Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

10 Temmuz 2008

BEKLİYORUM GELECEĞİN GÜNÜ

Temmuz 10, 2008 0
BEKLİYORUM GELECEĞİN GÜNÜ
Seni yalansız ve dolansız seviyorum,
Hiçbir çıkar ve günah korkusu duymadan yüreğimde.
Seni tüm günahın ve sevabınla,
Kabul ediyorum yüreğime..
Ve bekliyorum geleceğin günü sabırsızlıkla.

Çıkıp geleceksin belki bir gün
Belki de pişman olacaksın geç kaldığın için bana,
Olsun varsın sen geleceksen eğer,
Ne zaman önemli ne de geç kalışın.
Çünkü ben seni her halinle kabul ettim
Ve onun için bekliyorum geleceğin günü sabırsızlıkla..

Saçlarımdaki beyaz telleri senin için saklıyorum.
Her birinde sana duyduğum özlemin acısı var.
Yüzümdeki çizgiler belirginleşse de fark etmez
Tek önemli olan senin gelecek olmandır bana.
Onun için bekliyorum geleceğin günü sabırsızlıkla..

Mehpare ÖĞÜT
2007

AŞK İŞTE

Temmuz 10, 2008 1
AŞK İŞTE


Unutulmaz derdim hep,
Bir gün gelir de ayrılırsam sevdiğimden.
Unutuluyormuş be gülüm, sadece sözde kalıyormuş o yalan.
Severken nasıl bırakırım gün gelir de diyordum,
Bırakılıyormuş canım, sevdiğin, istemiyorum diyorsa,
Ve gün gelip de kuşların kafesten uçması gibi,
O da uçup gidiyormuş ellerinin arasından.

Aşk işte böyle bir şeymiş gülüm,
Bu yaşta anladık ama,
İş işten çoktan geçmiş, giden gitmiş zaten
Ve ben yine kalmışım bir başıma.
Ne sen , ne de ben artık,
Buluşamayız bu dünyada.

Aşk bu işte, yarım kalmış gönüllerde
İnceden inceye sızlatır yürekleri
Gören gözlerde geçicidir hevesi,
Aşk işte, seni bana beni sana küstüren değil mi !
Ne var ki yinede bu dünyanın vazgeçilmezi…

Mehpare ÖĞÜT
31 MAYIS 2008

ADAM GİBİ ADAM OLMAK

Temmuz 10, 2008 0
ADAM GİBİ ADAM OLMAK

Adam olmak deriz ya hep, neye göre ve kime göre adam olmak için söyleriz bunu hiç düşündünüz mü acaba. Ben son günlerde düşünür oldum. Ne anlama geldiğini ve ne işe yaradığını çözmek için aklımca kurcalıyorum bu deyimi. Bazen yolda yürürken önümüzde yürüyen insana çarparız nedenli nedensiz ve “ulan adam olsana, yolda yürümeyi bilmiyorsan yürüme” deriz. Bazen de “okuyup, büyüyecek benim oğlum-kızım, ilerde büyük adam olacak” deriz. Demeyiz diyen var mı içiniz de yok. Ben çoğunlukta hayırları duyar gibiyim. Kimimize göre insanlıkla alakalı, kimimize göre de okumakla alakalı bir durum. Yalnız okumakla da adam olunamayacağını pek çoğumuz uzun süredir fark etmiştir sanırım. Dünyanın bütün kitaplarını yalayıp yutsanız da, en iyi üniversitelerinde okusanız da adam olmayı bu şekilde beceremezsiniz. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi. Ona bir sözümüz yok. Peki aileden gelen adam olmak nasıldır. O da verilen terbiye ile alakalı bir durumdur. Boşuna dememişler atalarımız ağaç yaş iken eğilir diye. Gerçekten de o hesap siz daha doğduğundan itibaren doğru olarak edindiğiniz tecrübeleri ve insanlığı verememişseniz, belli yaştan sonra ne yapsanız ne etseniz boştur bence. Çünkü daha küçük yaşlarda eğitilmeye başlayan beyin hücreleri ne yazık ki belli yaştan sonra bazı şeyleri algılayamaz duruma geliyor. Algılasa bile işine gelmiyor o saatten sonra. Çünkü bir adam sendecilik hakim olmuştur benliğimize ve “aman boş ver, bu saatten sonra adam olup da ne yapacağız, olmuşum olacağım kadar bana yeter, olmayanlar düşünsün” deriz. Demedim diyenler bir adım öne çıksın hani. Ben çoğu zaman demişimdir kendi kendime. Tamam sesli değil ama içimden de olsa en az bir iki kere.
Adam olmak, insan olmak, karşındakine adam gibi yaklaşıp adam gibi muamele görmek istemez mi hiç insanoğlu. Elbette ister. Ama sen karşından bir şey istediğinde “ver lan” dediğinde “ne diyon lan” ya da yukarda verdiğimiz örnekte yürürken önümüzdeki bir insana çarptığımızda “afedersiniz, istemiyerek oldu” dediğinizde “ önemli değil veya “sorun değil” gibi cevaplar almak elbette mümkündür. Çünkü bu tamamen insanoğlunun davranışlarına bağlı olarak gelişen bir durumdur. Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapmazsan, ya da başkasından duymak istemediğini sen de söylemezsen, istediğin gibi davranış ve sözlere hak kazanırsın. Hak kazanmak elbette adam olmakla yakından ilgili bir durum olduğu içinde önce adam olmayı hak etmelisin. Sonra ben adamım demelisin…

Adam gibi adam olmak deyimi de bunun ispatı değil midir sizce !...

Adamlığımızı ve insanlığımızı kaybetmediğimiz nice günlere…

Mehpare ÖĞÜT
2007

TAAŞŞUK-I TALAT VE FITNAT

Temmuz 10, 2008 0
TAAŞŞUK-I TALAT VE FITNAT
1872 yılında Hadika gazetesinde yayınlanmaya başlayan "Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat" Türk Edebiyatı'nda ilk roman örneğini oluşturur. Şemsettin Sami'nin roman sahasındaki tek eseri olan "Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat" o dönemin aile yapısına ışık tutarken, örf ve adetlerin aşık iki tarafı nasıl bunalıma sürüklediğine de tanıklık eder.

“Talat ve Fıtnat’ın Aşkları” anlamında bir ad taşıyan bu roman, Türk edebiyatının ilk yerli romanıdır. Asıl önemi, bundan kaynaklanmaktadır. Acemice yazılmış, teknik bakımdan birçok zayıf yönü bulunan bu roman, Romantizmin bir ürünü sayılabilir. Eser, toplumun önemli sorunlarından biri olan görücü usulü ile evliliğin sakıncalarını konu edinmektedir. Romanın dili, dönemine göre oldukça sade sayılır.

ÖZET

Talat, küçük yaşta babasız kalır ve annesi tarafından büyütülür. İşyerine gidip gelirken Hacı Mustafa’nın dükkânına uğrar. Hacı Mustafa, Fıtnat’ın üvey babasıdır. Fıtnat’ın annesi, Fıtnat’a gebeyken kocasından ayrılmış, Hacı Mustafa ile evlenmiştir. Bu evlilikten birkaç yıl sonra Fıtnat’ın annesi ölmüş, Fıtnat öksüz kalmıştır.

Talat, Hacı Mustafa’nın üvey kızı Fıtnat’ı tesadüfen görür ve ona aşık olur. Sevgisi karşılıksız kalmaz; Fıtnat da Talat’a tutulur. Hacı Mustafa, kızı Fıtnat’ı hiç dışarı çıkarmamakta, adeta evde hapis tutmaktadır. Talat, bir gün çarşaf giyer, kadın kılığına girer ve Fıtnat’ın yanına çıkar. İki sevgili birbiriyle konuşurlar.

Hacı Mustafa, Fıtnat’ı Ali Bey adında zengin ve yaşlı bir adamla evlendirmeyi düşünmektedir. Fıtnat ise buna yanaşmaz; çünkü Talat’ı sevmektedir. Sonunda Hacı Mustafa’nın dediği olur, fakat Fıtnat buna dayanamaz ve intihar eder. Fıtnat’la evlenen Ali Bey, Fıtnat’ın boynunda takılı muskayı açıp okur ve deliye döner. Çünkü öz kızıyla evlenmiştir. Ali Bey bir süre sora delirir ve ölür. Ardından, bütün bu olanlara dayanamayan Talat da yatağa düşer; çok geçmeden o da ölür. Roman, bu acıklı sonla biter.


ŞEMSETTİN SAMİ


Alıntıdır…