Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2011

● CESARET ●

Temmuz 26, 2011 0
● CESARET ●
İki gönül buluştuğunda sevgi oradadır. Ve sevgi simyasal bir olgudur; tıpkı hidr...ojen ve oksijen bir araya geldiğinde su gibi yeni bir şeyin yaratılması gibi. Hidrojenin olabilir, oksijenin olabilir ama eğer susamışsan bunlar hiçbir işine yaramayacak. İstediğin kadar oksijene, istediğin kadar hidrojene sahip olabilirsin ama susuzluğunu gideremezsin.

İki gönül bir araya geldiği zaman yeni bir şey yaratılır. Bu yeni şey sevgidir. Ve tıpkı su gibi, birçok hayatın susuzluğunu giderir. Birden doyarsın. Bu, sevginin görünür işaretidir; sanki her istediğini elde etmiş gibi tatmin olursun. Artık ulaşılacak bir hedef kalmamıştır; amacına ulaşmışsındır. Başka bir hedef yok, yazgını gerçekleştirdin. Tohum bir çiçeğe dönüştü, mutlak olgunluğuna erişti.

Sevginin görünür işareti derin bir tatmin hissidir. Bir insan sevdiği zaman derin bir tatmin yaşar. Sevgi gözle görünmez ancak kişinin çevresindeki o huzur, derin tatmin duygusu görünebilir… her nefesinde, her hareketinde tüm varlığı mutluluğa ulaşmıştır.

Sevginin seni arzusuz yaptığını söylersem şaşırabilirsin ama arzu tatminsizlikten ortaya çıkar. Sahip olmadığın için arzularsın. Arzu edersin çünkü eğer o şeye sahip olursan seni tatmin edeceğini düşünürsün. Arzu, tatminsizlikten ortaya çıkar.

Sevgi olduğu zaman; iki gönül buluşup, kaynaşıp, bütünleştiği zaman yeni bir simyasal nitelik doğar ve tatmin oluşur. Sanki tüm varoluş durmuş gibidir, hareketsiz. O zaman yaşanan an, varolan tek an olur. İşte o zaman “Bu pasta çok lezzetli” dersin. Sevgiyi yaşayan bir insan için ölüm bile herhangi bir şey ifade etmez.

OSHO


ROTAM OLDU GÖZLERİN

Temmuz 26, 2011 0
ROTAM OLDU GÖZLERİN
Kör bir akrep zehrini zerk etti yüreğime, aşkın oldu panzehiri
Dağladı sonsuz acılarımı zaman, örümcek ağında oldum talan
Gecemin tarlalarına şiirler ektim, yıldızlaradır hep merhabam
Bütün mutlulukların ‘keşke’ kapsülünde erir hep sevdayla insan

Omuzlarındaki yüke aldırmadan hep aynı doğruya kırılı bu yaşam gemisinde ara sıra denizi izliyorsun sen. Dalgaların hırçın vuruşlarıyla sular çarpıyor yüzüne. Aynı gemideyim ve seni özlemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Gülüşlerini ısıtarak her gün ziyafet çekiyorum bu kahrolası labirentte. Sesinden uzak duruyor, ama yüreğinin gümbürtüsünü içimden atamıyorum.

Güneşe simit asıyor bir çocuk, yağmurda ıslanmayı düşleyerek. Soyunup denize bakıyor bir adam, aşkını özleyerek. Son umudunu denize düşürüyor ıslak bir tebessümle. Çığlığını dinliyor martıların yüreğindeki kutsal sessizliği dinleyerek. En bilinmez duruşların ütopyasında bir adam yüreğinin gümbürtüsüyle bembeyaz karları çiğniyor, uzak kentlerde sevdanın ellerini tutacağı günü bekliyor.

Yaşamın ve hayatın en büyük tadını tarayarak, yüreğinin en sağlam yapı taşını al kucağına şimdi. Bizi sürükleyen dağ rüzgârına siper et gönlünü. Bu rüzgârın kollarındayken her şey ne kadar hülyalı, ne kadar pembe olsa da nereye götürecek, nereye atacak bizi bir kere sor kendine. Günler ince bir sol ağrı gülüm işte. Bu zorlu sevdada, bu karmaşık aşk tufanında bulutlarımız asla yatak olmaz hazin sevgimize.

Düşüncelerinin en koyu ışığıyla senin ruhundayım günlerdir. Aynı tabaktan yiyor, aynı bardaktan sular içiyoruz. Her anımızda birbirimizi hissediyor, aynı duygularla dans ediyoruz. Sen ve ben yorgun bir akşamın kucağında hep aynı sevdayla aşkın duasına duruyoruz. Bütün alametlerin derbeder duruşlarıyla bir sel çeker bizi birbirine. Akıntıda sürüklenen bir dal gibi, yatağını arayan bir su gibi kendi bozkırlarımızı arıyoruz.

Bu gecenin düş tarlasına aydınlık gülüşlerini ektim sevdayla. En koyu renkleri sürdüm gözlerine aşkla. Bu gece yıldızlar seçtim gökyüzünden sana vefayla. Avuçlarını hissedeyim diye. Ay düştü toprağa, ısındı yatağım dilindeki gülüm şarkısıyla. Yangınım dağlarına sıçradı, yankım kulağında çınladı. Bu gece biz sustuk, bizim yerimize dinlediğimiz şarkılar ağladı.

Bütün gelişlerin ruhumuzda araladığı dalgalarla yıkarız biz yüzümüzü her sabah. Güneşi alırız gönlümüzden içeri ve arada bir yağmur yağar. En güzel bakışa, en kutsal gülüşe bir sevda şiiri olurum o an. Mevsimlerin geniş yatağına serilir tutkuyla çarşaflar. Bedenimiz acıkır birbirine, dudaklarımızdan kopar fırtınalar. Tenimizin tuzuyla kaynar en harlı kazanlar ve başlar sonra sevişmenin en ölümsüz dansı.

Derin bir uğultu sızıyor rehinlere bıraktığım isli lambalarımdan. En tanımsız kırılmaların rüzgâr kepeneğinde bir haller oluyor ağıtlarıma. Kaç isyan doldurdum, nice isyanları söndürdüm bu yürekte, kimi yürüdüm yalın kılıç aşka, kimi güller serptim kanla sulanan uçsuz bucaksız ovalarına. Kuşkularıma kanlar yürürken tenimi sıkan halatlarda direncimi çözdüm, umudun ve sevdanın en ölümsüz şiirlerini çiçek çiçek dizdim.

Biliyor musun, uzun bir hikâyenin hatıra tepelerinde sesinde titrerken gecenin düşü, beni gözlerinin duldasında konukla yeter. Oturdum sevincinin sofrasına ey ruhumun sahibi. Bütün zamanların coşkularını çağırıyorum sana, bütün günahlardan arınıp halaylara duruyorum seninle. Sessiz ve habersiz geçmiş bütün baharlar, ıhlamurlar kaç mevsim sensiz çiçeklere durmuş ve kaç yastıkta sensiz gözyaşım kalmış bilir misin? Öyleyse, gel yelken aç ruhundaki gemilerle, hevesim ol, tutkum ol, bir destan gibi şu isimsiz şiirlerime dol.

Bu çırılçıplak, insanı yiyip bitiren düş sahralarında her gece yıldızlara bakıp karanlığa gizlenen, şafağa sevinmek yerine karmaşık bir dünyanın haline ağlayan, kötürüm bir aşkla sevgisizliğe ağıtlar yakan insanlar topluluğuyuz biz. Deştikçe kanayan, kanadıkça kendini yeni afetlere salan ihanet izdüşümleriyle ne olur sevginin hırkasını çıkarma bedeninden. Yasak titreşimlerle gün yüzüne çıkardığın kalp atışlarımla sana sonsuz bir ateşle bağlanmışım işte. Gül sesinle çınlıyor kulaklarım, amber nefesinle tamlanıyor şiirlerim.

Bil ki, sen ruhumun zulasındaki en vuslat gökyüzü. Alaturka bir şarkıda topraklarımda güller büyür, soluğunun neminde yüce dağlarımın karı erir. Gözlerinin ırmağında yeryüzünün bütün canlıları beslenir. Bütün harfler seni yazar, saçlarının her teliyle bağlanır en leylim sevdalar.

Senin için bir düş mendili astım yaşlı gövdeme. Yaprakları rüzgâra direnirken dallarımızın, ben senin için toprağımı deştim. Ay vurmuş yüreğimi bir zaman, gecenin nuru yağmıştı bir mevsimde sızı bırakan. Sular hızlı yürüyormuş oysa, sevda denilen sanki eskiyen, tozlanmış bir hazan. Dal küsmüş gövdeye gülüm, aşk bildiğin gibi işte, eski tas, eski hamam.


Selahattin YETGİN






ZAMAN KİMSEYİ BEKLEMEZ...

Temmuz 26, 2011 0
ZAMAN KİMSEYİ BEKLEMEZ...

Uzun bir sure guzel hayat baslamak uzere diye dusundum. Gercek guzel hayat!
Ama hep bir engel daha vardi onde. Oncelikle yapilmasi gereken bir sey, bitmemis bir is, tamamlanmasi gereken bir hizmet,odenecek bir borc...
Hemen sonra guzel hayat baslayacak. Sonunda uyandim ki, hayat zaten bu engellerdi. Bu perspektif, mutluluk icin bir yol olmadigini, bilakis mutlulugun kendisinin asil yol oldugunu gormeme yardimci oldu.
Oyleyse yasanan her anin keyfini cikarmali, ve bu anlar, paylasilacak ozel biri ile gecirildiginde daha da cok keyfi hissedilmeli.
Zamanin kimseyi beklemedigini unutmamak lazim.
Oyleyse; okulun bitmesini, okula gitmeyi, on kilo vermeyi, 6 kilo almayi, cocuk sahibi olmayi, cocuklarin buyuyup evden ayrilmalarini, ise baslamayi, emekli olmayi, evlenmeyi, bosanmayi,
Cuma aksamini, Cumartesi sabahini, yeni araba-ev almayi, yeni araba ve evin borcunun bitmesini, bahari, yazi, sonbahari, kisi, ayin birini, onbesini, sarkinizin radyoda cikmasini olmeyi, yeniden dogmayi beklemeyin daha fazla mutlu olmak icin.
Mutluluk bir hedef degil yoldur.
Paraya ihtiyaciniz yokmus gibi calisin,
Hic incitilmemis gibi sevin,
Kimse seyretmiyormus gibi dans edin.....

Alfred D. SOUZA






23 Temmuz 2011

'' SEVME SANATI ''

Temmuz 23, 2011 3
'' SEVME SANATI ''

"Sevgi bir etkinliktir, edilgen bir durum değil; bir şeyin içinde olmaktır, o ...şeye kapılmak değil; öncelikle vermektir, almak değil.
Sevgi bir kişinin bütünlüğünü ve
bireyselliğini yitirmeden diğer bir kişiyle veya şeyle birleşmesidir."

Acaba gerçek sevgi nedir?
Sevgiyi aşık olmak sananlar yanılıyorlar; çünkü gerçek sevgi, bir gün sahip olunan diğer gün olunmayan bir şey değil.

Böylesi sevgi değil, ancak heyecan olabilir.
Sevgiyi, kendini feda etmek sananlar da yanılıyorlar; çünkü gerçek sevgi,seveni ve sevileni birlikte yüceltip geliştirdiğinde sevgi olma niteliğini kazanıyor.
Kişilerden birisinin kendini feda etmesi sevgi maskesi altına gizlenmiş kendini tatminden başka bir şey değil.
Sevgiyi bağımlılık sananlar da yanılıyorlar; çünkü ancak her birimiz kendi başımıza yaşayacak güçte olup da birlikte yaşamayı seçtiğimiz zaman,birbirimizi gerçek anlamda seviyoruz demektir.

Gerçek sevgide, özgür irade her zaman ön planda yer almalı; aksi halde sevgi ancak ekti belirtisi olabilir.Sevginin yalnızca bir duygu olduğunu sananlar da yanılıyorlar; çünkü gerçek sevgi sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir eylem.

Zira ancak gerçekten sevdiğimizde, dikkatimizi sevdiğimiz kişi veya şeye yönlendirerek, çaba ve emek harcamaktan kaçınmayız.

"Gerçek sevgi, sonunda ayrılık var gibi görünse bile, insanın sevdiği kişiyi mutlu olacağı yere doğru uğurlamaktan çekinmemesidir.Eğer kişi sevdiğini uğurlamaktan çekinir ve sahiplenmeye kalkarsa, kendine hizmet etmiş olur."

Bir düşünür şöyle demiş:
"Bir daire çizmiş ve beni dışarı atmıştı !
Ama 'sevgi' ve ben, daha büyük bir daire çizdik ve onu içeriye aldık."

Daha, daha büyük sevgi daireleri çizelim; insan hayatında sevgiden daha güçlü bir enerjinin varolmadığının bilincinde olarak, varolan her şeyi, varlığımızın tüm gücüyle sevelim.
Kalplerimizdeki sevgi çiçeklerinin,vazolarımızdaki çiçekler gibi solmalarına, kuruyup yok olmalarına izin vermeyelim.


Erich FROMM


KAYBEDİLENLER

Temmuz 23, 2011 1
KAYBEDİLENLER

Bir gün insan "virgül"ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve... basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti.

Bir başka gün ise "ünlem" işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.
Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.

Bir süre sonra da "soru işaretini" kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı.

Birkaç sene sonra "iki nokta üst üste" işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.

Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri" kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.

Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi.


A. KANEVSKY


OLGUNLAŞMAK

Temmuz 23, 2011 1
OLGUNLAŞMAK


İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hay...atından atmak istiyorsun.Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan... yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.

Ben demiştim sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor..

Can YÜCEL


19 Temmuz 2011

YİNE SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM BİR VAKİT…

Temmuz 19, 2011 0
YİNE SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM BİR VAKİT…
Kanatırcasına öptüğüm dudaklarının hayaliyle yanıp tutuşurken ben, gözlerimden bir an olsun gitmeyen hayalinin yangınıyla geçiriyorum günlerimi… Sana meyil vermiş bu yürekte tarifi imkansız acılar çekerken, ruhumu kemirip bitiren bir duygunun esiri olmuşum şimdilerde. Ne tarafa baksam yüzüme vuran yüzünün aksi, şarkılardan dilime nakaratlar halinde düşen sevdanın sarhoşluğunda, gecesi gündüzüne karışmış berduş misaliyim ve bu halimle daha ne kadar yaşarım ve ne zamana kadar böyle devam edebilirim, hiç bilmiyorum inan ki !...

Yaşıyorum bir şekilde ve adına her ne kadar yaşamak denilirse. Senden öncesi ve sonrası diyerek ayırdığım bir hayatın inişli çıkışlı yollarında atarken adımlarımı, görüş gününü bekleyen bir mahkum misali, sürgünlerdeyim… Ve henüz kesinleşmeyen cezamla, kaybetmeden ümidimi yaşamaya devam etmekteyim.

Oysa herkesten daha çok ve yegane beklentimin sevmek ve sevilmek olduğu yürekte, romanlardan alıntılanmış ama kendi cümlelerimle kurulmuş doludizgin bir hayatı yaşamaktı tek arzum ve de ben ne zaman niyetlendiysem bir sevdaya, önüme çıkan engeller mani olmak adına ellerinden geleni yaptılar, düşlediğim sevda ulaşmadan yüreğime daha.
Ve şimdi sen ve ben, belki de farklı dünyalara ait iki yüreğin yanlış zamanlarda bir araya gelmesi sonucu, henüz başlamadan biten bir düş’ün kahramanlarıydık. Ne zaman bir gölge gibi düşsem sevdanın peşine ya çok yorgun ya da çok korkuyordum. Belki de çok seviyordum ama karşılığını alamıyordum…

Zaman hızla geçerken ve belki de gördüğümüzü sandığımız, asla farkına varamadığımız ve belki de yüreğimizin asıl hak ettiğini elimizin tersiyle itip de bir köşeye, yanlış zamanlarda seçtiğimiz yanlış insanlara açıyorduk kollarımızı. Ve hal böyle iken gözlerimizden mutluluk yerine hüzün yaşları eşlik ediyordu yüreğimize. Belki de bu oyunu beceremiyorduk ya da kuralına göre oynayamıyorduk. Kim bilir belki de oyunda ki yanlış bendim, olamaz mı, elbette olabilir.
Sonuç ne olursa olsun her ikisinde de mağlup olan yine biz yani sevenler oluyorduk ve hep de kaybediyorduk bu oyunda…



Sessiz ve bir o kadar da sıcak gecenin koynundan süzülüp de satırlara düşen yüreğimin sesinden…
Saat gece yarısını çoktan geçmişken……….

Mehpare ÖĞÜT
TEMMUZ 2011

15 Temmuz 2011

BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT / YAŞLI VE GENÇ KADINCIKLAR ÜZERİNE

Temmuz 15, 2011 1
BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT / YAŞLI VE GENÇ KADINCIKLAR ÜZERİNE
Kadınlara mı gidiyorsun ? Kırbacını unutma !

Bugün güneşin battığı saatte bir başıma giderken yolumda, yaşlı bir kadıncağız çıktı karşıma ve şöyle dedi gönlüme : 'Çok şeyler söyledi Zerdüşt, biz kadınlara da; ancak tek bir söz söylemedi, kadınlar hakkında.' Ben de yanıt verdim ona : 'Kadınlar hakkında sadece erkeklerle konuşmak gerekir.' 'Benimle de konuş' dedi yaşlı kadın, 'söylediklerini hemen unutabilecek yaştayım ne de olsa.' Ben de kırmadım yaşlı kadıncağızı ve şöyle söyledim ona: Kadındaki her şey bir bilmecedir ve kadındaki her şeyin tek bir çözümü vardır; hamilelik denir buna. Erkek bir araçtır kadın için; amaç her zaman çocuktur. Peki, kadın nedir erkek için ? İki şey ister gerçek bir erkek;tehlike ve oyun. Bu yüzden ister kadını, en tehlikeli oyuncak olarak. Erkekler savaş için eğitilmelidir, kadınlar da savaşçıları dinlendirmek için; budalalıktır başka türlüsü. Bir kadın, bir erkekten daha iyi anlar çocukları; ama bir erkek, daha çocuksudur bir kadından. Gerçek bir erkekte bir çocuk gizlidir, oynamak ister. Hadi bakalım kadınlar, keşfedin erkekteki çocuğu ! Bir oyuncak olsun kadın, henüz ortada olmayan bir dünyanın erdemiyle ışıldayan mücevher gibi temiz ve zarif. Bir yıldızın ışığı parıldasın sevginizde! 'Üstinsanı doğurabileyim!' olsun umudunuz. Onurunuz olsun sevginizde! yoksa pek anlamaz kadın, onurdan. Ama her zaman sevildiğinden daha çok sevmek ve hiç bir zaman ikinci konuma düşmemek olsun sizin onurunuz. Erkek korksun kadından, kadın sevdiğinde ; o zaman her şeyi feda eder kadın ve başka hiç bir şeyin değeri kalmaz gözünde. Erkek korksun kadından, kadın nefret ettiğinde; çünkü erkek gönlünün derinliğinde kötüdür ancak, kadınsa alçaktır. En çok kimsen nefret eder kadın ? Şunu söyledi demir mıknatısa: 'En çok senden nefret ediyorum, çektiğin için. Ama kendine çekecek kadar da güçlü olmadığın için.' Erkeğin mutluluğu şudur ; istiyorum. Kadının mutluluğuysa ; erkek istiyor. 'Bak dünya mükemmel şimdi.'- böyle düşünür her bir kadın, aşkla itaat ettiğinde. Oysa derindir erkeğin tabiatı; yeraltı mağralarında çağlar onun ırmağı; kadın sezinler erkeğin gücünü ama kavrayamaz onu. Burada karşı çıktı bana kadıncağız: 'Çok ince sözler söyledi Zerdüşt, özellikle de genç olanlara. Ne tuhatır ki Zerdüşt pek tanımıyor kadınları, ama yine de haklı onlar üzerinde söylediklerinde! Kadınlarda hiç bir şey imkansız değildir, acaba ondan mı ?' Ve şimdi küçük bir hakikat sana, teşekkür niyetine. Bu hakikati söylemek için yeterince yaşlıyım ben! Sarıp sarmala onu ve kapat ağzını; yoksa öyle bir bağırır ki bu küçük hakikat.' 'Ver hadi kadın, küçük hakikatini!' dedim. Ve şunları söyledi yaşlı kadıncağız: 'Kadınlara mı gidiyorsun ? Kırbacını unutma ! '

Friedrich NİETZSCHE

09 Temmuz 2011

BEN HALA VARIM / BEN BİTMEDİM / BİTMEYECEĞİM…

Temmuz 09, 2011 0
BEN HALA VARIM / BEN BİTMEDİM / BİTMEYECEĞİM…
Ne kadar çok şey biriktirmişim bugüne değin yüreğimde
Ve ne kadar çok yara almışım hiç ummadığım insanlardan.
Dost bakışlı, sıcak yüzlerden…
Yaşamadığım kadar yaşamışım tüm acıları hiç farkına varmadan
Ve büyümüşüm her aldığım acıda biraz daha fazla.
Kimileri gelmiş hayallerime ortak olmuş
Kimileri önüme engeller koymuş…
Ne sevebilmişim istediğim gibi
Ve ne de sevilmişim beklediğim gibi.
Yetmemiş kaybettiklerim olmuş dünyada;
Canımdan canlar vermişim toprağa,
Yetmemiş başkalarının acılarına da ortak etmişim kendimi,
Velhasıl kendimden başka düşünmüşüm herkesi…

Nihayet ben de bir insandım etten ve kemikten yaratılmış…
Herkes kadar mutluluğu hak edip hep hüzünlere terk edilen.
Kurduğu hayallerde yalnızlığı oynayan;
Ve yüreğinde bahar tomurcukları açan
Her tomurcukta yeni umutların peşinde koşan;
Koştukça yalnız kalan…

Ne kadar çok şey biriktirmişim aslında ve korkmuşum bir o kadar da söylemekten.
Cümlelerim hep öksüz kalmış terk edilen yüreğimle birlikte.
Kanayan yaralarım olmuş ve tek bir saranın dahi olmadığı;
Ve uykusuz gecelerim gözlerimde büyüyen;
Adını umut ve yalnızlık koyduğum.
Hayallerimde yaşayan ve o hayallerde biten;
Nice sevdalar yaratmışım kendime.
Nice sevdalardan dönmüşüm habersizce.
Ve ne zaman açtıysam gözlerimi;
Uyanmışım yine böyle hüzünlü bir güne…

Şimdi alarak yanıma hüzünlerim de dahil her şeyi…
Gitme vaktidir sessiz sedasız ve bırakarak geride her şeyi…
Dönüp bakmamak gidip de dönmemek mevsimi.
Sıyırıp kendimi dünyanın yalanlarından,
Çekilip kendi kabuğuma,
Duygularıma ortak olan dizelerimle birlikte,
Küllerimden yeniden doğmayı beklemek belki de…
Yeniden ve sil baştan başlamak her şeye…
Bir çizik atıp herkesin ve her şeyin üzerine.
Ben daha bitmedim deme vaktidir belki de…
Ben bitmedim ve de bitmeyeceğim işte…

Mehpare ÖĞÜT
Temmuz 2011


VE ŞİMDİ GİT…

Temmuz 09, 2011 0
VE ŞİMDİ GİT…

Nasıl da sakin durabiliyorum değil mi, nasıl da suskunum senden sonra.
Ne yıkıp geçiyorum ortalığı ne de kahrediyorum yazgıma.
İsyanlarda değilim de öyle eskiden olduğu gibi
Tercih meselesi bu sevdiğim, ayrılıktan önce suskunluk arifesi…
Bilirim zordur vedalaşmalar, tükenen kelimeler vardır boğazında düğümlenen.
Ayağının biri gidiyorsa diğeri onun yolunu keser.
Ve gözler ki her zaman hüzne doğru bakar.
Ne zaman bir bulut geçse ki başının üstünden,
Bil ki gözlerden düşen damlalardır seni ıslatan…

Kolay değildir başlanan bir şeyi bitirmek.
Vazgeçtim deyip de istemediğini söyleyebilmek.
Hem de hiç kolay değildir bilirim.
Geçmişsen daha önceleri aynı güzergahtan,
Anlayabilmek bile inan zor değildir.
Zor değildir de, yine de koyar insana !...

Alışkın nasıl olsa bu yürek;
Binbir soru ile yorma kendini boşuna.
Ve inan ki geçer sevdiğim, bu da geçer.
Ta ki yeni bir liman bulana dek…
Bir ağlar bir güler;
Bir bakmışsın anmaz olur seni de;
İsmin bile geçmez olur dilinden.
Yani diyeceğim o ki sevdiğim,
Sen şimdi git ve bana bırak vedalaşmaları…
Sakın ola dönmeyesin yolu yarıladığında.
Ve tek bir damla düşmesin ardında bıraktığın içinde.
Dedim ya alışkınım ben ve inan ki küskünlüğüm bile yok sana.
Yeter ki açtığın bu yarayı söndürmem için zaman tanı bana…

Ve şimdi git,
Dönmeden arkana…
Hoşça kal bile demeden bana…
Üzülme !
Ben örterim kapıyı da…

Mehpare ÖĞÜT
Haziran  2011