Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

30 Kasım 2008

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 5.BÖLÜM

Kasım 30, 2008 0
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 5.BÖLÜM

KAVRAMLAR

Kavramlar, düşünmenin çok önemli bir parçasıdır. Güzel bir akla sâhip olmak istiyorsanız, bunları kullanmayı bilmeniz gerekir. Bununla birlikte, birçok kişi “kavramları” belirsiz, soyut ve akademik bulur. Özellikle ABD'de böyledir; çünkü bu ülkede pratiklik, elle tutulurluk, hemen şimdi yapmak çok ilgi görür.

Her zaman “yiyecek” yersiniz. Fakat gerçekten “yiyecek” mi yiyorsunuz? Hayır, yemiyorsunuz. Biftek, tavuk ya da çilek yiyorsunuz. Her zaman belli bir tür yiyecek yiyorsunuz, genel anlamda “yiyecek” değil. “Yiyecek” bir kavramdır; hamburger ise pratik bir fikirdir.

NEDEN KAVRAMLARA GEREK DUYULUR?

Bir kavramı belirlemenin en temel kazançlarından biri, bunun “kavram”dan yola çıkıp başka fikirler “yaratmamızı” sağlamasıdır. Belki “sınırlı park yerini en iyi şekilde kullanmanın” başka yolları da vardır.
Kentlerdeki trafik sıkışıklığıyla baş etmeyi hedefleyen girişimlerin çoğunun büyük bir eksiği vardır. Eğer trafik insanların arabalarını trafiğe çıkarmamasıyla azaltılırsa, bundan en çok faydalanacak olanlar arabalarıyla çıkanlar olur; çünkü artık caddeler daha boştur.
Bu nedenle bir “kavram amacı” yaratırız: Arabasını trafiğe çıkarmayanları nasıl ödüllendiririz?

KAVRAM SEÇMEK

Şu örneği ele alalım: Kaza sigortası kavramı nedir?
Buradaki kavram, kaza geçirme riskiyle karşı karşıya bulunanların gerçekten kaza geçirenlere katkıda bulunması olabilir.
Başka bir örnek de, evlerdeki köpeklerin, kedilerin ve tavşanların “ev hayvanı” adı altında bir araya getirilmesidir. Buna ayrıca kanaryalar ve deney fareleri de eklenebilir. “Ev hayvanı” kavramını nasıl tanımlarsınız?
Eğitimde değişikliklerin önerildiği bir tartışmayı ele alalım. Önerilen kavramı şu şekilde algıladığınızı düşünürsünüz: “Eski eğitim kavramı, her şeyi öğrenebilecek, kültürlü, özgür düşünceli bir akıl geliştirmektir. Böyle bir “aklı” geliştirmek için çocuklara ve gençlere birçok konu öğretilmiştir. Yeni kavram ise, gençlerin toplumda işlev görüp topluma katkı sağlayabilmesi için donatılması olabilir. Bunun anlamı, düşünme becerilerine, toplumda nasıl değer yaratıldığını öğrenmeye, pratik matematiğe ve benzerlerine çok daha fazla vurgu yapılmasıdır. Doğru mu?”
Aynı şey düşünmenin doğrudan öğretilmesi konusunda da ortaya çıkar. Eğitimciler şöyle der: “Onu felsefe yerine getirir”. Bu hiç de doğru değildir. Felsefe, düşünmenin pratik yöntemlerini öğretmez. Felsefe “mantık” öğretiyor olsa bile, bu, günlük düşünme eyleminin yalnızca küçük bir parçasıdır, günlük düşünmede algı mantıktan çok daha önemlidir.
Söylenen şeyden kavramı anladığınıza inanıyorsanız, bunu bir soru sorarak kontrol edebilirsiniz: “Bana buradaki kavram şöyle gözüküyor... Doğru mu?”

BELİRSİZLİK

Kavramlar her zaman daha bir belirsiz gelir. Bir hamburgeri hayal edebilir, onu görebilir, tadabilir ve bundan zevk alabilirsiniz. Ama bunları belirsiz bir “yiyecek” kavramıyla yapamazsınız. Bir ev hayvanları dükkânına gidip küçük bir köpek ya da kedi alabilirsiniz, ala belirsiz bir “hayvan” alma fikriyle bunu yapamazsınız.
“Ödül” sözcüğü bir kavramdır. Ödüller çeşitli şekillerde olabilir: Bir gülümseme; öğretmen tarafından verilen bir yıldız; parasal bir ödül; ikramiye; onaylama; terfi etme. Ödül, gösterilen çabayı ve başarıyı kutlamaktır. Buradaki kavram belirsiz ama çok faydalı ve pratiktir.

KAVRAM DÜZEYLERİ

Bu, kavramlar konusunda karşımıza çıkan bir başka zorluktur. Hangi düzeydeki kavramı kullanacağız?
“Yiyecek” bir kavramdır ama “protein” de bir başka kavramdır. Hâttâ “biftek” de kavramdır diyebilirsiniz; çünkü farklı tarzda biftekler vardır. Demek ki, çok genel olandan daha özel olana kadar üç farklı kavram düzeyi söz konusudur. Hangi düzeydeki kavramı kullanacağımızı nasıl biliriz?
Kullanılacak kavramı seçmek için sihirli bir yöntem yoktur.
Bazen çok genel düzeydeki kavram uygundur. Bir yardım görevlisi şöyle diyebilir: “İnsanların yiyeceğe ve barınağa ihtiyacı var”. Buna göre, herhangi bir çeşit yiyeceğin işe yarayacağı anlaşılabilir.
İrlanda'da (patates ekinlerini kötü etkileyen bir tür mantar nedeniyle) meydana gelen patates kıtlığı sırasında İngiliz hükümeti bölgeye buğday göndermişti. Ama bu faydasızdı; çünkü İrlandalılar buğdayı nasıl kullanacaklarını, nasıl pişirip yiyeceklerini bilmiyorlardı.
“Başarı” genel bir kavramdır. Gençlerin başarıya ihtiyacı vardır. Bu kavramı “sporda başarı” şeklinde daraltırsak, o zaman daha fazla spor merkezi inşa edebiliriz. Oysa sporla ilgilenmeyen gençler de olabilir. Ayrıca başarıyı teşvik etmenin çok daha ucuz yolları da olabilir.
Kavramlarla ilgili genel kural şudur: Ne çok genel, ne de çok özel olmalı. Uygulamada, işinize en çok yarayanı bulmak için farklı kavram düzeylerini deneyebilirsiniz. Sonunda doğru düzeydeki kavrama vardığınız “duygusunu” hissedersiniz.

KAVRAM TÜRLERİ

Farklı düzeylerde kavramlar olduğu gibi, farklı kavram türleri de vardır.
İş kavramları vardır. Kendinize ait pahalı bir mülk edinmenize gerek yoktur; çünkü başkalarının mekânlarını kullanıyorsunuz. Çeşitlilik sınırlıdır ve ürün standarttır; bu nedenle israf daha azdır ve ölçek ekonomisi yüksektir. Birçok mutfak işletmektense, bir tek ana mutfağınız vardır.
Müşteri değeri kavramları vardır. Büyük markanın verdiği güven söz konusudur. Bunun anlamı kalite ve önceden bilinebilirliktir. Yâni nereden alırsanız alın ne aldığınızı bilirsiniz. Fiyat konusunda güven vardır: Size ne kadara mal olacağını bilirsiniz.
Dağıtım kavramı vardır. Bu, işin en önemli kısmıdır; çünkü “dağıtım” sağlanamadığı sürece, fikir ne kadar harika olursa olsun faydasızdır. Dağıtım kavramı, başkalarının mekânlarını kullanmaktır.
Kısacası, farklı kavram türleri olabilir. Her alanın kendine özgü fikirleri olabileceği gibi, kendine özgü kavramları da olabilir.

KAPSAYICILIK

Kavramlar ender olarak tamdır. Ele aldıkları şeyin “özünü” ortaya koyarlar ama bütün yönlerini yansıtmayabilirler.

Ağaç kavramı nedir?
· Güneşten alınan enerji ile topraktan alınan su ve besinleri tek merkezde toplamanın bir yolu.
· Işığa duyarlı malzemeyi (yapraklar) toprağın üstüne yayılmaktansa, daha etkili sonuç verecek şekilde bir araya toplamanın bir yolu.
· Toprağın üstündeki rekabetçi ortamda ışığa duyarlı malzeme yetiştirme yöntemi (çalılıklar ve diğer ağaçlar güneş ışığını keserler).
· Uzun bir yaşam süresine sâhip biyolojik bir organizma.
Bunların her biri geçerli bir kavramdır. Hiçbiri olan biteni tümüyle kapsamaz. Onun yerine elimizde, konuyla ilgili bir kavram derlemesi vardır.
Üst üste çakıştıkları noktalar olsa da kavram ve tanım tam olarak aynı şey değildir.

ALTERNATİFLER

Bir aklın güzelliğinin ölçüsü, o aklın alternatifler üretebilme yeteneğidir. Neden alternatifler bu kadar önemlidir?
Çünkü bunlar, tutucu, katı bir tutumun tersidir. Alternatifleri araştırmaya istekli olmamak, daha iyi bir dünya görüşü ya da işleri yapmanın daha iyi yollarını aramayan katı, değişmez bir aklın göstergesidir. Bu katılık, kibirden ve eleştiriye tahammülsüzlükten kaynaklanır.
Alternatifler, hoşnut olma halinin tersi söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Eğer bulunduğunuz yerden hoşnutsanız ve hiçbir gelişim hayal edemiyorsanız, o zaman alternatif bulmak için çaba harcamaz, hâttâ size anlatılanları da dinlemezsiniz. İlerleme, enerji, değişim, iyileştirme ve işleri kolaylaştırma, bunların hepsi, alternatif aramaya dayanır.
Bir sorun olduğunu bilirsiniz ve ondan kurtulmak istersiniz. Peki ya sorun yoksa? Ya ayakkabınızın içinde çıkarılması gereken bir taş yoksa? Ya başınız ağrımıyorsa? O zaman düşünmeye ihtiyaç var mıdır?

Eğer bir yöntem bulmak zorundaysanız, o zaman alternatiflere bakmayı düşünürsünüz. İlerlemek için kullanabileceğiniz bir yönteminiz zâten varsa, neden daha iyisini arayasınız? Ancak alternatiflerin değerinin farkına varırsanız, onları aramak için harekete geçme isteği duyarsınız.
Temel nokta şudur: Bir şeyi yapma yöntemine sâhip olmak, onun en iyi yöntem olduğu anlamına gelmez.

ALGI

Birçok kişi için, algı alternatifleri – şeylere bakma yolları – çok daha önemlidir. Bu alternatif algılardan farklı eylemler ve tepkiler çıkar.
Bir çocuk yaramazlık yaptığı zaman bu çoğunlukla itaatsizlik, kurallara karşı gelme ya da asilik olarak görülür. Yaramazlık aynı zamanda girişimci bir ruhun işareti olarak da görülebilir.
Bir hobiye, daha yararlı çalışmalar için ayrılabilecek zamanı çalan bir şey olarak bakılabilir. Hobi ayrıca başarılı olunabilecek bir alan olarak da görülebilir. Bir hobiniz olduğunda, kendi kendinizi değerlendirirseniz; bu, öğretmeninizin önemli olduğunu söylediği bir şey değildir.
Göçmenlerin ulusal kaynakları tükettiği söylenebilir. Ama göçmenler aynı zamanda bir ulus için yeni bir enerji kaynağı olarak da görülebilir.
Şimdiye kadar yapılmış felsefi açıklamalardan en önemlileri herhalde Henry Ford ve Groucho Marx'a aittir.
Henry Ford, seri üretime başladığı müşterilerine şöyle der: “Siyah olmak şartıyla istediğiniz rengi seçebilirsiniz”. Bunun asıl nedeni, diğer renklerin kuruması için çok zaman gerekmesi, bunun da üretim sürecini geciktirmesidir. Bu söz gerçek hayatta şu anlama gelir: Eğer istediğiniz şey tam da piyasadaki şeyse çok mutlu olabilirsiniz.
Groucho Marx'ın ünlü sözleri şöyledir: “Beni kabul eden hiçbir kulübe üye olmak istemezdim”. Muhtemelen, kendisini üye olarak kabul edebilecek hiçbir kulübe katılmaya değmeyeceğini söylemek istemişti. Gerçek hayatta bu söz, eğer istediğiniz şey olanaksızsa, o zaman mutlu olmanız pek de olası değildir anlamına gelir.
Herkes kendisini bu iki açıklama arasında bir yere koyabilir. Sonuçta bu bir algılama meselesidir. Farklı bir algılama, mutlaka daha iyi olmak durumunda değildir. Hâttâ daha kötü bile olabilir. Ama farklı bir algılama, bir şeye farklı bir yönden bakmanın mümkün olduğunu gösterir. Ayrıca, diğer insanların farklı algılarının olabileceğini de ortaya koyar.
İflas etmek, İngiliz toplumunda utanç verici bir felâket olarak görülür. Oysa Amerika'da fazladan ve muhtemelen gerekli bir iş deneyimi diye algılanır.
Algılar birçok nedenle farklılaşır: kişinin geçmişte aldığı görgü, eğitim ve yetiştiği ortam, kültür, sâhip olduğu değerler ya da kişisel deneyim.
Bir Japon, başarısızlığı, ödeyemediği borcu ya da utancı yüzünden intihar ettiğinde, bu saygınlığın zedelenmesi olarak görülmez. O kişi grup egosunun dışında kalmıştır ve teknik olarak artık yoktur. İntihar sâdece işi yoluna koyar.
Çinliler kumar oynamayı severler. Bunun nedeni paraya olan tutkuları mıdır? Muhtemelen hayır. Çin'de “din” Batı'daki biçimlerinden oldukça farklıdır. Bu ülkede kader, ruhlar ve batıl inançlar ön plandadır. Bir insan kumar oynadığında, o kişi gerçekten ruhlarla “iletişim içinde” olduğunu düşünür. Eğer kazanırsa, ruhlar ona gülüyor demektir. Kaybederse, ruhlar kızgındır ve kumar masasını bu şekilde terk etmek istemezsiniz.
Bâzı kültürlerde, onur ve güven çok önemli değerlerdir ve her şeyden önce gelir. Bâzı kültürlerde ise faydacılık ve “akıllı olmak” yüce değerlerdir ve “kazanılabilecek olanı kazanmaya” saygı duyulur.
Bâzı insanlar kişisel mahremiyete değer verir, bazıları da herkes tarafından bilinmeyi ve fark edilmeyi tercih eder.

DUYGULAR VE HEYECANLAR

Duygular ve heyecanlar düşünme sistemine nasıl girer? Duygularımız ve heyecanlarımız olmasaydı, karar vermek ya da seçim yapmak çok zor olurdu. Mantık ve düşünmenin kendisi, dünyaya, değerlerimizi duygularımız aracılığıyla uygulamaya koyabileceğimizi göstermenin yollarıdır sâdece.
Yemeğin sonunda mükemmel bir tatlı yiyebilirsiniz ve bu yemeği tamamlar. Eğer tatlıyı yemeğin başında yerseniz yemeği berbat edebilir. Duygular ve heyecanlar konusunda da çok büyük ölçüde aynı şey olur. Her şey tamamen bunların hangi aşamada ortaya çıktığına bağlıdır.
Süpermarkette portakal arıyorsanız, gözleriniz portakalları seçecektir. Mısır gevreği arıyorsanız, gözleriniz önce mısır gevreklerini fark edecektir.
Aynı şekilde, duygularımız ve heyecanlarımız da “dikkatimizi yönledirir”, görmeyi beklediğimiz şeyi seçer. Algılarımız ender olarak tarafsız, çoğunlukla seçicidir.
Duygularımız bir filtre gibi çalışır, böylece yalnızca duygularımızın görmemize izin verdiklerini görürüz. Bu yüzden, güçlü duyguların ve aşırı heyecanların tehlikesi, algılarımızı kontrol etmeleridir. Algılarımız bu şekilde kontrol edildiğinde artık hiçbir şeyi açıkça göremeyiz.
Burada bir ikilem vardır. Duygular algılarımızı kontrol edebilir. Fakat duygular olmasaydı, hiçbir şeyi algılayıp kavramaya ilgi duymazdık.
Dikkatimizi yönlendirmek ve genişletmek için duygulara ihtiyacımız var. Fakat duygular çok güçlüyse, dikkatimizi azaltır ve sınırlandırır.
Duygular olmasaydı insanlar robota dönüşürdü ve bu çok eğlenceli olmazdı, ama aşırı duygu ve heyecan da pek eğlenceli değildir.

Bir mağazada gördüğünüz elbisenin bir başka mağazada daha düşük fiyatla satıldığını var sayın. Kesinlikle seçiminiz ucuz olandan yanadır. Peki, acaba bu seçim tamamen mantığa mı dayanır? Arka planda birçok duygunun varlığı söz konusudur:

· Kandırılmaktan hoşlanmazsınız.
· Daha ucuzunu bulmanın akıllıca olduğunu hissedersiniz.
· Arkadaşlarınıza bundan söz etmek için sabırsızlanırsınız.
· Paranızı savurganca harcamaktan hoşlanmazsınız.
· Başarılı olduğunuz duygusunu hissedersiniz.
“Doğru şeyi” yapmamız gerektiğinin açıkça belli olduğu durumlarda bile, arka planda duygular var olabilir.

İLK TEPKİ

İlk tepkiyi hemen ortaya koymanın bir faydası var mıdır, yoksa fikrî tam olarak anlayıncaya kadar sessizce beklemeli, hâttâ onu açıklığa kavuşturmak için sorular mı sormalısınız?
Her şey yapılan görüşmeye ve ortama bağlıdır. Eğer ciddi bir görüşme ise, dikkatlice dinlemek, araştırmaya dönük sorular sormak, bütün etkenleri göz önünde bulundurmak, sonra da görüş açıklamak daha iyi olabilir.
Çoğu durumda duyguların başlangıçta ifâde edilmesi konuşmaya canlılık katar. Hâttâ burada bir iletişim avantajı vardır. Eğer fikrî ortaya atan kişi, fikrinin nasıl karşılandığına ilişkin görüşleri erkenden öğrenirse, o zaman buna karşılık verecektir. Açıkladığı fikir yanlış anlaşılmış olabilir; bu nedenle daha dikkatlice açıklama yapma gereği doğar. Dinleyici, duyduğu fikrî hemen bir standart “kutuya” sokmuştur ama aslında fikir o “kutuya” uymamaktadır; bu yüzden fikrî “kutudan” çıkarma gereği doğar.
Okullarda düşünmenin öğretilmesi gereğinden ne zaman söz etsem, dinleyiciler her zaman yargısal (eleştirel) düşünmeden söz ettiğimi var sayıyorlar. Çünkü bildikleri şey bu. Bu nedenle de, gerçek dünyadaki algısal düşünmeden söz ettiğimi anlatabilmek için özel bir çaba harcamam gerekiyor.
Yüz ifadeleriyle hislerini yansıtabilen insanların ilk tepkilerini belirtmek için bir şey söylemelerine gerek yoktur; çünkü yüzlerindeki ifâde her şeyi anlatır. Satış görevlileri yüzlerinde hiçbir ifâde olmayan insanlarla konuşmaktan hiç hoşlanmazlar. Herhangi bir etki bıraktığınızı nasıl bileceksiniz?

KONUM ALMA

Tartışmalı bir durumda, nerede konum almak istersiniz? Bu tarafta mı olmak istersiniz? Yoksa o tarafta mı? Ya da tamamen tartışmanın dışında mı kalmak istersiniz?
Bu bir dürüst olma sorunudur. Eğer o anki duygularınız sizi tartışmanın beli bir tarafına çekiyorsa, o zaman nerede durduğunuzu göstermeniz gerekir.
Hangi tarafta olduğunuzu göstermeniz, ilkel bir tartışmaya sürükleneceğiniz anlamına gelmez. Belirli bir anda hangi tarafta olduğunuzu belirtmeniz, sürekli orada kalacağınız anlamına da gelmez. Bu sâdece tartışma için başlangıç noktasını belirtir.
Bir tartışmada ya da konuşmada herkesin kendisine gerçekten sorması gereken zor bir soru vardır: “Bu konudaki fikrimin değişmesini gerçekten istiyor muyum?” Bu soruya verilecek dürüst bir yanıta ihtiyaç vardır.
Hiç kimse sizi belli bir konumu almaya zorlayamaz. Bu sizin seçiminizdir. Bir fikirle içinde bulunduğunuz anda hemfikir olabilirsiniz; bir fikrî belli koşullarda onaylayabilirsiniz; bir fikrî belli bir insan grubu için benimseyebilirsiniz. Bir fikrî belli bâzı değişiklikler yapılması koşuluyla kabul edebilirsiniz.

Bir Sonra Ki Konular ;

  • Değerler,
  • Kişisel Değerler,
  • Kurumsal Değerler,
  • Kalite Değerleri,
  • Yenilik Değerleri,
  • Olumsuz Değerler,

-Yöne Değiştirme Ve Sapma

  • Sıkıcılık,
  • Mizah,
  • Zevk Alma

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 4.BÖLÜM

Kasım 30, 2008 1
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 4.BÖLÜM


DİNLEMEK

İyi bir dinleyici olmak, iyi bir konuşmacı olmak kadar önemlidir. Nasıl dinlemek gerektiğini bilmezseniz, güzel bir akla sâhip olamazsınız.
· İyi bir dinleyici, söylenenlere dikkat ettiğini gösterir.
· İyi bir dinleyici, konuşmacıya saygı gösterir.
· İyi bir dinleyici, duyduklarıyla gerçekten ilgilendiğini gösterir.
· İyi bir dinleyici, duyduklarından anlam çıkarır ve bunu gösterir.
Bütün bu yukarıdakilerin sâdece görünüşteki tavırlarla değil, gerçek davranışlarla ilgisi vardır. Hep siz konuşmayacaksınız, dinlemek de durumundasınız. O nedenle, bunu iyi bir şekilde yerine getirin ve dinlediklerinizden olabildiğince faydalanmaya çalışın.
Bir dinleyicinin konuşanı dinlemek istemeyip yalnızca kendi konuşabileceği anı beklemesi çok rahatsız edicidir. Bu sabırsızlık, çoğunlukla başkaları tarafından fark edilir ve konuşmacı açısından sıkıntı yaratır. Siz hiç kimseyi dinlemek istemiyorsanız, neden başkaları sizi dinlesin?


KAZANÇ SAĞLAMAK


Konuşmak ne kadar akıllı olduğunuzu gösterebilir, bakış açınız hakkında diğerlerini ikna edebilir ve düşüncenize açıklık getirmeye yardımcı olabilir. Fakat konuşmak size nadiren yeni bir şey getirir. Öte yandan dinlemek, edinmek için çaba gösterirseniz size yeni fikirler kazandırır.
Daha önce duymadığınız bir bilgi olabilir. Örneğin, neden bâzı ülkelerde yolun sağ tarafından, bazılarında yolun solundan gidildiğini öğrenebilirsiniz.
Daha önce duymadığınız bir bakış açısı açıklanabilir. Sigara içenler, emeklilik ödentilerini herkesle aynı şekilde ödemektedir. Oysa sigara içenler çoğunlukla daha kısa yaşar (sigara içilen süreye bağlı olarak ömürleri 8 yıla kadar kısalmaktadır). Bu yüzden de yaptıkları katkının tümünün karşılığını almazlar. Demek ki, sigara içenler içmeyenlere bir anlamda destek olmaktadır.
Yeni anlayışlar ve kavrayışlar söz konusu olabilir. Amerika'da kişi başına düşen avukat sayısı, Japonya'dakinin 27 katıdır. Neden Amerika'da bu kadar çok avukat bulunmaktadır? Hukuk, hem bir birikim sağlayan, hem de başka işler yürütmeye olanak veren genel amaçlı bir nitelik olarak görülmektedir.
Yaşam süresini uzatmanın, kaynakları kullanmak açısından iyi olmadığına gerçekten inanan birini dinleyebilirsiniz. ABD'de sağlık bakımı harcamalarının yüzde 75'inin ömrün son bir ayında yapıldığı söylenmektedir.


TEKRARLAMA


Bu, dinlemenin çok yararlı bir bölümüdür. Konuşmacının söylediklerini ona tekrarlarsınız. Bu tekrar, söylenen şeyi anladığınızı gösterir.
Doğru mu anladım, sizce kadınlar erkeklere göre daha iyi doktor oluyorlar, çünkü daha sezgiseller ve daha fazla etkeni göz önünde bulundurabiliyorlar, öyle mi?
Suçlular yakalanma olasılıklarının çok az olduğunu hissederlerse, suçlara karşı cezaları artırmak pek de caydırıcı olmaz, vurguladığınız buydu değil mi?


SORULAR


Sorular, dinlemeyle yakından ilgilidir; ilgiyi ve dikkati gösterir; belli noktaların daha ayrıntılı incelenmesini ve yanlış anlamaların açıklığa kavuşturulmasını sağlar; konuşmacıya dinleyiciye ilginç gelen noktaları ayrıntılandırma fırsatı verir; bâzı hususları kontrol etmek için kullanılabilir.

Örneğin:
· Bunlar resmî makamlar mı yoksa yaklaşık tahminler mi?
· Bunu kendi gözlerinizle mi gördünüz, yoksa başkasının size söylediğini mi aktarıyorsunuz?
· Bu bilimsel bir gerçek mi?
Örneğin bir konuşmacı, “Yeni Zelanda'da düzeni bozuk ailelerde yetişen çocukların suçlu olma olasılığı çok daha fazladır” derse, bu şaşırtıcı olmayabilir. Eğer bunun üzerine olasılığın derecesini sorarsanız, o zaman şaşırabilirsiniz. Bu tür çocukların suçlu olma olasılığı 100 kattır. Bu çok büyük bir sayıdır.

Sizi özellikle ilgilendiren bir noktayla ilgili daha fazla ayrıntı sorabilirsiniz.

Birini dinlediğiniz sırada her zaman iki ayrı odak söz konusudur.
1. Dinlediğiniz kişi, bir düşünceyi açıklamak ya da bir tartışmanın bir yönünü ortaya koymak için bir şey anlatmaya çalışıyordur. Buna dikkat etmeniz gerekir.
2. Aynı anda ikinci bir odak vardır. Örneğin, bir yolda araba kullanıyorsunuz ve B iline varmaya çalışıyorsunuz. Ama giderken değişik bir köyden ya da tarihi bir yerden geçiyorsunuz. İlginizi çeken şeyi görmek için durursunuz.
Hz. Muhammet'in hadislerinde “düşünme” konusundan çeşitli defalar söz ettiği söylenmişse, bunların ne olduğunu öğrenmek isteyebilirsiniz. Burada marifet, eğer dinlemekten tam bir fayda sağlamak istiyorsanız, her iki odağı da akılda tutmaktır.


SORULAR


Eğer soru sorulmamıza izin verilmeseydi, dünya nasıl olurdu?
Bu soruyu istediğiniz kadar kişiye sorun; çoğu kişi hayatın çok zor olacağı yanıtını verecektir. Onlara göre, böyle bir durumda iletişim kurmak zorlaşacak, diğer insanları işin içine katmak istediğimizde bunu sağlamak neredeyse olanaksız olacaktır. Sorular, bir dikkati yönlendirme yoludur sâdece.
Yunan filozofu Sokrates'in soru sorma konusunda çok büyük bir ünü vardır. Ne tür sorulardı bunlar?

Sokrates: En iyi atleti seçiyor olsaydınız, onu rastlantısal olarak mı seçerdiniz? Bir gemiyi kullanacak kaptanı seçiyor olsaydınız, o kişiyi rastlantısal olarak mı seçerdiniz?
Dinleyici: Elbette hayır.
Sokrates: O zaman neden politikacıları (son turda) rastlantısal olarak seçiyoruz?
Dinleyicinin, rastlantının ehil kişileri seçme konusunda iyi bir yöntem olmadığını söylemesi beklenir.
Sokrates, çoğunlukla “yol gösterici sorular” sorar ve dinleyicilerin sorulara “beklenen yanıtı” vererek adım adım kendi istediği sonuca ulaşmalarını sağlardı.
Sokrates, açık uçlu soruları ender olarak sorardı.


BALIKÇI SORULAR VE AVCI SORULAR


CoRT programında “balıkçı sorular” ile “avcı sorular” arasında bir ayrım yapılmıştır.
“Avcı sorularda” hedefi biliriz. Ayrıca olası sonuçları da biliriz; bunlar “evet” ya da “hayır” şeklindedir. Örneğin:
· Bu sabah alış verişe gittin mi?
· Cornell Üniversitesi'nde okudun, değil mi?
Balıkçı sorular açık uçludur. Soruyu soran kişi hangi yanıtı alacağını bilmez. Örneğin:
· Amerika'daki en popüler kız ismi nedir?
· Sinüzit için en iyi tedavi hangisidir?
Balıkçı soru: Amerika'nın kadın başkanı kimdi?
Yanıt: Şimdiye kadar hiç kadın başkan olmadı.
Avcı soru: Amerika'nın hiç kadın başkanı oldu mu?
Yanıt: Hayır.


ÇOKTAN SEÇMELİ SORULAR

Dinleyici, konuşmacıya öyle bir soru sorabilir ki konuşmacının bu soruya sınırlı bir yanıt grubu içinden seçim yaparak yanıt vermesi gerekebilir.
Çoktan seçmeli sorulara örnek şöyle olabilir:

Aşağıdaki faktörlerden birinin diğerlerine göre kalp rahatsızlıklarıyla daha fazla ilişkili olduğunu söyleyebilir misiniz:
a) Genetik b) Irk c) Yaşam tarzı d) Yeme tarzı

Bir başka örnek: “Aşağıdaki konulardan hangisi politikacıların seçimlerde verdikleri sözler arasında daha fazla yer alır:
a) sağlık b) eğitim c) vergi d) iş e) ekonomik büyüme f) suç
Yanıt, “eğitim”dir. Hemen her Amerikan başkanı kendisini “eğitim başkanı” diye tanımlar.


Bir Sonra Ki Konular ;

  • Paralel Düşünme,
  • Altı Şapka,
  • İşbirliği İle Yürütülen Araştırma,
  • Altı Düşünme Şapkası,
  • Beyaz Şapka,
  • Kırmızı Şapka,
  • Siyah Şapka,
  • Sarkı Şapka,
  • Yeşil Şapka,
  • Mavi Şapka,

28 Kasım 2008

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 3.BÖLÜM

Kasım 28, 2008 2
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 3.BÖLÜM


FARKLI BİR GÖRÜŞE SAHİP OLMAK MI, KARŞI GÖRÜŞTE OLMAK MI ?


Anlaşmazlık, gerçeği önemsemeyi de içerir. Bu yüzden gerçek ve doğru konusunda endişe duyulur. Bir kimsenin doğru olmayan bir şey söyleyip yoluna devam etmesine ya da bir şeyi kanıtlanmadığı halde gerçek gibi sunmasına izin vermek istemezsiniz.
Eğer birisi spagettinin üstüne çekilmiş kahve serpmeyi önerirse, muhtemelen bunu basitçe “yanlış” bularak reddedersiniz. (Aslında ben denedim. Çok da iyi yakıştı!) Bununla birlikte, bir başkası spagettinin üstüne benzin dökmeyi önermiş olsaydı, bunu kesinlikle reddederdiniz. Çünkü yalnızca tadı kötü olmakla kalmaz, aynı zamanda zehirli de olabilirdi.
Öyleyse, anlaşmazlık durumunda birçok seçenek arasından birisini belirtebilirsiniz:
Bu açıkça yanlış.
Bu olası ama kesin değil.
Bu birçok alternatiften yalnızca birisi.
Bu sizin deneyiminize uyuyor.
Bu sizin değerlerinize uyuyor.
Bu size göre doğru ama bana göre değil.
Bu, duygulara ve ön yargılara temellendirilmiş.
Sâdece karşı görüşte olduğunuzu belirtmeniz ve diğer olasılıklara kapalı durmanız ters bir tutumdur. Anlaşmazlık konusunda izlenecek yöntemin belirtilmesi gerekir. Ancak bu yapıldığında anlaşmazlık irdelenebilir.


FARKLI GÖRÜŞTE OLMAK


Gelecekte neler olabileceği konusunda her zaman farklı görüşlerin olması muhtemeldir. Hangi görüşün “doğru” olduğunu öngörmek çok zordur.
Yemeğe tuz eklemek gerek.
Yemeğin tuzu yeterli.
Farklılıklar kişisel tercihlerden kaynaklanır. Bâzı kişiler korku filmlerini sever; bazıları romantik komedileri tercih eder; bazıları da kovboy filmlerine meraklıdır. Kişisel beğenilerde, herkesin kendi seçtiği kişiyle evlenmesini sağlamaya yetecek kadar farklılık vardır.
Arabasının yarısını beyaza, diğer yarısını da siyaha boyayan adamla ilgili bir hikâye vardır. Arkadaşları adama neden böyle tuhaf bir şey yaptığını sorarlar. O da şöyle yanıt verir:
“Kaza yaptığım zaman, tanıkların mahkemede birbiriyle çelişen ifadeler vermesi çok eğlenceli oluyor. Bir tanık, bisikletliye çarpan arabanın beyaz olduğunu iddia ederken, diğeri yemin ederek, arabanın siyah olduğunu söylüyor”.
Bu durumda, arabayı farklı noktalardan gören her iki tanık da haklıdır.
İş için ya da ev taksitleriniz ödemek için borç almak zorunda olanların bakış açısından düşük faiz iyi bir şeydir. Oysa bu durum, borç para verenlerin ya da tasarruf hebasından kazandıklarıyla yaşayanların bakış açısından kötüdür. Bu iki görüş arasında büyük bir farklılık vardır, ama her ikisi de doğrudur.
İngiltere'de okul bitirme sınavlarında gitgide daha çok sayıda öğrenci daha yüksek notlar aldığında, bu konuda olumlu yorumda bulunanlar oldu. Onlara göre, daha çok öğrenci kendilerine iş bulmada yardımcı olabilecek yüksek notlar alıyordu. Fakat sınav sisteminin yararsız olduğunu belirtenler ve en akıllı öğrencilerin seçilmesini sağlayacak yeni bir sistem talep edenler de vardı.
Farklılıklar ayrıca farklı deneyimlerden de kaynaklanır. Ekonomik bakımdan yoksul bir bölgede görev yapan bir öğretmenin, varlıklı bir semtte görev yapan bir öğretmenden daha farklı deneyimleri olacaktır.


FARKLILIKLARI DİLE GETİRMEK

Görüş farklılığıyla ilgili en önemli şey, gerçek farklılığı olabildiğince açık bir şekilde dile getirmektir. Örneğin:
Ben fiyatları yükseltmenin satışları artıracağını düşünüyorum. Sen fiyatları yükseltmenin satışları azaltacağını düşünüyorsun.
Sen bütün koşullarda suçları kontrol altına almak için uygulanacak en iyi yöntemin ağır cezalandırma olduğuna inanıyorsun. Ben gençlere başarıyı tatma konusunda alternatif yollar sağlamanın, gençler arasındaki suçu azaltacağına inanıyorum.
Farklı görüşleri yan yana serin. Bu konuda olabileceğiniz kadar dürüst olmaya çalışın. Karşınızdaki kişinin, farklılık gösteren noktaları doğru bir şekilde ortaya koyduğunuz konusunda hemfikir olmasını sağlayın. Eğer gerekliyse, gördüğü farklı noktaları özetlemesi için bir başka kişiyi çağırın. Şu cümleyi söyleyebileceğiniz noktaya varmaya çalışın: “Bu noktada farklılaştığımız konusunda hemfikiriz”.
“Farklılığın” niteliğini ortaya koyduktan sonraki aşama, bu farklılığın nedenini belirlemektir:
Kanımca sen bu konuya şu bakış açısından bakıyorsun... bense ona bu bakış açısıyla bakıyorum... (iki farklı bakış açısını ortaya koyun).
Farklılık, farklı kişisel deneyimlerden kaynaklanabilir. Benim deneyimim şöyle... Senin belki farklı bir deneyimin olmuştur. (kendi deneyiminizi söyleyin).


FARKLILIĞI KABUL ETMEK

Farklılığı kabul etmeden önce uzlaşma sağlamak için girişimde bulunulmalıdır.
Bazen her iki görüşün de geçerli olduğu, ama farklı durumlara uyduğu gösterilebilir. Örneğin: “Birçok suç türü için ağır ceza uygulamasının en iyi caydırma yöntemi olduğunu kabul ediyorum, ama bence gençlerin işledikleri suçlar için başka bir yaklaşım daha var. O da gençlere başarılı olma fırsatları sunmaktır”.
Görüş farklılığı kötü bir şey değildir. Farklılık bir anlamda çeşitlilik de yaratır. Farklı değerlerin ve deneyimlerin açığa çıkarılması tartışmayı geliştirir. Amaç, farklılıkları “ortadan kaldırmak” değil, farklılığın kaynağını bularak bir konuyu incelemektir.


Bir Sonra ki Konular ;

  • İlginç Olmak,
  • Olasılıklar ve Alternatifler,
  • Yaratıcılık ve Yeni Fikirler,
  • Karşılık Verme,
  • Açıklık Getirme,
  • Örnekler ve Hikayeler,
  • İleriye Yansıtmak,

27 Kasım 2008

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 2. BÖLÜM

Kasım 27, 2008 0
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 2. BÖLÜM
KARŞI GÖRÜŞTE OLMAK

Eğer karşı görüşte olup da ne şekilde tavır alınacağını bilmiyorsanız, hiçbir zaman güzel bir akla sâhip olamazsınız.
Mahkemelerdeki duruşmalar, aslında bir konuyu irdelemenin en ilkel yöntemidir. Eğer savcı, savunmaya yardımcı olabilecek bâzı noktalar bulursa, o noktaları açığa çıkaracak mıdır? Elbette ki hayır! Savunma avukatı, savcılık makamının tezlerini güçlendirecek bâzı noktalar görürse, o noktaları açığa çıkaracak mıdır? Elbette ki hayır! Her taraf kendi görüşlerini ortaya koyarak onları savunur ve diğer tarafın tezlerine karşı çıkar. Bu “çatışma”, konunun tam anlamıyla, eksiksiz bir şekilde incelendiği anlamına gelmez. Bir konuyu çok daha etkili bir şekilde irdelemenin bir yolu “paralel düşünme” yöntemini kullanmaktır.

Düpedüz aptalsın.
Bu yanlış.
Bu mantıksız.
Söylediğin her şeye karşıyım.
Ne kadar da aptal olabiliyorsun.
Bunların hepsi karşı görüşte olduğunuzu belirtmenin sert ve kaba yöntemleridir. Daha iyi ifadeler seçilerek, suçlayıcı olmadan, anlaşmazlık halinde bile iletişim kurulabilir.
Bu konuya yaklaşmanın başka bir yolu olabilir.
O, bakış açılarından yalnızca bir tanesi.
Ya diğer olasılıklar?
Anlaşmazlık durumunda kibar davranmak, saldırgan bir tavır izlemek kadar etkilidir. Aslında son tahlilde, kibar olmak saldırgan olmaktan daha güzeldir.
Anlaşmazlığın birçok farklı nedeni olabilir. Bunlardan bazıları aşağıda ele alınmaktadır.



MANTIK HATASI

Avrupa'da hapishanelerdeki insan sayısı her yüz bin kişi başına 89 ila 120 arasında değişirken, bu sayı Amerika'da her yüz bin kişi başına 750 ile Avrupa'dakinin altı katından fazladır. Bu, Amerika'da yasalara daha az uyulduğu anlamına gelebilir mi?
Bu konuda çıkaracağımız sonuç, mutlaka istatistiklere bağımlı olmak durumunda değildir.
Amerikan polisi suçluları yakalamada daha başarılı olabilir.
Amerika'da daha fazla suç türü hapis cezası alıyor olabilir.
Amerika'daki davaların yüzde 95'inde suçun itiraf edilmesi halinde ceza indirimine gidildiği için, bu durum hapse girenlerin sayısında artışa neden olabilir.
Bu tarz alternatifler arayarak, hapishanedeki insan sayısının, mutlaka daha fazla suç işlendiği anlamına gelmediğini gösterebilirsiniz.
Bazıları şöyle konuşabilir: “İnsanlar kısa boylu politikacılardan hoşlanmıyor, o yüzden Harris'e oy vermeyecekler”. Eğer diğer politikacılarla Harris her bakımdan eşitse, bu doğru olabilir, yâni insanlar uzun boylu olanları tercih eder. Ama her şey eşit olmayabilir. Harris'in yöneticilik deneyimi rakiplerine göre daha fazla olabilir.


YORUMLAMA
İsviçre'de doğan bebeklerin yüzde 50'sinin annesi bekardır. İzlanda'da bu oran yüzde 66'dır. Bu durum, evliliğe fazla itibar edilmediği ya da ahlaki standartların düşük olduğu veya ailelerin dağıldığı anlamına gelebilir.
Diğer bir olası yorumsa, çiftlerin bebek gerçek bir “evlenme nedeni” yaratıncaya kadar evlenmedikleridir.
Başka bir örneği alırsak, istatistikler, Avustralya'da İkizler burcunda doğanların araba kazası geçirme olasılığının diğer burçlara göre daha yüksek olduğunu gösterir. Araba kazası oranlarının bütün burçlar için bire bir eşit olması muhtemel değildir.
Bir diğer olası açıklama, İkizler burcunda doğanların yasada ehliyet almak için şart koşulan yaş sınırına kışın ulaştığı (Avustralya'da Haziran ayı), bu nedenle de zor hava koşullarında araba kullanmaya başladıklarıdır.


DUYGULAR

Duygular, ön yargılardan ve klişelerden kaynaklanır.
Tembel, işe yaramaz, sahtekâr, ihmalkâr, tehlikeli, üçkâğıtçı ve güvenilmez gibi sıfatlar, açıklanan görüşün oldukça duygusal olduğunu derhal ortaya koyar. Açıkladığınız görüşten sıfatları çıkardığınızda dayanağınız kalmaz. Bu yüzden görüş, duygular için yalnızca bir araçtır.
Duygular, düşüncenin mantığına girdiğinde tehlikeli hale gelirler. Eğer duygular şu şekilde ortaya konulursa tehlike yoktur: “Bu konu hakkında böyle hissediyorum”.
Duygular olaylara gösterilen tepki olabilir. Duygular aynı zamanda olayların nasıl algılandığını belirleyebilir.



TAHMİNDE BULUNMA


Bir uçak pilotu hakkında anlatılan bir fıkra vardır. Pilot, motorlardan birisi devreden çıktığında yolculardan özür diler ve bunun New York'a iki saat daha geç varacakları anlamına geldiğini söyler. İkinci motor durduğunda ise, dört saat gecikecekleri şeklinde açıklama yapar. Ve sonunda üçüncü motor da devreden çıkar. Bu noktada yardımcı pilot, pilota yaklaşarak şöyle der: “Son motorun sağlam kalmasını diliyorum. Aksi takdirde bütün gece havada kalacağız!”
Tahminde bulunma, bir gidişatı göz önünde bulundurarak, var olan eğilimin gelecekte de devam edeceğini var saymaktır. Örneğin, çevre bilimciler, küresel ısınma konusundaki uyarılarında her zaman bunu yapmak durumundadırlar. Fakat bazen haklı olabilirler, bazen de yanılabilirler.
Tahminler bâzı gerçekleri barındırabilir ama iddia edildiği gibi gerçekleşmeme olasılığı da vardır.


OLASI VE KESİN

Bu, anlaşmazlıkla ilgili en önemli noktalardan biridir.
Bir şeyi “olasılık” olarak kabul etmeyi isteyebilir, ama onu “kesinlik” olarak görmeye istekli olmayabilirsiniz.
Okuldan ayrılma yaşını yükseltmenin çocuk suçlarında azalma yaratması olasıdır.
Bir ilişkinin sona ermesinden sonra erkekler arasında görülen yüksek intihar oranının, ayrılığın erkekler için kadınlara göre daha beklenmedik bir olay olmasından kaynaklanması olasıdır.
“Yalnızca olası” olanla “kesin” olan arasında geniş bir alternatifler dizisi vardır:
yalnızca olası
olası
mümkün
büyük olasılıkla
kesin
Örneğin:
Çin'in beş yıl içinde egemen ekonomik güç olması mümkündür.
Ayda ya da diğer bir gezegende bir insan kolonisinin kurulması yalnızca bir olasılıktır.
AIDS, büyük olasılıkla Afrika'da ana sorun olacaktır.


Bir Sonra ki Konular;
  • Farklı Bir Görüşe Sahip Olmak mı ? Karşıt Görüşte Olmak mı ?
  • Farklı Görüşte Olmak,
  • Farklılıkları Dile Getirmek,
  • Farklılığı Kabul Etmek