Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

02 Aralık 2019

YARATILIŞ DESTANI

Aralık 02, 2019 0
YARATILIŞ DESTANI

Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu.
Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi.
Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım Su içinde yaşayan Ak Ana, su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen’eYaradılış Destanı şöyle dedi :
Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren De ki hep,” yaptım oldu ” başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken,”yaptım olmadı” deme. Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu.
Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. İnsana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı :
” Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.”
Tanrı Ülgen yere bakarak : ” Yaratılsın yer!” Göğe bakarak “Yaratılsın Gök!” Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.
Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş. Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandışire’ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeyen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.
Dünya altı günde yaratılmıştı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmıştı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşten başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı.
Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü” insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.” dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana “Erlik” adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı.
Erlik’in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı.
Yakut’lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı niteliğindedir.
....




NE KADAR YAŞAMIŞ

Aralık 02, 2019 2
NE KADAR YAŞAMIŞ

Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir:

Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlığına
girdi.

Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna

inanıyordu. Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki rakamlara takıldı.
Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4979, 7, 421 örneği,
birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı. Uzun uzun düşündü,
fakat bu rakamların anlamını çözemedi. Köyün en bilge kişisine gitti, ona
sordu:

"Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına?" dedi. "Bu rakamların gösterdikleri ay
mıdır, yıl mıdır, saat midir?"

Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:

"Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız" dedi.

"Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra ise,
bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezar taşına yazarız."
Bilge kişi, karşısındaki keşişin bir şey anlamadığını görünce açıklamasını
sürdürdü:

"Böylece onun, ne kadar 'yaşamış' olduğunu anlarız."


12 Kasım 2019

TAŞ KESİLME EFSANESİ

Kasım 12, 2019 4
TAŞ KESİLME EFSANESİ

Efsaneler bilindiği üzere sözlü kültür ortamında yaratılan ve sözlü kültür edebiyat geleneğinin bir türüdür.

Efsane terimi dilimize, Farsça'dan girmiş olup Eski Türkçe'de “sab”, “saw”, ”kep” ve “irtegi” kelimeleriyle ifade edilmiştir.

Batı dillerinde Latince “legendus” kökünden kaynaklanan “legand”, “leganda”, “leyanda” gibi kelimeler efsane karşılığı olarak kullanılmaktadır.

TDK Türkçe Sözlükte ise efsane tanımı edebi anlamda şöyle yapılmaktadır...!

Efsane; “Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikaye, söylencedir.”

Mecazi anlamda ise; Gerçeğe dayanmayan asılsız söz, hikaye vb şeklinde tabir edilmektedir.

Bu kısacık dipnot sonrasında ders kitabımda ilk defa okuduğum, Türk kültüründeki büyük sufilerin, evliyaların hayatlarından, kerametlerinden bahseden efsanelerden biri olan -Taş Kesilme Motifi- olan efsane oldukça ilgimi çekti ve sizlerle paylaşmak istedim.

Gelin okuyalım birlikte....

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

“Erzurum'un, Karayazı ilçesinin Kız Musa adlı köyünde vaktiyle bir adam yaşarmış. Bu adam veliymiş fakat kızı kendisinin sözünü dinlemezmiş. Aynı köyden Musa adında bir genç varmış. Musa bu kızı seviyormuş. Kızla gizli gizli buluşurlarmış. Gençler bir gün aralarında anlaşırlar ve kaçarlar. Kızın babası kaçtıklarını anlayınca peşlerinden gitmemiş. Köylüler gelip, “Müsaade et, biz gidelim, Musa'yı öldürüp kızını getirelim”demişler. Kızın babası müsaade etmemiş “Siz gelin oturun onlar kaçamaz” demiş.

Sabah olunca köylüler, köyün dışında iki kişi görürler. Yanlarına yaklaşınca, delikanlıyla kızı taşlaşmış olarak görmüşler. O günden sonra bu köyün adı “Kız Musa” olarak kalmış.Hala köyün girişinde bu taşlaşmış iki insan şeklini görmek mümkündür.”

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

Efsaneler her ne kadar sözlü kültür ortamında yaratılmış da olsa;  kulaktan kulağa ve kuşaktan kuşağa aktarıldığından gerçek olma payı tartışılır ama biz yukarıda paylaşmış olduğum bu kısacık efsaneden yola çıkarak kendi payımıza düşen ve almamız gereken bir takım nasihatlar olduğunu düşünürsek belki de neyi yapmamız ve neyi yapmamız gerektiği konusunda da bir fikir sahibi olacağızdır. Bu efsane ile

1-Köyün adını ve köye yakın olan iki insan şeklindeki kayanın oluşum şeklini,

2-Baba sözünü dinlemenin önemli olduğunun vurgulanması, bir takım toplumsal geleneklerin çiğnenmemesi gerekliliği ve bunun olması halinde Yaradan'ın vereceği cezanın sonucuna katlanmak gerektiği sonucuna varılmaktayız...

Hepimizin kıssadan hisse kapmış olması dileğiyle...

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

09 Kasım 2019

KASIM'DA AŞK BAŞKADIR! ÇÜNKÜ BİZE SENİ HATIRLATIR...

Kasım 09, 2019 0
KASIM'DA AŞK BAŞKADIR! ÇÜNKÜ BİZE SENİ HATIRLATIR...

Unutturacaklarmış sözde SENİ...
Yıkacaklarmış kurduğun CUMHURİYETİ...
Kusarak besledikleri KİNİ...
Karalamaya çalışacaklarmış SENİ...
Birilerini ürkütüyorsa hala adın...
Korktukları bir şey var belli ki...
Ve...
Değil her On Kasım'da anmak SENİ...
Mütemadiyen yüreklerdesin...
Her şey değişir elbet ama
Değişmeyen tek gerçek SENSİN..


1881  193oo
_Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL_
.......................................................
Ve bir gün gelecek bir yokluğun içinde bulacaksın kendini.
Hürriyet yok…
Millet yok…
Bayrak yok…
Vatan yok…
Ezan yok…
Adın yok…
Kutsal olan hiçbir şeyin kalmayacak o zaman…
Ve anlayacaksın o gün,
Neden Atatürk’ü sevdiğimi…


_Alıntı_


Unutmadık ~ Unutmayacağız~ Unutturmayacağız