Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

25 Kasım 2010

ÖZDEĞER OLUMLAMASI...

Kasım 25, 2010
ÖZDEĞER OLUMLAMASI...


Kendimi sevgiyle destekleyip olduğum gibi kabul ettikçe kendimi çok daha değerli hissediyorum. Daha değerli hissettikçe daha iyi oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha da güvende oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha değerli oluyorum…


Ben kendimi daha değerli hissettikçe gücüm ve yeteneklerim ortaya çıkıyor… Gücüm ve yeteneklerim ortaya çıktıkça ben kendimi daha değerli hissediyorum… Bütün bunlar bende eşsiz bir harmoni oluşturuyor. İşte ben bu harmoniyim…


Benim kendimi değerli hissetmem için dünyada belirli şartların oluşmasına gerek yok. Ben sadece nefes aldığım için bile kendimi değerli hissedebilirim. Ben kendimi olduğum gibi kabul edip değerli hissettiğimde bütün dış şartlar bana ayak uydururlar ve bana ne kadar değerli olduğumu kanıtlarlar… Ben kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum… hayat benim için değerlidir… ve bende hayat için…

Geçmişte kendimi değerli hissetmemiş olabilirim. Ama buna bağlı yaşadığım tüm durumlarım sorumlusu benim. Tüm bu kararları sevgiyle değiştiriyorum… Bilirim ki özdeğer kişinin kendi iç dünyasında kazanılabilir bir olgudur. Şimdi içime dolan öz değerin ışığını hissediyorum…


Ben öylesine değerliyim ki, hayatın tüm güzel olasılıklarına açık ve layık olduğumu anlıyorum… Ben bunu anladıkça hayat tüm güzel olasılıklarını bana açıyor. Bu ne de güzel bir harmonidir…
Ben kendimi değerli hissedebilirim… Ben her an kendimi daha da değerli hissedebilirim… Ve bu benim için bir alışkanlıktır… kendimi sevmek ve değerli hissetmek benim en güzel alışkanlığımdır… Bu beni daha da değerli ve güvende kılar.

Ben kendimi öyle değerli hissederim ki, her ismimi duyduğumda kendime verdiğim değer iki kat artar. Ve iki kat daha… iki kat daha…

Ben kendimi değerli hissettikçe başkalarındaki değeri görmeyi de bilirim... Onlardaki bu değeri her an onlara hissettiririm. Onlardaki mükemmeli görmeyi seçerim… Çünkü onlardaki mükemmel, benim içimdeki mükemmeldir… Ben onları değerli buldukça, onlar beni fazlasıyla bulur bilirim... Bu harmoni ile bir bütün olurum…


Ben değerliyim, ve bunu deneyimlemeyi seçiyorum… Şimdi hızla değişiyorum....

AKIN BERK SÜRÜCÜ
Bir açıklama ekle
Kendimi sevgiyle destekleyip olduğum gibi kabul ettikçe kendimi çok daha değerli hissediyorum. Daha değerli hissettikçe daha iyi oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha da güvende oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha değerli oluyorum…


Ben kendimi daha değerli hissettikçe gücüm ve yeteneklerim ortaya çıkıyor… Gücüm ve yeteneklerim ortaya çıktıkça ben kendimi daha değerli hissediyorum… Bütün bunlar bende eşsiz bir harmoni oluşturuyor. İşte ben bu harmoniyim…


Benim kendimi değerli hissetmem için dünyada belirli şartların oluşmasına gerek yok. Ben sadece nefes aldığım için bile kendimi değerli hissedebilirim. Ben kendimi olduğum gibi kabul edip değerli hissettiğimde bütün dış şartlar bana ayak uydururlar ve bana ne kadar değerli olduğumu kanıtlarlar… Ben kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum… hayat benim için değerlidir… ve bende hayat için…

Geçmişte kendimi değerli hissetmemiş olabilirim. Ama buna bağlı yaşadığım tüm durumlarım sorumlusu benim. Tüm bu kararları sevgiyle değiştiriyorum… Bilirim ki özdeğer kişinin kendi iç dünyasında kazanılabilir bir olgudur. Şimdi içime dolan öz değerin ışığını hissediyorum…


Ben öylesine değerliyim ki, hayatın tüm güzel olasılıklarına açık ve layık olduğumu anlıyorum… Ben bunu anladıkça hayat tüm güzel olasılıklarını bana açıyor. Bu ne de güzel bir harmonidir…
Ben kendimi değerli hissedebilirim… Ben her an kendimi daha da değerli hissedebilirim… Ve bu benim için bir alışkanlıktır… kendimi sevmek ve değerli hissetmek benim en güzel alışkanlığımdır… Bu beni daha da değerli ve güvende kılar.

Ben kendimi öyle değerli hissederim ki, her ismimi duyduğumda kendime verdiğim değer iki kat artar. Ve iki kat daha… iki kat daha…

Ben kendimi değerli hissettikçe başkalarındaki değeri görmeyi de bilirim... Onlardaki bu değeri her an onlara hissettiririm. Onlardaki mükemmeli görmeyi seçerim… Çünkü onlardaki mükemmel, benim içimdeki mükemmeldir… Ben onları değerli buldukça, onlar beni fazlasıyla bulur bilirim... Bu harmoni ile bir bütün olurum…


Ben değerliyim, ve bunu deneyimlemeyi seçiyorum… Şimdi hızla değişiyorum....



AKIN BERK SÜRÜCÜ




23 Kasım 2010

NE GÖRÜYORSUNUZ?

Kasım 23, 2010
NE GÖRÜYORSUNUZ?


Harp sırasında kocam New Mexiko’daki Mojave çölüne gönderilmişti. O, çölde tatbikata katılırken yanında olabilmek için ben de çölün yolunu tuttum. Kendimi cehennemin kucağına atmıştım.

Ortalık yanıyordu. Küçük bir kulübede oturuyordum ve yanında olmak için tehlikeye atılarak geldiğim kocamı unutmuş, can derdine düşmüştüm.

Etrafımdaki Meksikalılar ve yerliler, tek kelime İngilizce bilmediğinden, kimseyle konuşamıyordum. Sıcak rüzgar, bir taraftan bedenimi kavuruyor, diğer taraftan yediğim yemeği de, ağzımı burnumu da kumla dolduruyordu.
Canıma yetmişti.

Kağıda kaleme sarılıp babama bir mektup yazdım.
”Gelin, beni buradan alın” dedim. “Burada yaşamaktansa hapishanede yaşamayı tercih ederim.”

Babamı beklerken cevabı geldi. Sadece iki satır yazmıştı:
”İki adam hapishane penceresinden dışarıya baktı. Biri çamuru gördü, diğeri yıldızları.”

Bu iki satırı okuyunca utancımdan kıpkırmızı kesildim. Ben hep çamuru görmüştüm. Halbuki yıldızlar da vardı.

Derhal yerlilerle dost oldum. Kilimlerine, çanak ve çömleklerine olan hayranlığımı belirttim. Turistlere para ile vermeye yanaşmadıkları kıymetli eşyalarından bana hediyeler verdiler.

Kaktüsleri, yukka ve erguvan ağaçlarını inceledim. Kır köpeklerini tanıdım. Çöl gurubunu seyrettim. Çöl, yüzlerce yıl önce deniz dibi olduğundan kumun içinde deniz hayvanlarının kabuklarını aradım.

Ne değişmişti de, dün nefret ettiğim çöle bugün bağlanmıştım?

Çöl mü değişmişti? Hayır. O yine kavuruyordu. Yerliler mi değişmisti? Hayır. Onlar, yine İngilizce bilmiyorlardı...

Sadece ben değişmiştim.

Pencereden kafamı uzatmış ve yıldızları görmüştüm.



Thelma THOMPSON




 

22 Kasım 2010

DERLER Kİ;

Kasım 22, 2010
DERLER Kİ;

Derler ki:"Sevgi, ruhlar arasındaki benzeşmeden dolayı oluşan imtizac ve kaynaşmadan ibarettir. Nitekim bir suyu diğer bir suya karıştırınca birbirinden ayıklamak imkansızdır. Bu nedenle iki şahıs arasındaki sevgi öyle bir noktaya varmaktadır ki, birisi diğerinin acısını duyar olur; onun haberi olmadan yakalandığı hastalığa yakalanır."

Sevgi aynı kaderi paylaşmaktır. Öyle bir paylaşma ki iki tarafın kalbine huzur ve ferahlık getirsin; hastalıklara deva olsun. Çünki paylaşılmayan sevgi yalnızca bir dert ve acıdan ibarettir. Eğer eşit bölünmezse, gönlü, sevginin diğer yarısı olan dert istila eder. Sevgi aynı kaderi paylaşmaktır. Öyle bir paylaşma ki iki tarafın kalbine huzur ve ferahlık getirsin; hastalıklara deva olsun. Çünki paylaşılmayan sevgi yalnızca bir dert ve acıdan ibarettir. Eğer eşit bölünmezse, gönlü, sevginin diğer yarısı olan dert istila eder. Bu yüzden tek taraflı sevgi acı; karşılıklı sevgi de sevinç verir. Birbirini seven iki kişi arasında sevgileri derecesinde bir benzerlik vardır. Menfaatlerde, karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi. Bunlardan en etkin olan sevgi karakterdeki benzerlik sonucu doğan sevgidir. Bunda karşılık beklenmez ve insan, sevgisini izhar için daima kendisinin ruh ve ulviyet yönünden benzerini, eşini arar ve ancak ruhun eşi ile sükunet bulur. Hani ayet-i kerimede buyurulduğu gibi: "Sizi bir tek nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan da eşini var etti (A'raf, 189)"
Sevenin ruhu sevilene meyilli yaratılmış olup kendisini ona yakın hisseder. Sevilen bu yakınlığı duymuyorsa eğer, arada sevgiyi perdeleyen maddî yahut manevî engeller var demektir. Engeller sevenin yüreğine, sevginin ikizi olan acı biçiminde yansır. Sevilenin bu sevgiye karşılık vermesi; ancak engellerin ortadan kalkmasıyla mümkündür ve o vakit, acı da birden bire sevgiye dönüşür. Diğer bir ifade ile sevgi eşit bölününce, acı alır başını gider. Kalpler karşılıklı aynı sevgi ile dolunca dert hafifler, sevinç çoğalır. Kulların rızkını paylaştıran Allah, sevgiyi de onlar arasında eşit paylaştırmıştır; çünki.
Seven iki kişiden birinin başına gelen, hastalık veya esenlik, diğerinin de başına gelmeyince aradaki gerçek sevgi anlaşılamaz, acı kendini gösterir. Hani eski bir şairin dediği gibi: "Rabbim! Şayet aramızdaki sevgiyi bölüştürmeyeceksen, bari onun yokluğuna da yanabilecek katı bir yürek nasip et bana."
Eğer sevgili hasta iken hasta olmuyorsak gerçek sevgiyi ve sevinci tadamayız. Sevgilinin hastalığına ziyarete gidince hastalanan âşık, elbette sevgilisi ziyaretine gelince onu görür görmez iyileşecektir.



İskender PALA




 

MERHABA GAZELİ, YUSUF'UN DİLİNDEN....

Kasım 22, 2010
MERHABA GAZELİ, YUSUF'UN DİLİNDEN....


Ey örtüsüne bürünen gece kadar güzel sevgili
şimdi gerçekleşen bir rüya,tamamlanmış bir fetihsin bana
merhaba ey yollarına döküldüğüm
fethi cana safa gelen merhaba
ey akıncılarımı barındıracak şehir
benim şehrim merhaba

boyuna kanıyor,nasıl süzülüyorsa,akıyorsa nil
ehramlar şehrinden
öylece akıyorsun içimdeki şehirden.
şehirler ki tüm tebaası sen
şehirler ki tebaaya hayat veren sen
şehirler ki en girilmez kapıları sana ram olmuş
benim efendim merhaba


en alt basamakdan yola çıkıp da
on sekiz bin alemin kendisi olan merhaba
çok mu yoruldun gecenin ordularını aşarken
çok mu çıkmazlardan geçti yolun bana gelirken
gözlerimle gören deniz,gözleriyle

ağladığım merhaba
ey yağmurun sevgilisi
ey mısırın yorgunve siyah gülü
ırmak olarak bana akacaksın unutma,
gül dikenine dayayıpta sinemi
öleceğim unutma

ey arka bahçelerin incisi
ey adım adıyla bile yazılacak olan merhaba
seni buldum tamamlandım merhaba

şimdi üzerinden güneş geçen aydınlık bir duvara
parmağımın ucuyla
bir Z çizdim,ben:YUSUF
yanına bir Ü,sonra bir L
sonra bir E,sonra Y,ve HA

ZÜLEYHA
MERHABA

bir nar çiçeğine yürüdüm mevsimler boyu
bir çöl yorgunluğu çöktü üstüme
bir vaha sekinesi indi kalbime
kuyunun dibindeyim kervanlar bulsun istemem
gömleğim kanlar içinde
köle pazarlarında satıldım ya
sensiz geçer akçem yok aşk mezadında
ah benim devletim,ah benim ülkem
benim ömrüm

merhaba

BEN,YUSUF,SINANMIŞ BİR KALBİN SAHİBİYİM
ŞÖYLE BUYUR,BU KALP SENİN EFENDİM

ŞİMDİ BEN,YUSUF,TUT Kİ MISIRA AZİZİM,EFENDİYİM
BOYNYMDAKİ KÜNYEDE HALA VASFIM YAZILI:
ZÜLEYHA YA KÖLEYİM



Nazan BEKİROĞLU
YUSUF İLE ZÜLEYHA
KALBİN ÜZERİNDE TİTREYEN HÜZÜN



 

MÜŞFİK KENTER'DEN....

Kasım 22, 2010
MÜŞFİK KENTER'DEN....


Yalniz Olanlara;

Ask bir kelebek gibidir,pesinden kostukça hep senden kaçar.. En iyisi birak uçsun, inan ki hiç beklemedigin bir anda gelip omzuna dokunuverir... Ask mutlu eder, bazen de üzer ama ask özeldir, askini hak eden birine sunarsan eger..


Sevgilisi Olanlara;

Askin amaci birileriiçin "mükemmel insan" olmak degildir,seni mükemmellige en çok yaklastiracak insani bulmaktir..

Capkinlara;

Sevmedigin birine asla "seni seviyorum" deme.. Içinde olmayan duygulardan varmis gibi sözetme.. Kimsenin hayatina kalbini kirmak için girme.. Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme,cünkü birine verebilecegin en büyük aci, asik olmadigin birini kendine asik etmektir...

Evli Olanlara;

Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir... "neredesin" yerine "ben buradayim" diyendir.. "nasil yaparsin" yerine "niye yaptigini anliyorum" diyendir.. ve ask "keske" yerine daima "iyi ki" diyendir...

Kalbi Kirik Olanlara;

Kalp yarasi siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilaci bu aciya alismak degil, ondan ders çikarabilmektir.


Asik Olmaktan Korkanlara;

Aska düs ama tökezleme,anla ama bekleme, paylas ama isteme,yaralan ama asla aciyi içinde büyütme...

Sevdigini Fazla Sahiplenenlere;

Sevdiginin bir baskasiyla mutlu oldugunu görmekten daha aci bir sey varsa,o da sevdiginin seninle mutsuz oldugunu görmektir..

Askini Itiraf Etmeye Cekinenlere;

Sevdiginden ayrilinca ask aci verir,sevdigin seni terk edince daha da çok aci verir ama en acisi, onu ne kadar sevdigini bilmesine hiç firsat vermemektir..

Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere;

Hayatin en hüzünlü ani, deli gibi sevdigin insanin buna hi degmedigini gördügün andir ve en büyük kaybin onun için harcadigin yillardir...Senin askini su gün hak etmeyen, bilki 10 sene sonra yine haketmeyecektir. Birak, gitsin...



Müşfik KENTER


21 Kasım 2010

AŞK BENİM HAKKIM..

Kasım 21, 2010
AŞK BENİM HAKKIM..


Hiç olmadığı kadar karanlık ve hiç olmadığı kadar yağmurlu bir gecede Yûsuf’u hatırlayan Züleyha, çöle ve ırmağa baktı. Buhur yakma saati çoktan geçmişti tapınakların.Züleyha geçmiş zamanlara ve gelecek zamanlara baktı. Dudağının ucunda kendi hikayesine tanıdık acı bir gülümseme vardı.

Duy, dedi Züleyha, duy beni ey gelecek zaman,
duy beni yazılmış ve yazılacak olan bütün hikayelerin kadın kahramanları.
Bütün o yaşanmış ve yazılmış olan,
bütün o yaşanmamış ve yazılmamış olan
hikâyelerin kadın kahramanları.
Kadınlar ve kızlar,
dişil ve doğurgan,
duygusal ve duyarlı olan.
Eril olmayan yani,
fethetmeyi değil fethedilmeyi bekleyen kale, daima.

Gecenin karanlık koynunda kapılarını açan kent,en fazla
en fazla bir sandalı koynuna alan deniz.
Durağan
ve çaresiz
ve lekesiz
ve temiz tertemiz.
Adı tarihe geçmiş ve geçecek
dişil ve doğurgan,
kadın ve kız olan yani ki
yani ki bütün hikâyelerin baş kahramanı olan.
Dünyanın çevresinde döndüğü asıl güneş, çağların gerçek sahibi, gerçek yazıcısı tarihin,
bir anda en güçlü hükümdarları yerle bir kılan
en güçlü kumandanları köle, en zelil köleleri hükümdar kılan,
tutsakları en derin aydınlıkta hür, hür olanı en koyu karanlıkta tutsak kılan,
hükümsüzü birden bire hükümlüye çeviren,
hükümlüyü birden hükümsüz eden.

Geçer akçeleri geçmeze, geçmez akçeleri geçere dönüştüren saklı ve gizli el.
Ama güçsüz,
çünkü daima ödeyen ve ödenen bedel.
Duyun beni geçmiş ve gelecek zamanların bütün hikâye kahramanı kadınları
ve hikâye kahramanı olmayan kadınları.

Bir ben gibisi olmayacak aranızda,
hiçbirinize benzemediğim kadar hiçbiriniz benzemeyeceksiniz bana.
Hepiniz düz yollarda, sakin ve güvenli bir yaşamın kollarındasınız,
bense derin ve karanlık bir kuyunun başındayım.

Fethedilen değil fethe kalkışan olarak kalacak geçmiş ve gelecek zamanlara adım.
Acım acınızdan,
gücüm gücünüzden çünkü çok daha fazla
aşk benim hakkım,
aşkın, hakkımız olmayanı istemek anlamına geldiğini bildiğimden bu hak ediş,
çünkü bu aşk benim yazgım,
çünkü kutsal kitaplarda zikredilecek benim adım.
Yükselmek için düşmek ,arınmak için kirlenmek,
çıkmak için batmak lâzım.
Yeniden doğmak için ölmeli insan bir kere,
ruh olmak için teni yakmalı kadın
ve suyun serinliğini bilmek için ateşe düşmeli kadın.
Vurucu ,kavrayıcı ve kuşatan,
durmayan, koşan,
böyle yazılmış benim yazgım,
kutsal kitaplarda böyle geçecek adım,
yazgıma ben nasıl baş kaldırırım?

Hanım hanımcık ol, böyle denecek Leylâ’ya .Ve oda öyle olacak.Çöle düşen Mecnun, Leylâ değil.Leylâ ağlamak için bile bahane bulmak zorunda. Ben öyle miyim ya?

Şirin’in bahtına düşen, uğrunda dağlar delinen olmak olacak, dağları delen değil.Suyu bulmak Ferhâd’ın bahtı.

Aslı, en fazla bir âh, felekleri tutuştursa da. Açılıp kapanan düğme Aslı boyundan ayağa.Yanıp küle dönmek Kerem’in hakkı olacak.

Ben Aslı gibi miyim ya?
Evli evinde, yerli yerinde,
bana yazılansa, benim alnıma, Yûsuf’un gömleğini yırtmak boydan boya,
nasıl karşı çıkarım yazgıma?
Adım,
ey geçmiş ve gelecek zamanların
dişil ve doğurgan, duygusal ve duyarlı,
hanım hanımcık, durağan,
ve çaresiz
ve lekesiz
bütün hikâye kahramanları.
Adım adınızla birlikte anılsa da,
dağlar ve ırmaklar arasında,
gökler ve yer arasında olduğu kadar mesafe olacak adımla adınız arasında.

Siz, yazgınızla iffetli,
çaba harcamayacaksınız eteğinizdeki çamuru akıtmaya.
Ben yazgımı yükleneceğim önce
sonra yazgımdan iffet çıkaracağım.
Bu yüzden Yûsuf’un arka tarafından yırtılan gömleğinden
Züleyha’nın önden yırtılan eteğine kadar uzanacak yolum,
Adım adım,

Aşk benim hakkım.



Nazan BEKİROĞLU



20 Kasım 2010

HAYATA BAKIŞ AÇISI

Kasım 20, 2010
HAYATA BAKIŞ AÇISI


Bir zamanlar, büyük bir dağda kartallar yuva yapmışlar.
Bir kartalda 4 tane yumurtası ile bu dağda yaşıyormuş bir gün deprem
olmuş ve yumurtalardan bir tanesi dağdan yuvarlana, yuvarlana, vadide
yer
alan bir çiftliğe kadar gitmiş.
Bu çiftlik tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikte tavuklar, bu değişik ve
normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler.
Yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu, koruması
altına almış.
Bir gün, küçük kartal doğmuş . Çevresinde tavuklar görmüş ve kendini
bir tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi
davranmışlar.
Ailesini de çok seviyormuş. İçinden bazen kimim? Sorusu geçiyormuş
Ama o
bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş. Bir gün çiftlikte oyun
oynarlarken, yukarı
baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuğunu görmüş.
"Aman Allahım, ne kadar güzel uçuyorlar. Bende onlar gibi uçmayı çok
isterdim" demiş.Tavuklar,bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. "Sen
bir
tavuksun ve tavuklar uçamazlar" demişler. Küçük kartal, artık daha
sık
gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak
istiyormuş.
Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse, hep şu
cevabı alıyormuş "Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri." Zamanla,
küçük
kartal da bu düşünceyi kabul etmiş.
Hayal kurmaktan vazgeçmiş, ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya
karar
vermiş.
Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk! olarak ölmüş.


Mesaj: Ne olduğunu düşünürsen, o olursun. Eğer, hayatınızın herhangi
bir zamanında , kartal olma hayalini kurarsanız, hayallerinizi takip
edin. Tavukların sözlerini değil...



RIZA AFSAR


19 Kasım 2010

AŞK GÜVELERİ

Kasım 19, 2010
AŞK GÜVELERİ





İlişkilerimizin tortularına da aynısını yapabilsek keşke. Kazaklarımız misali naftalinleyip kaldırabilsek ortalıklardan. Sonra çıkarıversek ne varsa ilk günkü gibi, küslükler bittiğinde tekrar girerken hayatımıza sevgili... Süregitse sevdalar kaldığı yerden, hiç örselenmese, ruhları kemirememiş olsa aşk güveleri...

AĞIT

Kasım 19, 2010
AĞIT
En sevdiğin elbisemi giydim bu geceKokunu sürdüm, solgun yüzünü okşadımSessizce saçlarından öptüm.Yazdığın mektupları okudum, kana kana su içer gibiPlâklarını çaldım.Ah! En çok o şarkıda özledim seni...

Issızlık kapıyı çaldı,Açmaya korktum gece yarısı.Şehir uykuya daldı,Baktım dışarıya; katran karası.Rüzgâr telaşla kokunu getirdi banaAldım koynuma.Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarımaÜşüdüm karanlıkta.Tenine dokundum beni hissetsin diyeEllerimi tut, ısıt diye.Aç gözlerini...

Erguvanlarına su verdimİçerken benimle konuştularYastığını okşadım, kokladımAnılar uçuştular.Soluğun saçlarımı yaladı, sanki bir meltem gibiTeninin kokusu karıştı kokuma.Yakıştılar...

Boğuldum karanlıkta.Yanı başımdasın benden çok uzaklardaEllerimi tut, dokun banaAç gözlerini...

Attım kendimi caddelere,yeşil ceketin sardı beni.Yürüdüm üstüne karanlığın, korkusuz.Tuttum elini...


Can DÜNDAR

EY GÖNÜL...

Kasım 19, 2010
EY GÖNÜL...


 
Ey gönül hayat süprizlerle doludur. Kimi zaman saadeti kaybetmenin hasretiyle kavrulurken kimi zaman da ummadığın bir saadetin tebessümüyle sürur bulursun.Çektiğin ıstıraplar elemler ve tarifsiz kederlere sabretmenin ateşiyle pişerbir zaman sonra o ateşte lezzet bulursun.

Bu yüzden ey gönülateşten korkma ! Sabrın sineleri yakan o lahuti ateşinde piş ki lezzet bulasın. İşte ey gönül çoğu bela ve musibetlerin değişmez kaderimiz olması bütün çabalarımıza rağmen korku ve endişenin o muziç çemberi içinde sabra mahkum edilişimiz bu diyarda hep böyle mahzun kalışımız hep bundan : Güneş yakacak meyveler sabırla olgunlaşacak…

Tohum toprağın derinliklerinde sabra mahkum ; sen dünya denen şu çilelerelemler ayrılıklarhasretler yurdunda…Tohum bir müddet toprağın karanlıklarında kalmaya tahammül edecek. Çürüyecek ; çürürken canını toprağa katarken sabredecek sabrın acısına katlanacak sonra filiz verecek hasretini çektiği gün ışığına kavuşacak bir ağaç olacak gökyüzünü kucaklayacak.

Sen de öylesin ey gönül ! Sen de korkunun endişelerin elemlerin zindanında kalmaya tahammül et. Acılara katlanmanın nice nimetlere hasret yaşamanın ateşinde pişecek lezzet bulacaksın. Hayat bulmakhayat vermek için…

Ey gönülacılara sabret. Çünkü onlar seni kahretmek için değil ;sınamak terbiye etmek kemale erdirmek için gelirler ;Hem de geçicidirlerebediyen kalmayacaklar. İmana ve ümide sarıl. Bil ki hiçbir gece ebedi değil ; her karanlığın sonunda bir fecir saklı.

Alemlerin Rabbi ‘ ne (celle celâluhû)kalbin sahibine kulak ver ey gönül. Sabrı öğren gayesini anla.Ne olur gözlerin yaşarsa da dilin ancak Rabbi’nin razı olduğu söz söylesin. Bu yaşlara katlanmayı bil ey gönül varacağın menzil hatırına. Düşün ey gönlüm onları sana yönelteni düşün… Bu kutsi çileleri ALLAH misafirleri olarak ağırla.Müminlerin o sözüne bütün ruhunla katıl. Bunu diline vird et aradığın her teselli onda saklı : ” Onlar ki…Onlara bir musibet isabet ettiği zaman şöyle derler : Biz ALLAH’a aidiz ve elbette sonunda O’na döneceğiz. ” (Bakara süresi 156 )

Ve Peygamberini Peygamberleri düşün. Sabır onların ahlakı. Bak Yusuf’undan ayrı düşen gözü yaşlı Yakup Peygamber nasıl sabretmiş.Hz. Eyyub a.s. sabır ateşinde nasıl yanmış. Ve o sevgililer sevgilisi ve O’nun mübarek sahabileri…Hüzün yıllarında Şibi muhasarasında Taif’teTebük’te Bedir’de Uhud’daHendek savaşında sabır şerbetini nasıl yudum yudum içtiler. Bir adım sapmadankalplerini sahibinden bir an ayırmadan nasıl ışıdılar nasıl ışık verdiler…Sakın sende yolundan şaşma ey gönül ; itaat et. İtaatında sabır ve sebat et.Zira bu yol sabırdan ibaret.

Sabrın zıddı aceledir.Acelenin meyvesi ise pişmanlıktır üzüntüdür ey gönül. Öyleyse çabalarınınamellerinin mükaatını beklerken ne olur acele etme. Sabrın özündeki tevekkülü gör her şeyin sahibine dayanmayı öğren.Beklediğin ilahi yardım yalnızca sabrın sonunda gelecek ey gönlüm.Ama sakın tuzağa düşme ; tedbirsiz sabır çalışmadan yapılan tevekküle benzer. Önce tedbirinetedavine sarıl sonra sabret. Hiçbir müsibete ağır ve çekilmez gözüyle bakma.



Evet sabır acıdır ey gönlüm. Bunu en iyi sen bilirsin. Gelecekten ümidi beklentisi olmayan bir yürek bu acıya tahammül edemez bunu da bilirsin. Hangi ümit diye sorma bana bütün ümitler imanında saklı. İmanın var demek ki ümidin var. Gideceğin yer göreceğin cemal var. Senin menzilin var. Seni hasretle bekleyen cennet ehli var.Sana kucak açmış ebediyyet var.

Şimdi sus gönlüm. Sus ve teslim ol. Fani umutlarla tükenmekten vazgeç. Dünya buna değmeyecek kadar kısa. Sabır zamanı kısa. Bir şimşek ışığının parıltısı kadar kısa.

Unutma ey gönül burası dünya.. Sefası da fani cefası da…Fakat ebediyyet var ebedi vatan. Orada nankörler için hazırlanmış bir ateş mahzeni var ki orada sabah olmayacak horozlar da ötmeyecek. Orada sabretmek imkansız.

Öyleyse nankör olmaktan kork ve ey gönlüm geçici elemlere ve imtihanlara sabret. Bilirim bu dünya bir imtihan yurdu bir zindan. Ama duvarlarında daima ümide kurtuluşaselamete açık iman ve ümit pencereleri var. Bu pencerelerden mesut geleceğini gör. Sen ki narin kanatlı bir kelebeksin.İlahi takdirin imtihanını minicik gövden de bulmuşsun. İlahi mukadderatın göklerinden gelen kaza oklarına hedefsin. Göklerin ve yerin yüklenmekten sakındığı ” emanet” omuzlarında.

Bazen belin bükülecek dizlerin dermansız kalacak.Ama sakın sabrın tükenmesin ey gönlüm ruhunu ebediyete taşıyorsun.

Sabret gönül şurada karşı kıyıya ne kaldı ? Bu dünya zindanına muvakkaten mahkumsun şükret ki müebbeden değil !…

Sabret gönlüm yol çok uzun değil az kaldı.


(alinti)