Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

19 Kasım 2010

SEVGİ...

Kasım 19, 2010
SEVGİ...
Sevmenin ne anlama geldiğini biliyor musun;Yüreğin öylesine neşe, coşku ve şükranla dolar ki artık onu içinde taşıyamazsın ve o senden taşıp çevrendeki tüm ruhlara yayılır; bunun ne anlama geldiğini biliyormusun. Bu kendini iyi hissetmenin ve tüm yaşamla bir olmanın harika duygusudur. Korku, nefret , kıskançlık, haset ve hırs , sevgi olduğun da yok olur, çünkü sevginin varlığında olumsuz ve yıkıcı güçlere yer yoktur. Yüreğin soğuduğunda ve sevgi hissedemediğinde ümitsizliğe düşme; çevrene bak ve sevebileceğin bir şey bul. Bu küçücük bir şey olabilir, ancak o küçük kıvılcım senin tüm varlığını, sevgi içinde bir ateş olana kadar tutuşturabilir. Büyük ve ağır bir kapıyı ancak küçücük bir anahtar açabilir. Tüm kapılar açılana kadar bunu kullanmayı öğren. Hemen şimdi işe olduğun yerden başla. Gözlerini aç, yüreğini aç ve ihtiyacın olanı ve çözümünü gör.



Eıleen CADDY
İÇİMİZDEKİ KAPILARI AÇMAK


16 Kasım 2010

MUTLULUĞUNUZUN DEMİRCİSİ KENDİNİZ OLUN …

Kasım 16, 2010 1
MUTLULUĞUNUZUN DEMİRCİSİ KENDİNİZ OLUN …
Ne kadar da boş değil mi hayat,
Hiçbir şeyle yetinmeyi bilmiyoruz,
Hep her şeyin daha fazlasını istiyor,
Eksik kabul etmiyoruz…

Ya düşlerimiz,,,


Hep bir gün gerçekleşir umuduyla kurduğumuz;
zamana yenik düşen, bir adım bile öteye gidemeyen düşlerimiz.. Sizin de hiç düşleriniz düştü mü yüreğinizden.. Düşlerinizi başkasına sattığınız oldu mu hiç ? Benim düştü, hem de birçok kereler. Ne zaman mutlu olmak adına bir düşüm olduysa gelip yıktılar ve ne zaman aralasam yüreğimi, “sus” dedi birileri…

Hayat her zaman gülmüyordu bizlerin yüzüne. Ve ne zaman gülecek gibi yapsa ağlamak yetişiyordu peşin sıra… Sanki gülsek kıyamet kopacaktı…

Mutluluk haramdı. Ya biz hak etmiyorduk, ya da fazlaydı…

Evet mutluluk haramdı ve hatta yasaktı… Çünkü mutlu olmayı bir türlü öğrenememiştik. Satılan bir şey miydi yoksa doğuştan mıydı bilmiyorduk. O yüzden hep bocalıyorduk. Bir öğreten de olmamıştı ki, “ben biliyorum” diyebileceğimiz… Ne var ki geçen yıllar mutluluğun satılan bir şey olmadığını öğretti bana / bir çoğumuza…

Mutluluk aslında insanların kendi elinde olan bir şeydi…Bunu öğrenmek bir hayli zamanımızı da alsa, aslında mutluluk içimizde bir yerlerde yani yüreğimizdeydi.. Öğrenmek istediğimizde kalbimizin kapılarını aralamak yeterliydi sadece. Seni neyin ne kadar mutlu ettiğinin farkına varabilmekti. Ne bir eksik ne bir fazla.. Her şeyden kararınca, bir parça mutluluk yüklüyse kalbinde dünyanın en zengin insanıydık her birimizde…
Ne yazık ki bir çoğumuz elimizdeki şeylerin farkında değilken ve bir çoğumuz da yoksunken pek çok şeyden, öyle ya da böyle geçtik mutluluk kapısından ya da geçer gibi yaptı mutluluk kapımızdan…
Mutlu olamadığımız zamanlarda ise hep “keşke” leri sığdırdık hayatımıza.. “Keşke” lerle çıkmaya başladık yola. Oysa mutluluğun kitabında “keşke” lere yer yoktu. Bu sadece insanın kendi kendisini kandırmasıydı ve hatta bir avuntuydu sadece… Sanki keşke dediğimizde geri mi dönecekti giden her şey..
Zaman geçtikçe ve hayatımıza giren bu “keşke” lerin sayısı arttıkça öğrendik ki, asıl kaybettiğimiz kaçırdığımız mutluluklardı. Zamanında kıymetini bilemediğimiz, elimizde tutmayı beceremediğimiz. Şimdiyse sadece ardından bakmakla yetindiğimiz…


Hep bekledik mutluluğun kapımızı çalmasını
Oysa tam da yanı başımızdaydı
Göremedik, gördükte önemsemedik
Ve işte bu yüzden mutluluğu hak etmedik


Gerçekten hak etmiyor muyduk yoksa aslında ediyorduk da kıymetini mi bilmiyorduk. Sanki mutlu olan insanlardan ne farkımız vardı bizimde. İki elimiz, iki gözümüz, burnumuz kulağımız hepsi yerli yerindeydi oysa. O halde neden bize gelmiyordu mutluluk. Neden çalmıyordu kapımızı. Ya istemeyi bilmiyorduk yürekten, ya da dilimizin ucundan düşen bir kelimeydi sadece. Belki de o yüzden istemekle niyet arasında bir yerlerdeydi ve işte bu yüzden mutluluk bize istediğimiz zamanda gelmiyordu…

Çok sevdiğim bir söz var ki MARGERET OLİPHANT söylemiş ..Diyor ki “Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın… Ne kadar da yerinde bir söz değil mi.. Demek ki her mutluluk aslında bir acının eseri. Yani mutluluğa erebilmek için hayatın bazı acı yönlerini tatmamız ve olgunlaşmamız gerekiyor. O halde çektiğimiz acılara, sıkıntılara sabrederek ve umut ederek bir gün mutluluğu yakalayabiliriz…

O zaman hayat dediğimiz ve yürüdüğümüz bu yolda hiçbir zaman pes etmemeliyiz. Çünkü bir gün gelecek ve kaçtı sandığımız mutluluk bizim de kapımızı çalacak.. Sadece inanmak, sabretmek yeterli bunun için. Ve de hiçbir zaman hayata küsmemek, küsüp artık her şey bitti dememek gerekiyor. Aslında demiştik ya mutluluk içimizde, mutluluk yüreğimizde. Gerçekten de öyle. Bir aynanın karşısına geçip bakın şöyle bir kendinize ve sorun ben mutlu muyum diye. Ve cevabını verin kendi kendinize.

Bir Alman atasözünde de dendiği üzere “Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir” diyerek kendi ellerinizle kendi mutluluğunuzu yaratın ve yarattığınız mutluluktan birer parça dağıtın sevdiklerinize. Dağıtın ki paylaştığınız her mutluluk parçası geri dönsün size…

Mutluluğunuzun demircisi kendiniz olun !!!....




Mehpare ÖĞÜT
KASIM 2010











VEDA SAHNESİ

Kasım 16, 2010 0
VEDA SAHNESİ
Gidişler hep hüzünlü olmuştur,
O yüzden veda sahnelerini sevmeyişim..
Oysa ki sevdiğindi giden,
Yolcu etmek gerekiyordu giderken,
Ardından yaşlı gözlerle bakarken,
Su döküp yolun açık olsun demekti,
Ve dönmeyeceğini bile bile
Güle güle git, güle güle gel derken…

Tozlu raflardan alıp okumaktı ayrılık şiirlerini
Bir taraftan ağlarken, diğer taraftan ümitti adı
Görmediğin ve gitmediğin bir ülkenin
Yıldızlı şehirlerinde yaşamaktı aşkı.
Kim bilir belki de okuduğun bir romanın
Sayfaları arasında gizlenmişti.
Ve her açışta yaprakları
Dile gelip de her cümlede yaşamaktı aşk’ı…

Bazen de izin vermekti gidene,
Düşünmekti belki de haklıydı diye
Kurduğun hayalleri başka bahara erteleyip,
Kalbinin kapılarına kepenk çekmekti
Ve kısa bir süreliğine de olsa
Evde yokum demekti…

O yüzden sevmem ben veda sahnelerini.
Alışkın olsam da nafile
Kabul etmez yüreğim.
Her gidenin yerine yenisi gelir dense de
Her gelen doldurabilir mi ki gidenin yerini..
Ve ben gitmem bu yüzden gidenin ardından
Gidersem bilirim yıkılacağımı
Elleri üşüyen bir çocuk gibi
Yalın ayak hasret kalacağım düşleri
Ve o yüzdendir ki sevmeyişim veda sahnelerini…


Mehpare ÖĞÜT
2010


ÖĞRENEMEDİK SEVMEYİ

Kasım 16, 2010 0
ÖĞRENEMEDİK SEVMEYİ


Her şeyi öğrendik de bir öğrenemedik sevmeyi.
Ne beklediysek sevgiye dair karşımızdakinden bekledik
Vermeyi beceremedik, hep almak istedik…
Oysa ne güzel şeydi sevmek,
Sevebilmek, kendinden başka birisini de
Hele sol yanındaysa sevilenin yeri
O zaman daha da bir güzeldi
Daha da keyifliydi..
Ama bilemedik kıymetini
Yok ettik kendi ellerimizle
Sevginin de olduk katili…

Aslında zor değildi sevmek,
Sadece açmak gerekliydi kalbimizin kapılarını
Sonsuz bir merhametle yaklaşmalıydık
Ne verirsek onu alacaktık ya
Vermediğimiz sevgiden ödünç alınmazdı..
Karşılıksız olacaktı, dosdoğru olacaktı
Bilemedik, beceremedik, sevemedik
Anladınız değil mi,
Sevmeyi bir türlü öğrenemedik…


Mehpare ÖĞÜT
2010

14 Kasım 2010

ÖYLE ÖZLEDİM Kİ SENİ.....

Kasım 14, 2010 1
ÖYLE ÖZLEDİM Kİ SENİ.....

Ben ki alışkın değilim sensiz uyku tutturabildiğim gecelere,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? Diye.
Ama her defasında senin dışında onlarca kişi görüyorum telefonuma numaralarını cevapsız diye bırakan.

Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan maymunluklarımı…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…

Bu lanet dünyada her geçen gün soğuyor insan hayattan, yaşamaktan.
Çünkü hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor maalesef.
Dünyanın adil olmasını bekliyoruz, hani hiç değilse bize zarar vermemesini, huzurlu olmayı…
Ama sanırım sabır taşı misali, bizi tam ortamızdan çatlatmaya niyetli.

Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden durduk yerde yaş gelmesini…
Neden ağlıyorsun derdin, deli misin sen?
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
Sen olsaydın benim yerimde,
mendil dayanmazdı gözyaşlarını silmene herhalde.

Öyle özledim ki seni aradığımda sesindeki neşeyi…
Kuşum derdin, özledin mi beni derdin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep yemin ederdim.

Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Allah ıma, bir an önce geçsin bu dertler bu sıkıntılar diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.

A kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Batıyor sakalların git kes öyle öp beni derdin.
Öptürmezdin gül yanaklarını sinek kaydı olmadan yüzüm.
Ama geri döndüğümde de kokumu içine çekerek öyle bir öperdin ki beni, hep öyle kalalım isterdim.

Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,

Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerime yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taa içi, öyle özledim ki seni…

Her derdini alırdım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterdim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derdim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…

Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Haydi geri dön artık ta, mutluluktan kes şu nefesimi…



Ömer KÖROĞLU




....

Kasım 14, 2010 0
....


Bir veda hazırladım ikimize... Evet sevgilim, hala ikimiziz ayrılırken bile. Binde bir ihtimal gibi sevdim seni... Gözlerinden kendimi aşağı bıraktığımda artık çok geçti!Gözlerin, içine bir sürü aşk park etmişti.. Sen yeşil ışık yakarken tüm kadınlara... Ben kötü sollama sonucu tam solumdan vurdum kendimi... Kaza gibi sevmiştim seni.....

Küçük İskender

KİŞİNİN DEĞERİ NEDİR ?

Kasım 14, 2010 0
KİŞİNİN DEĞERİ NEDİR ?


Kişinin değeri nedir?
- Aradığı şeydir!

Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın.
Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin.
Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki
Aradığın ancak sensin, sen.

Madendeki inciyi aradıkça madensin.
Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi;
Neyi arıyorsun, sen osun.

Senin canın içinde bir can var, o canı ara!
Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;
Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

Mevlana Celaleddin Rumi



 

....

Kasım 14, 2010 0
....



Gitmeni de istemedim kalmanı da. Gitmen de tüketti yüreğimi kalman da.Hiç ortası olmadı bu aşkın.Varlığında yokluğuna; yokluğunda varlığına ağlattın.

Sevdin mi? Sevmedin mi? Birleştik mi? Ayrıldık mı? Ben hiç bilemedim. Hep iki ayrı noktadaydık biz. Baharda varsan güzde yoktun. Dilde varsan sözde yoktun. Ne başı oldu bu aşkın,ne sonu. Ne gitmeyi bildin nede kalmayı.

Ne gecesi oldu bu aşkın,ne de sabahı. Ne güneşi bildik ne de ayı. Bu aşkın hep bir yarısı eksikti.Çok tökezledik biz bu aşkta. Ne düşmeyi bildik ne kalkmayı.

Ben geldikçe sen, sen geldikçe ben kaçtım. Oysa biz ne kalmayı bildik ne de kaçmayı..........
 
 
 
 

GELDİM İŞTE

Kasım 14, 2010 0
GELDİM İŞTE
Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte
Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana
Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller

Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu

Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye
Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi
İntiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin
Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları

Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik
Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur
Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı
İstersen yok say bunları tespih de yapabilirsin

Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu

Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda
Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir
Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu
Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan
Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana
Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil

Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu



Ahmet TELLİ


13 Kasım 2010

ESKİSİ GİBİ YENİDEN…

Kasım 13, 2010 0
ESKİSİ GİBİ YENİDEN…


Öyle bir vuruyordu ki gecenin soğuğu yüzüme.
En çok da üşüyen kalbime.
Gözüm koltukta duran örtüye ilişti
Alıp üstüme örttüm ama nafile,
Kalbim üşümeye devam etti.
Sonra yaşanmışlıklarım geldi aklıma
Maziye takılı kaldım bir anda..
Ve sen geri döndün bana
Yıllar öncesinden sanki hiç gitmemişçesine,
Sevdim dediğin günlerden koşarak hem de.
Kalbim ısınmaya başlamıştı
Örtüyü attım üzerimden,
Sen sarılınca bir sıcaklık bastı
Mutluluktan ağlamaya başladım yeniden…
Sen unutmadım diyordun
Bense hep sevdim
O zaman niye ayrılmıştık biz
Sebebi yoktu, bahanesi çoktu
Boşa geçmiş yıllar kalmıştı aramızda
Sessizleştik birden
Yaşlarımız karıştı birbirine
Ellerimiz kenetlendi
Ne sen cevap verebildin ne de ben
Asılı kaldı aramızda bu soru böylece
Belki de anlamı kalmamıştı cevabın
Sen ve ben , ben ve sen
Eskisi gibi yeniden….


Mehpare ÖĞÜT
2010