Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

19 Mayıs 2010

YAŞADIĞIMIZ HER GÜNDEN BİR HAYAT DERSİ….

Mayıs 19, 2010 0
YAŞADIĞIMIZ HER GÜNDEN BİR HAYAT DERSİ….
Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz – bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş..., bir sevgili ya da tamamen yabancı biri – ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.

Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.

Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.

Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.

Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!

Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır. Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?

Sharon ZEFF

MEVLANA DER Kİ ; "KENDİNDE GAM HİSSEDİNCE HEMEN İSTİĞFAR ET"

Mayıs 19, 2010 0
MEVLANA DER Kİ ; "KENDİNDE GAM HİSSEDİNCE HEMEN İSTİĞFAR ET"


Mevlânâ Mesnevi'sinde; "Zulmetten, gamdan, kederden sana her ne arız olursa, onun sebebi kayıtsızlık ve küstahlıktır." diyor.
Günümüzde insanlarımızın en büyük dertlerinden biri de can sıkıntısı. Yediden yetmişe kadar her kesimden duyabileceğimiz sözler: "Benim canım çok sıkılıyor, ne yapmam lazım?"
İnsanın bazen kalbinde bir sıkıntı, huzursuzluk doğabilir. Bu durum kimi zaman kısa sürer. Bazen de hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelir insana. O anları yaşarken sebebini kendimize de sorarız; ama cevabını bulmakta zorlanırız. İşte bu gibi durumlarda sevgi ve aşk sultanı Mevlânâ, sıkıntının reçetesini şu güzel beytiyle bizlere sunuyor:
"Kendinde gam hisseyleyince hemen istiğfar et. Gam emr-i ilahi ile müessir olur." der.
Mevlânâ, sıkıntının çoğaldığı, içimizi bir huzursuzluğun kapladığı, sanki kara bulutların bizim üzerimize akın ettiği zamanlarda samimi, ihlaslı bir gönülle günahlarımıza tövbe etmeye çağırıyor. Ruhumuzu yoran, inciten günahlar bize bir sıkıntı olarak geri dönüyor. İlacın ise ancak sıdk içinde tövbe etmekle olacağını söylüyor.
Yunus (as), balığın karnında karanlıklar içinde kalınca bu hale düşmesinin sebebini ALLAH (cc)'tan izin almadan kavmini terk edişinde bulur. Kendini Rabb'ine karşı suçlu hisseder. O haldeyken bütün karanlık ve zulmeti nuruyla aydınlatacak olan ALLAH'a (cc) sığınır. Onun yüce adını dili ve gönlüyle zikr eder. Onun güzel isminin nuruyla aydınlanır, balığın karnından kurtulur, felah bulur.
Resûlullah (saa) şöyle buyurdu: "Yunus'un balığın karnında iken yaptığı duâ olan: ‘La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin.' Senden başka ilah yoktur. Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen, her şeyin üstündesin, doğrusu ben yapılması gerekeni yapmamak suretiyle kendime haksızlık edenlerdenim.' (Enbiya, 87) Bu duâyı herhangi konuda yaparsa ALLAH onun duâsını mutlaka kabul eder."

YAZILDIĞI GİBİ OKUNMUYOR AŞK…

Mayıs 19, 2010 0
YAZILDIĞI GİBİ OKUNMUYOR AŞK…

Anladım ki: herkesin kendine göre bir boşluğu var,
Anladım ki her boşluk bir başkasınınki ile dolar

Usta birer katiliz hedefini şaşırmayan. birbirimizi öldürüp duruyoruz günlerdir.

Başka bir gezegendeyiz. Düştüğümüz yeryüzü hüzün. Ayın rengi soluyor. Yeni bir yangınla uyanıyor gece. Aklımın duvarlarına dokunuyo...rum. Burukluğunu solu...yor nefes nefese kalbim. Yerini değiştiriyorum sürekli, bir çarşaf gibi katlıyorum özenle.
Peşine düşeli tam yirmi gün olmuş.


Odadan odaya dolaşıyorum. Uyuduğumuz yatağın kıvrımlarında. dalgın dalgın topraklarımızı seyrediyorum...


Söylesene, sevip mi özledik, özledikçe mi sevdik!
Ne alıngan bir tanıklık bu!
Günler geçiyor; kapaklanıyorum içime. bir kurt sürüsü uluyor, ısırdı ısıracak saçlarımdan! uykum geliyor, yatağa uzanıyorum çürüğe çıkarılmış bir silah sanki ismim.
kanayıp duruyorum...

Sevdiğim dört kitap başucumda. uykusuzluğum tanıktır biri senin isminle başlıyor.
kimliksiz uyanıyorum geceden, odadan çıkarken yüzümü değiştiriyorum…
İşe giden insanlar gibi hayattan vazgeçmiş bir edayla yürüyorum caddelerde. sanki baktığın her yerdeyim. kan sızıyor yürüdüğüm yollara...
Ne babanın adını bilirim, ne bacama konan martıların ölüm tarihini. davacıyım artık kendimden.
Son sözüm dinamit kuyusu olacak.

SAKIN...

Beş gün oldu cam kenarında uyuyorum. Nefesim buz kalıbı. çıplak tenim
Ahşabı sarmalıyor, içimde kullanılmamış bir bıçak savruluyor. elimi uzatsam dikenli tel sesin. günlerimi sürüklüyor sahte bir hevesle güneş, uyudukça hastalık kuruluyor gölgemle hayat arasına. sesimi kilitliyorum çekmecelere. telefonlar çalıyor sürekli.

Ölmüş bir görüntü var aklımda, duvarların serinliğine ismini kazıyorum...

Bedenimi uyanık tutan ne varsa sulara gömüyorum. anlıyorum ki ancak bir acı uyanık tutabilir bizi.

YAZILDIĞI GİBİ OKUNMUYOR AŞK...( KAHRAMAN TAZEOĞLU )
Bir açıklama ekle
Anladım ki: herkesin kendine göre bir boşluğu var,
Anladım ki her boşluk bir başkasınınki ile dolar

Usta birer katiliz hedefini şaşırmayan. birbirimizi öldürüp duruyoruz günlerdir.

Başka bir gezegendeyiz. Düştüğümüz yeryüzü hüzün. Ayın rengi soluyor. Yeni bir yangınla uyanıyor gece. Aklımın duvarlarına dokunuyo...rum. Burukluğunu soluyor nefes nefese kalbim. Yerini değiştiriyorum sürekli, bir çarşaf gibi katlıyorum özenle.
Peşine düşeli tam yirmi gün olmuş.


Odadan odaya dolaşıyorum. Uyuduğumuz yatağın kıvrımlarında. dalgın dalgın topraklarımızı seyrediyorum...


Söylesene, sevip mi özledik, özledikçe mi sevdik!
Ne alıngan bir tanıklık bu!
Günler geçiyor; kapaklanıyorum içime. bir kurt sürüsü uluyor, ısırdı ısıracak saçlarımdan! uykum geliyor, yatağa uzanıyorum çürüğe çıkarılmış bir silah sanki ismim.
kanayıp duruyorum...

Sevdiğim dört kitap başucumda. uykusuzluğum tanıktır biri senin isminle başlıyor.
kimliksiz uyanıyorum geceden, odadan çıkarken yüzümü değiştiriyorum…
İşe giden insanlar gibi hayattan vazgeçmiş bir edayla yürüyorum caddelerde. sanki baktığın her yerdeyim. kan sızıyor yürüdüğüm yollara...
Ne babanın adını bilirim, ne bacama konan martıların ölüm tarihini. davacıyım artık kendimden.
Son sözüm dinamit kuyusu olacak.

SAKIN...

Beş gün oldu cam kenarında uyuyorum. Nefesim buz kalıbı. çıplak tenim
Ahşabı sarmalıyor, içimde kullanılmamış bir bıçak savruluyor. elimi uzatsam dikenli tel sesin. günlerimi sürüklüyor sahte bir hevesle güneş, uyudukça hastalık kuruluyor gölgemle hayat arasına. sesimi kilitliyorum çekmecelere. telefonlar çalıyor sürekli.

Ölmüş bir görüntü var aklımda, duvarların serinliğine ismini kazıyorum...

Bedenimi uyanık tutan ne varsa sulara gömüyorum. anlıyorum ki ancak bir acı uyanık tutabilir bizi.

KAHRAMAN TAZEOĞLU

14 Mayıs 2010

İNANÇ, AŞK VE BARIŞ

Mayıs 14, 2010 0
İNANÇ, AŞK VE BARIŞ

Tabloları ile ün yapmış bir ressam, günün birinde en güzel eserini yapmaya karar verdi. Bu eserinde ...bir konu bulmak için şehir dışında dolaşmaya çıktı. Tanınmış bu kişi ressama sordu:
- Böyle nereye gidiyorsun dostum?
- Bilmiyorum. Dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmak istiyorum. Belki siz dünyanın en güzel şeyinin ne olduğunu söyleyebilirsiniz.
Adam biraz düşündükten sonra:
- Kolay dedi. Dünyanın neresine giderseniz gidin, en güzel şeyin İNANÇ olduğunu göreceksiniz.
Ressam cevap vermeden yoluna devam etti. Daha sonra çok saygı duyduğu diğer bir adama rastladı. Ona Dünyanın en güzel şeyinin ne olabileceğini sordu. İkinci adamda bir müddet düşündükten sonra şunları söyledi:
- Dünyanın en güzel şeyi AŞK'tır. Fakirleri zenginleştiren, göz yaşlarını tatlılaştıran, azı çok yapan o değil midir? Aşksız hiçbir şey güzel olamaz.
Ressam dünyanın en güzel şeyini aramaya devam etti. Yolda giderken rastladığı yorgun bir askerede aynı şeyi sordu. Asker kendisine şunları söyledi:
- Dünyanın en güzel şeyi BARIŞ'tır. En çirkin şeyide savaş. Barış olan yerde daima güzellik bulabilirsiniz. O zaman ressam şöyle düşünmeye başladı.
- Dünyanın en güzel şeyleri; İNANÇ, AŞK ve BARIŞ ise onların resmini nasıl bulabilirim?
Başını sallıyarak evine döndü. Kapıdan içeri girince dünyanın en güzel şeyini bulmuştu. Çocukların gözünde inanç, karısının gözünde aşk, evinde barış ve mutluluk hüküm sürüyordu. Bunlardan ilham alan ressam dünyanın en güzel şeyinin resmini yaptı. İşi bitince boyalarını ve fırçalarını topladı. Daha sonra tuvalin örtüsünü kaldırarak, uzun uzun seyretti eserini; kendine güvenen bir aile reisi, mutlu bir kadın ve böyle mutlu bir ortamda yüzleri pırıl pırıl parlayan çocukar, ışık oyunlarıyla dolu sıcak bir ortamda resmedilmişlerdi. Ressam, daha sonra tablosuna "EVİM" adını verdi.