Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

08 Ocak 2009

ITALO CALVİNO’NUN YENİ BİR SAYFA’SI İLK KEZ TÜRKÇEDE…

Ocak 08, 2009 0
ITALO CALVİNO’NUN YENİ BİR SAYFA’SI İLK KEZ TÜRKÇEDE…

Yapı Kredi Yayınları; Paris’te Münzevi, Amerika Dersleri, San Giovanni Yolu, Klasikleri Niçin Okumalı? ve Kum Koleksiyonu’ndan sonra Yeni Bir Sayfa’yı yayımlayarak, Calvino’nun sağlığında bir araya getirip kitaplaştırdığı kuramsal metinlerin ve denemelerin hepsini Türkçeye kazandırmış oldu.

Yeni Bir Sayfa, Italo Calvino’nun dergilerde ve gazetelerde 1955-1978 yılları arasında yayımlanan yazılarını bir araya getiriyor. Calvino’nun arzusu doğrultusunda, yazarın entelektüel biyografisini ortaya koymak üzere hazırlanan bu seçkide edebiyat ve toplum üzerine eleştirel değerlendirmeler, yazar profilleri ve yazı, üslup, dil ve yazı tekniklerine ilişkin metinler yer alıyor.

Yeni Bir Sayfa’yı, ülkemizin en önemli çevirmen ve kültür adamlarından Kemal Atakay Türkçeye kazandırdı.

Yeni Bir Sayfa / Italo Calvino, 372 sayfa, 20 YTL

05 Ocak 2009

EY AŞK ! NERELERDEYDİN !

Ocak 05, 2009 2
EY AŞK ! NERELERDEYDİN !
Kalbimde yaz gününden kalma kelebek uçuşları...Başımın üstünde dönüp duran kar taneleri, ve yüreğimin sıcaklığıyla eriyip giden buzlar. Yürürken sokakta ayağımın altından kayarcasına geçen yollar, aklımda sen, yüreğimde sen ve sanki yeni bir aşka yelken açan kalbimle bir başıma. Sessizliği dinliyorum, seni düşünüyorum, hayaller kuruyorum ve bu bence bendeki iyiye gidişin bir işareti olmalı diyorum. Araladığım kalbimden dışarı doğru biraz çekingen ve biraz da heyecanla uzanıyor, hoş geldin, diyorum. Nerelerdeydin !...

Ey aşk ! Ne kadar zamandır bekliyordum seni. Gözüm yollarda kaldı ama en çok da yüreğim. Yüreğim o kadar çok bekledi ki; beklerken yorulmayı öğrendi, acı çekti, hüzünlendi. Kimi zaman güneşe güldü, kimi zaman ağlayan yağmura. Ama hiç bıkmadan bekledi.

Ey aşk ! Nerelerdeydin, gözüm yollarda kaldı. Bak bu sene kar yağdı şehrime. Karda yürümekten korkardım oysa şimdi sen geldin ya korkmuyorum artık. Daha bir güvenle yürüyorum yollarda. Hem düşsem ne olur ki, sen varsın, tutarsın beni. Tutarsın değil mi !

Ey aşk ! Sen gözleri ceylana benzer; her gün geçerken kapının önünden görmeyi arzuladığım sevgili. Seni göreceğim diye daha bir keyifle başlıyorum güne. Artık zor gelmiyor çalışmak bile bana. Yüreğim sanki bir kuş kanadında ve bir tüy kadar hafif.

Ey aşk ! Okuduğum tüm aşk romanlarından yayılan bir koku var burnumda. Kim bilir kaç kitap devirdim ve kaç kişinin aşkını yaşadım kendim yaşarcasına ve işte şimdi sıra bende. Ben de kendi romanımı yazacağım senin aşkınla.

Ey aşk ! Ben seni bekliyorum yıllardır. Bir ara gelmiştin ya da ben geldiğini sanmıştım ama sanırım yanılsamaydı ki bu, farkına nice sonra vardığım. Gecemi gündüzüme katıp beklediğim ve en nihayetinde geldin ve şimdi buradasın. Bir daha gitmeyeceksin değil mi !
Ben biliyorum bu sefer benim için geldin. Ve bu ne bir yanılsama, ne de bir romandan kalan hayal. Bu benim ve senin aşkın. Yıllardır beklediğim sonunda gelen sonsuz aşk.

Ey aşk ! Nerelerdeydin. Meğer ne de çok özlemişim seni. Bir daha bırakıp gitme olmaz mı !!!


Aşkın tarifini yapmak ne kadar güç olsa da onu en güzel yaşarken tarif edebiliriz herhalde. Çünkü yaşarken ancak, mutluluğun ve sevginin ve de yaşamın anlamına daha iyi varabiliriz. Aşk yoktur diyenlere inat, aşk vardır diyenlerdenim ve aşk dünya dönmeyi bıraktığı güne kadar da var olacak…

Mehpare ÖĞÜT
OCAK 2009

03 Ocak 2009

SESSİZCE YAŞARIM SEVDAMI

Ocak 03, 2009 2
SESSİZCE YAŞARIM SEVDAMI
Aşıksam gözlerine, dokunuşlarına, yüzüne, kime ne !
Kime ne sana olan sevdamdan ve yüreğimdeki aşktan.
Sen bilmesen de olur, öğrenmesen ne çıkar;
Ben yaşıyorum ya bu aşkı kendi halime,
Yaşıyorum ya kendi yüreğimde sessizce;
Ne çıkar, varsın duymasın senin yüreğinde…

Ben çoğu kez içimde yaşar büyütürüm sevdamı.
Kimseler anlamaz halimden en çok da sevdiklerim
Fırtınalar kopar yüreğimde ama sessizce,
Kimseye şikayet etmem, edemem ki;
Sessizce yaşarım sevdamı yüreğimde…

Bazen öyle olur ki yüreğim, sığamaz çıkmaz ister yerinden.
Deli bir fişek gibi vurmak ister sevdiğini de.
Bazen de durgun bir su gibidir, akar sessizce kendiliğinden,
Ve öyle bir zaman da gelir ki, çoşar bir nehir gibi taşar yerinden…

Ben çoğu kez içimde yaşar büyütürüm sevdamı.
Kimseler anlamaz halimden en çok da sevdiklerim.
Fırtınalar kopar yüreğimde ama sessizce,
Kimseye şikayet etmem, edemem ki;
Sessizce yaşarım sevdamı yüreğimde…


Mehpare ÖĞÜT
01.01.2009

Paulo COELHO Diyor ki;

Ocak 03, 2009 1
Paulo COELHO Diyor ki;


“Bir gün yolunuzu kaybederseniz, bir çocuğun gözlerinin içine bakın…Çünkü bir çocuğun bir yetişkine öğretebileceği üç şey vardır.

1-Nedensiz yere mutlu olabilemek,
2-Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulabilmek
3-Ve elde etmek istediği şey için tüm gücüyle savaşmak…”


Coelho bunu söylediğinde nasıl bir ruh hali yatı içindeydi bilemeyiz elbette ama, eminim ki O bu üç maddenin farkına bunları kağıda dökmeden yıllar önce varmıştı ve sonrasında da bugüne kadar gelebilmişti.

Şöyle oturduğumuz yerde arkamıza yaslanıp bir düşünelim ama gerçekten düşünelim. Mutlu muyuz ya da en ufak şeyden mutlu olmayı becerebiliyor muyuz !. Kaçımız düşündü acaba ben çok merak ediyorum. Bir , üç , beş…Belki daha fazla ama neden ve nasıl mutlu olduğumuz aslında çok önemli. Belki mutlu olurken bile bizi mutlu eden şeyin değerini nice sonra anlıyoruz. Ya da o elimizden gittikten sonra. Ona sahipken neden farkına varamıyoruz dersiniz. Çünkü o hep bizimle kalacak diye düşünüyoruz, hep bizim olacak, sonsuza değin bizimle yaşayacak. Ama gerçek yaşamda mutluluk tıpkı bir sabun köpüğü gibi bir vardır, bir yoktur. Onu var eden biz isek, ona sıkı sıkı sarılıp sahiplenecek de yine biziz. Ancak biz insanoğlu o kadar nankör ve o kadar benciliz ki, mutluluk hep bizimle olsun isteriz, isteriz ama onu elimizde tutmayı beceremeyiz.
Bazen de hiçbir neden yokken mutlu olabiliriz çünkü diğerlerine önemsiz, sade ve basit gelen şeyler bazılarımız için dünyanın tüm hazinelerinden kıymetlidir ve bu bizleri mutlu kılmak adına belki de en güzel şeydir. Aslında dikkatlice düşündüğümüzde nedensiz yere mutlu olmak adına ne çok şeye sahibiz. Yani mutlu olmak için illa ki bir nedene sahip olmak gerekmiyor ve yukarıdaki ilk madde de denildiği gibi nedensiz ve bir çocuk kalbindeki güzellikleri görerek mutlu olmayı başarabilmek, ne güzel ve ne saf bir duygu olmalı, başarabilene…

****

Hayat süresi genç yaşlardayken o kadar uzun görünür ki bizlere, yaşlanmak için daha çok vaktimiz olduğunu düşünür dururuz ama, unuttuğumuz bir şey vardır ki o da, bu yaşların gelip geçici ve dünyanın fani olduğudur. Eğer bir asalak gibi yaşamak istiyorsanız elbette bu sizin kendiniz için yaptığınız bir seçimdir. Ama, ben bir şeyler yapmak istiyorum demek ve bunu çevrenizdekilerle paylaşabilmek aslında bir açıdan kendinizi hem bir ifade ediş şekli, hem de zamanınızı en iyi şekilde değerlendirebilmek adına yapılan güzel bir çabadır. Bugün içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor demekle, kendimi sevmiyorum demek arasında bir fark göremiyorum ben. Bu cümleleri sarf etmek bir istençsizlikten başka bir şey değildir bana göre. Ve bu istençsizlik ya tembelliğin ya da zamanı boşa geçirmenin bir sonucudur. Bir insan kendisini ne kadar çok severse, kendisi için de o kadar çok şey yapmak telaşı içine girer. Bu tatlı bir telaş olmalıdır ki, kendini hem meşgul edebilsin, hem de bu meşguliyetten dolayı zevk alabilsin. Böylece kendini bu şekilde de mutlu kılmayı öğrenebilsin…

****

Şu an yaşadığımız dünya üzerinde, isteklerine ulaşmak adına nice insan haklı uğraşlar vermekte. Gecesini gündüzüne katıp yılın 365 günü çalışıp bir gün bile tatil yapmayan nice insanlar var. Bütün bunlar niye. Bunca emek, bunca uğraş, bunca yorgunluk… Hepsi de insanların isteklerine ulaşabilmesi için verilen bir savaş değil mi. Yakın tarihten Napoleon BONAPARTE’ ın şu sözünü hatırlatmak isterim ki, “Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmemiştir” Bu söz elbette o dönemlerde bir ülkenin bağımsızlığı adına haklı olarak söylenmiş bir söz olmakla birlikte günümüzde insanların elde etmek istedikleri şeylere ulaşması adına söylenmiş ne haklı bir söz öyle değil mi ! Yalnız burada göz ardı edilmemesi gereken şey elbette ki, zafere ulaşmak adına başkalarına zarar vermek olarak değil, sadece çalışmak, çalışmak ve çalışmaktan geçtiğidir.

Ve toparlamak gerekirse, insanlar yaşadığı dünyada mutlu olmayı bilebilmeli, mutlu olmak adına kendisini mutlu edecek şeylere fırsat vermeli ve zamanını en iyi şekilde kullanarak bir su gibi akıp gitmesini önlemelidir.


Mehpare ÖĞÜT