Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

08 Kasım 2008

AŞK VE İHTİRASIN KÖKENİ

Kasım 08, 2008 0
AŞK VE İHTİRASIN KÖKENİ

Öpüşmekten hoşlanır mısınız? Kontrol edilemez tutkunun kurbanı oldunuz mu hiç? Özlemden deliye dönüp bir aşk gecesiyle esrikleştiniz mi? Belki de hep sezdiğiniz şey, artık biyokimyasal yolla da kanıtlanıyor: Güçlü duygular mutluluk verir, bağımlılık yaratır ve zaman zaman da çıldırtır.

Fayton yolculuğu pek uzun sürmeyecektir. Belki bir saat. Bunu o da bilmektedir. Üstelik, yanında oturan güzel kadın evlidir. Onun için bile bu kadar kısa zamanda kadının aklını çelmek, başını döndürmek kolay olmayacaktır. Derken çapkın, değerlendirebileceği bir fırsatın çıktığını görür. Gökyüzünde kara bulutlar toplanmaktadır, çok geçmeden şimşek üstüne şimşek çakar. "100 adım önümüze yıldırım düştü. Atlar şaha kalktı ve yol arkadaşım korkuyla kasılıp sıçradı. Kendini göğsüme atıp kollarını sık sıkı bana doladı." Fırsatı kaçırmayacaktır: "Karşı koymadı ve bana teslim oldu. Çakan şimşeklere nasıl kafa tutabildiğimi sorduğunda, ona gökyüzünün benimle birlik olduğunu söyledim."
Giacomo Casanova (1725-1798), göz açıp kapayıncaya kadar yol arkadaşının gönlünü fethetmişti. Neydi İtalyan hovardayı bu kadar karşı konulmaz kılan? İlginç göründüğünü kabul etmek gerek. Zekiydi, sohbeti tatlıydı ve erotik tutku yüklüydü.
Ancak Casanova'nın nihai avantajı, doğru zamanlamada yatıyordu. Sezgisel olarak, erkek ile kadın arasındaki gerilimin özellikle kadınları heyecanlandıran durumlarda ortaya çıktığını biliyordu: Operada, baloda, at binerken ya da fayton yolculuğu sırasında patlayan fırtınada. Bu anlayış sayesinde Casanova modern aşk araştırmalarına yaklaşık 250 yıl fark atmış oluyordu.
Bugün bilim, Casanova'nın müttefikinin kim olduğunu biliyor: Adrenalin molekülü. Bu stres hormonu duyguları altüst ediyor. Bizi sadece yaklaşan bir kavgaya ya da kaçışa hazırlamakla kalmıyor, ilişkiler üzerine araştırmalarıyla tanınan Amerikalı Elaine Hatfield'ın ifadesiyle, "aşk da adrenalinle büyüyor." Bu nasıl bir derttir ki, gücünü hemen herkes günün birinde bizzat kendi vücudunda hisseder; kalbin deli gibi çarpması, ter boşalması ve midede garip bir his karşısında çaresiz kalır. Belirtiler herkesçe bilinir, teşhis hızla konur: Tutkulu aşk.
Vaka anlatımları da bol miktarda bulunur: Resim ya da edebiyat, müzik ya da sinema olsun, daha çok ilgi gösterilen bir ıstırap, azap türü olmamıştır. Ve bütün bunlara rağmen bu kontrol edilemez duruma yol açan nedenler büyük ölçüde karanlıkta kalmıştır. Belki etki eden gizemli güçler kavranamaz göründüğünden ya da belki kuru, soğukkanlı bilimsel yaklaşım bu etkilerin gücünü azaltmasın diye...
Bir zamanlar güzeller güzeli Psyche, her gece karanlıkta onu ziyaret eden aşk tanrısına, yüzüne asla ışıkta bakmayacağına dair söz verir. Ama merakına mağlup olan Psyche, bir gece âşığı uyuduğunda bir yağ kandili yakar ve uyanan Amor ortadan kaybolur. Aşkın çehresine açıkça bakmanın onun kaybına yol açabileceğine dair uyarı niteliğinde bir masal. Ama artık büyü bozuldu. Bilim adamları, hem de görüntülü yöntemlerin yardımıyla doğrudan tüm gönül işlerinin merkezine, beyne bakıyor. Nörotransmitterleri ve hormonları beden boyunca takip ediyor ve yüzbinlerce yıldır insanın aklını başından alan biyokimyasal maddelerin şifrelerini çözmeyi öğreniyorlar.


Yazı: Ines Possemeyer

AŞK KAPIMI ÇALMAZ OLDU EY YARİM

Kasım 08, 2008 0
AŞK KAPIMI ÇALMAZ OLDU EY YARİM


Yangınlar çıkardı gözlerine bakarken,
Sözler sukuta dönüşürdü sen konuşurken,
Bir hayale bakardı sanki gözlerim,
Sanki sen gerçek değilmişsin gibi,
Yanardı yüreğim…
Feryat figan dinlemezdi kalbim,
Sen varken bu alemde.
Gerisi yalan gelirdi ey yarim,
Şimdi sen gittin ya,
Söz dinlemez oldu yüreğim…

Hasretler biter sanırdım gün gelince,
Öyle değilmiş işin aslı anladım sen gidince,
Yalanmış aşk üzerine söylenen tüm sözler de,
Şimdi sen gittin ya,
Söz dinlemez oldu yüreğim,
Aşk kapımı çalmaz oldu ey yarim…

MEHPARE ÖĞÜT

AYRILIK BELKİ DE YENİ BİR BAŞLANGICIN İŞARETİDİR

Kasım 08, 2008 0
AYRILIK BELKİ DE YENİ BİR BAŞLANGICIN İŞARETİDİR
Ayrılıklar zordur aslında…
Önce seveceksin sonra bırakıp gideceksin.
Kim suçlu ki burada.
Giden mi, terk edilen mi !
Yoksa her ikisi de birden mi !


Aslında hiç kimse ayrılmak için sevmiyor birbirini. Tek sorun insanların birbirlerine karşı açık davranmamaları. Yani kendileri hakkında olandan fazlasını abartarak ya da kısarak anlatmalarından kaynaklanıyor bence. Siz yeni tanıştığınız biri için ilk başta bu insan çok iyi , tam bana göre diyebilir misiniz hiç ! Ya da işte bu insan hayatımın sonuna kadar birlikte yaşlanmayı düşündüğüm insan diye düşünebilir misiniz hiç ! Bence tanımanın en güzel yolu insanların birbirlerine verdikleri zamanı iyi değerlendirmelerine bağlı. O yüzdendir ki, bu zamanı iyi değerlendirerek ve kendilerini kendileri gibi gösterirlerse şayet tanıma seviyesine erebilirler ancak. Buna rağmen yıllarca beraber olup aradan geçen onca seneye, yaşanan o büyük aşklara rağmen mahkeme salonlarında birlikteliklerine son veren insan da yok değil hani. Elbette kimse istemez mutluluğu bozulsun ya da yuvası yıkılsın. Ama, zamanla, sanırım ilişkiler yıpranarak daha fazla sürdürülememe noktasına geliyor ki, böyle bir karar alımına gidiliyor. Keşkeler, bazen yerini oh kurtuldum a bırakırken, bazen de sessiz sedasız yaşanan yürekte biriken ama bir türlü söylenemeyen acaba doğru mu yaptık gibi hayıflanmalara bırakıyor. Ne keşkeler, ne de bu hayıflanmalar artık sizi istediğiniz yola götürebilir. Kol kırılmıştır bir kere. O kolu taksanız bile artık eskisi gibi olmasını isteme hakkına sahip değilsiniz ne yazık ki ve işte o yüzdendir ki aşk anlaşılamaz bir noktada yakalar bizleri.
Her geçen gün ve aldığımız nefes bize yeni başlangıçlar yapmamız için fırsatlar yaratır hayatımızda. Yeni emekleyen bebekler misali, sil baştan yeniden bir yol buluruz kendimize ama bu sefer farklı kimselerle. Belki de bu bize verilen ikinci bir fırsattır ama bunu kim bilebilir ki ! Şimdi yola devam etmek zamanıdır ve bu yol her ne kadar canımızı acıtacak ve her adımımızda derin izler bırakacak olsa da, bu yol yürünecektir yeniden ve kim bilir belki de bu sefer, şansımız yaver gidecek ve birlikte yaşlanabileceğimiz insanı en nihayetinde buldum diyebileceksinizdir. Ve tıpkı masallardaki gibi mutlu bir sonla veda edeceksinizdir yaşama ve yaşadığınız hayattan ve aşktan memnun kalarak sevdiğinizle….

Mehpare ÖĞÜT

05 Kasım 2008

BİR ÖMRÜ BİR YASTIKTA PAYLAŞABİLİR MİSİNİZ !..

Kasım 05, 2008 4
BİR ÖMRÜ BİR YASTIKTA PAYLAŞABİLİR MİSİNİZ !..

“Bir ömrü bir yastıkta paylaşabilirim
İyi ve kötü günde yanında durabilirim
Bu hayatın sonunu senle bitirebilirim
Nedenim çok, çünkü seni çok, çok seviyorum”
SONER ARICA…




Peki ya siz bir ömrünüzü bir yastıkta paylaşabilir misiniz. Acaba mümkün müdür. Niye olmasın diyorsunuz sanki ama benim pek umudum kalmadı böyle bir şeye. Aşkların ve sevginin eskisi gibi yaşanmadığı şu günlerde, sevgiler çabuk tüketilir oldu günümüzde. Gömlek değiştirir gibi yaşanan ilişkilerin olduğu bu devirde, kimin eli kimin cebinde bilinmez oldu. Oysa öylemiymiş eskiden. Sevilince tam sevilir, bir ömür adanırmış sevilene..Şimdi kaçımız adıyoruz değil ömrümüzü, bir günümüzü bile. Arada elbet vardır bir elin parmaklarını geçmeyecek olanlarımız ancak, artık aşk da, sevgide yaşanmıyor eskisi gibi. Her şey yalan dolan, her şey göz boyamaca. Birlikte çıkılan bir yolda, her şeyin toz pembe olduğu, canım, hayatım, aşkım kelimelerinin havada uçuştuğu günler, bir gün gelip de yerini Allah canını alsın, Allah seni kahretsin gibi kelimelere bıraktığında değişecektir aşkın yüzü.. Oysa, sevgi emek ister, sevgi yürek ister. Herkesi ve her şeyi sevemez insan. Ancak gönlü isterse kabul ederse sevebilir ki o yüzden sevilir mi ve geçer mi bir ömür belki otuz, belki elli yıl aynı yastıkta.. Eskileri gözümüzün önüne getirdiğimizde, aralarında anne ve babalarımızın olduğu çiftler, ne mutludur ki, acı tatlı, iyi kötü, yokluk ve varlığın yaşandığı nice günleri atlatıp bugünlere gelmişlerdir. Ve hala birbirlerine karşı bitmeyen bir sevgiyle ama her şeyden önce de saygıyla hala el ele, hala diz dizedirler. Bunca yaşanmışlıklara rağmen, hala aynı yastığa baş koyabilmektedirler. Elbetteki kolay olmamıştır bugünlere gelebilmek ama dedik ya, karşılıklı anlayış ve yanında sevgiyle halledilemeyecek şey yoktur şu dünyada. O yüzdendir ki iyi düşünmek gerekir yastığımızı paylaşacak insanı. Bir sabah kalktığımızda senin ne işin var demek yerine, iyi ki varsın, iyi ki birlikteyiz demek en güzeli olsa gerek..

Bir ömrü bir yastıkta paylaşabileceğimiz insanları hep birlikte bulmak dileklerimle…


Mehpare ÖĞÜT
2007