Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

22 Temmuz 2008

EBABİL KUŞLARININ SONU

Temmuz 22, 2008 0
EBABİL KUŞLARININ SONU

Bir volkan gibi,
Gün be gün püskürmekteyse
Üstümüze sevgisizlik
Biz ki, ebabil kuşları gibi,
Kayalara sökün eylemiştik.
Ve vurduk kendimizi kızgın lavlara
Özümüzden yansıdık,
Fakat asla feryat etmedik.
Şimdi anladık ki biz,
Yapayalnız kalmışız
Sonu baştan beli bu kavgada
Baktık ki ardımıza,
Bütün sevgiler, sevgililer yitmiş
Ve dünya,
Her zaman ki gibi,
Üstümüze nefretleri kusmada.
Heyhat !
Ebabil kuşlarını aramayın şimdi boşuna
Çünkü onlarda bile,
Artık yaşama sevinci bitmiş…



Mehmet YALÇIN
Baldıran Adlı Şiir Kitabından…



“Yukarda ki şiir çok değerli büyüğüm, saygı duyduğum sayın Mehmet YALÇIN ağabeyime aittir ve en sevdiğim şiirlerinden biridir…Zaman zaman onun şiirlerini sizlerle buluşturacağım…”

21 Temmuz 2008

ARTIK ÖLEBİLİR MİYİM?

Temmuz 21, 2008 0
ARTIK ÖLEBİLİR MİYİM?

"Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en zindan dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaslanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.

Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.

Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve günesin göstermesini beklerdim.

Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gozyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.

Tanrım bir yudumluk yasamım olsaydı... Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.

Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.

Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi baslarına öğrenmelerine olanak sağlardım.

Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.

Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkum ettiğini öğrendim.

Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak.

Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim.

Mutsuz bir şekilde...

Artık Ölebilir miyim?


Gabriel GARCİA MARQUEZ

SON SÖZ!

Temmuz 21, 2008 1
SON SÖZ!

Adam, kadın onu severken güzeldi...
Çünkü kadın görüyordu adamın gözlerindeki çam ormanlarını. Saçlarındaki afacan güneş sarısını...
Kadın büyütüyordu adamın kıvrılıp giden yeşil bir patika gibi gülüşünü...
Adam, kadın onu severken güzeldi...
Kadın, adamın omzuna rütbeler, göğsüne madalyalar takıyordu.
Olamaz bir kahraman çıkarıyordu erkeğinden.
Karşısına geçip bakıyordu...
Ve adam sanki sevildikçe daha da güzelleşiyordu.
Kadının gözüyle baktılar diğerleri de adama.
Daha önce hiç görmedikleri bir orman var diye düşündüler adamın içinde.
Düşündürdü kadın...
Çünkü gözlerini ödünç verdi onlara. Kadının gözüyle bakıp adama, kadını kıskandılar hatta...
Hiçbiri bilemedi...
Erkeğe ne kadar büyük bir haksızlık ettiklerini bilemediler.
Cılız omuzlarının, zayıf göğsünün gürül gürül akan bir hayatı, alışık olmadığı bir dürüstlüğü kaldıramayacağını bilemediler.
Ama Tanrı biliyordu. Evet, bu yüzden sert rüzgârlar saldı üzerlerine...
Kim yürekli kim korkak, kim tenha kim kalabalık, kim sağlam kim çürük, kim güçlü kim zayıf, kim siyah kim beyaz, kim net kim şüpheli, kim olgun kim ham... Fırtınalardan sonra hepimiz görelim diye...
Gördük...
Oysa bilmeliydi kadın. Çünkü ihanetlerle örülü bir örümcek ağıyla kaplıydı erkeğin geçmişinin kapısı...
Ama yeni bir başlangıç sanıyordu kendini kadın.
Ama inanıyordu...
Kendisini, kadındaki erkeği, ikisinden oluşanı, sıfır noktası sayıyordu...
Artık daha iyi biliyor kadın; adam, kadın onu severken güzeldi...
Şimdi aynadaki kendi suretinde görüyor bunu...
Erkeğin Dönüş’ünde görüyor.
Korkunç bükülüşünde, buruk çöküşünde görüyor bunu...
Kendi yazdığı kahramanın beyhudeliğine ağlıyordu belki de önceleri.
Üzüntülerden üzüntü seçemiyor, bazen hangisine üzüleceğini bilemiyordu.
Aynada büyük gözlerine bakıp “gözlerimiz neden bu kadar büyük” diye soruyordu bir Kürt kadın. “Çok ağlayalım acılarımız çabuk geçsin diye mi” diye boynunu büküyordu...
Artık ağlamaz kadın...
İnsan sevdiğini öldürür evet. Kadın da öldürdü nihayet...
Sevmeye sebep, sevmeye kudret elleriyle yaptı bunu...
Yaz geldi artık...
Son söz vaktidir şimdi; bütün sevenler için Yalın söylüyor:
“Mutluluk yürekli olana yakışır...”

İclal AYDIN

BEYHUDE AŞK

Temmuz 21, 2008 0
BEYHUDE AŞK

Küçük cinayetler işlendi kalbinde.bir cinayetin binlerce katili vardı sanki.onu kurtaran adsız
kahramanlarıydı.her seferinde ayrı bir matemdi onun için aşk.özellikle söyleyemedikleri...
içine atıp uzaklarına götürdüğü aşk kazıntıları acıtıyordu canını.bir ses veya bir kelime bile
canından can gitmesine yetiyordu.

Istıraplar içinde erirken diğer faili meçhullerin ateşi daha
fazla alevlendiriyordu derinlerdeki kor ateşi.ve güler yüzle gözlerinin içine bakan o kana susamış
şehir oyuncaklarının kudretli kahkahaları kulaklarını kemiriyordu.

Yetmiyordu kapana kısılmış bedeni ruhunu taşımaya ve kanayan kuyuların sessizliği sağır ediyordu..biliyordu her defasında karanlığa esir olacağını ve biliyordu ebediyete akan , yokluğun mabedine kurban ettikleriydi..söz geçiremiyordu.. esir almıştı karanlık gece bembeyaz bedenini.eşsiz gözlerine saklanmıştı güneş.kapatıyordu gözlerini.söndürüyordu ışığını.

Ve Ismarlama çığlıklar kamçılıyordu yaralarını.karanlık duvarlarda siluetinin gözyaşları avuçlarında dokunamadıklarının kokusu..içten içe kemiren kara bir büyü gibi kanayan geçmişi vardı şimdilerinde…..

Alevin üşümesiydi hissettikleri puslu gecede.bedenini usulca saran yalnızlık da onu terk etmişti artık.kuytu
yaraları gizliyordu bütün yaşadıklarını.dizginleyebildiği sadece kendi mutluluklarıydı.çektiği acılar tarifi imkansız zevklersunarken şeytani bir gülümseme beliriyordu ıslak dudaklarında.gözyaşlarında eritilmiş sayısız ilk aşkları alay edercesine süzülüyordu boşlukta.fısıltılarla dolu yaşamından sızan sessiz çığlıklar gecenin sonuna hükmedemiyordu.sığındığı karanlıklar da ondan sıkılmıştı.

Ruhuna hükmeden kör geleceği karanlık avlularda bekletiyordu gölgesini.dudakları sızlıyor.elleri üşüyordu..düşündüğü bir tek onun varlığıydı.başı sonu belli olmayan koca bir yalan olan onun varlığı..yalnız kapılarda beklettiği de, adak yerine kurban ettiği de erişemediğinin armağanıydı.

Değersiz bedeni, sonunu istiyordu artık. yıllar öncesinden tasarladığı şekilde hem de...



Bora AYTÜRK
www.hikayeler.net