Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

22 Eylül 2008

GECENİN GEÇ SAATİNDE, BÜTÜN YAŞAMIN ORTASINDA

Eylül 22, 2008 0
GECENİN GEÇ SAATİNDE, BÜTÜN YAŞAMIN ORTASINDA

Gecenin geç saatinde, bütün yaşamın ortasında,
gözyaşından kağıda, giysiden giysiye,
dolaşırdım bu zalim günlerde.
Peşimdeydi polis
ve kristal aydınlığı saatte, yalnız
yıldızların yabanıllığında,
dolandım kentler, ormanlar,
çiftlikler, limanlar arasında,
bir insan kapısından diğerine.
bir insan elinden bir ötekine, ve sonra bir başkasına.
Kasvetlidir gece, ne ki nakışladı
insanoğlu kardeşlik işaretlerini,
ve körler gibi yollarda, karanlığın içinden,
ulaştım aydınlık kapıya, benim olan
küçük yıldız noktasına,
kurtların ormanda henüz parçalamadıkları
ekmek kırıntısına.


Bir gece açık arazide bir eve
geldim, görmemiştim hiçbirini
daha önce hane halkının,
varlıklarından da haberli değildim.
Ne yapıyordularsa yeniydi zamanları
benim bilincim için.
Girdim içeri, beş kişiydiler ailede:
bir gece yangını varmışcasına
ayağa kalktı hepsi de.
Bir bir sıktım
ellerini, baktım yüzlerine teker teker,
hiç bir şey söylenmemişcesine: kapıydı onlar
caddede hiç görmediğim,
yüzümü tanımayan gözlerdi,
ve o yüksek, yeni varılmış
gecede uzattım bitkinliğimi uyumak için,
savmak için başımdan sıla hasretini.
Bastırdığında uyku,
sürdü gitti gece
yeryüzünün kısık sesli köpek havlamaları
ve yalnızlık liflerinin sonsuz yankısıyla,
ve düşündüm: 'Nerdeyim ben? Kim bunlar?
Neden yatacak yer verirler bana?
Hiç görmedikleri halde beni, neden açarlar kapılarını
ve savunurlar şarkımı? '
Ve bir seğirtme dışında
hiç bir yanıt yoktu yapraksız geceden,
çekirgelerden dokunmuş bir ketenden:
sanki titredi gecenin tümü
yapraklarda usulca.
Gecesel toprak, geldin sen
pencereme dudaklarınla
dilemek için iyi uykular
sanki batmışım binlerce yaprağa,
mevsimden mevsime, daldan dala,
yuvadan yuvaya, dalların arasında
bir ölü gibi uykuya dalana dek.


SIĞINMACI ('El fugitivo') / 'Canto General' 'den
Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy.


Pablo NERUDA

18 Eylül 2008

DELİLER GİBİ

Eylül 18, 2008 0
DELİLER GİBİ

Sana sahip olamadım, tutamadım giderken ellerinden.
Oysa diyeceğim ne çok şey vardı daha.
Sanki ilk sözcüklerdi, ilk duygularımdı dilimde dolanan,
Karıştı yokluğuna da bir türlü söyleyemedim sana…

Bazen düşler kurardım ikimize dair diğerleri gibi,
Sonra korkardım nazar değecek diye, bırakırdım onları bir köşeye.
Nasıl olsa birlikteyiz, beraberiz derdim de,
Bir gün gelip de yalan olacağımızı bilemedim işte…

Severdim seni dinlemeyi, dinlerken seni seyretmeyi.
En çok da kahverengi gözlerini, gözlerinde erimeyi.
İki dudağının arasından dökülürdü tüm cümlelerin derinden.
Derinden ve okşarcasına delip geçerdi yüreğimi…

Ne şanslı olduğumu düşünürdüm bazı zamanlar,
Şanslıydım ve mutluydum da o zamanlar.
Ta ki sen gidiyorum diyene kadar.
Gidiyorum dedin ve dinletemedim sana yüreğimi.
Belki bir gün dönerim diyebilmiştin ya sessizce,
Ben biliyordum ki bir daha dönmeyecektin geri…

Gittin…
Ve gittin de aylar /yıllar geçti üstünden.
Unutursun zamanla diyenlere inat,
Ben unutmadım seni bir an olsun.
Unutmadım ki işte tam şuramda, kalbimin tam üstünde.
Sızlayan ve kanayan bir yara var hala kapanmayan…

İşte sevgilim yine sana yazdığım bir şiir.
Duygularımı ve yüreğimi açtığım bir akşamdı yine her zaman ki gibi,
Nasıl olsa sen okumayacaksın bu dizeleri;
Okumayacaksın ve hiç bilmeyeceksin,
Hala seni deliler gibi sevdiğimi.
Deliler gibi sevdiğimi…

Mehpare ÖĞÜT
EYLÜL 2008

SEN EFSANELERİN KADINISIN

Eylül 18, 2008 0
SEN EFSANELERİN KADINISIN


ey potemkin zırhlısının duvarlarına sırnaşan kadın
menopolisin harabelerine kazınmış senin adın...
sen ki, narcissusun ayranını içtin
gözlerinde deliorman türküleri ve zeusun sihri
belindeki kuşağa dolanmış pegasusun mührü..

şututgartta zangırdayan pelegreni katedrali
destanını senin için yazmış keşanlı ali
bundan ne ikitelli haberdar ne bab-ı ali
fakirlikten geberiyor zavallı somali...

kutsal süleymanın hazinelerine saklanan güneş
senin varlığınla alevlenecek bu ateş
zümrütler ve yakutlarla donandı marakeş
senin yüzünden bütün yiğitler oldu serkeş...
ey bahtımı karartan simden yapılma güneş

kaf dağını uzattım dört elif miktarı
senin ellerinden içtim ölümsüz nektarı
zümrüd-ü anka kuşunun bıraktığı...
izleri takip ederek buldum seni yaşatan varı...

machu pichu'daki inka harabelerinde sen
bin yıllık iran halılarında sen
gökkuşağında, ebemkuşağındaki ölümsüz desen
ölürüm yoluna, ah bir gel desen...

kutsal ganj nehrinde yıkanan sendin
mataşi-nehru'nun sutrasındaki ben'din
işvandana ve keralanın nirvasına erdin
sen, yüzyılların alıp getirdiği seherdin....

isfehanda semerkantta yürüyen kervan
hipokratının ölümsüz reçetesindeki derman
olimpos dağında tanrıların yazdığı ferman
senin yoluna kurban olayım ben aman...

senin için savaştı epimetus ve promete
senin için fethetti avrupayı imparator mete
senin için ölüyorum ah bir 'he' de...
yoksa sadist olurum, üstadım marki de sade
biliyorum, diyorsun artık gel sadede...

Abacan Ahmet NAZIM

SEYRET-SUS-DİNLE

Eylül 18, 2008 0
SEYRET-SUS-DİNLE

Seyret, sus ve dinle
Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor."Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor."İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden bozuyor?"Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre...Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu.Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:"Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor.
Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."
Dağ denize sordu:"SEYRET, SUS ve DİNLE?
O da ne demek?"
Deniz, "Bak... Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin...
Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin...
Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin..."