Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

18 Nisan 2009

GENÇLER İÇİN GILGAMIŞ DESTANI

Nisan 18, 2009 0
GENÇLER İÇİN GILGAMIŞ DESTANI
Günümüzden yaklaşık 4300 yıl önce yazılmış, bilinen en eski yazınsal metin Gılgamış Destanı. Ölümsüzlük, bilgelik, kardeşlik ve kahramanlık üzerine bu destanı Bilgin Adalı gençler için yeniden yazdı.

Gelmiş geçmiş en büyük kahramanlardan biri Gılgamış. İyi bir hükümdar, güçlü bir savaşçı ve en önemlisi bilge bir kişilik… Ölüme karşı çıkmak için büyük çabalar harcamış, bilginin peşinden koşmuş, onurlu bir yaşam sürmüş ve gelecek kuşaklara bıraktığı mirasla ölümsüzleşen, tanrıların kölesi olmayı reddeden ilk kahraman…

Bilgin Adalı’nın yazıp, Mustafa Delioğlu’nun resimlediği, 96 sayfadan oluşan kitabın fiyatı 8 TL.


Kaynak : Pusula.tv

15 Nisan 2009

AYAK İZLERİ

Nisan 15, 2009 0
AYAK İZLERİ

ADAMIN BİRİ BİR GECE BİR RÜYA GÖRMÜŞ:
UPUZUN BİR KUMSAL BOYUNCA YANINDA TANRI İLE
YÜRÜYORMUŞ. ONLAR YÜRÜRKEN TAM
KARŞILARINDAKİ GÖKYÜZÜNDEN DE BİR FİLM ŞERİDİ
GİBİ ADAMIN HAYATINDAN SAHNELER GEÇİYORMUŞ.
KUMSAL, ADAMIN HAYAT YOLU İMİŞ SANKİ...


ADAM KUMDA İKİ ÇİFT AYAK İZİ KALDIĞINDA DİKKAT
ETMİŞ... BİR ÇİFTİ KENDİSİNİN BİR ÇİFTİ TANRININ.
HAYATININ SON SAHNESİ DE GÖKYÜZÜNDEN
GEÇTİKTEN SONRA ADAM, KUMDAKİ AYAK İZLERİNE
BOYDAN BOYA BİR DAHA BAKMIŞ VE BİRDEN
BİR ŞEY DİKKATİNİ ÇEKMİŞ.


HAYAT YOLUNUN PEK ÇOK BÖLÜMÜNDE KUMDA
SADECE BİR ÇİFT AYAK İZİ GÖRÜLÜYORMUŞ VE
ADAM DEHŞET İÇİNDE FARKETMİŞ Kİ ,
AYAK İZLERİ, HAYATININ EN KÖTÜ, EN ACI ANLARINDA
TEKE İNİYOR. BU KEŞFİ ONU FENA HALDE RAHATSIZ

ETMİŞ VE TANRI'YA SORMAYA KARAR VERMİŞ.
TANRIM! EĞER SANA İNANIRSAM SENİN YOLUNDAN
GİDERSEM HER ZAMAN YANIMDA OLACAĞINI, HER
ZAMAN YANIBAŞIMDA YÜRÜYECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİN...
OYSA, HAYAT YOLUMA BAKIYORUM. EN ZORLU,

EN KÖTÜ, EN ACILI ANLARIMDA SADECE BİR ÇİFT
AYAK İZİ GÖRÜYORUM KUMDA... ANLAYAMIYORUM
TANRIM, ANLAYAMIYORUM... HAYATIN KOLAY
GÜNLERİNDE YANIMDA YÜRÜYORSUN DA SANA EN
MUHTAÇ OLDUĞUM ANLARDA BENİ NİYE TERKEDİYORSUN?


TANRI GÜLÜMSEYEREK CEVAP VERMİŞ: SEVGİLİ,
ÇOK SEVGİLİ EVLADIM... BEN SENİ ÇOK SEVDİM
VE HİÇ TERKETMEDİM. HAYAT YOLUNDAKİ O ZORLU
SINAV GÜNLERİNDE YANİ EN ACILI EN KÖTÜ ANLARINDA
KUMDA HEP BİR ÇİFT AYAK İZİ GÖRDÜN.
DİKKAT ET! AYAK İZLERİ TEKE İNDİĞİNDE DERİNLEŞİYOR.
ÇÜNKÜ; O SIRALARDA BEN, SENİ KUCAĞIMDA TAŞIYORDUM...



Mary STEVENSON

TALİH HER ZAMAN GÜLMEZ

Nisan 15, 2009 0
TALİH HER ZAMAN GÜLMEZ

Seversiniz bazen...
Bir kuşu beslemek misali,
karşınızdaki insanı sevginizle beslersiniz.

Farklıdır sevmesi insanların...
Kimi kafese tıkar kuşunu öyle besler,
alır özgürlüğünü elinden, seviyorum sanır.
Öyle sandıkça sıkar karşısındakini, bunaltır.
Ufacık bir fırsat bulsa kaçmak,
kurtulmak ister artık kuş.

Aslında korkularından yapar insan bunu,
karşısındaki insana anlatamaz, anlatmasını bilmez.
Bir başka insana gitmesini istemez.

Her koca devin koca korkuları vardır, kimse bilmez.
Kimi de serbest bırakır kuşunu.
Salıverir gökyüzüne,
döner gelir elbet der, döner gelir seviyorsa.

Alır riski çekinse de birşeylerden.
Bilir ki; koysa kafese bir gün kesin kaçıp gidecek,
bir gün kesin terkedecek.
Serbest bırakır!
Döner gelir o da karnı acıktıkça,
yüreği sevgiye acıktıkça.

Ne kadar çekinse de bilir geri döneceğini adam.
Bilir başka yerlere, başka kişilere gitse de
bir gün, bir şekilde geri döneceğini...

Kuş ta bilir daha iyisinin olmadığını
ama bazen nankörlüğü tutar.
Unutur onun için yapılanları,
uğramaz olur bir zaman...

Başka kapılarda, başka pencerelerde aynını arar.
Ama bilmez başkalarda hiç aynılık bulunmaz.
Pişman olur, geri döner bir zaman sonra.

Öyle yenik, öyle mağlup döner ki hem de...
Artık kafese girmeye bile razı olmuştur.

Şanslıdır...
Eğer geri döndüğünde açık bir pencere
veya aynı evde, aynı kişileri bulabilirse...
Eğer terkettikleri taşınmamış,
Aynı yerde kalabilmişse...



W.Generous BLACKSTONE

ÖDENMEYEN GÜN

Nisan 15, 2009 0
ÖDENMEYEN GÜN


Güzeller güzeli bir prensese, 22 yaşındayken
bir beyefendi sürpriz bir teklifle gelir.
Hasta kızı için gençlik yılları aradığını söyler ve
"Bana gençliğinizden bir yıl ödünç verirseniz, ömrünüz
sona ermeden onu gün gün size geri ödeyeceğim" der.

Prenses henüz o kadar gençtir ki, cömertçe
gözden çıkarır bir yılı; ödünç verir beyefendiye...
23 yerine 24 yaşına basar o yıl yaş gününde...

Yıllar yılı hatırlamaz verdiği borcu... Ancak;
ne zaman ki 40 yaşını aşar ve o dillere destan güzelliği
bozulmaya yüz tutar; arar beyefendiyi ve 365 günlük
alacağını tek tek tahsil etmeye başlar.
Özellikle balo günleri, bütün çizgileri yok olmuş bir yüzle
ve körpe bir bedenle girer salonlara...

Gece, odasına sızmayı başaran aşıkları,
gece yarısından sonra yüzünün nasıl kırıştığını hayretle gözlerler...
Her gençleşmenin ardından uyanış anı daha acı verici olur.
Çünkü yaşı ilerledikçe, o hali ile 23 yaşı arasındaki fark
daha da açılır. Fark açıldıkça "bir gün, bir saat, bir an olsun"
gençlik aşısını tatmak daha güzel gelir.

Ancak sayılı gün çabuk geçer... Kalan günlerini
hoyratça harcayan prenses, geri isteyebileceği
sadece bir günü kaldığını fark eder:
"Bir günlük ışık, sonra sonsuza dek karanlık...!"

Ateşli bir sevgilinin bütün bedenini okşaması için
o tek günü özenle saklar. Bu son yaşam parasını harcamak için
çılgınca bir istek duysa da kıyamaz bir türlü...

Nihayet evine gelip, öyküsünü dinleyen ve
dizlerine kapanarak gençliğinin son gününü kendisiyle
geçirmesi için yalvaran bir adamın teklifini kabul eder.

"O gün" geldiğinde adam, en şık elbisesi ve
titreyen yüreğiyle açar bahçe kapısını...
Kadının villasına girer, iki kişilik hazırlanmış masada
mumların yandığını görür. Bir süre bekledikten sonra
meraklanıp prensesin kapısını tıklatır.

Yanıt gelmeyince açıp girer.
Dört bir yana savrulmuş görkemli giysilerle dolu odada
prenses, aynanın karşısında bir kanepeye uzanmıştır.
Yüzü bembeyazdır. Gençliğinin dönmesini beklerken
son nefesini vermiştir prenses....

Adam, bu ani ölümün nedenini yerde bulduğu mektupta okur.
Satırlar, borçlu beyefendiye aittir:
"Soylu prenses...! Size borçlu olduğum son gençlik gününü
geri veremeyeceğim için çok üzgünüm.
En derin bağlılığımla..."



Jorge Luis Borges'in derlediği Babil kitaplığında

Papini'nin "Ödenmeyen Gün" adlı bir öyküsü...