Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

23 Ocak 2011

SENİ SENSİZ YAŞAMAK DA GÜZEL !...

Ocak 23, 2011
SENİ SENSİZ YAŞAMAK DA GÜZEL !...

Seni düşünmek güzel şey yormuyorsun beni.
Gözlerin gelince aklıma,
Bir gülümseme yayılıyor yüzüme;
Bir de kalbime ansızın düşen ürperti.
Seni seviyorum, seviyorum diyebilmenin tadına vararak,
Özlüyorum seni, özlemenin anlamını daha bir kavrayarak.
Seninle öğreniyorum aşk’ı sil baştan,
Ayrılığı, acıyı, kavuşmayı,
Unuttuğum ne varsa sen de yaşıyorum tüm duyguları…
Varsın olsun bu kış da yağmasın kar,
Gönlümde çoktan açmışken baharlar..
Yüreğim üşüse bile sensizlikten
Aşkınla ısıtmayı bilirim ben.
Ellerim boşsa ne çıkar,
Hayalini kurarken ben.
Saçlarıma dokunmasan ne yazar,
Uzaklardan gelen teninin kokusu varken.
Yanımda olmasan ne olur,
Yüreğimde varken sen..

Seni düşünmek güzel şey;
Bir güne sığdıramadığım kadar büyüksün bende.
Seni sevmek güzel şey;
Hiç sevmediğim kadar.
Seni beklemek güzel şey;
Gelmeyeceğini bile bile..
Ve seni sensiz yaşamak;
İnan ki bir ömre bedel…


Mehpare ÖĞÜT
2011



BAZEN...

Ocak 23, 2011
BAZEN...

Bazen hiç dediğin anda her şey vardır
Ya da her şey dediğin anda hiçbir şey yoktur etrafında…
Gün gelir ağlarken gülersin ansızın
Ya da ansızın gülersin ağlarken hayata…
Yalnızlık kader değildir aslında,
Kader olan senin seçimindir aslında.
Ya da kaderine razı gelip de yaşamaktır yalnızlığında…
Eğer ki seviyorsan büyüksündür bu dünyada,
Ya da büyüksündür de sevmiyorsundur asla…
İnkar etmek ne fayda,
Ya varsındır ya da yoksundur,
Ya seviyorsundur ya da sevmiyorsundur,
Mühim olan insan olabilmektir bu dünyada…



Mehpare ÖĞÜT
20011

 




SEN VARDIN ASLINDA AMA YOKTUN BU ŞEHİRDE.

Ocak 23, 2011
SEN VARDIN ASLINDA AMA YOKTUN  BU ŞEHİRDE.

Kaybetmek değildi beni korkutan,
Bir daha tutulamamaktı yakalamışken aşk’ın ucundan…
Düş’lere dalmak varken hasretliği çekmekti üzücü olan.
Sen varken canım diyememekti yüreğimi yakan…
Geceyi sensiz yaşamaktı bir başına ve sessizlikte,
Haberin yoktu ya vurulmuştum sana bir kere.
Öpüp de yatıyordum her akşam resmini de.
Sen vardın aslında ama yoktun  bu şehirde…

Kızılcık şerbeti içmişçesine ve kan kusarcasına,
Seviyordum işte seni her şeyi göze alırcasına.
Ağlamak bile güzelleşirken böylesine,
Yalvarmak gerekseydi inan yapardım onu da.
Sevmek vardı dönmek yoktu ama,
Sözlerim kafi gelmedi sana, yetiremedim hiçbir cümlemi de,
Sen vardın aslında ama yoktun bu şehirde…

Seni bekleyerek geçirdiğim her günün hesabını
Takvimlerden sor istersen.
Gözüm yollarda kalmışken,
Sevdanın hasret çekmek olduğunu öğrenmişken bir de seninle,
Ve geceyi sana yazdım diyerek ezberlemişsem adını da,
Özlemlerimi de katıp uykunun peşi sıra,
Rüyalara dalmışım sensiz alemlerde.
Bir ihtimal de olsa görürüm umuduyla…

Sen vardın aslında ama yoktun bu şehirde.
Bense vardım ama yoktum asıl sende.
Hangisiydi mühim olan; senin olmaman mı benim var olmam mı;
Çözemedim her nedense..
Vardık ikimizde aslında olamasak da yan yana,
İyi ki de vardın; ya olmasaydın aklımda,
Ya düşmeseydin yüreğime…
Ben nasıl sevebilirdim bir başkasını böyle…
İyi ki de vardın
İyi ki de sevmişim seni delicesine,
Hadi deli olmadım tamam anladık ama,
Sevdim işte anlasana; su gibi, ekmek gibi , hava gibi muhtaç olurcasına…



Mehpare ÖĞÜT
2011



22 Ocak 2011

SEN KİM SEVMEK KİM...

Ocak 22, 2011
SEN KİM SEVMEK KİM...


Üşüyen ellerimdi, kırdığın kalbim…
Yetmedi mi çektirdiğin.
Verdiğim aşk’a beddua edemem,
Sevmeyene zorla sev diyemem…
Umut vermişsen, sevmişsem suç yalnız benim mi !
Sevmeyip de seviyorum diyen asıl suçlu değil mi !
Sana son sözüm çeki düzen ver kendine,
Sevmediğin birine asla yalan söyleme.
Madem söylüyorsun rolünü iyi yap da;
Anlamasın sevilmeyen sevmediğini de…
Kırılmasın onun da kalbi böyle,
Ve sakın ardında bırakma gözü yaşlı birini.
Bu dünyada olmasa bile diğer tarafta,
Bir ah edilir ki kurtaramazsın kendini…
En iyisi mi sen vazgeç bu işlerden.
Anlamadığın da belliydi zaten.
Sen kim sevmek kim be güzelim,
Senin gibi yüzlercesi varken...

Ben Yusuf’u aramaya gidiyorum.
Sakın ola Yusuf’um deyip de ardımdan gelmeye kalkma;
Artık inanmam sana !...



Mehpare ÖĞÜT
2011





BİR LEYLA DÜŞLEMESİDİR AŞK

Ocak 22, 2011
BİR LEYLA DÜŞLEMESİDİR AŞK


Yanmaktır bir gülün kırmızısında türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için.
Yusuf esrarını gizleyen ebedi iffetti.

Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı ab-ı hayattı aşkı filizlendiren.

Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.

Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya Şirin’e Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.

"Aşk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git âşık ol da gel aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi olsa yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.

Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.

Sonu "kaf"la biten "aşk"ta kalb vardır. Kaf kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır ceset kalır madde kalır.

Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar çöl değil. Oysa aşk çölde haz verir insana. Kalb çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı cânân adı can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan aslında Leyla’dır buseler konduran.

Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz ceylanların gözlerini öpemedik bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.

Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü.
Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.

Oysa varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake…" hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı göklerde yan yana asılı adı vardı.

Aşk medeniyetinin sevda pazarında gönlümüzü bir Leyla’ya son Leyla’ya en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.

"Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgili. "Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular." Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık benlik libasından sıyrılır. "Sen’im" der. Vahdete adım atar bırakır ikiliği küfrü bırakır çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.

Ebedî aşkı arzulayanlar sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.

Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuşların ötüşünde güllerin kan kırmızı kıvrımlarında göğün mavisinde ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar düşer toprağa. Toprak Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur…

Mecnun’a adını sorarlar Leyla der. Geldiği yeri sorarlar gideceği yeri sorarlar yine Leyla hep Leyla der. Hep aşk…

Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk kar beyazı vefalar saklar bağrında.

Yüreğine yasak koyanlar vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.

"Cennet gözlüm" dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza…

"Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili Sevgilim!" deyip düşüp de peşine tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün… Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından paslı vicdanlara bir hançer gibi saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?"

Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır



Alıntıdır…



....

Ocak 22, 2011
....


-Seni seviyorum, inan bana…
-Beni sevdiğine dair kanıt göster.


-Kanıt inancı öldürür.
Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin.
Ben “seni sevdiğimi bilmeni” değil, “seni sevdiğime inanmanı” istiyorum..

-Neden?-
Çünkü bilmek beyinle inanmak kalple yapılan iştir.

Kalbini beynine tercih ederim.

- Sevdiğime ithafen.. -


Alıntıdır...


BEKLEYEN

Ocak 22, 2011
BEKLEYEN

Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü,
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
Bana kalacaksın yine son günü.
Ölürsün… Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye,
Toprağında bir taş olur, beklerim…


Necip Fazıl KISAKÜREK









GİDİŞİNİ ANLATIYORUM

Ocak 22, 2011
GİDİŞİNİ ANLATIYORUM


Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
Saçlarını, gözlerini, ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun

Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

Ne gelirse onlardan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş


Rıfat ILGAZ





 

EY BALÇIK DÜNYA

Ocak 22, 2011
EY BALÇIK DÜNYA


Seni bildim bileli,
ey balçık dünya,
başıma nice belâlar geldi,
nice mihnet, nice dert.
Seni sırf belâdan ibaret gördüm,
seni sırf mihnetten, dertten ibaret.

İsa’nın yurdu değilsin sen,
yayıldığı yersin eşeklerin.
Nerden tanıdım seni bilmem ki,
nerden parçası oldum bu yerin,

Bana vermedin bir yudum tatlı su,
sofranı yaydın yayalı.
Elimi ayağımı bağladın gitti,
elimin ayağımın farkına varalı.

Bırak da bir ağaç gibi
yerin altından çıkarıp ellerimi
sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım,
uzayıp gideyim bâri.

Ey çiçek, dedim çiçeğe,
dedim, bu küçük yaşta sen,
neden ihtiyar oldun bu kadar,
dedim, nasıl oldu bu böyle?

Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek,
sabah rüzgârını tanıyalı,
hep yukarlara doğru çıkar
yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı.

Şunu da söyledi çiçek:
Madem aslımı tanıdım,
madem yersizlik âlemi aslım,
artık bana tek bir şey düşecek:
Yücelip aslıma gitmek.

Sus yerter artık,
var git yokluğa haydi,
yoklukla yok ol.
Git, yokluklardan tanı
yokluktan var olanı.



MEVLANA CELALEDDİN RUMİ





18 Ocak 2011

ÇOK DEĞİLDİ İSTEDİĞİM, TEK İSTEĞİM "SEN"DİN ASLINDA…

Ocak 18, 2011
ÇOK DEĞİLDİ İSTEDİĞİM, TEK İSTEĞİM "SEN"DİN ASLINDA…

Sadece sevilmek istemiştim, vara vara tadına.
Uzun uzun gözlerimde kaybolan birini hayal etmiştim,
Hayaline ortak olarak…
Çok değildi isteklerim aslında,
Herkes gibi herkes kadar sevilmek adına..
Gelip geçen şu kısacık ömre bir sevda sığdırmak kadar..
Sıcak bir el istemiştim hep,
Sıcak bir yürek benimkine eş..
Ve mutluluktu tek beklentim;
Öyle üç-beş günlük değil, seyirlik değil
Bir ömürlük, bir yastıkta geçecek kadar..
Ya şimdi, toz pembe hayallerden dönmek kaldı geriye.
Yıllara sığdıramadığım hayallerim,
Boş kalan ellerim ve üşüyen yüreğimle,
Ümidin adres değiştirdiği bir şehirdeyim..
Hava soğuk,
Ne kadar sıkı giyinsem de üşüyorum.
Sen yoksun, hayallerim yok, ümidim yok…
Tek avuntum düşlerim..
Ya bir gün onlarda terk ederse,
Onlar da alıp başını gitmek isterse,
Gitmesinler ne olur, bari onlar bırakmasın beni.
Bu ayaz Ankara akşamında ;
Düşlerimle birlikte ısınayım yeter ki.
Adınla başlayan bir şiir yazarım belki de
Ve mutluluğun resmini çizebilirim aklıma düşersen yine.
Şimdi yanımda olmasan da, yüreğinde olmasam da;
Senli günleri düşünerek avunayım bırakta…
Belki gün olur kapım çalınır,
Gün olur telefonum;
Ararsın, ararım ne de olsa hatır var aramızda.
Oradan buradan konuşurken bize gelir belki de sıra.
Özlemekten, yalnızlıktan,
Kavuşmaktan bahsederiz;
Keşke hiç ayrılmasaydık deriz belki de.
Bir şans deriz,
Son bir şans daha …
Kim bilir günün birinde belki de;
Gerçek olur hayallerimizde…
Sevmek istemiştim sevilmek kadar,
Bir çift sıcak göz ve sıcak bir yürek benimkine eş.
Ve mutluluktu tek beklentim,
Herkes gibi herkes kadar sevilmek adına.
Çok değildi istediğim, tek isteğim sendin aslında….


Mehpare ÖĞÜT
2011