Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

03 Aralık 2008

DERVİŞ KAŞIKLARI

Aralık 03, 2008 0
DERVİŞ KAŞIKLARI


Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? diye sordular bir bilgeye.
Bilge, büyük bir sofra hazırladı ve sevgiyi dillerinden eksik etmemelerine karşın, onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırdı. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen, sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirildi.
Ev sahibi konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi Herkes kaşığının ucundan tutmak zorunda kaldı.
Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup, ağızlarına götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar, yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.
Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti verdi. Bu kez, sevgiyi gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırdı. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen pırıl pırıl kişiler geldiler ve bu kez onlar yerlerini aldılar, sofrada. Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirildi. Onlara da kaşıkları ancak,saplarının uçlarından tuta bilecekleri kuralı söylendi.
Ev sahibi bilgenin Buyurun, afiyet olsun sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve
Herkes kaşığını, karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzattı. Bu yöntemle herkes karnını doyura bildi. Konuklar sofradan kalktıklarında ise, sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktu.
Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır sorusunu soranlara bu uygulamayla yanıt verdikten sonra bilge, bir de öğütte bulundu:
İşte, dedi. Kim ki yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir.
Ve kim ki başkalarına da düşünür ve o da kesinlikle doyurulacaktır. Çünkü yaşam denen bu pazar, alan değil, veren kazançlıdır her zaman

02 Aralık 2008

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 6.VE SON BÖLÜM

Aralık 02, 2008 1
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 6.VE SON BÖLÜM
DEĞERLER

Değerler koşullara göre değişir mi? Yanıt, hem “evet” hem de “hayır”dır. Koşullara göre değişmeyen belli değerler vardır. Örneğin, koşullar ne olursa olsun, insan öldürmemeniz gerekir. Hiçbir koşulda yalan söylememeniz gerekir. Yoldaşlarınıza ve arkadaşlarınıza ihanet etmemeniz gerekir. Onurunuz üzerine verdiğiniz sözleri tutmanız gerekir. Bu tür temel değerler, dinî, sosyal ve kültürel alanlarda bulunur ve her koşulda geçerlidir.
Peki, kendini korumak amacıyla ya da savaşta insan öldürmek nasıl karşılanır? Bu, koşullar gereği meşrulaştırılmış bir öldürme eylemi değil midir? Bu durumda savunulan görüş şöyledir: Bu eylem bir kazanç için yapılmadığı ve yasaya aykırı görülmediği için, bir ölüme neden olsa da “cinayet” olarak nitelenemez.
Diğer bâzı durumlarda, değerler koşullara göre değişmese de, değerlerin öncelikleri değişmektedir.
Arkadaşınızın karısının bir ilişki yaşadığını biliyorsunuz. Bunu arkadaşınıza söylemeli misiniz? Yoksa karısıyla mı konuşmalısınız? Buradaki öncelikli değerler nelerdir? Bu konuya karışmalı mısınız?
Diyelim ki, terfi konusunda bir görüşme yapılıyor ve size de fikriniz soruldu. Arkadaşınızın bu terfiye çok ihtiyaç duyduğunu biliyorsunuz. Ama ayrıca biliyorsunuz ki, sizin hoşlanmadığınız rakip aday daha nitelikli bir kişi ve çok daha iyi bir seçim olabilir.


Ne yaparsınız?
· Dürüstlüğün taşıdığı bir değer vardır.
· Arkadaşınıza yardım etmenin değeri vardır.
· Kuruma karşı dürüst olmanın değeri vardır.
Bu durumda görünen o ki değerler çatışma içindedir; çünkü birini seçerseniz diğerlerinden vazgeçeceksiniz.


KİŞİSEL DEĞERLER

Temel ahlaki ve dinî değerlere ek olarak, bireyler için ayrıca önemli olan bir dizi değer vardır. Bunların çoğu, “olumsuz değerlerin” karşıtıdır veya onların bulunmadığı durumları gösterir.
· Eylem ve ifâde özgürlüğü – baskı ve zorbalığın olmaması.
· Kişisel güvenlik – suç, şiddet ve korkunun olmaması.
· Dikkate alınma ve tanınma – yok sayılmanın olmaması.
· Grup içinde kabul görme – zorbalığın ve reddedilmenin olmaması.
· Saygınlık – küçük düşmenin olmaması.
· Mutluluk – üzüntü ve acının olmaması.
· Haz ve ilgi – sıkıntının olmaması.
Okuyucular bu listeyi daha da geliştirebilirler. Eğer baş ağrısı çekiyorsanız, o zaman baş ağrısının olmaması gerçek bir değerdir. Hiç baş ağrısı çekmiyorsanız, o zaman baş ağrısının olmaması bir değer değildir.


KURUMSAL DEĞERLER

Her kurumun hem amaçlarıyla hem de işletilmesiyle ilgili değerleri vardır.
Bir siyasî parti bakımından değerler şunları içerebilir: Oy almak; halk tarafından algılanma; skandallardan arınmış olmak; bilinen hedefler; karizmatik liderler; diğer partilerden farklı olmak. Bir aile için değerler şu şekilde olabilir. Aile olma duygusu; uyum; birbirine yardımcı olma; sorunları tartışabilme yeteneği.


KALİTE DEĞERLERİ

Çelik sağlam olmalıdır. Cam pürüzsüz olmalıdır. Restoran hizmeti hızlı ve titiz olmalıdır. Uçuşlar zamanında yapılmalıdır. Kalite, yapılan şeyin amaçlanan doğrultuda iyi yapılması gerektiğini belirtir.


YENİLİK DEĞERLERİ

Yenilik talep etmek zordur. Buna karşın, moda, çeşitli aletler ve motorlu taşıtlarda söz konusu olan da budur.
Hâttâ yenilik talep edilmediği ya da beklenmediği zamanlarda bile, eğer ortaya çıkmışsa memnuniyetle karşılanabilir.


OLUMSUZ DEĞERLER

Bunda anlam bakımından bir çelişki var gibi görünüyor. Gerçekten de çelişkili; örneğin, “kötünün iyisi” demek gibi. Yine de böyle bir deyime ihtiyaç var. “Zarar” sözcüğünü kullanabilirdik, ama değerlerle ilgili bir değerlendirme yapılıyorsa, değerler genellikle “etki” anlamında ele alınır. Bu “etki”, “olumsuz” etki olarak belirtilmediği sürece her zaman olumlu anlamdadır.
“Olumsuz başarı” sözünü kullanmak istemeyiz, ama birisinin kötü bir işi olağanüstü bir şekilde gerçekleştirdiğini anlatmak için böyle bir deyime ihtiyaç duyulabilir.


YÖN DEĞİŞTİRME VE SAPMA

Biriyle karşılıklı konuşurken konuşma normal seyrinin dışına çıkarsa ne yaparsınız?
Tartışmanın amacına göre çok şey değişir. Bu kokteyl partide yapılan bir konuşma mı, yoksa bir sorunu irdelemek için yapılan ciddi bir girişim mi?
Pratikte kurallar aşağıdaki gibidir: Eğer tartışma ciddi bir amaç taşıyorsa, çok aşırı bir sapma söz konusu değilse ve sonuçta ana konuya dönmek hedefleniyorsa, çok fazla olmamak şartıyla, konudan sapmalara izin verilebilir. Her sapmaya şiddetle karşı çıkmak sıkıcı olabilir.
Eğer tartışmanın amacı eğlenmek ve ilgi uyandırmaksa, o zaman her iki tarafın da ilgisini çekecek bir nokta buluncaya kadar konudan değişik yönlere sapmayı deneyin. Böyle bir nokta bulduğunuzda, orada durun ve o noktayı irdeleyin.


SIKICILIK

Bir konuşmanın sıkıcı hale gelmesinin iki nedeni vardır. Birincisi, hiç kimsenin konu hakkında söyleyecek bir şeyinin olmamasıdır. İkinci neden, söylenenin rutin, basmakalıp ve tahmin edildiği gibi olmasıdır. Her iki neden de doğrudan tartışmaya ya da konuşmaya katılanların yaptığı hatalardır.
Konu ne olursa olsun, söyleyecek ilginç bir şeyler bulmak gerekir. Tahminler, spekülasyonlar olabilir ya da sorular sorulabilir.
Konuyu bütünüyle ve dürüstlükle irdelemek ve bir sonuca ulaşmak, yalnızca kendi görüşünüzü kanıtlamanızdan daha önemlidir. Eğer tartışmada kazanmak önemliyse, o zaman yeni düşünceleri gündeme getirmeyi deneyin. Yalnızca bilinenleri tekrarlamak gerçekten sıkıcıdır.


MİZAH

Mizah anlayışına sâhip olmak, güzel aklın çok önemli bir yönüdür.
Mizahın bâzı işlevleri vardır:
Atmosferi gevşetip eğlenceli bir hava yaratır.
Yarı ciddidir ve bâzı şeylerin hem ciddiye alınacak hem de alınmayacak şekilde söylenmesini sağlar. Dinleyici, duyduğunu ciddiye alıp almama konusunda seçim yapabilir. Bu noktada mizah, yanal düşünmedeki kışkırtmayla aynı değere sahiptir.
Özel bâzı şakalar yapıldığında, bunların konuyla ilgili ve anlamlı olması gerekir. Konuyla ilgisi olmayan şakalar, rahatsız edicidir ve zaman kaybıdır.
Ciddi bir tartışmada her söylenenin son derece ciddi olması gerektiği şeklinde yanlış bir inanç vardır. Oysa hiç de böyle değildir.
Tümüyle ciddi bir tartışma öyle sıkıcı olabilir ki, kimse ne söylendiğini hatırlamaz bile.


ZEVK ALMA

Hem kendi aklınızı kullanmaktan hem de diğer insanların kendi akıllarını kullanmasından zevk almalısınız. Haklı olmak, tek zevk alma yöntemi değildir. Yeni fikirler ve anlayışlar ortaya koymak kadar, onları dinlemek, bir şeye farklı açıdan yaklaşma yöntemleri bulmak ve yeni bilgiler edinmek de zevklidir.
Karşılıklı konuşma dans etmek gibidir. Birisiyle dans etmek daha eğlencelidir: Aklın dansı. Partneriniz dans sırasında atılacak adımları biliyorsa, bu daha da zevkli olur. Aynı şekilde, karşınızdaki kişi konuşma sürecinin “kurallarını” biliyorsa, alacağınız zevk artar. Kuralları bilmiyorlarsa “haklı” oldukları konusunda sizi ikna etmek için zaman harcarlar.


BİLGİ

Sâhip olmanız gereken bilgi miktarı konuya göre değişir. Klonlama konusu öylesine değişik ve ilginç bir konu ki, hemen herkes bu konuda tahminlerde bulunarak konuşmaya katılabilir. Fakat konu “orkideler” olsaydı, en azından bir kişi bu konuda bilgi sahibi olmadığı sürece, konuşmanın gerçekleştirilmesi zor olurdu.
Bununla beraber, konu hakkında bilginizin çok az olduğu ya da hiç olmadığı herhangi bir durumda konuşmaya asla mecbur değilsiniz. Eğer başkaları konuşuyorsa, dinleyerek ve yer yer sorular sorarak katılabilirsiniz.
Gerçekte konu hakkında çok az şey bildiğiniz halde sanki çok şey biliyormuş gibi davranmak kötü bir stratejidir. Er ya da geç bu anlaşılır.
“Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, fakat dinleyip öğrenmeye istekliyim” demekte hiçbir sakınca yoktur.
Çoğunlukla konu hakkında çok bilgisi olanlar, kendilerini dikkatlice dinleyen birine açıklama yapmaktan zevk alırlar. Siz de bir konuda uzmansanız, konuyu karşınızdakilere açıklayın; böylece yeni görüşler elde edebilir ve açıklama yapma konusunda daha etkili yöntemler geliştirebilirsiniz.


ZULU İLKESİ

Çoğu insanın muhtemelen hakkında fazla bir şey bilmediği özel bir konu seçin. Örneğin, Zulu kabilesi olabilir. O konuda öne çıkarak bir uzman haline gelebilirsiniz.
Zulu dilinde “hayır” anlamına gelen bir sözcük bulunmadığını anlatabilirsiniz. Bu kabiledekiler hayır sözcüğünü anlatabilmek için, evet anlamına gelen sözcüğü heceleyerek söylüyorlar ve bunu yaparken de heceleri uzatarak belirsizliğin derecesini ortaya koyuyorlar.
Zulu kabilesindeki erkeklerin nasıl savaşçı olduklarını, leopar postları içinde etrafta kasılarak gezindiklerini, fakat aslında toplumsal düzenlerinin anaerkil olduğunu ve birçok şeyi kadınların kontrol ettiğini açıklayabilirsiniz.
Hakkında uzmanlaştığınız iki ya da üç alan olabilir. Örneğin; Dalmaçyalı köpekler ya da İngiltere'de Tulipmania dönemindeki mali krizler. Zaman içinde, bu tür ilginç konulardan çıkardığınız dersleri ya da ilkeleri hemen her konuşmada kullanma yeteneği kazanacaksınız.


BİLGİ GİRİŞİ

Bilgilerinizi nereden alıyorsunuz? Aklınızı nasıl geliştiriyorsunuz?
Bâzı alışılmış bilgi kaynakları vardır: Gazeteler, kitaplar, dersler, diğer insanlar, İnternet, dergiler ya da kurslar. Fakat burada ikili bir yaklaşıma gerek vardır. Bir tarafta, dünyada neler olup bittiği konusunda genel bir bilgilenme olmalıdır. Bu genellikle gazetelerden, haber bültenlerinden ve diğer insanların konuşmalarında elde edilir. Diğer tarafta ise, özel uzmanlık alanları vardır. Bu alanlarda bazen özel bilgiler için İnternet'i kullanarak daha derinlemesine araştırma yapabilirsiniz.

Bir konudaki genel bilgi, okuduğunuz küçük ama garip bir not kadar ilginç olmayabilir. Bu tür notlar, çoğunlukla gazetenin bir yerindeki kısa bir paragraftan daha uzun değildir. Örneğin bu, Moskova'da iki bin kişinin Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmek için aynı anda bir köprü üzerinde öpüşmeleri olabilir.


İŞİ BAŞARIYLA GÖTÜRMEK

Bütün taraflar konu hakkında tam olarak bilgi sahibiyse, karşılıklı konuşmayı faydalı bir şekilde sürdürmek zor değildir. Ama tıpkı iyi bir aşçının her türlü malzemeyle yemek hazırlayabilmesi gibi, güzel bir akıl da her türlü bilgi seviyesinde tartışmayı yürütebilir.
Bâzı insanlar kendi hallerine bırakılırsa sıkıcı olabilirler, ama yetenekli bir konuşmacının elinde kendilerinin bile düşlemediği kadar ilginç bir hale gelebilirler.
Pasif bir şekilde sâdece tepki vermektense atak olmak gerekir. O nedenle arkanıza yaslanıp “Beni eğlendirin” demek yerine, sınırlı bir bilgiyle neler yapılabileceğini görmek için işe ortaklaşa katkıda bulunmalısınız.
Bilginiz azsa bile, bu durum duygu, değer ve spekülasyonları sınırlamaz. Hayaller sınırsızdır. Hayalinizde beliren fikirlerin gerçekçi olup olmaması başka bir konudur, fakat onları tartışmak çok zevkli olabilir.
Cennet hakkında bir konuşma hayal edin. Bu durumda hiç kimsenin kesin bir bilgisi yoktur. Herkesin melekler ve müzik hakkında muğlak fikirleri vardır. Bu nedenle, siz de Dante gibi, hayal gücünüzü kullanmak ve yarattığınız şeyi tartışmakta özgürsünüz.


GÖRÜŞ

Bâzı durumlarda bir konu hakkında çok az bilgisi olan, ama buna karşın o konu hakkında çok kesin bir görüşe sâhip kimseler vardır. Bazen de konu hakkında çok bilgili olan ve o konuda çok çalışmış birisi herhangi bir görüş açıklamıyor olabilir.
Bir görüş, bilgi, algı, duygu ve değerlerin belli bir kültür çerçevesinde bir araya getirilmesiyle elde edilir.
Bir restoranda çok kapsamlı bir mönüye bakarak ne yiyeceğinize karar vermeye çalıştığınızı düşünün; iki yemek arasında seçim yapmakta zorlansanız da, son anda belli bir yemeği ısmarlamak durumundasınızdır.
Güzel bir akıl, görüş oluşturabilmeli ve bunu yapmaktan çekinmemelidir. Aynı zamanda, bu tür bir akıl, o görüşün temelinin de bilincindedir.
Ayrıca, savunulan her görüş değişime açıktır. Bu, bilimsel bir hipotez gibi değildir. Hipotezler kesindir ve uygulanmaya hazır durumdadır; aksi takdirde hiçbir deney gerçekleştirilemez. Buna karşılık, hipotezler “o an için geçerlidir” ve bilim adamları her zaman daha iyisini oluşturmaya çalışır.


GÖRÜŞLERİ KIŞKIRTMAK

Gerçekte çok da savunmadıkları bir görüşü güçlü bir görüş gibi ileriye süren insanlar vardır. Bundan amaçları, diğer insanları kışkırtarak tartışmaya çekmektir. Bu strateji bir açıdan yararlıdır, ama aynı zamanda da risklidir. Karşınızdakiler, kolaylıkla sizin hiçbir temeli olmayan kesin görüşlere sâhip olduğunuzu düşünebilir. “Şakacı” biri gibi değerlendirilmek isteyebilirsiniz ama sonunda fazla zeki olmadığınız ya da aklınızın havada olduğu düşünülebilir.


BAKIŞ AÇISI

Bir dağın tepesinde durduğunuzda bir bakış açınız vardır. Aşağıdaki vadideyseniz, başka bir bakış açınız vardır. Çok geniş bir ovanın ortasındaysanız yine farklı bir bakış açınız olur.
Orta sınıftan, beyaz ırka mensup, kırklı yaşlarında bir kadınsanız ve varlıklı bir banliyöde yaşıyorsanız, belli bir bakış açınız vardır. Fakat varoşlarda yaşayan bir genç kızsanız, bakış açınız da farklı olur.
Zor olan soru şudur: Görüşünüz ne kadar kişisel olmalıdır?
İnsanlar görüşlerini yalnızca kendi bakış açılarına dayandırsalardı, politik demokrasi asla mümkün olmazdı. Çünkü son tahlilde, iktidardaki insanlar diğer insanlara göre çok daha zengin ve rahat bir konumdadır.
Bu nedenle, diğer insanların bakış açılarını da göz önünde bulundurmak gereklidir. Bunu söylemesi kolaydır ama uygulaması zordur.


GÖRÜŞ DEĞİŞTİRMEK

Bu, güzel aklın bir diğer önemli yönüdür. Görüş değiştirmeyi reddetmek, katılık göstergesidir ve bu da hiç hoş değildir.
Bir görüşü ne zamana kadar savunmalısınız? Görüşünüzü değiştirmenizi sağlayan nedir?
İki temel değişiklik biçimi vardır. En kolay olanı, sâhip olduğunuz görüşte düzeltmeler yapmaktır; belki görüşünüzü yumuşatıyor olabilirsiniz. Daha zor olan değişiklikse, görüşünüzü tersine çevirmek ya da başkasının görüşünü kabul etmektir.
Görüş değiştirmek asla bir zayıflık göstergesi değildir. Eğer herkes görüşünü değiştirmeye hazır olsaydı, o zaman tartışmalar çok daha yapıcı olur ve ego savaşlarına dönüşmezdi.
Yeni elde edilen bir bilgi, muhtemelen görüş değişikliği için en güçlü nedenlerden birisidir. Ayrıca, en kabul edilebilir olanı da budur.
İsveç'de bebeklerin yüzde ellisi, evlilik dışı ilişkilerin sonucu olarak dünyaya gelmektedir. Bu durumun, aile kurumunun çöküşünü ve zayıf ahlaki standartları gösterdiğini düşünebilirsiniz. Ama birçok annenin sonradan çocuğunun babasıyla evlendiğini öğrenirseniz, görüşünüz değişebilir.
Genellemeler yapma konusunda her zaman büyük bir eğilim vardır.
“Bütün politikacılar yolsuzluk yapar. Hepsi para yer” şeklindeki bir ifâde, “Kanımca yolsuzluk yapan bâzı politikacılar olabilir” cümlesinden çok daha önemli gelir kulağa.
Eğer kullandığınız değerlerin evrensel olmadığını fark ederseniz – ya da bu size bildirilirse – görüşünüzü değiştirebilirsiniz.


KARŞIDAKİNE MÜDAHALE ETMEK

Birisinin sürekli sözünüzü kesmesi söylemeye çalıştığınız şeyi aktarmanıza engel olur.
Bir sanatçının resim yaptığını düşünün. Birisi yanında durmuş, sanatçının yaptığı resme sürekli müdahale ediyor. Bu kişi bir şeyin nasıl resmedilmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunabilir, yapılan şeyi eleştirebilir, hâttâ fırçayı alıp kendi beğendiği gibi değiştirebilir. Sanatçı bundan hoşnut olmayacaktır. Bu durum yapılan resme yansır. Birisinin konuşmasını kesmek nadiren bu kadar ciddi sonuçlar yaratsa da, yine de bir müdahaledir.
Müdahale, genel olarak, teşvik edilecek bir şey değildir. Bununla birlikte, yararlı, hâttâ gerekli olduğu durumlar da vardır.
Bir İngiliz toprak sahibi hakkında anlatılan bir hikaye vardır. Bu kişi, kasabadaki kilisede görevli papazın verdiği uzun vaazlardan bıkmış. Bir ayin sırasında hemen kürsünün önündeki sırada oturuyormuş. Ayinin sonunda papaza vermek üzere önündeki sıraya beş pound yerleştirmiş. Ama vaaz devam ederken her 10 dakikada bir banknotlardan birini geri almış ve tekrar cüzdanına koymuş. Vaaz 30 dakikadan fazla sürerse, yapacağı yardımın hepsini geri alıyormuş.
Kendi konuşma sıranızı sabırsızlıkla beklerken, birisinin hiç ara vermeden konuşmasının ne kadar sıkıcı olduğunu görürsünüz. Bu nedenle, sıra size geldiğinde bunun bilincinde olmalı ve aynı şeyi yapmaktan kaçınmalısınız.
Kimi insan, birkaç hususu ele alacağını önceden bildirir; böylece o hususlar ayrıntılı olarak tamamlanıncaya kadar diğer kişilerin konuşmasına müdahale etmesini önlemeyi amaçlar. Ama bu hususları sâdece sıralayıp sonra geri dönmek de mümkündür.
Çoğu müdahaleyi yönlendiren egodur. Çünkü fark edilmek, dikkat çekmek, konuşmacıdan daha akıllı olduğunuz göstermek ve önemli olmak istersiniz.
Bu yüzden sürekli olarak müdahalede bulunan kişiler vardır. Bunlar rahatsız edici olmaktan öte, çileden çıkarıcıdır. Etraftaki herkes bu tür kişilerden çok sıkılır.
Güçlendirici müdahaleler (zorunlu olmasa da) genellikle yapı olarak “destekleyicidir”. Söylenen şeyle aynı fikirdesinizdir; bu yüzden yeni malzemeler ekleyerek onu güçlendirmek ve yorumda bulunarak destek vermek istersiniz.
Bununla birlikte, güçlendirici müdahaleler çok uzun sürerse, söylenen şeye zarar da verebilir.
Sorgulayıcı müdahaleler önemlidir ve haklılık gerekçeleri vardır; ama aynı zamanda başa çıkılması da zordur.
Birisinin açıkça yanlış bir şey dile getirdiği zamanlar olur. Bir söz belki yanlış birisine atfedilir ya da atfedilen kişi doğrudur da söz yanlış aktarılır. Örneğin birisi Nice kentinin İtalya'da olduğunu söylerse, (bir zamanlar İtalyan kenti olmuş olsa da) bu yanlış bir bilgidir.
Eğer hata küçük ve önemsizse, düzeltmek için müdahalede bulunmaktansa öylece kalmasına göz yummak isteyebilirsiniz.


TAVIR

İnsanın kendisi için yarattığı imaj ve tavrı genellikle bir arada gider.
Eğer her zaman haklı çıkması gereken “zeki kişiyseniz”, o zaman tartışmacı bir yapınız olur ve başkalarına ne kadar akıllı olduğunuzu göstermeyi amaçlarsınız. Bunun sonucu olarak da, hemfikir olabileceğiniz ana noktalara odaklanmak yerine, karşı görüşte olduğunuz en önemsiz noktalarda bile saldırırsınız. Diğer insanların verdiği bilgileri sürekli sorgular, bunları kendi bilginizle çürütmeyi hedeflersiniz. Yeni bir fikir risk taşıdığı ve o fikre saldırılabileceği için, ender olarak yeni fikirler geliştirirsiniz. Kendinizi eleştiri yapmakla sınırlandırırsınız; çünkü bu sizi daha üstün kılar ve böylece kendinizi eleştirilere maruz bırakmazsınız. Ortaya bir fikir atılırsa, o fikrin pek de iyi olmadığını göstermek için, “Evet ama...” diye başlayan cümlelerle karşılık vermeye hazır olursunuz. Hiç kimseyle hemfikir olmaya istekli olmazsınız; çünkü bu sizin üstün olma şansınızı azaltır.
Her zaman haklı çıkmaya çalışan ve diğer insanları küçük gören bir akıl hiç de güzel değildir. Buradaki tavır, kazanmak, kazanmak, hep kazanmaktır.
Bunun yanı sıra, bir diğer tavır, “gerçek insanî değerleri” öne çıkaran bir kişinin tavrıdır. Bu kişi şöyle konuşabilir: “Tartışmayı, bilgiyi boş ver. Sonunda bu konuda belirleyici olan insanî değerlerdir”.
Eğer böyle biriyseniz, sorunu belirleyenin taşıdığınız değerler olduğunu göstermek için her fırsatı gözetirsiniz. Etraftaki diğer şeyler sâdece karışıklığa neden olmaktadır.
Bir başka tavır, aptalı oynayanların tavrıdır. Eğer bu şekilde davranıyorsanız, bununla epeyce yol kat edebilirsiniz. Konum almak zorunda değilsiniz ve kimse fikirlerinize saldırmayacaktır. En saçma soruları sorabilirsiniz. Diğer insanların söylediklerini kabul etme konusunda isteklisinizdir ve onlarla hemfikir olmak için sabırsızlanırsınız. Mükemmel bir dinleyicisinizdir, fakat katkı yapacak fazla bir şeyiniz olmayabilir. Hâttâ sizin için üzülen insanlar bile çıkabilir.
Bu tavır bir acizlik tavrıdır ve hem cazip hem de etkili olabilir.
Sonra zorbalar vardır. Bu kişi için konuşmanın sosyal bir davranış olarak kabul edilmesinin tek amacı, yalnızca diğer insanları ezmek ve onların üzerinde üstünlük kurmaktır. Bütün bilgiler potansiyel olarak yanlıştır ve taraflıdır. Bu tür kişilerin yüzleri değişkendir ve duygularını belli ederler. İnsanlara karşı sergiledikleri küçümseme, şüphe, inanmama, hâttâ söylenenleri aşağılama gibi tavırlar, en çok onları dinlerken ortaya çıkar. Bu tavra karşı çıkmak zordur; çünkü gerçekte hiçbir şey söylenmemiştir ve bir insana yüzündeki ifâde nedeniyle saldırmak kolay değildir.
Bu kişiler, konuşmanın içeriğiyle hiç ilgilenmezler; ilgilendikleri tek şey başkaları üzerinde bıraktıkları etkidir.
Zorba tavırlı kişiler için, konuşma diğer insanları küçümsemenin bir başka yoludur.
Ve dalkavuklar vardır. Dalkavuk, en güçlü kişilerle hemfikir olmak, tartışmadaki en önemli ya da en akıllı insanla aynı görüşü savunmak ister. Bu şekilde, öteki kişinin himayesinde bir müttefik olarak yoluna devam etmeyi amaçlar. Dalkavuğun açık seçik bir yaltaklanma davranışı olabilse de bu her zaman belli olmaz. Sâdece, makul düşünen birisi, kendisi gibi makul düşünen bir başkasıyla aynı fikirde diye de algılanabilir. Ancak, bir kişi bir gruptan diğerine geçip görüş değiştirdiğinde bir şeylerden şüphelenebilirsiniz.
Dalkavuklar, soruları yanıtlamaktan hoşlanmazlar; çünkü yanıtın güçlü dostları tarafından uygun bulunmaması riski vardır. Bunlar soruyu şu şekilde geçiştirebilirler: “Siz bu soruyu nasıl yanıtlardınız?”
Bir diğer tür, yenilikçiler ya da fikir geliştiren insanlardır. Yenilikçi kişi, geleneksel fikirlerden ve görüşlerden sıkılmıştır. Yeni, yaratıcı ve sıra dışı bir fikirle ortaya çıkmak için fırsat kollar. Bu, bir soruna yeni bir yaklaşım ya da bir algı olabilir. Yeni fikir, önerilen çözümün çok ötesine geçebilir. Uygun bir fırsatın üzerine atlamak için bir şahin gibi bekler.
Yenilikçi kişiler her tartışmada faydalıdır, fakat üstlendikleri rolü abartabilirler. Sırf farklı olmak için her dakika ortaya yeni fikirler atılırsa, konuşma süslü elbiseler geçidine döner.
Son olarak da, her şeyi görmüş geçirmiş kişiler vardır. Yapmacık bir yorgunluk ve sıkkınlık söz konusudur. Tartışmada geçen her cümle “eski moda” diye değerlendirilirken, yeni fikirler “eskinin aynısı fikirler” olarak görülür. Bu tür insanların tartışmaya katkısı çok azdır ve atmosferi gitgide daha da sıkıcı bir hale sokarlar.
Bu tavır, yapmacık bir sıkkınlığa dayanır.
René Descartes'ın ünlü bir sözü vardır: “Düşünüyorum, öyleyse varım”.
Ben de buradan hareketle şöyle diyorum: “Yaptım, öyleyse önemliyim”.
Bir şeyi derin bir biçimde düşünmek yeterli değildir. Farkında olmak da önemlidir ama o da yeterli değildir. Yapıcı olma ve izlenecek yolu belirleme ihtiyacı vardır.


KONUŞMAYA BAŞLAMA VE KONULAR

Bir konuşmayı nasıl başlatırsınız? Ne hakkında konuşursunuz?
Alışılagelmiş bâzı konular vardır:
· Bebek nasıl?
· Meksika tatilinizden hoşlandınız mı?
· Üniversite nasıl gidiyor?
· Halanızın vefatına üzüldüm.
Bu tür karşılıklı konuşmalar, sosyal açıdan çok yararlı bir işlev görür ve diğer tür konuşmalar kadar önemlidir. Peki, karşılıklı selamlaşıp, haberler ve dedikodular da paylaşıldıktan sonra ne hakkında konuşulacak?
Konu bulma konusunda en büyük kaynaklardan birisi haberlerdir. Bunlar radyo, televizyon ya da gazete haberleri olabilir.
Günlük gazetelere göz gezdirerek, konuşulacak çeşitli konular bulabilirsiniz. Karşınızdaki kişi aynı haberi okumamışsa, o zaman açıklama yapmanız gerekir.
Bir seçim süreci devamlılığı olan bir konuşma konusu sağlar. Olimpiyat Oyunları da böyledir. Ortadoğu'daki şiddet de sürekli konuşulan bir konudur. AIDS ya da klonlama hakkındaki haberler de bu şekilde işlev görür.
Konuşmaya başlayınca, karşınızdaki kişinin konu hakkında sizden daha az bilgili mi daha çok bilgili mi olduğunu anlarsınız.


NE İŞ YAPIYORSUNUZ?

Bu biriyle konuşmaya başlamanın klâsik bir yoludur. Soruyu sorduğunuz kişi, size işini ya da hangi alanda çalıştığını söyler. Buna karşılık siz de akıllıca sorular sorabilirsiniz. Örneğin:
· ... olduğu doğru mu?
· ... bunun nedenini hiç anlayamadım.
· ... konusundaki en zor alanlar nedir?
Bâzı insanlar kendi işleri hakkında konuşmaktan hoşlanırken, bazıları da bunu aşırı derecede sıkıcı bulur. Her iki durumda da, sorduğunuz soruya karşı size sorulacak bir başka soruya hazır olmalısınız:
· İkinci el araba satıyorum. Ya siz?
· Bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Siz nerede çalışıyorsunuz?
Devam eden konuşma, belli bir uğraş ya da mesleğin sınırları içinde kalmak zorunda değildir. Bu yalnızca bir başlangıç noktası olabilir.
Konuşma zorlukla ilerliyorsa ne yaparsınız? Taraflardan hiçbirinin konuya ilgisi ya da söyleyecek herhangi bir şeyleri yoktur. Uğraşmayı sürdürür ve ilgi yaratabileceğinizi mi umarsınız, yoksa olabildiğince çabuk o konudan uzaklaşır mısınız?
Genel olarak, böyle bir durumda yapılacak en iyi şey, cansız bir konudan uzaklaşmaktır. Bir ilginin yeşereceğini ummak fazla gerçekçi değildir.
Örneğin, hava alanlarında giderek sıkılaşan güvenlik hakkında konuştuğunuzu düşünün. Kıyafetlerin içini görebilen yeni ses ötesi tarama sisteminden söz edebilirsiniz. Bu sizi, İsveç'te yapılan bir araştırmaya götürür. Bu araştırmaya göre, birkaç kez bu tür bir taramaya maruz kalan hamile kadınların bebeklerinde beyin zarar görebilmektedir. Birisi, bu çok küçük düzeydeki zararın, solak çocukların beynindeki hasar oranından çok daha yüksek olduğunu açıklar.
Ciddi konuşmalarda konunun sınırları içinde kalmanız gerekir. Sürekli olarak konu dışına çıkmaya çalışan kişiler rahatsız edici olabilir. Bu tür kişilerin uzaklaşıp kendilerine başka yerde eğlence aramasını tercih edersiniz.
Bazen girdiğiniz yeni yön, hakkında bir şeyler bildiğiniz ya da sizi gerçekten ilgilendiren bir konu olabilir. Bazen de bu yeni yönün kendisi ilginç olabilir.


SONUÇ

Güzel bir vücut ve güzel bir yüz sonunda yaşlanır. Oysa güzel aklın yaşı yoktur ve bu nedenle de yıllar geçtikçe daha da güzelleşebilir.
Güzel bir vücut ve güzel bir yüz, güzel akıl yoksa sıkıcı olabilir. Ama güzel bir vücut ve güzel bir yüz olmasa da güzel akıl hâlâ çekici olabilir.
Kitap boyunca ele alınan konu karşılıklı konuşma olsa da, bu bağlamda öğrendiğiniz düşünme alışkanlıklarını ve becerilerini, aklınızı kullanmanız gerektiği her zaman uygulayabilirsiniz.
Yazdıklarımla hemfikir olabilirsiniz ya da onlara karşı çıkabilirsiniz. Yazdıklarımı kendi deneyimlerinize ya da kendi kişiliğinize uyumlu hale getirmek için, değişikliklerle düzenlemeye çalışabilirsiniz. Bâzı noktaları vurgulayıp öne çıkarmak isteyebilirsiniz.
Yazdıklarımın bazılarını ya da tümünü görmezden gelmeyi seçebilirsiniz. Bu her zaman sizin seçiminizdir.
Aklınızı kullanmayı denedikçe bundan hoşlanırsınız, aynı zamanda da düşünme becerilerinizi geliştirerek güzel bir akıl edinme konusunda ilerlersiniz. Anlaşmaktan ya da uzlaşmazlıktan hoşlanabilirsiniz.
Farklı olmaktan ve farklı değerlere sâhip olmaktan zevk alabilirsiniz. Soru sormaktan ve konuşmacıya müdahale ettiğiniz ya da etmediğiniz zamanlarda bir şeyler öğrenmekten hoşlanabilirsiniz.
Tartışmayı “mücadele” olarak gören ve karşı tarafın haksız olduğunu kanıtlamaya çalışan bâzı düşünme ve konuşma alışkanlıklarımız vardır ve bunlar hiç de hoş değildir. Savaş hiçbir zaman güzel olamaz. Üstün çıkmaya çalışan bir ego hiç hoş değildir.
Hatırlanması gereken en önemli şey, bu kitapta öne sürülen her şeyin düşünme “becerisi”nin bir parçası olduğudur. Güzel bir akla sâhip olmak için yüksek bir IQ'ya ihtiyacınız yoktur. İyi eğitimli olmanıza ya da bilgi dolu olmanıza da gerek yoktur. İsteyen ve çaba harcayan herkes güzel bir akıl geliştirebilir.



KAYNAKÇA

Güzel Akıl Nasıl Elde Edilir? (How to have a beautiful mind) - Edward de Bono
Türkçesi: Zülal Kalkandelen
Birinci Basım: Mayıs, 2007/Remzi Kitabevi



30 Kasım 2008

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 5.BÖLÜM

Kasım 30, 2008 0
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 5.BÖLÜM

KAVRAMLAR

Kavramlar, düşünmenin çok önemli bir parçasıdır. Güzel bir akla sâhip olmak istiyorsanız, bunları kullanmayı bilmeniz gerekir. Bununla birlikte, birçok kişi “kavramları” belirsiz, soyut ve akademik bulur. Özellikle ABD'de böyledir; çünkü bu ülkede pratiklik, elle tutulurluk, hemen şimdi yapmak çok ilgi görür.

Her zaman “yiyecek” yersiniz. Fakat gerçekten “yiyecek” mi yiyorsunuz? Hayır, yemiyorsunuz. Biftek, tavuk ya da çilek yiyorsunuz. Her zaman belli bir tür yiyecek yiyorsunuz, genel anlamda “yiyecek” değil. “Yiyecek” bir kavramdır; hamburger ise pratik bir fikirdir.

NEDEN KAVRAMLARA GEREK DUYULUR?

Bir kavramı belirlemenin en temel kazançlarından biri, bunun “kavram”dan yola çıkıp başka fikirler “yaratmamızı” sağlamasıdır. Belki “sınırlı park yerini en iyi şekilde kullanmanın” başka yolları da vardır.
Kentlerdeki trafik sıkışıklığıyla baş etmeyi hedefleyen girişimlerin çoğunun büyük bir eksiği vardır. Eğer trafik insanların arabalarını trafiğe çıkarmamasıyla azaltılırsa, bundan en çok faydalanacak olanlar arabalarıyla çıkanlar olur; çünkü artık caddeler daha boştur.
Bu nedenle bir “kavram amacı” yaratırız: Arabasını trafiğe çıkarmayanları nasıl ödüllendiririz?

KAVRAM SEÇMEK

Şu örneği ele alalım: Kaza sigortası kavramı nedir?
Buradaki kavram, kaza geçirme riskiyle karşı karşıya bulunanların gerçekten kaza geçirenlere katkıda bulunması olabilir.
Başka bir örnek de, evlerdeki köpeklerin, kedilerin ve tavşanların “ev hayvanı” adı altında bir araya getirilmesidir. Buna ayrıca kanaryalar ve deney fareleri de eklenebilir. “Ev hayvanı” kavramını nasıl tanımlarsınız?
Eğitimde değişikliklerin önerildiği bir tartışmayı ele alalım. Önerilen kavramı şu şekilde algıladığınızı düşünürsünüz: “Eski eğitim kavramı, her şeyi öğrenebilecek, kültürlü, özgür düşünceli bir akıl geliştirmektir. Böyle bir “aklı” geliştirmek için çocuklara ve gençlere birçok konu öğretilmiştir. Yeni kavram ise, gençlerin toplumda işlev görüp topluma katkı sağlayabilmesi için donatılması olabilir. Bunun anlamı, düşünme becerilerine, toplumda nasıl değer yaratıldığını öğrenmeye, pratik matematiğe ve benzerlerine çok daha fazla vurgu yapılmasıdır. Doğru mu?”
Aynı şey düşünmenin doğrudan öğretilmesi konusunda da ortaya çıkar. Eğitimciler şöyle der: “Onu felsefe yerine getirir”. Bu hiç de doğru değildir. Felsefe, düşünmenin pratik yöntemlerini öğretmez. Felsefe “mantık” öğretiyor olsa bile, bu, günlük düşünme eyleminin yalnızca küçük bir parçasıdır, günlük düşünmede algı mantıktan çok daha önemlidir.
Söylenen şeyden kavramı anladığınıza inanıyorsanız, bunu bir soru sorarak kontrol edebilirsiniz: “Bana buradaki kavram şöyle gözüküyor... Doğru mu?”

BELİRSİZLİK

Kavramlar her zaman daha bir belirsiz gelir. Bir hamburgeri hayal edebilir, onu görebilir, tadabilir ve bundan zevk alabilirsiniz. Ama bunları belirsiz bir “yiyecek” kavramıyla yapamazsınız. Bir ev hayvanları dükkânına gidip küçük bir köpek ya da kedi alabilirsiniz, ala belirsiz bir “hayvan” alma fikriyle bunu yapamazsınız.
“Ödül” sözcüğü bir kavramdır. Ödüller çeşitli şekillerde olabilir: Bir gülümseme; öğretmen tarafından verilen bir yıldız; parasal bir ödül; ikramiye; onaylama; terfi etme. Ödül, gösterilen çabayı ve başarıyı kutlamaktır. Buradaki kavram belirsiz ama çok faydalı ve pratiktir.

KAVRAM DÜZEYLERİ

Bu, kavramlar konusunda karşımıza çıkan bir başka zorluktur. Hangi düzeydeki kavramı kullanacağız?
“Yiyecek” bir kavramdır ama “protein” de bir başka kavramdır. Hâttâ “biftek” de kavramdır diyebilirsiniz; çünkü farklı tarzda biftekler vardır. Demek ki, çok genel olandan daha özel olana kadar üç farklı kavram düzeyi söz konusudur. Hangi düzeydeki kavramı kullanacağımızı nasıl biliriz?
Kullanılacak kavramı seçmek için sihirli bir yöntem yoktur.
Bazen çok genel düzeydeki kavram uygundur. Bir yardım görevlisi şöyle diyebilir: “İnsanların yiyeceğe ve barınağa ihtiyacı var”. Buna göre, herhangi bir çeşit yiyeceğin işe yarayacağı anlaşılabilir.
İrlanda'da (patates ekinlerini kötü etkileyen bir tür mantar nedeniyle) meydana gelen patates kıtlığı sırasında İngiliz hükümeti bölgeye buğday göndermişti. Ama bu faydasızdı; çünkü İrlandalılar buğdayı nasıl kullanacaklarını, nasıl pişirip yiyeceklerini bilmiyorlardı.
“Başarı” genel bir kavramdır. Gençlerin başarıya ihtiyacı vardır. Bu kavramı “sporda başarı” şeklinde daraltırsak, o zaman daha fazla spor merkezi inşa edebiliriz. Oysa sporla ilgilenmeyen gençler de olabilir. Ayrıca başarıyı teşvik etmenin çok daha ucuz yolları da olabilir.
Kavramlarla ilgili genel kural şudur: Ne çok genel, ne de çok özel olmalı. Uygulamada, işinize en çok yarayanı bulmak için farklı kavram düzeylerini deneyebilirsiniz. Sonunda doğru düzeydeki kavrama vardığınız “duygusunu” hissedersiniz.

KAVRAM TÜRLERİ

Farklı düzeylerde kavramlar olduğu gibi, farklı kavram türleri de vardır.
İş kavramları vardır. Kendinize ait pahalı bir mülk edinmenize gerek yoktur; çünkü başkalarının mekânlarını kullanıyorsunuz. Çeşitlilik sınırlıdır ve ürün standarttır; bu nedenle israf daha azdır ve ölçek ekonomisi yüksektir. Birçok mutfak işletmektense, bir tek ana mutfağınız vardır.
Müşteri değeri kavramları vardır. Büyük markanın verdiği güven söz konusudur. Bunun anlamı kalite ve önceden bilinebilirliktir. Yâni nereden alırsanız alın ne aldığınızı bilirsiniz. Fiyat konusunda güven vardır: Size ne kadara mal olacağını bilirsiniz.
Dağıtım kavramı vardır. Bu, işin en önemli kısmıdır; çünkü “dağıtım” sağlanamadığı sürece, fikir ne kadar harika olursa olsun faydasızdır. Dağıtım kavramı, başkalarının mekânlarını kullanmaktır.
Kısacası, farklı kavram türleri olabilir. Her alanın kendine özgü fikirleri olabileceği gibi, kendine özgü kavramları da olabilir.

KAPSAYICILIK

Kavramlar ender olarak tamdır. Ele aldıkları şeyin “özünü” ortaya koyarlar ama bütün yönlerini yansıtmayabilirler.

Ağaç kavramı nedir?
· Güneşten alınan enerji ile topraktan alınan su ve besinleri tek merkezde toplamanın bir yolu.
· Işığa duyarlı malzemeyi (yapraklar) toprağın üstüne yayılmaktansa, daha etkili sonuç verecek şekilde bir araya toplamanın bir yolu.
· Toprağın üstündeki rekabetçi ortamda ışığa duyarlı malzeme yetiştirme yöntemi (çalılıklar ve diğer ağaçlar güneş ışığını keserler).
· Uzun bir yaşam süresine sâhip biyolojik bir organizma.
Bunların her biri geçerli bir kavramdır. Hiçbiri olan biteni tümüyle kapsamaz. Onun yerine elimizde, konuyla ilgili bir kavram derlemesi vardır.
Üst üste çakıştıkları noktalar olsa da kavram ve tanım tam olarak aynı şey değildir.

ALTERNATİFLER

Bir aklın güzelliğinin ölçüsü, o aklın alternatifler üretebilme yeteneğidir. Neden alternatifler bu kadar önemlidir?
Çünkü bunlar, tutucu, katı bir tutumun tersidir. Alternatifleri araştırmaya istekli olmamak, daha iyi bir dünya görüşü ya da işleri yapmanın daha iyi yollarını aramayan katı, değişmez bir aklın göstergesidir. Bu katılık, kibirden ve eleştiriye tahammülsüzlükten kaynaklanır.
Alternatifler, hoşnut olma halinin tersi söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Eğer bulunduğunuz yerden hoşnutsanız ve hiçbir gelişim hayal edemiyorsanız, o zaman alternatif bulmak için çaba harcamaz, hâttâ size anlatılanları da dinlemezsiniz. İlerleme, enerji, değişim, iyileştirme ve işleri kolaylaştırma, bunların hepsi, alternatif aramaya dayanır.
Bir sorun olduğunu bilirsiniz ve ondan kurtulmak istersiniz. Peki ya sorun yoksa? Ya ayakkabınızın içinde çıkarılması gereken bir taş yoksa? Ya başınız ağrımıyorsa? O zaman düşünmeye ihtiyaç var mıdır?

Eğer bir yöntem bulmak zorundaysanız, o zaman alternatiflere bakmayı düşünürsünüz. İlerlemek için kullanabileceğiniz bir yönteminiz zâten varsa, neden daha iyisini arayasınız? Ancak alternatiflerin değerinin farkına varırsanız, onları aramak için harekete geçme isteği duyarsınız.
Temel nokta şudur: Bir şeyi yapma yöntemine sâhip olmak, onun en iyi yöntem olduğu anlamına gelmez.

ALGI

Birçok kişi için, algı alternatifleri – şeylere bakma yolları – çok daha önemlidir. Bu alternatif algılardan farklı eylemler ve tepkiler çıkar.
Bir çocuk yaramazlık yaptığı zaman bu çoğunlukla itaatsizlik, kurallara karşı gelme ya da asilik olarak görülür. Yaramazlık aynı zamanda girişimci bir ruhun işareti olarak da görülebilir.
Bir hobiye, daha yararlı çalışmalar için ayrılabilecek zamanı çalan bir şey olarak bakılabilir. Hobi ayrıca başarılı olunabilecek bir alan olarak da görülebilir. Bir hobiniz olduğunda, kendi kendinizi değerlendirirseniz; bu, öğretmeninizin önemli olduğunu söylediği bir şey değildir.
Göçmenlerin ulusal kaynakları tükettiği söylenebilir. Ama göçmenler aynı zamanda bir ulus için yeni bir enerji kaynağı olarak da görülebilir.
Şimdiye kadar yapılmış felsefi açıklamalardan en önemlileri herhalde Henry Ford ve Groucho Marx'a aittir.
Henry Ford, seri üretime başladığı müşterilerine şöyle der: “Siyah olmak şartıyla istediğiniz rengi seçebilirsiniz”. Bunun asıl nedeni, diğer renklerin kuruması için çok zaman gerekmesi, bunun da üretim sürecini geciktirmesidir. Bu söz gerçek hayatta şu anlama gelir: Eğer istediğiniz şey tam da piyasadaki şeyse çok mutlu olabilirsiniz.
Groucho Marx'ın ünlü sözleri şöyledir: “Beni kabul eden hiçbir kulübe üye olmak istemezdim”. Muhtemelen, kendisini üye olarak kabul edebilecek hiçbir kulübe katılmaya değmeyeceğini söylemek istemişti. Gerçek hayatta bu söz, eğer istediğiniz şey olanaksızsa, o zaman mutlu olmanız pek de olası değildir anlamına gelir.
Herkes kendisini bu iki açıklama arasında bir yere koyabilir. Sonuçta bu bir algılama meselesidir. Farklı bir algılama, mutlaka daha iyi olmak durumunda değildir. Hâttâ daha kötü bile olabilir. Ama farklı bir algılama, bir şeye farklı bir yönden bakmanın mümkün olduğunu gösterir. Ayrıca, diğer insanların farklı algılarının olabileceğini de ortaya koyar.
İflas etmek, İngiliz toplumunda utanç verici bir felâket olarak görülür. Oysa Amerika'da fazladan ve muhtemelen gerekli bir iş deneyimi diye algılanır.
Algılar birçok nedenle farklılaşır: kişinin geçmişte aldığı görgü, eğitim ve yetiştiği ortam, kültür, sâhip olduğu değerler ya da kişisel deneyim.
Bir Japon, başarısızlığı, ödeyemediği borcu ya da utancı yüzünden intihar ettiğinde, bu saygınlığın zedelenmesi olarak görülmez. O kişi grup egosunun dışında kalmıştır ve teknik olarak artık yoktur. İntihar sâdece işi yoluna koyar.
Çinliler kumar oynamayı severler. Bunun nedeni paraya olan tutkuları mıdır? Muhtemelen hayır. Çin'de “din” Batı'daki biçimlerinden oldukça farklıdır. Bu ülkede kader, ruhlar ve batıl inançlar ön plandadır. Bir insan kumar oynadığında, o kişi gerçekten ruhlarla “iletişim içinde” olduğunu düşünür. Eğer kazanırsa, ruhlar ona gülüyor demektir. Kaybederse, ruhlar kızgındır ve kumar masasını bu şekilde terk etmek istemezsiniz.
Bâzı kültürlerde, onur ve güven çok önemli değerlerdir ve her şeyden önce gelir. Bâzı kültürlerde ise faydacılık ve “akıllı olmak” yüce değerlerdir ve “kazanılabilecek olanı kazanmaya” saygı duyulur.
Bâzı insanlar kişisel mahremiyete değer verir, bazıları da herkes tarafından bilinmeyi ve fark edilmeyi tercih eder.

DUYGULAR VE HEYECANLAR

Duygular ve heyecanlar düşünme sistemine nasıl girer? Duygularımız ve heyecanlarımız olmasaydı, karar vermek ya da seçim yapmak çok zor olurdu. Mantık ve düşünmenin kendisi, dünyaya, değerlerimizi duygularımız aracılığıyla uygulamaya koyabileceğimizi göstermenin yollarıdır sâdece.
Yemeğin sonunda mükemmel bir tatlı yiyebilirsiniz ve bu yemeği tamamlar. Eğer tatlıyı yemeğin başında yerseniz yemeği berbat edebilir. Duygular ve heyecanlar konusunda da çok büyük ölçüde aynı şey olur. Her şey tamamen bunların hangi aşamada ortaya çıktığına bağlıdır.
Süpermarkette portakal arıyorsanız, gözleriniz portakalları seçecektir. Mısır gevreği arıyorsanız, gözleriniz önce mısır gevreklerini fark edecektir.
Aynı şekilde, duygularımız ve heyecanlarımız da “dikkatimizi yönledirir”, görmeyi beklediğimiz şeyi seçer. Algılarımız ender olarak tarafsız, çoğunlukla seçicidir.
Duygularımız bir filtre gibi çalışır, böylece yalnızca duygularımızın görmemize izin verdiklerini görürüz. Bu yüzden, güçlü duyguların ve aşırı heyecanların tehlikesi, algılarımızı kontrol etmeleridir. Algılarımız bu şekilde kontrol edildiğinde artık hiçbir şeyi açıkça göremeyiz.
Burada bir ikilem vardır. Duygular algılarımızı kontrol edebilir. Fakat duygular olmasaydı, hiçbir şeyi algılayıp kavramaya ilgi duymazdık.
Dikkatimizi yönlendirmek ve genişletmek için duygulara ihtiyacımız var. Fakat duygular çok güçlüyse, dikkatimizi azaltır ve sınırlandırır.
Duygular olmasaydı insanlar robota dönüşürdü ve bu çok eğlenceli olmazdı, ama aşırı duygu ve heyecan da pek eğlenceli değildir.

Bir mağazada gördüğünüz elbisenin bir başka mağazada daha düşük fiyatla satıldığını var sayın. Kesinlikle seçiminiz ucuz olandan yanadır. Peki, acaba bu seçim tamamen mantığa mı dayanır? Arka planda birçok duygunun varlığı söz konusudur:

· Kandırılmaktan hoşlanmazsınız.
· Daha ucuzunu bulmanın akıllıca olduğunu hissedersiniz.
· Arkadaşlarınıza bundan söz etmek için sabırsızlanırsınız.
· Paranızı savurganca harcamaktan hoşlanmazsınız.
· Başarılı olduğunuz duygusunu hissedersiniz.
“Doğru şeyi” yapmamız gerektiğinin açıkça belli olduğu durumlarda bile, arka planda duygular var olabilir.

İLK TEPKİ

İlk tepkiyi hemen ortaya koymanın bir faydası var mıdır, yoksa fikrî tam olarak anlayıncaya kadar sessizce beklemeli, hâttâ onu açıklığa kavuşturmak için sorular mı sormalısınız?
Her şey yapılan görüşmeye ve ortama bağlıdır. Eğer ciddi bir görüşme ise, dikkatlice dinlemek, araştırmaya dönük sorular sormak, bütün etkenleri göz önünde bulundurmak, sonra da görüş açıklamak daha iyi olabilir.
Çoğu durumda duyguların başlangıçta ifâde edilmesi konuşmaya canlılık katar. Hâttâ burada bir iletişim avantajı vardır. Eğer fikrî ortaya atan kişi, fikrinin nasıl karşılandığına ilişkin görüşleri erkenden öğrenirse, o zaman buna karşılık verecektir. Açıkladığı fikir yanlış anlaşılmış olabilir; bu nedenle daha dikkatlice açıklama yapma gereği doğar. Dinleyici, duyduğu fikrî hemen bir standart “kutuya” sokmuştur ama aslında fikir o “kutuya” uymamaktadır; bu yüzden fikrî “kutudan” çıkarma gereği doğar.
Okullarda düşünmenin öğretilmesi gereğinden ne zaman söz etsem, dinleyiciler her zaman yargısal (eleştirel) düşünmeden söz ettiğimi var sayıyorlar. Çünkü bildikleri şey bu. Bu nedenle de, gerçek dünyadaki algısal düşünmeden söz ettiğimi anlatabilmek için özel bir çaba harcamam gerekiyor.
Yüz ifadeleriyle hislerini yansıtabilen insanların ilk tepkilerini belirtmek için bir şey söylemelerine gerek yoktur; çünkü yüzlerindeki ifâde her şeyi anlatır. Satış görevlileri yüzlerinde hiçbir ifâde olmayan insanlarla konuşmaktan hiç hoşlanmazlar. Herhangi bir etki bıraktığınızı nasıl bileceksiniz?

KONUM ALMA

Tartışmalı bir durumda, nerede konum almak istersiniz? Bu tarafta mı olmak istersiniz? Yoksa o tarafta mı? Ya da tamamen tartışmanın dışında mı kalmak istersiniz?
Bu bir dürüst olma sorunudur. Eğer o anki duygularınız sizi tartışmanın beli bir tarafına çekiyorsa, o zaman nerede durduğunuzu göstermeniz gerekir.
Hangi tarafta olduğunuzu göstermeniz, ilkel bir tartışmaya sürükleneceğiniz anlamına gelmez. Belirli bir anda hangi tarafta olduğunuzu belirtmeniz, sürekli orada kalacağınız anlamına da gelmez. Bu sâdece tartışma için başlangıç noktasını belirtir.
Bir tartışmada ya da konuşmada herkesin kendisine gerçekten sorması gereken zor bir soru vardır: “Bu konudaki fikrimin değişmesini gerçekten istiyor muyum?” Bu soruya verilecek dürüst bir yanıta ihtiyaç vardır.
Hiç kimse sizi belli bir konumu almaya zorlayamaz. Bu sizin seçiminizdir. Bir fikirle içinde bulunduğunuz anda hemfikir olabilirsiniz; bir fikrî belli koşullarda onaylayabilirsiniz; bir fikrî belli bir insan grubu için benimseyebilirsiniz. Bir fikrî belli bâzı değişiklikler yapılması koşuluyla kabul edebilirsiniz.

Bir Sonra Ki Konular ;

  • Değerler,
  • Kişisel Değerler,
  • Kurumsal Değerler,
  • Kalite Değerleri,
  • Yenilik Değerleri,
  • Olumsuz Değerler,

-Yöne Değiştirme Ve Sapma

  • Sıkıcılık,
  • Mizah,
  • Zevk Alma

GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 4.BÖLÜM

Kasım 30, 2008 1
GÜZEL AKIL NASIL EDİNİLİR ? 4.BÖLÜM


DİNLEMEK

İyi bir dinleyici olmak, iyi bir konuşmacı olmak kadar önemlidir. Nasıl dinlemek gerektiğini bilmezseniz, güzel bir akla sâhip olamazsınız.
· İyi bir dinleyici, söylenenlere dikkat ettiğini gösterir.
· İyi bir dinleyici, konuşmacıya saygı gösterir.
· İyi bir dinleyici, duyduklarıyla gerçekten ilgilendiğini gösterir.
· İyi bir dinleyici, duyduklarından anlam çıkarır ve bunu gösterir.
Bütün bu yukarıdakilerin sâdece görünüşteki tavırlarla değil, gerçek davranışlarla ilgisi vardır. Hep siz konuşmayacaksınız, dinlemek de durumundasınız. O nedenle, bunu iyi bir şekilde yerine getirin ve dinlediklerinizden olabildiğince faydalanmaya çalışın.
Bir dinleyicinin konuşanı dinlemek istemeyip yalnızca kendi konuşabileceği anı beklemesi çok rahatsız edicidir. Bu sabırsızlık, çoğunlukla başkaları tarafından fark edilir ve konuşmacı açısından sıkıntı yaratır. Siz hiç kimseyi dinlemek istemiyorsanız, neden başkaları sizi dinlesin?


KAZANÇ SAĞLAMAK


Konuşmak ne kadar akıllı olduğunuzu gösterebilir, bakış açınız hakkında diğerlerini ikna edebilir ve düşüncenize açıklık getirmeye yardımcı olabilir. Fakat konuşmak size nadiren yeni bir şey getirir. Öte yandan dinlemek, edinmek için çaba gösterirseniz size yeni fikirler kazandırır.
Daha önce duymadığınız bir bilgi olabilir. Örneğin, neden bâzı ülkelerde yolun sağ tarafından, bazılarında yolun solundan gidildiğini öğrenebilirsiniz.
Daha önce duymadığınız bir bakış açısı açıklanabilir. Sigara içenler, emeklilik ödentilerini herkesle aynı şekilde ödemektedir. Oysa sigara içenler çoğunlukla daha kısa yaşar (sigara içilen süreye bağlı olarak ömürleri 8 yıla kadar kısalmaktadır). Bu yüzden de yaptıkları katkının tümünün karşılığını almazlar. Demek ki, sigara içenler içmeyenlere bir anlamda destek olmaktadır.
Yeni anlayışlar ve kavrayışlar söz konusu olabilir. Amerika'da kişi başına düşen avukat sayısı, Japonya'dakinin 27 katıdır. Neden Amerika'da bu kadar çok avukat bulunmaktadır? Hukuk, hem bir birikim sağlayan, hem de başka işler yürütmeye olanak veren genel amaçlı bir nitelik olarak görülmektedir.
Yaşam süresini uzatmanın, kaynakları kullanmak açısından iyi olmadığına gerçekten inanan birini dinleyebilirsiniz. ABD'de sağlık bakımı harcamalarının yüzde 75'inin ömrün son bir ayında yapıldığı söylenmektedir.


TEKRARLAMA


Bu, dinlemenin çok yararlı bir bölümüdür. Konuşmacının söylediklerini ona tekrarlarsınız. Bu tekrar, söylenen şeyi anladığınızı gösterir.
Doğru mu anladım, sizce kadınlar erkeklere göre daha iyi doktor oluyorlar, çünkü daha sezgiseller ve daha fazla etkeni göz önünde bulundurabiliyorlar, öyle mi?
Suçlular yakalanma olasılıklarının çok az olduğunu hissederlerse, suçlara karşı cezaları artırmak pek de caydırıcı olmaz, vurguladığınız buydu değil mi?


SORULAR


Sorular, dinlemeyle yakından ilgilidir; ilgiyi ve dikkati gösterir; belli noktaların daha ayrıntılı incelenmesini ve yanlış anlamaların açıklığa kavuşturulmasını sağlar; konuşmacıya dinleyiciye ilginç gelen noktaları ayrıntılandırma fırsatı verir; bâzı hususları kontrol etmek için kullanılabilir.

Örneğin:
· Bunlar resmî makamlar mı yoksa yaklaşık tahminler mi?
· Bunu kendi gözlerinizle mi gördünüz, yoksa başkasının size söylediğini mi aktarıyorsunuz?
· Bu bilimsel bir gerçek mi?
Örneğin bir konuşmacı, “Yeni Zelanda'da düzeni bozuk ailelerde yetişen çocukların suçlu olma olasılığı çok daha fazladır” derse, bu şaşırtıcı olmayabilir. Eğer bunun üzerine olasılığın derecesini sorarsanız, o zaman şaşırabilirsiniz. Bu tür çocukların suçlu olma olasılığı 100 kattır. Bu çok büyük bir sayıdır.

Sizi özellikle ilgilendiren bir noktayla ilgili daha fazla ayrıntı sorabilirsiniz.

Birini dinlediğiniz sırada her zaman iki ayrı odak söz konusudur.
1. Dinlediğiniz kişi, bir düşünceyi açıklamak ya da bir tartışmanın bir yönünü ortaya koymak için bir şey anlatmaya çalışıyordur. Buna dikkat etmeniz gerekir.
2. Aynı anda ikinci bir odak vardır. Örneğin, bir yolda araba kullanıyorsunuz ve B iline varmaya çalışıyorsunuz. Ama giderken değişik bir köyden ya da tarihi bir yerden geçiyorsunuz. İlginizi çeken şeyi görmek için durursunuz.
Hz. Muhammet'in hadislerinde “düşünme” konusundan çeşitli defalar söz ettiği söylenmişse, bunların ne olduğunu öğrenmek isteyebilirsiniz. Burada marifet, eğer dinlemekten tam bir fayda sağlamak istiyorsanız, her iki odağı da akılda tutmaktır.


SORULAR


Eğer soru sorulmamıza izin verilmeseydi, dünya nasıl olurdu?
Bu soruyu istediğiniz kadar kişiye sorun; çoğu kişi hayatın çok zor olacağı yanıtını verecektir. Onlara göre, böyle bir durumda iletişim kurmak zorlaşacak, diğer insanları işin içine katmak istediğimizde bunu sağlamak neredeyse olanaksız olacaktır. Sorular, bir dikkati yönlendirme yoludur sâdece.
Yunan filozofu Sokrates'in soru sorma konusunda çok büyük bir ünü vardır. Ne tür sorulardı bunlar?

Sokrates: En iyi atleti seçiyor olsaydınız, onu rastlantısal olarak mı seçerdiniz? Bir gemiyi kullanacak kaptanı seçiyor olsaydınız, o kişiyi rastlantısal olarak mı seçerdiniz?
Dinleyici: Elbette hayır.
Sokrates: O zaman neden politikacıları (son turda) rastlantısal olarak seçiyoruz?
Dinleyicinin, rastlantının ehil kişileri seçme konusunda iyi bir yöntem olmadığını söylemesi beklenir.
Sokrates, çoğunlukla “yol gösterici sorular” sorar ve dinleyicilerin sorulara “beklenen yanıtı” vererek adım adım kendi istediği sonuca ulaşmalarını sağlardı.
Sokrates, açık uçlu soruları ender olarak sorardı.


BALIKÇI SORULAR VE AVCI SORULAR


CoRT programında “balıkçı sorular” ile “avcı sorular” arasında bir ayrım yapılmıştır.
“Avcı sorularda” hedefi biliriz. Ayrıca olası sonuçları da biliriz; bunlar “evet” ya da “hayır” şeklindedir. Örneğin:
· Bu sabah alış verişe gittin mi?
· Cornell Üniversitesi'nde okudun, değil mi?
Balıkçı sorular açık uçludur. Soruyu soran kişi hangi yanıtı alacağını bilmez. Örneğin:
· Amerika'daki en popüler kız ismi nedir?
· Sinüzit için en iyi tedavi hangisidir?
Balıkçı soru: Amerika'nın kadın başkanı kimdi?
Yanıt: Şimdiye kadar hiç kadın başkan olmadı.
Avcı soru: Amerika'nın hiç kadın başkanı oldu mu?
Yanıt: Hayır.


ÇOKTAN SEÇMELİ SORULAR

Dinleyici, konuşmacıya öyle bir soru sorabilir ki konuşmacının bu soruya sınırlı bir yanıt grubu içinden seçim yaparak yanıt vermesi gerekebilir.
Çoktan seçmeli sorulara örnek şöyle olabilir:

Aşağıdaki faktörlerden birinin diğerlerine göre kalp rahatsızlıklarıyla daha fazla ilişkili olduğunu söyleyebilir misiniz:
a) Genetik b) Irk c) Yaşam tarzı d) Yeme tarzı

Bir başka örnek: “Aşağıdaki konulardan hangisi politikacıların seçimlerde verdikleri sözler arasında daha fazla yer alır:
a) sağlık b) eğitim c) vergi d) iş e) ekonomik büyüme f) suç
Yanıt, “eğitim”dir. Hemen her Amerikan başkanı kendisini “eğitim başkanı” diye tanımlar.


Bir Sonra Ki Konular ;

  • Paralel Düşünme,
  • Altı Şapka,
  • İşbirliği İle Yürütülen Araştırma,
  • Altı Düşünme Şapkası,
  • Beyaz Şapka,
  • Kırmızı Şapka,
  • Siyah Şapka,
  • Sarkı Şapka,
  • Yeşil Şapka,
  • Mavi Şapka,