Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

28 Kasım 2010

DÜŞLERİMDE BÜYÜTÜYORUM SENİ

Kasım 28, 2010
DÜŞLERİMDE BÜYÜTÜYORUM SENİ
Düşlerime saldım bu gece seni.
Emaneten aldığım uykulardan birinde.
Yolunu gözleyen hancı misali,
Arayıp durdum tüm kuytu köşelerde..
Karanlığın ortasında bir aydınlık arayıp durdum
Kalbimde bir yerde seni arar oldum.
Göç eder misali gönlüm başka iklimlere,
Sen, sen diye tutturdu.
Şimdi mevsimsiz açan çiçekler gibi,
Gönlüme alıp seviyorum seni,.
Ve her günüme bir yenisini ekleyerek
Düşlerimde büyütüyorum seni…


Mehpare ÖĞÜT
2010




SUS VE DİNLE!..

Kasım 28, 2010
SUS VE DİNLE!..


....

Hamuş!.. Dedi Mevlana kendisine Hamuş!... Yani Suskun!... Sustuğu yerde açıldı kapılar önüne serildi ışıltılı kelimeler kalbi duygular… Hamuş!.. dedi sustu Mevlana… Sustu ve kapandı karanlıklara… Karanlıklara Şems doğdu sonra… Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi… Candan özge candan öte olana… Yaprakta tohumu damlada okyanusu gördü sonra…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sözün bittiği yerde noktanın konduğu yerde susmuştum bütün kelimelerimi. Anlatmak yormuştu nazenin bedenimi… Anlaşılamamak ise en çok yüreğimi. Sustuğu yerde anlaşılmaktı belli ki bütün derdi…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Seni anlatmayan bütün kelimeleri susmuştum. Senle başlamayan bütün cümleleri bir bir bozmuştum. Şems ol da gel karanlıklarıma doğ diye ummuştum… Umutmuşsun!.. Unutmuşum!...

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Suskunluğum verilene rıza göstermekti… “İyi günde kötü günde hastalıkta ve sağlıkta” diye başlayan o tekerlemeye eşlik etmekti. İyi ve güzeli sana kötü ve çirkini kendisine seçmişti… Suskunluğun bedeli sadece bu seçimdi…


Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Dün’ü dünde bırakmak adına…”Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”dı. Aşk! Demiştim sonra Aşk!... Aranan bulunmuştu… Beklenen gelmişti… Aşk vardı ve ötesi çoktan unutulmuştu!...


Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sana da Şems diyecektim belki… Kör kuyulara atılmasaydın bütün karanlığına rağmen görecektin güneşi… Kapattın gözlerini kestin attın son yanında yeşeren düşlerini… Şems olmak kolay mıydı canı canana teslim etmeden? Kendinden geçmeden aydınlanır mıydı kör karanlıklar açılır mıydı kilit vurulmuş kapılar…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sonra “ne olursan ol yine gel” demiştim… Önce kendine sonra kendindekine. Kendini bilmekti marifet… Kendini bulmaktı meziyet… Dev aynasında değil boy aynasında seyretmekti asıl kendini keyfiyet…

Sonra “ Bişnev!” dedi Mevlana… “Dinle!..”

Sonra “Bişnev!” demiştim ben de!... Dinle!... Hamuş ol dinle!.. Kendin ol dinle!... Tövbe et dinle!... Affet dinle!...Ama dinle!... İlle de dinle!...

Sath-ı müdafaada meşruiyet aramak senin neyine!...

Dinle!.. Hataya bedel günaha kefaret biçmek senin neyine!...

Dinle!.. Yenilen hakkı hukuku arşına endazeye kiloya grama grata vurmak senin neyine!...

Dinle!.. Cüceler dev ayaklar baş olmuşsa cüceyle boy devle güç yarışına girmek senin neyine!...

Dinle!.. Akıllar uçmuş fikirler gitmiş duygular yerle yeksan olmuşsa namus edep haya en çok da namustan edepten hayadan akıldan fikirden yoksunların eline düşmüşse konuşmak senin neyine!

Sus ve dinle!..

Hamuş ve bişnev!..

Yangın yerine bak!.. Ateşten külden kordan ne var elinde!.. Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!… Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye… Aşk gelmesin seninle dile… İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!.. Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… Ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!.. Talipsen kara bahta kör talihe…Dinle!

“Gel gel ne olursan ol yine gel!...” diyorsan hamuş ol sen de… Sonra da bişnev de en sevilene!...

Ve semaya dursun yürekler Aşk’ın önünde…
( Dua ile... )





YAŞA DA ÖYLE GİT...

Kasım 28, 2010
YAŞA DA ÖYLE GİT...


Boş ver be yaşı başı!Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,Sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver

Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,Gelene geçene yol verme girsin diye içeri amaGömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,Ama kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,Bırak aksın yollarına.Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın,Sen inan yüreğine,Hem ona geçmezse kime geçer sözün?..Büyü büyü…Bak ellerin ayakların kocaman,Aklında maşallah yerinde,E ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diyeAkıllı ol, yüreğin gelir peşinden,Boş ver yaşı başı,Aşk var mı aşk? sen ondan haber verTakılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,Atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü.Öl gitsin…Parayı pulu savurup ,Bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin,Savrul gitsin…Boş ver be yaşı başı,Kim tutar seni kim?Kendi yüreğinden başka kim?Aklını al da öyle git,İster bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,Seveceksen ve öleceksen uğruna…Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa…Yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş,Sen mi biteceksin?Çekeceksen bile bayrağı,Yaşadım ulan dibine kadar, diyemeyecek misin?



Can YÜCEL





SEN HİÇ GİTME SEVGİLİ HEP YÜREĞİMDE KAL…

Kasım 28, 2010
SEN HİÇ GİTME SEVGİLİ HEP YÜREĞİMDE KAL…


Aslında öyle bendesin ki sevgili
Odamın duvarlarında gülen yüzün
Ağlayan gözlerimde ellerin
Yer sofrasına koyduğun dizlerin
Sen hiç gitmedin ki SEVGİLİ
Sen hiç gitmedin…

Yokluğunda bile varmışcasına söyleşmek
Sustuğum yerde sesin
Söyleyen dilimde aşk
Bastığın her yerde secdemsin
Sen hiç gitmedin ki SEVGİLİ
Sen hiç gitmedin…

Hasrete yaprak dökerken bir yanım
Bir yanım bahar bahçe
Bir yanım sıcaklığını solurken
Bir yanım üşüyen gölge
Sen hiç gitmedin ki SEVGİLİ
Sen hiç gitmedin…

Yüreğimin kıvrımlarında dolanıyorken aşk
Bırak ağlasın göğsümde efkar
Bugün ağlayacağım sevgili
Bugün YÜREĞİMDE
İbadetine sadık bir yalnızlık var…

Sen hiç gitme sevgili hep yüreğimde kal…

Alıntıdır.




ADI GÜL ...

Kasım 28, 2010
ADI GÜL ...
Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda
Uzanmış üç adım yatıyordu gül


Bir adam usulca bir uçuruma
“Sevi için” deyip atıyordu gül…


Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
Hepten sevgisizlere satıyordu gül…


Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül…


Alıntıdır…

27 Kasım 2010

KIYAMA KALK EY AŞK-I SÜCUT !

Kasım 27, 2010
KIYAMA KALK EY AŞK-I SÜCUT !


Kan damladı gökkubbenin şakağından yazgıma… Bozuldu düşüm…
...Bir nefes lazım şimdi bana ölmek için…


Eyy ardından koşarken ardıma kalan yar!
Hesap dürüldü aşkla, sicilime al düştü...
söyle istanbul’una, değmeyin artık bana…
Ölesi aşikar, sereserpeyim işte, alnımın karasını yalayan zefzefelerin çıkmaz sokak kuytuluğunda.
Sırtımda yalın bir aşk ,kulluk namına…Örtün mahrem sızılarımı örtün ,
utanıyorum arzdan…!

‘’VENNECMİ ! ‘’…Zelilim el aman !
Didik ettiler taa içimi, en ürkek yanıma sözlerini dikerek!
Ellerim vardı yanımda bir tek, yüzüme kapanası ellerim…
‘’AŞK ! ’’ dediler…Sustular… Meylettim diz üstü…

Berzahındayım…
Gayrı ölümsüyorum içimi, gülümseyerek…
Cehennemden sıçramış bu harlanış ki, ölüp ölüp dirilmeler vaktinin vakad’ıyım!
Bağdaş kurdum işte mizanın kıyısına, alacaklıyım verdiğim kadar…
Ellerim…Düşün yakasından yarin…Dilim sus, günah kadar!
Hadi… Ör saçlarını nil kıyımına Züleyha,yum gözlerini aleme ki bilmesinler ,
leyl çökmüş kirpiğinde bir
‘’Yusuf lekesi’’ var !!!

Doğruluyorum yâr’e kıyamdan…
BİSMİLLAH…
Bu aşk sana AŞİKAR!

Vaktidir.. LA Azrail, nazar etme ömre !
Ve sen ey aşk! Kalem hakkı için söyle!
Kuyudan bozma yürek aralarında zamana uğramayası mısın sen!
Hep ölüme özentili ölümsüz bir yanılgı mı kalmaya ahdettin..?
Dünlerinden yitik Orta Asya’nın bağrına yamanan ,
kurutulmuş kan bezeli bir yara mı kalacaktın, ümmete kanayısı…
Ömrün bir ‘’sus’’ boyunda mıydı ki ölçüsü alındı?
Kelepçeli özgürlükmüş yalnızlık, eyvallah,kursağıma dolandı…
Peki neden yüzün bende hala…
Sahi… Senin gitmelerin hep ardına mıydı..?

Ahh şehr-i yâr! Derinlikli besmeleler salıyorum, ciğerlerini gelgitleyen mavinin arsızlığına…
Heyhat İstanbul!.. Az durulsana…

Zelilim…
arasatta yalan sayılmaz sandım… yetişemedi bir Arafat duası ardıma ki, başım önde tattım
kızıl elmadan…
heyyy! Beni hüzne yalnız ayartan iblis!
Şimdi çiğne en pak amelimi dişlerinin arasında !
İsrafil üflüyorken sur’uru şah damarıma, gel ya Azrail, hükmü vurmadan akla!
Tırnağımdan başla içimi sökmeye eyy Meryem, heybende ki hurmayla damağımı ısla…
Yum beni Yusuf’un gözlerinde, sandık lekesi vurmadan yazgıma…
çenemi bağla yar! Ki lanetlenmesin aşk!
Salın beni kuyuma, kefenimin iliğini arkadan vurarak!
‘’gelmeyi istememişti hiç…
böylesi gidişi istemediği kadar…’’

Şimdi hangi ölüm tekil çekilmeyi vaat ediyor bana, yırtınarak!
Ki aşk değil midir ,
iki kişilik cinayetlere tek tabut kaldırmayı maharet saymak? Değil midir ki aklı çarık yapıp,
yürek tokmaklarına dervişane vurulan mühürlerle delilik dergahından cazet almak?
Firdevs-i a'lasındayım aşkın… Son durak…
Önüme durma anneee..!
Heveslendim bir kere , ölesim var…
Eteğine düşen kor vurmadan ciğerine,
hadii dikil şehr-i yârin alın hizasına…
İyi bakk!... Bir ben miyim sanıyorsun intihar yolcusu yalınayak?
Koşşş yedi tepe arası sa'ylarda, sen oku selamı türkü yakarak…

'' O yar..nefs elinden şarap içmiş kaç vakit önce.
Dilini vurdu yavruma soyu yücelsin diye.
Kınalanmış gayrı, dönüş yok ki geriye.
İzzet-i dergah'ında kabul buyur Rabbisiiii...
Kızım…
Kurban oldu…
Aşka…''


Züleyha ÇAY
 


 



25 Kasım 2010

BAŞKA BİR ŞEY YAPAMAZDIM...

Kasım 25, 2010
BAŞKA BİR ŞEY YAPAMAZDIM...


Bana getirilmişti.
Kırdım. —
Nasıl oldu bilmiyorum: galiba sallantılı dengesiz bir yere koymuşum yeterince dikkat etmeden; sonra ters bir hareket etmişim —düştü kırıldı...
Yeterince düşünmemiştim üzerinde demek.
Elimdeki artık birkaç iri parça ile birsürü ufacığıydı; bazısı neredeyse kırıntı kıymık — öyle dağılmış duruyordu...
Tek tek bir yere topladım hepsini: Yokolmamalıydı.
Gittim uygun bir zamk aldım.
Geldim hepsini bir kağıt üzerinde düzenleyerek biraraya getirmeğe başladım: şu parça buna uyuyor mu; ya bu şuna...
Zamanla parçaların kopma noktalarındaki dokularının; ve zamkın tutma ve yapıştırma niteliklerini öğrendim.

Bazı parçalarsa yapıştırılamayacak kadar ufaktı; onların bulunmaları gereken yerlerde boşluklar oluştu.
Tek tek yapıştırdım yapıştırabildiklerimi. Çok uğraştım.
Sonunda ortaya aslının eğri-büğrü bir simgesi gibi bir şey çıktı — ve şu tümce:-

Dikkatsizlik ederek düşürup kırdığın — sevdiğin kişinin izlerini taşıyan; senin için değerli— bir nesneyi parçalarını tek tek toplayip dikkatle —saatlerce uğraşarak— özel olarak aldığın zamkla yapıştırip ortaya orası burası eksik-gedik yamru-yumru bir şey çıkar— ama eskisinden de daha değerlidir artık; çünkü şimdi senin izlerini de taşıyordur.

Başka bir şey yapamazdım.



ORUÇ ARUOBA



BIRAK DÜNLER ÜZÜLSÜN SEÇİLMEDİĞİNE..

Kasım 25, 2010
BIRAK DÜNLER ÜZÜLSÜN SEÇİLMEDİĞİNE..


Bırak Dünler Üzülsün Seçilmediğine...
Bir güzellik yap kendine!
Ve
Sadece sahip olduklarını düşün; mutlu ol onlarla!...
Sahip olamadıkların üzülsün senin olmadıklarına...

Bir güzellik yap kendine!
Keşkeleri hiç düşünme !!!
Mutlu ol seçimlerinle.
Bırak keşkeler üzülsün senin seçimlerine...

Bir güzellik yap kendine!
Her yeni günü senin günün ilan et ve şımart kendini olabildiğince!..
Bırak dünler üzülsün seçilmediğine.....

Bir güzellik yap kendine!
Kalbinde daha da büyüt sevgisini sevdiklerinin!!!
Bırak sevmediklerin üzülsün kalbinde yerleri yok diye...

Bir güzellik yap kendine!
Sev kendini kimseleri sevmediğin kadar. Mutlu ol varlığınla.
Bırak seni sevmeyenler üzülsün!
Yüreklerine sığamayacak kadar büyüksün diye...

Alıntıdır..
 

 



LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY

Kasım 25, 2010
LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı danseder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca bir gencin, sahile vuran deniz yılldızlarını birer birer alıp, okyanusa fırlattığını farkeder..Genç adama yaklaşır ve sorar ?..Neden bu deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsun..? Genç adam şöyle cevap verir : Birazdan güneş yükselip sular çekilecek !..Onları suya atmazsam ölecekler..! Bunun üzerine yazar : Kilometrelerce sahil, binlerce deniz yıldızı var. Bunların hepsini nasıl kurtaracaksın, ne farkeder ki der..Genç adam eğilip yerden bir deniz yıldızı daha alır, okyanusa fırlatır ; Onun için farketti ama...




 

KADIN, ERKEK VE AŞK...

Kasım 25, 2010
KADIN, ERKEK VE AŞK...


Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir; başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bir fazlalıktır. Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayata...
Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar,zamanla delilirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz.
Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir. Çünkü aşık kadın "nasıl olsa bitecek"
sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise "nasıl olsa sonsuza dek sürecek" yanılgısıyla... Aşık kadınlar
bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.
Kadın Ne İster?
Ne mi ister? Hepsini ister. Ve aynı anda. Peki erkekler ne ister? Hem sevgili karıları, hem deharemleri olsun isterler.Peki neden korkarlar? Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar.Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever. Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.Erkek kadının fiziksel görüntüsüyle; kadın ise erkeğin şehvetiyle tahrik olur. Onun için kadınlar karşılarındakini anlarlar; erkekler ise sadece görünen dünyayı.
Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son
derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
Delilik, kadınların aklıdır. Ve sadece bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün
kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir..Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkeklerise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler.
Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar.Duyamadıklarını ise sezerler. Dişilik yalnız algı kapılarını değil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan LSD, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir
iksirdir.Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki,onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için
hiçbir neden yok.Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. şahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnazavcıdır. Sezgi olmasa ne bilim ne felsefe ne sanat olurdu.
Akıl mı? Akıl sezginin uşağıdır. O kadar..
Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici yaratıklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir ama sıkıcı olurlar çoğu zaman. Kadına en
çok yarayan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür.
ince ve şuh bir zekadır...