Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

05 Mart 2011

ÜZÜLMEDİM DİYEMEM

Mart 05, 2011 0
ÜZÜLMEDİM DİYEMEM
Ey aşk, yaptığını beğendin mi
Yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen
Ters yakılan sigara, hemencecik söndürülen
Yoksulluk ile vakit geçer mi…

Uyanmış kalmışım, nasıl bir şey bu
Toprağa baktım, yerinde yoktu;
Şiirden aşağıya attım kendimi
Düşerken düşündüm, ölmesem mi.

Anlatıyorum, hiç konuşmadan,
Buğdayın içini dökmesi gibi…

II

Bugün dalgınım, dün de dalgındım
Aç bile değildim aynaya bakmasaydım
Dünden kalmış yemekleri yerken ki gönülsüzlük
Gibi burdayım…

Burayı sevmiyorum, bahsetmişimdir.
Unufak olmak iyidir olmamaktan
Hiç böyle demedim, yarabbim bilir
Bu bozuk güzellik, kalbimi yoran…

Bir sandalye çektim zor günlerin altına
Ah ama,

Kimse yüz vermiyor bana, sandalye bile
Beni çağırıyor, yarım kalan ne varsa
Bana düşüyor, her yağmur tanesini
Suya götürmek, o serin ırmaklara

Öyle ya

Bir almanı herkes tanır, miğferi varsa
Moskofu da tanırlar, yatıp uyumamışsa
Bunları şunun için anıyorum burada
Kim tanır beni, şaşkınlığım olmasa

Bağırıp duruyorum denizin ortasında,
Su buradan ne kadar uzakta…

İbrahim TENEKECİ

 


BİR KIRMIZI LÂLE KOYSAM MASANA!..

Mart 05, 2011 0
BİR KIRMIZI LÂLE KOYSAM MASANA!..
Yanından geçerken pespembe güller atsam kucağına...
Sonra da, bana doğru uzattığın, beyaz bir gülü koklasam avuçlarından;
Ama asıl, teninin kokusunu hissetmek ister gibi!..
.....
Ve bir kırmızı lâle koysam masana...
Ya da sarıp gelinteliyle onu, yerleştirsem vazona;
Adımı “içine” doldurur gibi!
.....
Bir kırmızı lâle koysam masana...
Bir kırmızı lâle koysam;
Ve;
...konuşmasam!..


Muammer ERKUL


 


28 Şubat 2011

ZAMANI DURDURABİLSEK SENİNLE

Şubat 28, 2011 0
ZAMANI DURDURABİLSEK SENİNLE

Zamanı durdurmanın bir yolu olsa, mesela;  sen gelsen dursa zaman.
Hep aynı zamanda ve aynı sevdayla kalsak baş başa.
Dönülmez akşamın ufkundayız değil de;
Yaşamak seninle güzel diyebilsek birbirimize…
Büyümesek ve kalabilsek çocukça;
Yüreğimize ekip birbirimizi,
Kem güzler kuramasa tuzak, nazarlardan uzak,
Ve mutluluğu birlikte yazıp haykırsak dünyaya da,
Bir türlü geçmek bilmese zaman…

Zamanı durdurabilsek seninle,
Yemyeşil bir vadinin tepesinde çiçekler içinde.
Sıradan şeyler olsa hayatımızda, mesela; tahta kaşıklar gibi.
Doldursak suyumuzu bir ağacın kovuğundaki tulumbadan,
Buz gibi soğuk olsa da içmekten alamasak kendimizi…

Sen ve ben olabilsek zamanın birinde bir yerlerde.
Bir ağaç gölgesinin dibinde.
Sen yatmışsın benim dizlerime,
Benim ellerim sende.
Bir türkü dolasak da dilimize;
Anlatabilsek sevgimizi kuşlara, böceklere…

Gün gelip çıksak seninle uzak yolculuklara.
Hiç bilmediğimiz diyarlara uzansak baş başa.
Mola versek yorulduğumuzda
Ve her molada aşkımızı yazabilsek geçtiğimiz yollara…

Sen ve ben olabilsek zamana yenik düşmeden.
Koparmadan sevda çiçeklerini yüreğimizden.
Kavuşabilsek günün birinde
Ve tüketmeden ömrümüzü yaşayabilsek birlikte de;
Zaman içinde yolculuğa çıksam seninle.
Zamanın birinde bir yerlerde sen ve ben olabilsek sadece…


Mehpare ÖĞÜT
2011


SENİ SEVİYORUM

Şubat 28, 2011 0
SENİ SEVİYORUM


Şükredebilmek ne güzel !
Ne güzel birine “seni seviyorum” diyebilmek…
Yokluktan varlığa geçmek gibi,
Düşleri doldurabilmek yüreğine…
Varsın bilmesin sevilen sevildiğini ne çıkar.
Ne yazar senden haberi olmasa.
Görmesen, görmese gözlerini;
Düşmese yüreğine sözlerin.
Halinden anlamasa,
Sormasa, aramasa, tanımasa seni.
Birine “yar” diyebilmek yetmez mi insan olana…

“Seviyorum” seni…
Seni karşıma çıkaran Rabbim’e şükrederek.
Seni sen yapan her şeyi…
Gülüşlerini, iki dudağının arasından dökülen cümleleri.
Ve seni sevmemi sağlayan yüreğimi
Seviyorum en çokta var mı ötesi…

Mehpare ÖĞÜT
2011





SESSİZ ÇIĞLIKLAR - I

Şubat 28, 2011 0
SESSİZ ÇIĞLIKLAR - I

Alıp başımı gitsem kızılın maviyle karıştığı yerlere…
Dalgalar yalasa yüzümü yattığım yerde.
Dokunmasam kimsenin yüreğine ve
Değmese kimsenin eli elime…
Vazgeçsem sevdadan yana her şeyden.
Üzmesem kendimi bir daha bırakıp da aş’ın eline.
Ne yar olsa adım ne de düşsem yar’dan ayrılıp da;
Bir başıma çıkarsam özgürlüğün tadını keyfince…

Mehpare ÖĞÜT
 2011





26 Şubat 2011

SEN BENİM…

Şubat 26, 2011
SEN BENİM…

Sana baktığımda bozuluyor tüm ezberim,
Başka alemlerde yolculuğa çıkıyor yüreğim.
Gözlerim / gözlerinin mahkumu oluyor,
Dudaklarım / dudaklarına pusu kuruyor.
Senin olmadığın bu şehirde,
Bildiğim tüm aşk şarkılarını sana adıyorum,
Yüreğimden yüreğine yollar var sevgili,
Yüreğim bir tek sana meyilli…
Ne zamandı en son sana yazdığım şiir,
Ve hangi arada düşmüştün de yüreğime böylesine sevmiştim.
Hatta hiç görmediğim ama hayalimdeki gibi miydin.
Ve dalgalar vurdukça yüreğimin kıyılarına,
Ilık bir meltem gibi değiyordun gözlerimin ucuna…
Sus’lara karışmıştı sana değen tüm sözler,
Ağlamaklıydı tüm gülüşler.
Ne zaman ki dokunsa senden yana kurulan cümleler,
Lal’den öte her yerde cismin çıkıyordu karşıma…
Ve cam kenarında, yüreğine kesilmiş bir biletle çıktım yola.
Çıktığım yollarda sana kavuşurum umuduyla.
Üşüyen yüreğimdi yokluğunda,
Yokluğuma varlık olasın diye sana,
Bir sen büyüttüm içimde bunca zamandır,
Bunca zamandır bekliyorsam değildir boşuna…
Özlemekse özlemlerin en büyüğü hiç sorma
Ve hatta lafını bile etme bana.
Meydan okurcasına yüklüyüm sana
Ve tuhaf gelecek belki ama,
Senden kaç şiir doğurdum yokluğunda….
Hepsinin adını sevgi koydum senden olma diye.
Ve senin üstüne kayıtlıydı hepsi de..
Gün olurda gelirsin diye
Hiç kötülemedim bir gün dahi olsun seni de…
Çünkü sen benim;
Hayalim / özlediğimsin / beklediğim ve de en çok Sevdiğimsin…


Mehpare ÖĞÜT
2011




VAZGEÇMEYECEĞİM...

Şubat 26, 2011
VAZGEÇMEYECEĞİM...


Ne kaldı elimde hüzünlerden başka,
Yastığıma döktüğüm yaşlar dışında.
Biriktirdiğim ne vardı senden yana,
Yokluğunun verdiği ızdıraptan başka..
Ben yine sana gebeydim oysa,
Gözüm hep yollarda.
Biliyordum ki bitmeyecekti bekleyişlerim.
Olmasan da ben de, ben sendeydim habersizce.
Hasretlik vursa da kapıma kilit,
Dudaklarından dökülecek sevda sözcüklerinden kalsam da mahrum;
Ve her nerede olursan ol,
Bilesin ki ben sendeyim, seninleyim, …
İstemesen bile gitmeyeceğim…
Görmesem bile hep özleyeceğim
Ve gelmesen dahi bekleyeceğim…
Boşuna diyorsan da sevgili,
Sürgün olsa da kalbindeki yerim,
İnan ki vazgeçmeyeceğim…


Mehpare ÖĞÜT
2011





İYİ Kİ BU DÜŞTESİN

Şubat 26, 2011
İYİ Kİ BU DÜŞTESİN

Nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir…

Aşk
ki azar azar benim yerimdir.
Üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam,
gözlerin ey yâr, benim evimdir…

Vurulup düştükçe…
Düştükçe seni sevmekten caymayacağım;
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım…

İyi ki bu sestesin.
Dünyayı ısıtan nefestesin.
Bir haydut gibi gezinirim kapında.
Kalbimde tutuşan ateştesin…

II
Rüzgârlar uğuldar, savrulur gözlerinde.
O rüzgârlar benim rüzgârlarımdır.

Aşk ki azar azar benim yerimdir.
Suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam,
gözlerin ey yâr benim evimdir

İyi ki bu düştesin.
Her sabah ışıyan güneştesin.
İyi ki yoksuluz bulutlar gibi
Bu soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi…

Vurulup düştükçe…
Düştükçe sana koşmaktan caymayacağım.
Gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım…


Yılmaz ODABAŞI




BEN SUSTUM SEN SÖYLE SENSİZLİGİMİ

Şubat 26, 2011
BEN SUSTUM SEN SÖYLE SENSİZLİGİMİ



Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?

Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak”, eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk... / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla... / Taş değil misin ey yâr?



Senai DEMİRCİ...






KARA RIHTIM

Şubat 26, 2011
KARA RIHTIM

Saçların günah koksa
Kirpiklerin ihanetten dökülse
Tırnaklarından yabancı ellerin soğukluğu süzülse
Rıhtımda bekleyenin benim
Yaşarken bahçen
Göçünde mezarın kalbimdir derdin
İçine gömmek için mi kıydın bana
Hiç gelmesen de bekleyeceğim
Güvertelerde uçuşan nice el var
Bana da bir siyah mendil sallayan olur
Bir gün yanlışlıkla
Seni saadet kuşlarının kanadı getirmişti
Leylek gagalarında yaban ülkelere göçesin diye mi
Ruhumun iklimine uysan ne olur
Ben değiştirirdim dünyamı ya da isteseydin
Dileseydin kutuplarda taze hurma toplardım ellerimle
Ekvator damlarından buzlar sarkıtırdım
Gitmek istedin
Ne gönlünün iklimi
Ne ruhundaki mevsimler..
Hepsi bahane, gitmek istedin
Bekleyeni olan rahat gider
Benim de bekleyenim olsaydı rahat giderdim
Nereye..
Senin ülkene.
Hiç dönmesen de bekleyeceğim
Güvertelerde uçusan nice el var
Bir gün bana da bir siyah mendil sallayan olacak yanlışlıkla
Ben.. Ben..
Gözlerim beklemekten kör olmuş
Hasret şarkıları söyleyeceğim iskelelerde..

Zeki MÜREN
Zeki Müren'in Aşkına İthaf ettiği şiir