Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

14 Aralık 2010

....

Aralık 14, 2010
....

Haydi gidelim diyesim var sana...Çocuklar kadar özgür kalbimizi de alarak yanımıza;
Kaybolasım var aşkınla...

Mehpare ÖĞÜT



 


İYİMSERLİK ANDI…

Aralık 14, 2010
İYİMSERLİK ANDI…
Aklımın dinginliğini hiçbir şeyin
bozmasına izin vermeyecek kadar güçlü olmaya,

Karşılaştığım herkesle sağlık,
mutluluk ve başarıdan söz etmeye,

Tüm arkadaşlarımın
kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaya,

Her şeyin aydınlık yüzüne bakmaya ve
iyimserliğimin gerçeğe dönüşmesine çabalamaya,
Yalnız en iyiyi düşünmeye,
yalnız en iyi için çalışmaya ve
en iyiyi beklemeye,

Başkalarının başarısından
kendiminki kadar coşku duymaya,

Geçmişin yanlışlarını unutmaya ve
gelecekte daha büyük başarılara ulaşmak için
var gücümle çalışmaya,

Her zaman neşeli bir yüz ifadesine sahip olup,
selamladığım her canlı varlığa gülümsemeye,

Kendimi geliştirmeye,
başkalarını eleştirmeye
zaman bırakmayacak kadar çok zaman vermeye,

Kaygılanmayacak kadar yüreğim geniş,
kızgınlığa kapılmayacak kadar yüce,
bozguna uğramayacak kadar güçlü
ve üzüntüye kapılmayacak kadar
mutlu olmaya
KENDİME SÖZ VERİYORUM!


Kaynak bilinmiyor




ERTELENMİŞ SÖZCÜKLER

Aralık 14, 2010
ERTELENMİŞ SÖZCÜKLER


Ertelenmiş sözler var dilimde
Buruşmuş bir kâğıdın içinde duygularım.
Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kâğıtta
Hiç bir şey için geç değil belki
Belki, şimdi tam zamanı.
Bir de yürek sözden anlasa...

Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar
Bir kaçış ki, bu insanı kendinden eder
Sorular döner beynimin içinde
Beynin içinde satır satır işlenir duygular
Bir gün sonraya ertelenir hergün.

Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem
Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak
Bir şelale gibi olsam
Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine
Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına
Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa.

Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam
Kendimin kendimle savaşı bu
Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı
Korkularımızın esiri olmuşuz
Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda
Ertelemiş sevdalar yaşarız
Ertelenmiş dostluklar
Ertelenmiş kendini buluşlar.

En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz.
Oysa sevmek, daha kolay gözükür korkmaktan.
Sevsek hesapsızca,
Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri.
Sözcükler aksa billur bir su gibi
Ertelemesek yaşamımızı.

Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar
Bir umut ışığı yanar yürekte
Umudu erteleriz bu sefer
Umudu erteleriz bir sonraki güne.
Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı
Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi
Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.


Gassan SATAR



 

12 Aralık 2010

İÇİNDEKİ 5 DÜŞMANLA YÜZLEŞ !

Aralık 12, 2010
İÇİNDEKİ 5 DÜŞMANLA YÜZLEŞ !


Cesaretle doğmayız ama korkuyla da doğmayız. Bazı korkularımız kendi tecrübe­lerimizden, birinin bize söylediklerinden ya da medyada duyduklarımızdan kaynaklanabilir.

Sabah 2'de kötü bir muhitte yalnız yürümek gibi korkulara hak verilmeli. Ama bir kere bu durumdan kaçınmayı öğrendiğinizde söz konusu korkuyla yaşamak zorunda kalmazsınız. En te­mel olanları da dâhil korkular tutkularımızı tamamen yok edebilir. Korku servetleri, ilişkileri yok edebilir; kont­rol edilemezse hayatlarımızı yok ede­bilir. Korku içimizde pusuya yatmış pekçok düşmandan biridir. İçimizde karşılaştığımız ve acilen yüzleşmemiz gereken diğer 5 düşmanı da tanıyalım:


1- Kayıtsızlık: O sizi yok etmeden sizin onu yok etmeniz gereken ilk düşman... Ne kadar acı bir hastalık! "Aaa, bırak gitsin! Ben kendi başımın çaresine bakarım!" Burada şu problem var: Zirveye tek başına çıkamazsın!


2- Kararsızlık: Fırsat ve girişim hırsızı... Daha iyi gelecek için elinizdeki bütün imkânları çalar. Bu düş­mana kılıç çek ve oku yaydan çıkar!


3- Şüphe: Elbette sağlıklı şüpheciliğe izin var, herşeye inanamazsın ama şüphenin kontrolü ele geçirmesine de izin veremezsin. Pekçok kişi geçmiş ve gelecekten, birbirinden, hükümetten, imkân ve fırsatlardan şüphe eder. En kötüsü de kendinden şüphe eder. Şu kesin: Şüphe hayatınızı ve başarı ihtimalinizi yok eder. Hem cebinizi hem de kalbinizi boşaltır. Şüphe düşmandır. Peşinden gidin, ondan kurtulun.

4- Endişe: Hepimiz bir miktar endişe duymalıyız. Yeter ki, endişenin se­ni fethetmesine izin verme. Bunun yerine uyarmasına izin ver. Endişe faydalı olabilir. Şehrin göbeğinde kaldırımdan inmişsen, bir taksi sana doğru geliyorsa endişelenmelisin. Ama kudurmuş köpeğin köşeye sıkıştırması gibi endişenin sana hükmetmesine izin verme. Endişelerinle başa çıkmak için onları küçük bir köşeye it. Seni teslim almaya geleni sen teslim al, zorlayanı it.

5- Aşırı tedbirli olmak: Bu, hayat karşısında çekingen davranmaktır. Çekingenlik meziyet (Alçak gönüllülükle karıştırılır, ikisi farklıdır!) değildir. Aslında bir hastalık olabilir. Fırsat tanırsan seni fetheder. Çekingenler yükselemezler. İlerleyemez, büyüyemez, pazarda güçlü olamazlar. Aşırı tedbirli olmaktan kaçınmalısın.

Sonuç: İçindeki düşmanları öğrendin. Bunlarla yüzleş ve savaş. Korkularını yen. Seni geri bırakan, hedef ve hayallerinden uzak tutan şeyle savaşmak için cesaretini topla. Hem hayatın hem de elde etmek istediğin şeylerin, olmak istediğin kişinin peşinden giderken cesur olun.


Jim ROHN






....

Aralık 12, 2010
....
Mahşer günü sordular bana dünyada naptın diye.. Hiç düşünmeden seni sevdiğimi söyledim.. O kimdi dediler.. Utandım, sessizce fısıldadım bana bakan iyi yürekli meleklere.. O benim dünyada kavuşamadığım hayalimdi diye..

GERATABA

YÜRÜYEN KELİMELER...

Aralık 12, 2010
YÜRÜYEN KELİMELER...


"Kalmak istemeyen kelimelerin toplandığı bir yer olabilir mi?
Bir kayıp kelimeler krallığı?
Senden kaçan kelimeler, seni nerede bekler?"

Cümleyi oluşturan kelimeler kim olduğumuzu ve ne istediğimizi anlatırlar. Ne istediğimizi küçük yaşlarda, kim olduğumuzuysa ilerleyen yaşlarda ölümün varlığını düşündüğümüzde sorgularız. Bazı kelimelerin eş anlamlıları olabileceği gibi bazılarının birden fazla aynı anlamı da olabilir. Tıpkı Guarani dilinde olduğu gibi; "kelime"nin bir diğer anlamı "ruh"tur. Bu da ağızdan çıkan her kelimenin bir ruhu olması gerektiğini gösterir. Ruhu yoksa söylenen kelimelerin, o kişi ya yalan söylüyor ya da boş konuşarak ruhuna ihanet ediyordur. Hikâye anlatmakta usta olanlar bilirler ki konuştukları dile ait sözcükler o toplumun ve kişilerin hayatını oluşturur. Kelimeler toplumu oluşturur, kişilik yaratırlar. Tarih yazarlar, efsaneler anlatırlar. Kahramanları anlatır kelimeler. Olmasalardı nasıl bilebilirdik sonsuz hayatların, görkemli diyarların ve parıldayan elmasların da bir gün ışıklarını yitirdiklerini.

Kelimeler olmakta olanı anlatırlar ve olacak olanı haber verirler: öfkeli, aşk dolu, tarafsız, hüzünlü ve büyülü kelimeler. Bizi anlatırlar bize, içimizde ve dışımızda olan bitenlerin sözcülüğünü yaparlar. Deli bir trenin önü sıra koşturmak olsa olsa kabustur, gecenin en karanlık uykularında. İyi yapılmış gerilim türü bir filmden bir sahne bazen bellekte kendine yer açabilir. Sahne kendini sürekli tekrar eder. Aynı filmi izleyen başkaları da aynı kabusu paylaşabilir. Halk arasında anlatılan hikâyeler geleneklerine bağlı toplumlarda abartılarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Birçoğumuz bu kabus dolu hikâyelerden ve filmlerden hoşlanırız. Çünkü korku tehdit eder. Kaybetme, yaşlanma ve ölüm korkusu, bunları düşünmek bile acı duymak ve kabus görmek için yeterlidir çoğu zaman.


Eduardo GALEANO 
Çeviren: Bülent Kale
Çitlembik Yayınları


MASUMİYETİ GÖRÜN...

Aralık 12, 2010
MASUMİYETİ GÖRÜN...
Çoğu insan için hayatın en hüsran verici yanlarından biri, diğer insanların davranışlarını anlayamamaktır. Onları "masum" yerine "suçlu" görme eğilimimiz vardır. Başkalarının sadece bize sinir bozucu gelen davranışlarına, yorumlarına, cimriliklerine ve bencilliklerine odaklanmaya pek hevesliyizdir; o zaman da çok bozuluruz. Eğer davranışlara fazla odaklanırsak, insanlar bizi mutsuz ediyormuş gibi görünebilir.

Wayne Dyer bir konferansında şöyle bir esprili tavsiyede bulunmuştu: "Sizi rahatsız eden tüm insanları toplayıp bana getirin. Ben onları tedavi ederim, siz de rahat edersiniz." Elbette, olacakşey değildi bu.İnsanların tuhafşeyler yaptıkları doğrudur, (kim yapmaz ki?) ama buna bozulan biz olduğumuza göre, değişmesi gereken de biziz. Ben burada şiddeti, veya bunun gibi çarpık davranışları kabullenip, hoş görmekten bahsetmiyorum. Önerim sadece insanların
davranışları karşısında daha az rahatsız olmayı öğrenmenizdir.

Masumiyeti görebilmek bir dönüşüm yapabilmenin en önemli gerecidir. Bu dönüşüm sonucu, birisi beğenmediğimiz biçimde davranmışsa, kendimizi davranışın biçiminden uzaklaştırıp, ardında yatana bakabilir ve o kişinin art niyet-sizliğini görebiliriz. Düşünce tarzımızdaki bu küçük değişiklik çoğu zaman bizi hemen halden anlayan bir konuma getiriverir.

Arasıra bana acele etmem için baskı yapan insanlarla çalışırım. Çoğu kez beni hızlandırmak için kullandıkları ifadeler kabadır. Eğer onların sözcüklerine ve ses tonlarına kapılacak olsam rahatsızlık duyarım; hatta, öfkeli karşılıklar verebilirim. Onları "suçlu" olarak görürüm. Oysa, benim acelem olduğu zamanlarda hissettiğim telaşlılığı

hatırlayabilirsem, onların davranışlarındaki masumiyeti görebilirim. En sinir bozucu davranışın ardında bile, anlayış görmek için çırpman mutsuz bir insan vardır.

Bundan böyle ne zaman birisi size tuhaf gelen bir davranışta bulunursa, onun davranışının ardındaki masumiyeti görmeye çalışın. Eğer halden anlamaya hazırlıklıysanız, bunu görmek zor olmayacaktır. Art niyet olmayışını, gördükten sonra da, o davranış sizi artık rahatsız etmeyecektir. Başkalarının davranışına sinirlenmediğiniz zaman da hayatın güzelliklerine odaklanmak çok daha kolay olur.



KAYNAK:
UFAK ŞEYLERİ DERT ETMEYİN - RİCHARD CARLSON..


İNCELDİĞİM YERDEN KOPTUM

Aralık 12, 2010
İNCELDİĞİM YERDEN KOPTUM


İnceldiği yerden kopuyor hayat
Düşüyorum
Düş-tüm.

Dağınıklığımın çatlak sesleri yükseliyor göğe,
Yıldızlar kendini gökyüzüne asmış.
Müstear sevdalar doldurulmuş yüreklere,
Şakağıma dayıyorum mavileri.

Akşam yoklamış olmalı duygularımı.
Bir ölü ne kadar soğuksa, ben de o kadar üşüyorum.
Hayatın gölgesi var bir de kendisi..
Sobelendim !

Gece el sallarken rüyalarıma
Rüzgarların çirkin sesi vuruyor yüzüme.
Fırtınalar koparken alnımın çizgilerinde,
Dört mevsimi bir arada yaşıyor düşüncelerim.
Ve kuşlar intiharları koparıyor gözlerimde..

Beynim İstanbul kadar karışık,,
Karadeniz kadar hırçın.
Zaman tik tak sesleri eşliğinde ninnilerini okurken kulaklarıma,
Sorgusuz gidişlerin, sualsiz kahramanlar yaratıyor..


İsmet BAYGIN




07 Aralık 2010

SUSKUNLUKLARIM SANA GEBE..

Aralık 07, 2010
SUSKUNLUKLARIM SANA GEBE..

Vazgeçtiğimden değil konuşmuyorsam seninle.
Ya da unutulmuşluğundan değildir gözlerine bakmamam.
Sırf sen istedin diyedir sessiz kalmalarım.
Sen böyle mutlu olacaksın diyedir;
Seni görmezden gelmelerim…
Zor olsa da ve dayanmak koysa da,
Bil ki kalbim daima seninledir…
Bedenim belki başka tende solacak,
Aklım ruhuma tecavüzlerde bulunacak,
Ama inan ki göz yaşlarım senin için akacak…

Suskunluğum sana gebe.
Yüreğim sana meyilli.
Ecel terleri dökercesine,
Ruhum can çekişmekte…

Şimdi sorma bana bir şey...
Yine demleniyor sensizlik.
Kör kurşunlar yemişcesine,
İhanet etmişçesine yüreğim,
Her ne kadar seni özlese de,
Dur diyor içimdeki ses;
Dur ve Sus…

Suskunluğum sana gebe.
Yüreğim sana meyilli.
Ecel terleri dökercesine,
Ruhum can çekişmekte…

Ah sevdiğim,
Keşke’lerime sığınmak için çok geç.
Yarınlarımda olmayacağını bile bile.
Sensizliği sevmek bile güzelken;
Var olduğunu bilmek…
Aynı gökyüzünü seyretmek,
Ve belki de sadece düşlerde buluşabilmek.
Bununla yetinip şükredebilmek…

Suskunluğum sana gebe.
Yüreğim sana meyilli.
Ecel terleri dökercesine,
Ruhum can çekişmekte…


Mehpare ÖĞÜT
2010




SÖZCÜKLER HAMALDI TAŞIYAMADILAR SENİ ...(

Aralık 07, 2010
SÖZCÜKLER HAMALDI TAŞIYAMADILAR SENİ ...(


Kelimelere dayanan sözcüklere yeni yükler yükledim.
Sevdayı anlatmak uğruna fırtınalara savurdum kelimeleri…

Yepyeni anlamlar yükledim, hiçbiri anlatamadı gözlerindeki masum güzelliği. Sözcükler hamaldı sevgili taşıyamadılar seni.Geceleri yonttum kalemimle. Karanlıklardan kopardım yüreğimi, mısraları zora soktum her kafiyede sana vardım sevgili. Senli anlamlarda yeniden ürettim, yeniden türettim bakir sözcükleri. Eski anlatıları kırdım her satırda. İmgeleri inlettim.

Her sözcüğü yeniden tanımlarken; ayrılığın bavullarını hazırladım, seninle bağlarını kopardım gitmelerin. Kuşuna dizdim hicranın lugatımdaki her karşılığını. Seni kurşunlayan her terk edişe siper oldu yüreğim. Ayrılığa dair hiçbir sözcük sağ çıkamazdı satırlarımdan.

Dizelerimdeki egemenliğim başlarken kendi dilime ulaştım sevgili. Sevdim bu sevdalı halimi. Gizli dilimdeki tüm harflerim senin yörüngende dolaşır şimdi.

Sözcükler Hamaldı Taşıyamadılar Seni ...

Kelimelere dayanan sözcüklere yeni yükler yükledim.
Sevdayı anlatmak uğruna fırtınalara savurdum kelimeleri…

Yepyeni anlamlar yükledim, hiçbiri anlatamadı gözlerindeki masum güzelliği. Sözcükler hamaldı sevgili taşıyamadılar seni.

Geceleri yonttum kalemimle. Karanlıklardan kopardım yüreğimi, mısraları zora soktum her kafiyede sana vardım sevgili. Senli anlamlarda yeniden ürettim, yeniden türettim bakir sözcükleri. Eski anlatıları kırdım her satırda. İmgeleri inlettim.

Her sözcüğü yeniden tanımlarken; ayrılığın bavullarını hazırladım, seninle bağlarını kopardım gitmelerin. Kuşuna dizdim hicranın lugatımdaki her karşılığını. Seni kurşunlayan her terk edişe siper oldu yüreğim. Ayrılığa dair hiçbir sözcük sağ çıkamazdı satırlarımdan.




Dizelerimdeki egemenliğim başlarken kendi dilime ulaştım sevgili. Sevdim bu sevdalı halimi. Gizli dilimdeki tüm harflerim senin yörüngende dolaşır şimdi.

Hece hece sana yönelince mısralar tüm göstergelerin iç dökmelerinde adın belirir. Sürprizlere dalan her sözcüğün tazelenen anlamları ekmek arası umutla beslenir, her umut sende soluklanır. Benim mülkiyetimdeki her satır senin kimliğinle yetinir.

Karınca gibi koşarken kalemimin ucundaki harfler, her satırım aslında senin yüreğimi fethindir. Her fetih; suskunluğumun, seni beyaz sayfalara perçinlemesidir.

Ufuklara attığım kementlerle yıldızları biriktirdim harf harf. Yarım dilim ay ışığında seni anlatmak isteyen her yazımda kelimeleri sakatladım.

Okkalı anlamlarım olamadı şu fakir kalemimin ucunda. Bir ilmek aradım seni örebilmek için. Seni öremediğim her satır üşürdü sevgili. Açlıkta seninle besledim anlamları, seninle büyüttüm, seninle can geldi, yaşattım sevgili.

Kalemimle kanattığım kan revan ellerimle yüreğimi avuçlardım her gece. Acıların sancısındaki her satır erken doğumdu.

Adını anışımın her çığlığında kulakların çınlamalı yar. Elimi her uzattığımda sana, buzda yalınayak yürüyeceğimizi bilmelisin. Her kayıp düşüşümüzde öznesi değişmeyen neşeli ıslıklar olmalı dudaklarında. Şiirlerimin orta yerinde baygın yatma sevgili.

Hadi kalk. Yıkılacağını bilsen de yardım et mısraların duvarında bir yuva kuralım.

Kabuslarının en derin noktasında boğulurken, bana uyan. Özlemle kapını çalarken yüreğim çiçek açmıyorsa harflerim, kapat yüzüme tüm kapılarını sevgili

Hadi ne duruyorsun aç şimdi kapını aç. Eylül ayındaki sararmış yapraklar gibi düştüm satırlarına. Sonbahara inat rengarenk çiçeklerle geldim buradayım bak.

Bu kof dünyanın duvarlarında yankılanırken sesim önünde selam durdu alfabemdeki harflerim. Sen de katlayıp rafa kaldır anılarını, geçmişteki silik yüzleri at gözlerinden, ölüme gidişlerinden arta kalan küflü valizini göm topraklara.

“Gece denizlere yaklaştığında satır aralarımda göz kırpsın yıldızların.
Gözlerimin tam karşısında gözlerin olmalı.
Ellerini uzat ellerime hadi göç ediyoruz bu dünyadan.
Bizim dünyamız başka sevgili…”


Alıntıdır...