttu. Bunu bilmeyişimizin tek nedeni de aynı anda iki yerde birden olamayışımızdı. …” s:138
"Sen mi Kays’ı daha çok sevdin; yoksa o mu seni?"diye.
"Elbette ben onu daha çok sevdim!" demişti Leyla,
Kays adını duyar duymaz gözünden yaşlar boşanarak, "Elbette ben onu daha çok sevdim!"
"Nedir delilin, nasıl ispat edersin onu daha çok sevdiğini, üstelik o senin için çılgınlığa varmış, aklını yitirmiş mecnun olmuşken?" O vakit Leyla ağlayarak:
"Dostlar!.."demişti, "sırdır ki gizli gerektir sevgilinin adını dile düşürmek hakikatte ayıptır. Kays bir dağ delisi gibi davrandı, gitti sahralarda çöllerde aşkımız ona buna anlattı, ben kimseciklerle paylaşmadım onun sevgisini, içimde büyüttüm, büyüttüm, büyüttüm… Budur ki benim onu daha çok sevdiğime delildir.“
- Mecnun kime anlattı aşkını Haminneciğim?
-Kurtlara, kuşlara, dilşeker’im, yalnızca ağzı var dili yok kurtlara kuşlara. Buna rağmen sırlarına halel geldi, sevdaları dillere düştü, şiirlere nakış oldu.
Sevgi dediğin, aşk dediğin mahremdir, dile getirmek mahremine halel getirmektir.
Bu Blog’da yayınlanan ve farklı tarihlerde yazılmış olan şiir ve yazılarım, şahsım Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL'e aittir.5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.İzinsiz kullanılamaz.2005-2024. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Sanki hiçbir şey uyaramaz İçimizdeki sessizliği Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey Gözleri getirin gözleri. Başka değil, anlaşıyoruz böylece Yaprağın daha bir yaprağa değdiği O kadar yakın, o kadar uysal Elleri getirin elleri Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi. Edip Cansever – Yerçekimli Karanfil
BENDEN
"Değişim, zamanın akışına direnmek değil, onunla uyum içinde dans etmektir. Her adım, bir önceki adımın mirasını taşır ve geleceğin umudunu yaratır."
_Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL_
Bu Blog’da yayınlanan ve farklı tarihlerde yazılmış olan şiir ve yazılarım, şahsım, Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL'e aittir. İzin alınmadan kopyalanması, yayınlanması ve kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Buna göre, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL'ün yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz. Kaynak gösterilerek dahi yazıların tamamı ya da bir kısmı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun telif haklarına ve yasal düzenlemeye ilişkin hükümlere buradan ulaşabilirsiniz.