Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

14 Mart 2010

ASIM

Mart 14, 2010 0
ASIM

-Sade bir ''bal'' deyivermekle ağız tatlansa,
Arı uçmuş diye, kaçmış diye hiç çekme tasa.
Ağlasın mi...lletin evladı da bangır bangır,
Durma hürriyeti aldık diye, sen türkü çağır!
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem...
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım..

-- Boğamazsın ki!

- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

--Yok canım!

-Yok deme!

--İfrat ediyorsun Köse...

-Ya?
İşte ben mürteci'im, gelsin işitsin dünya!
Hem de baş mürteci'im, patlasanız çatlasanız!
Hadi kanununuz assın beni, yahud yasanız!

--Yasa yok şimdi.

-Neden, bitti mi?

--Çokdan bitti.

-Dede Cengiz ya?

--Bırak, derdimi deştin:Gitti!

-Getirir yine lazımsa..

--Hayır, gitti gider.

-Deme oğlum!

--Ya bizim düşmanımızmış o meğer
Dedenizdir diye bir kahbe çıfıtmış yamayan...

-Size ha?

--Öyle ya, çok geçmedi lakin, aradan,
Geldi bir başka gavurcuk, dedi ''Cengiz'le, ayol,
Bu hısımlık nerden çıktı ki, siz Türk, o Moğol!...''

-Sonra?

--Hiç!

-Hiç mi?

--Sönüp gitti o kızgın piyasa.

-Hemde bir püfle!

--Evet, şimdi ne hakan var ne yasa!

-Kimse ma'kul kefereymiş, o herif.

--Sorma Köse'm...

-Çok şükür sizde de pek yok, değil amma sersem!

--İğnelersin şu benim neslimi yüz buldukça,
Sana elmas gibi hürriyeti kim verdi, Hoca?
Ne yaman şeydi unuttun mu o istibdadı?
Hep fecayi'di, hayatın hele hiç yoktu tadı.
Milletin benzi sararmış, işitilmezdi refah;
Her nefes dört elifin sırtına binmiş bir ''ah!''
O ne günler...

MEHMET AKİF ERSOY..

MUTLU OLMAK YA DA MUTSUZ OLMAK

Mart 14, 2010 0
MUTLU OLMAK YA DA MUTSUZ OLMAK
Antik çağda yaşamış olan diyojeni herkes tanır..Bir gün diyojen pazardan eve giderken bir çoçuğun el...leriyle su içtiğini görür ve elindeki su tasına bakarak benim çok şeyim warmış deyip o tası kırar..(not:diyojenin hayatta sadece iki şeyi oldu biri su içmek için kullandIğı tası birde güneşlenmek için kullandğı fıçısı:)daha sonra eve(fıçısına)wardığında tüm dünyayı ayakları altına almış BÜYÜK İSKENDER diyojenin yanına gelir.Bu arada iskender çaktırmasada diyojeni çok kıskanır.Hiç bir şeyi olmayan diyojen her şeyi olan iskenderden daha mutluydu çünkü kafasını boş şeyler için yormuyordu...Diyojenin yanına gelen iskender diyojene söyler..dile benden ne dilersen..seni bu sefillikten kurtarayım ..diyojen ise o sırada güneşleniyormuş iskendere bakarak..GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN EYLEMEZ..DEMİŞTİR...Hiç iken her şey olan diyojen hayatın anlamını şöyle analtır



"DOĞA HAYAT SİZE İKİ ŞIK SUNAR MUTLU OLMAK YADA MUTSUZ OLMAK"

SEÇİM SİZİN

AŞK DOKTORUNDAN...

Mart 14, 2010 0
AŞK DOKTORUNDAN...
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim...

"Ama eğer hissedersen hayatından çekildiğimi bana sana geri dönmemem için şans dile... "
Neler yazmak istiyorum... Sana bir bilsen, tek yapabildiğim yazmak olduğundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yazıyorum, ya da bitirmek isteyerek... Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum.
Yine senden habersiz... Ben seni severken de senden habersiz sevmiştim. Belki de kendimden bile habersiz...
Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen... Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar
Güzel Güleni, Sen BAL'ımdın!
Yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile Sen Özel'din... Aşk Özel'di....
"Yağmurda Aşk Başkadır" diyenlere gülüyordum ama bende yağmurda üşüyen
ellerini severek başladım seni sevmeye.. .Aralık'tı... İstiklal'e hiç o kadar güzel yağmur yağmazdı....
Önce aldırmadım seninle güzelleşen her şeye... Sonra tüm parfümeri dükkanlarını aşındırıp kokunu ararken anladım seni deliler gibi özlediğimi...
Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en
baştan başladım... Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum!
Herkes gibi biri olmanı ya da hiç kimse olmanı istiyorum...
Sesini
duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duyduğumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum...Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen...Zaten kolay olan ne vardı ki benim için;Sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu....Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım...Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek,yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"!
İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım!
Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum... Bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı. Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi...
Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevgimden hiç bahsetmeseydim
Sen beni hiç sevmedin!
Ben Seni Seviyorum dediğimde Seni Seviyordum!
Ben Seni Özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum.
Ben Senin İçin Ölürüm Dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum...
Ve Ben Şimdi Senin Hayatından Gidiyorum!
Ne zaman Aralık'ta bir yağmur yağsa, ben İstiklal'de ıslanıyor olacağım,Ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım, Ne zaman bir havuz görsem, kenarında oturup seni bekliyor olacağım demiştim... Başaramadım...
Ben Kaybettim...
Sen Kazandın!
Artık sesimi duymayacaksın...
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin!
Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum... Ben artık gidiyorum...
Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen, bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile...
Ve Lütfen, Aralık'ta yağmur yağdığında İstiklal'e gelme...

Şiir : Mehmet Coşkundeniz

07 Mart 2010

TÜM KADINLARA SEVGİLERİMLE....

Mart 07, 2010 2
TÜM KADINLARA SEVGİLERİMLE....
Türk kadını yüzyıllar boyunca geri planda bırakılmış ve ikinci sınıf insan muamelesi görmüş olup, tüm sosyal hakları elinden alınmıştır ki; “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” sözü de bunun gerçekliğini çok güzel bir şekilde açıklamaktadır… Tarih boyunca kadın, evinin kadını, çocuğunun anası olmaktan öteye gidememiştir. Çünkü kadın sadece çamaşır yıkayan, yemek yapan, çocuğuna ve evine bakan, kocasına hizmet eden rolleri üstlendirilmiştir. Üstlendirilmiştir diyorum çünkü gerçekten de “kadın kısmı” sadece bu işleri yapmakla yükümlüydü ve başka bir şeyden anlamaz, başka bir iş yapamazdı; çünkü kadın “eksik etekti”…

Ulu Önderimiz 30 Mart 1923 tarihinde Vakit gazetesine verdiği demeçte;

"Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim" demiştir.

Bu nedenle medeni ülkeler seviyesine çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, kadınlara ikinci sınıf muamelesi yapamazdı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde yer alan kadınların erkeklerden hiçbir farkı yoktu. Tek fark cinsiyetleriydi ama bu onların erkeklerden sonra yer aldığının ve ikinci sınıf insan olduğunun bir göstergesi değildi. Öyle ki Türkiye Cumhuriyeti’nde yer alan
kadınlar milli teşkilatlar kurarak çalışmalar yapmışlar, cepheye silah ve mermi taşıyarak erkeklerle birlikte vatanları için omuz omuza çarpmışlardır…

Medeni Kanunun kabul edilmesi ile birlikte, kadın erkek eşitliği sağlanmış; erkeğe tanınan haklar kadınlara da tanınmıştır ki bunlardan en önemlisi de seçme ve seçilme hakkının dünya da ilk kez Türk kadınına verilmesiyle gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra medeni kanunun kabulüyle birlikte evlenme tarafların isteğine bırakılmış ve vekil sistemi kaldırılarak sadece nikah memurunun yaptığı evlilikler geçerli sayılmıştır. Ayrıca eskiden Allah’ın hakkı üç’tür deyip birden fazla kadınla evlenilmesinin önüne geçilmiş ve tek eşlilik sistemi getirilmiştir. Miras ve şahitlik gibi konularda da erkeklerle aynı haklara sahip olmuşlardır…

Yine Ulu Önderimizin 01 Eylül 1925 Tarihinde İkdam gazetesine vermiş olduğu demeçte ;

"İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?"


sözleriyle Türk kadınına verdiği önemi ve değeri bir kez daha göstererek, Türk kadınının kültürel seviyesinin yükseltilmesi için önemli çalışmalar başlatmış ve bu çalışmalar neticesinde de bilim adamı, doktor, öğretmen, sanatçı … vb gibi pek çok meslek alanında çok değerli ve başarılı kadınlar yetişerek hak ettikleri konuma gelmiş ve arkalarından da yeni nesillere örnek teşkil etmişlerdir…

Tüm bu çalışmalar neticesinde de Türk kadını dünya kadınlarına örnek teşkil edecek seviyeye gelmiş ve hak ettikleri değeri görmeye başlamıştır.

Ulu önder, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:

"Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."

Aradan geçen zaman içerisinde ve günümüzde, geçmişle bugün arasına dönüp baktığımızda Türk kadını büyük ilerleme kaydetmiştir. Bu süre içerisinde pek çok saldırıya, eleştiriye maruz kalmış olsa da artık hakkını arayabilen, kendi ayakları üstünde durabilen ve her alanda erkekle aynı seviyede yer alabilen bir konuma gelmiştir…

Tüm bunlara rağmen günümüzde hala geleneklere bağlı kalmaktan kurtulamamış ve kadını ikinci sınıf vatandaşı olarak gören, kadını isteği dışında gönül rızası olmadan evlendiren ve daha çocuk yaştayken çocuk büyütmeye mahkum eden ve erkek egemenliği altında zoraki yaşatılmak zorunda bırakılan, her türlü cinsel tacize ve şiddete maruz bırakılan kadınlarımızda yok değildir. Bu da kültürel eksikliğin, bilgisizliğin ve cahilliğin ve de köhnemiş geleneklere bağlılığın göstergesidir ki; bunun önüne geçmek de kadının önce kendine değer vermesi, kendinin bir köle değil bir insan olduğunu kabul ettirmesiyle mümkün olabilecektir…

Tüm kadınlar birer çiçektir aslında… İlgiye, şefkate, sevgiye ihtiyaç duyarlar…
Aslına bakarsanız her kadında biraz çocuktur aslında… Sevmek ve sevilmek, şımartılmak ister çoğunlukla…
Ve her kadın gönlüyle yürekten sever erkeğini… Ama o da bekler karşılığını fazlasıyla…
Ve her kadın güzeldir; akıllıdır; annedir; çalışandır; emektardır; cefakardır; vefakardır; tüm zorluklara göğüs gerebilendir aslında… kıymeti anlaşıldığında

Ve her kadın Nazım Hikmetin’de bir şiirinde tanımladığı gibi;

Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli bir köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır…



TÜM DÜNYA KADINLARININ AMA HERŞEYDEN ÖNCE DE CEFAKAR VE VEFAKAR TÜRK KADINININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN…



HAPPY WOMEN'S DAY !...





Saygı ve Sevgilerimle,,,
Mehpare ÖĞÜT





06 Mart 2010

....

Mart 06, 2010 1
....

UYARAN RÜYA

Mart 06, 2010 0
UYARAN RÜYA

Garibanın biri, çevresinde cimriliği, eli sıkılığı ile tanınan birinden kalabalık bir yerde bir kase... yoğurt parası istedi; "Çok canım istiyor" dedi. Bu garibana yarı ermiş biri diye bakılıyordu. Cimri adam garibanı tersledi. Yine istedi. Cimri yine yanından uzaklaştırdı. Orada bulunanlardan birkaç kişi bu yoksula para vermeye, yardım etmeye kalkıştı. Hiç birinden kabul etmedi. Eli sıkı adama gidip bir defa daha sırnaştı. Adam da "Al şunu da defol!" der gibi, önüne birkaç lira atıverdi...
Bu olaydan kısa bir zaman sonra cimri adam, bir gece rüyasında kendisini cennette gördü. Her yanda, dünyada görmediği güzelliklerden oluşan bir manzara gözlerini kamaştırıyordu. Bu arada acıktığını hissetti. Kendisine hemen bir tabak yoğurt ikram edildi. Adam bir tabak yoğurtla doymadı ;
- "Burada yoğurttan başka birşey yok mu, bari bir-iki dilim de ekmek verseydiniz." dedi.
Kendisi ne şöyle söylendi:
- "Sen birkaç gün önce buraya yalnızca yoğurt göndermiştin. O önüne çıktı. Eğer başka şeyler de gönderseydin onlar da seni karşılar, sana ikram edilirdi"
Bu rüyadan sonra adam cimrilikten, pintilikten tümüyle sıyrıldı. Eli açık, yediren, içiren, gerektiği zaman kesenin ağızını kolayca açan biri oldu...

ÜZÜLME…

Mart 06, 2010 0
ÜZÜLME…

Üzülme!

Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzüle...biliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Üzülme!

Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Üzülme!

Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...

Üzülme!

Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.

Üzülme!

Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.

Üzülme!

Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.

Üzülme!

Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.

Üzülme!

Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.

Üzülme!

O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."

Üzülme!

Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki...

İKİ SEYYAH

Mart 06, 2010 0
İKİ SEYYAH

İki seyyah bir şehirden diğerine gidiyormuş. Derken yollarının üstünde taşkın bir dere çıkmış. Tam suyu geçecekler, az ötede korkudan tir tir titriyen yapayalnız ve gencecik bir kadın görmüşler. Adamlardan biri hemen kadının yardımına koşmuş. Onu sırtına almış ve suyu öylece aşmış. Sonra kadını derenin öte yakasında ye...re bırakıp iyi günler dilemiş. Böylece yollarına devam etmişler.

Ancak yolun kalan kısmında öteki seyyahın ağzını bıçak açmamış. Suratından düşen bin parça. Somurttukça somurtuyor. Birkaç saat böyle surat astıktan sonra suskunluğunu bozup şöyle demiş: Ne demeye o kadına yardım ettin? Bir de üstelik ona dokundun. Seni ayartabilirdi! Baştan çıkarabilirdi! Erkekle kadın böyle temas etsin, olacak iş mi? Ayıp yahu! Olmaz, bize yakışmaz!

Kadını sırtında taşıyan seyyah sabırla gülümsemiş: İyi de dostum, ben o genç kadını derenin karşısına geçirip orada bıraktım; sen ne demeye hala taşırsın!..

'' Kimi insan böyledir'' dedi Şems. Kendi korkularını, ön yargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır. İşte asıl yük budur. Zihinlerini zanlarla doldurur, sonra da bunca ağırlığın altında eziliverirler...

Kaynak : Elif Şafak'ın Aşk kitabından

ÜNLÜLERDEN AŞK VE SEVGİ ÜZERİNE GÜZEL SÖZLER

Mart 06, 2010 0
ÜNLÜLERDEN AŞK VE SEVGİ ÜZERİNE GÜZEL SÖZLER

Aşk, bir ideale ulaşabilmek için ruhun kanatlanmasıdır. MOUPASSANT

Gerçek aşkta ne vefa vardır, ne de... cefa. MEVLANA

Gerçek aşk daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir.TOLSTOY

Aşk, kendisini doğuran nesnenin iyi mi, kötü mü olduğunu biz katiyen farketmeksizin bizde uyandırılabilen bir tutkudur. DESCARTES

Aşk, insan türünü sürdürmek için bireye kurulmuş bir tuzaktan başka bir şey değildir. SCHOPENHAUER

Bir aşktan kurtulmak, aşık değilken aşık olmaktan daha güçtür. LA ROCHEFOUCAULD

Aşkta asla sevmemek, sevilmek için en emin yoldur. LA ROCHEFOUCAULD

Aşk, insanda bulunan değerlerin en ulvi ve ilahi olanıdır. OSCAR WILDE
Aşk, imkansız birçok şeyi mümkün kılar. GOETHE

Aşk ve bağlılık en güzel çelenkleri örer. GOETHE

Aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir. MONTAİGNE

Aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. SOKRATES A
Aşk, değişmeyince ölür. AHMET HAŞİM

Acıkmış bir aşk, öğütlerle beslenemez. J.J. ROUSSEAU

Aşk, insanı sürükleyip götüren eşi bulunmaz bir taşıt aracıdır. BALZAC

Aşk olduktan sonra saadetsiz yaşanabilir. DOSTOYEVSKİ

Aşk öyle bir saltanattır ki, zevali yoktur. MEVLANA

Aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. SOKRATES

Aşk meyinden içen aşık ayrılmaz. AŞIK VEYSEL

Aşk, kalbimizin saygısız misafiridir. Bize sormadan gelir bize sormadan gider. CENAP ŞAHABETTİN

Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır. TOLSTOY

Mevcut bir aşkı uzun zaman gizleyecek veya bulunmadığı yerde onu var gibi gösterecek bir yüz örtüsü yoktur. LA ROCHEFOUCAULD

Aşk, akıllı, aptal demeden, bütün insanlara bulaşan bir hastalıktır. ALBERT CAMUS

Gerçek aşk, karşılık olarak hiçbir şey beklemediğin yerde başlar. EXUPERY


Gerçek aşk, tıpkı cinler, periler gibidir: bahsini herkes eder, ama gözüyle görmüş olan pek azdır. LA ROCHEFOUCAULD


Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir. BALZAC


Aşk, bıkmakla ölür, unutmakla gömülür. LA BRUYERE


Yeni bir aşk, yeni bir dert demektir. BALZAC


Aşk, insana vakar, ağırbaşlılık, hatta güzellik verir. BERNARD SHAW


Aşk ancak ondan kaçmakla yenilebilir. FENELON


Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki. MEVLANA


Aşktan kurtulmak, ona tutulmak kadar kolay değildir. THOMAS HARDY


Gerçek aşk çok nadirdir, ama gerçek dostluk derecesinde değil. LA ROCHEFOUCAULD

Aşklar, ovaları kaplamış olan muazzam ordulara benzer… Daha dün, bütün ihtişamı ile orada iken, bugün ararız, yerinde yeller eser. MONTHERLANT


SEVGİ;Bir şeyi çok sevmek, insanı o şeye karşı kör ve sağır yapar. HZ. MUHAMMED (S.A.V.)


Sevmeye başlayınca eskisinden bambaşka bir insan olduğumuzu anlarız. PASCAL

Sevmeden evlenmek, inanmadan ibadet etmek kadar alçaklık olur. ANTON ÇEHOV

Amaç, sevgi uğruna ölmek değil, uğrunda ölünecek sevgi bulmaktır. SHAKESPEARE S

evgi birliğe, bencillik yalnızlığa götürür. SCHİLLER


Yalnız seni sevenleri sevmek sevgi değil, değiş tokuştur. CENAP ŞAHABETTİN

Nasıl kafa sayısı kadar düşünce çeşidi varsa, kalb sayısı kadar da sevgi çeşidi var demektir. LEO TOLSTOY


Sevgi, bilgi ve çalışmanın ne vatanı olur, ne gümrük duvarları, ne de üniforması. SİGMUND FREUD


Sevilmek umuduyla sevmek insanidir. Fakat sevmek için sevmek, meleklere mahsustur. ALPHONSE DE LAMARTİN


Sevgin yoksa dost arama. ŞADİ ŞİRAZİ


Sevgi bir inanç davranışıdır. İnancı az olanın sevgisi de azdır. ERİCH FROMM

Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde eksilmeyendir. YAHYA B. MUAZ

Sevdiğini elde edemezsen, elde ettiğini sevmeye çalış. CORNEİLLE

Kalpler silahla değil, sevgi ve yüksek gönüllülükle yenilirler. SPİNOZA


Sevmek acı çekmektir, sevmemekse ölmek.. ARİSTOTELES

Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.. DOSTOYEVSKİ

Hiç kimse, hiçbir zaman çok sevildiğinden yakınmamıştır. LEO TOLSTOY

Sevilmeden sevmekten daha feci bir şey yoktur. TURGENYEV

İnsan sevilmeyince bayağılaşıverir. VİCTOR HUGO

Kendini sevenin rakibi olmaz. BENJAMİN FRANKLİN

Sevgi ne kadar büyükse kederi de o kadar büyük olacaktır. SPİNOZA

İkinci bir sevgi bulamazsak, birincisine uzun müddet bağlı kalırız. LA ROCHEFOUCAULD

Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır. BALZAC

Sevmemek elimizde olmadığı gibi, ölünceye dek sevmek de elimiz de değil. LA BRUYERE

Sevmek birbirine değil, birlikte aynı noktaya bakmaktır. EXUPERY

BENİ DURDUR CESARETİN VARSA

Mart 06, 2010 0
BENİ DURDUR CESARETİN VARSA
Yüzlerce sene evvel çok güzel bir kız varmış.
Ayağına kapanıp bütün gençler yalvarmış
Bu eşi bulunmayan güzeli almak için.
Erimişler aşk denen alevden için için,
Güneşin sızağıyla eriyen karlar gibi;
Hepsinin bu sevdadan hicran olmuş nasibi...
Böyle yaşıyorlarken dünyalarına küskün,
Güzel kız davet etmiş aşıklarını bir gün.
D...emiş:"Elbet veremem gönlümü hepinize,
Fakat bir müsabaka açıyorum ben size:
En güzel en kıymetli inciyi bana her kim
Getirirse onunla artık evleneceğim..."
Aşıklar mallarını feda edip satmışlar,
Dört taraftan en büyük inciyi aratmışlar.
Yüzlerce sene evvel bir saz şairi varmış;
Bu gencin de gönlünü o kızın aşkı sarmış.
Aklını alıvermiş gök ela renkli gözler;
Her dakika biricik sevgilisini özler,
Her dakika ağlarmış, sızlarmış, ah edermiş;
perişanmış, mahzunmuş, derbedermiş..
Duymuş müsabakayı bu aşık da nihayet,
"İnci nedir" diyerek o anda etmiş hayret.
Çünkü o ana kadar inciyi bilmiyormuş.
"İnci nasıl şey?" diye bir ihtiyara sormuş:
"Ben onu hiç görmedim gezdim de diyar diyar."
Demiş ki zavallıya gülümseyip ihtiyar:
"Güzel bir taştır inci, kadınların süsüdür;
Durduğu yer onların açık, beyaz göğsüdür.
Denizden çıktığından pahalıdır gayetle..
Bu sözleri duyunca aşık bakar hayretle,
Der ki:"Ben deniz nedir, onu da bilmiyorum."
İhtiyar denizi de anlatır: "Dinle yavrum,
Bu öyle bir susur ki ufuğa kadar açık,
Bazen dalgalar kıyısında ufacık;
Bazen fırtına çıkar, hava olunca lodos,
Deniz birden kudurup kayalara vurur tos.
Sen karada gezmişsin belli bu yaşa kadar.
Bu dağların ardında çok uzak bir deniz var.
Pek merak ediyorsan yürü, memleketler aş."
Saz şairi, bu sözler bitince, yavaş yavaş
Denizi bulmak için seyahate koyulur;
Uzun yollar üstünde harap olur, yorulur.
Nihayet gök toprağa ışığını dökerken
Bir sahile yaklaşır, henüz şafak sökerken....

Aradan bir yıl geçip nihayet mühlet bitmiş,
Aşıklar akın akın kızın yanına gitmiş.
Hepsi de dizilmişler önüne birer birer;
Ellerinin üstünde donuk, beyaz inciler.
Güzel kız seyre dalmış,oturarak yerine;
İpek elbisesinin uzun eteklerine
Bütün delikanlılar koymuş hediyesini!
Gözlerini açarak herkes kesmiş sesini:
"Acaba hangisini kabul edecek ?"diye.
Dışardan bir gürültü duyulmuş o saniye:
"Bırakın muradıma ben bugün ereceğim,
Bırakın sevgilime inciler vereceğim..."
"O da getirsin" diye güzel kız vermiş izin,
Şair içeri girmiş tereddüt etmeksizin.
Anlatmış kalbindeki sızlayan bir yarayı,
Anlatmış uzun uzun bütün bu mecarayı.
"Ben bir şair aşıkım, elimde bir kırık saz,
Yapyalnız yaşıyorum, derdim çok, sevincim az.
O güzel gözlerine bir pınar gibi gönlüm
Yıllarca aka aka tükendi tahammülüm.
Fakat seni unutmak gelmiyordu elimden.
Ve bir gün işittim ki inci istemişsin sen.
Ama bu ana kadar görmemiştim ben onu,
Öğrendim bu incinin denizde olduğunu.
Deniz nerde diyerek arıyordum bu sefer;
Aşkının kuvvetiyle aştım dağlar tepeler.
Nice ülkeler gezdim nice dağlar dolaştım,
Bir sabah sonu gelmez bir denize ulaştım:
Güneş içinden doğup içinden batıyordu;
Sular arzın üstüne yaslanmış yatıyordu.
Rüzgar yavaş esiyor,engin sessiz, durgundu;
Vücudum aylar süren yolculuktan yorgundu.
İndim büyük denizin o büyük sahiline
İncileri topladım ,uğraşıp didinerek."
Aşıkın sözlerini dinlerken kadın erkek;
Şair omuzundaki bir torbayı uzatmış,
Yere bağını çözüp, incileri boşaltmış.
Fakat o anda herkes kahkahalarla gülmüş:
Çünkü inci yerine çakıl taşı dökülmüş.
Güzel kız genç aşıka demiş: "Bunu iyi bil:
Bu, parayla alınan incilere mukabil,
Senin çakıl taşların pek değerlidir elbet;
Şair! Yaşayacağım seninle ilelebet.."


Nazım Hikmet RAN...

ÜÇ NASİHAT...

Mart 06, 2010 0
ÜÇ NASİHAT...

Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış.
Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca
çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu
çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.
Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş.
Yolda yürürken köşe başında birisi
"Bi...r nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe" diye
bağırıyormuş.
Adam düşünmüş: 'Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye
satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim' Bu ise
pek akli ermemiş ama merak iste.
Duramamış ve adama bin akçe vererek o
nasihati satın almış.
Nasihat " KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR"
ve yoluna devam etmiş...
İlerde yine köse başında başka bir adam bağırıyormuş "bir nasihat bin akçe" diye.
Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve
ikinci nasihatı da satın almış.
İkinci nasihat da: GÖNÜL KIMI SEVERSE GÜZEL ODUR"
Son kalan bin akçesi ile de yoluna devam etmiş.
Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir
nasihati bin akçeye satıyor.
Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihatı satın almış.
Son nasihatte:
"HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ".
Parasız yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karsılaşmış.
Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler
olduğunu sormuş.
Oradan birisi açıklamış, demiş ki :
Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama
kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor.
Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı.
Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye"
Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş.
"Kaderde ne var ise o çıkar" aşağı inmeye karar vermiş. slında bu nasihatleri
herkes
bilir ama
uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor.
İnince canavar hemen adamı yakalamış ve yerine götürmüş.
Demiş ki:"Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen
bilirsen seni serbest bırakırım."
Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa
koymuş ve
"söyle bakalım hangisi güzel?" demiş.
Adam düşünürken aklına ikinci
aldığı nasihat gelmiş ve "gönül kimi severse güzel odur" demiş.
Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar,kurbağanın gözlerine
aşıkmış.
Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın
vermişler.
Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından
içeri bakmış. Bir de ne görsün; karisi genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş
"Hiçbir is aceleye gelmez".
Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci
sormuş.
Kadın da: "Bey sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu.
Bu genç senin oğlun" demiş.

KADERİNİZ VE YOLUNUZ AÇIK OLSUN, HAYAT ACELE ETMEYE GELMEZ !

BİR SÖZ...

Mart 06, 2010 0
BİR SÖZ...
Öfke ya da nefretin hakimiyetine girdiğimizde kendimizi zihinsel ya da fiziksel olarak tam hissetmeyiz. Herkes bunu fark eder ve bizimle birlikte olmak istemez. Sadece kanımızın peşinde olan pireler ve sivrisinekler dışında, hayvanlar bile bizden kaçar. İştahımız azalır, iyi uyuyamayız, bazen ülser oluruz ve sürekli bu... durumda olursak yaşam süremizi de kısaltırız.

DALAI LAMA

BİR TAPINAKTIR DOĞA...

Mart 06, 2010 0
BİR TAPINAKTIR DOĞA...
Bir tapınaktır doğa, sütunları canlı
Anlaşılmaz sözler duyulur zaman zaman
Sembol ormanları içinden geçer insan
Tanıdık bakışlar süzer gibidir sizi

Bir derin, bir karanlık birlik içinde
Aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş
Uzaktan söyleşen uzun yankılar gibi
Renkler, sesler, kokular karışır birbirine


Kokular vardır ...çocuk tenlerinden taze
Obua sesinden tatlı, çayır gibi yeşil
Kokular da vardır azgın, zengin, gürül gürül

İnsana sonsuz şeylerin tadını veren
Misk, amber, aselbent, buhur gibi kokular
Duyuları, düşünceyi alıp götüren


CHARLES BAUDELAIRE

ÜMİT YAŞAR OĞUZCANDAN...

Mart 06, 2010 0
ÜMİT YAŞAR OĞUZCANDAN...
Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allaha kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım. Biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun. istersen hayatım da.. Ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. Ben yaşadıkça, adım söylendikçe...

Seni bensizliğe ve kendimi sana mahkum ediyorum..


Ümit Yaşar OĞUZCAN

24 Şubat 2010

ANNE KEDİ...

Şubat 24, 2010 1
ANNE KEDİ...
Gol kenarinda yasayan ve sudan nefret eden bir kedi dogum yapar. Bu kedinin yavrulari ise annelerinden farkli olarak golde oynamayi ve suya girmeyi cok sevmektedir. Anne kedi de yavrulari ile birlikte gole girer ve onlarla suda oynar. Bunu goren bir baska kedi hayretler icinde kalir ve ona sorar: "Sen hep sudan nefret ederdin, ama goruyorum ki artik sudan hic cikmiyorsun. Bunun sebebi nedir?"
Anne kedi soyle cevap verir: "Hala suyu sevmiyorum ama yavrularimi cok seviyorum".

Hepimizin hoslandigi veya hoslanmadigi bir cok sey vardir. Ancak birini cok seviyor ve onunla bir seyler paylasmak istiyorsak, onun hoslandigi seylere bakis acimizda esnek olmaliyiz. Ozellikle ailemize karsi bize dusen daha ozverili ve daha hosgorulu olmaktir. Zararli bir yonu yoksa sevdigimiz kisinin hoslandigi seyleri sevmeye calismali veya en azindan hosgorulu ve anlayisli olmaliyiz.

Insanlarla uyum saglamadan sicak iliskiler kuramazsiniz.

KOLAY VE ZOR

Şubat 24, 2010 0
KOLAY VE ZOR

Hayatta zor işler kolay işler var
Bunları ayıran insan olmak zor.
Bilgiçlik taslamak konuşmak kolay
Az ve öz konuşup susan olmak zor.
Akıl vermek kolay iş bozmak kolay
Bozuğu onaran insan olmak zor.
Niyet etmek kolay başlamak kolay
Bir işi bitiren insan olmak zor.
Almak kolay benlik bencillik kolay
Alan insan değil veren olmak zor.
Merak kolay olay seyretmek kolay
Bakan insan değil gören olmak zor.
Kazanç kolay servet zenginlik kolay
Vicdanlı namuslu patron olmak zor.
Açları kandırmak azdırmak kolay
Açları doyuran insan olmak zor.
Yemin etmek kolay söz vermek kolay
Verdiği sözünde duran olmak zor.
Hile yalan riya kalleşlik kolay
Doğru olmak içten insan olmak zor.
Kan akıtmak kolay acıtmak kolay
Acıyan yarayı saran olmak zor.
Nefse uymak kolay hırslanmak kolay
Nefsini hırsını yenen olmak zor.
Yuva kurmak evlenmek kolay
Yuvada huzura eren olmak zor .
Yaşam kolay doğmak yaşlanmak kolay
İnsanca yaşlanmak insan olmak zor.

VERDİĞİNİZ DEĞER, ONA KAZANDIRDIĞNIZ DEĞERDİR…

Şubat 24, 2010 0
VERDİĞİNİZ DEĞER, ONA KAZANDIRDIĞNIZ DEĞERDİR…

Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark eden yazar yorum yapmaktan kendini alamaz; ''Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız! ''

Adam bunun üzerine; ''Yanlış kadınla evlendim de ondan! '' diye karşılık verir.

Ziglar bu anıyı aktardıktan sonra şöyle sorar; ''Peki ya bu adam doğru adam mı? Yani kadın doğru adamla mı evlenmiş? Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olmaz mısınız? Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir çünkü. Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır! ''

Yazar kitabında şu öyküyü anlatır..

''Yıllar önce Hawai''de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır. Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir.

ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır.

Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir! ! ..

O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır.

Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny''i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir. İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği, cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından! bakanlar Johnny''nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler.''

Yazar işin püf noktasını şöyle özetler; ''Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi.''

Bu hep böyle olmaktadır; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir. Aslında ''doğru adam'', ''doğru kadını'' inşa eder, ''doğru kadın'' da ''doğru adamı''...


Kalp kırmadan, yıkıp-döküp-ezip geçmeden, doğru insanı bulmanız-doğru insan olmanız dileğiyle...

EN İYİ ŞEYLER KÜÇÜK ÇIKINLARDA TAŞINIRMIŞ…

Şubat 24, 2010 0
EN İYİ ŞEYLER KÜÇÜK ÇIKINLARDA TAŞINIRMIŞ…

-Küçük bir beden, çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş.
-Ufak balıklar daha lezzetli olurmuş.
-Ateşe küçük odunlar atılırsa alevler artarmış, büyük odunlar alevi söndürebilirmiş.
-Sağanak dediğimiz, küçük damlalardan ibaretmiş.
-Muazzam bir aydınlık, küçük bir delikten görünebilirmiş.
-Küçük bir saman çöpü, rüzgarın yönünü gösterebilirmiş.
-Bütün bir hasat,bir kıvılcım yüzünden elden gidebilirmiş..
-Büyük bir geminin batmasına, küçük bir delik yetermiş.
-Büyük makinaları küçük çarklar çalıştırırmış.
-Bazen büyük bir aşkı başlatan, küçük bir gülümseme imiş.
-Büyük yazıları yazmak için küçük noktalar, virgüller gerekirmiş.
-Büyük olaylar kolay unutulsa bile, sevdiğinle geçen küçük an'lar unutulmazmış.
-Simite lezzetini veren küçük bir susam tanesi imiş.
-Ulu bir çınarın veremediği kokuyu,küçük bir papatya verebilirmiş.
-Büyük paralara alınan hediyelerin sağlamadığı mutluluğu, küçük bir bakış sağlayabilirmiş.
-Küçük sevinçleri bilmeyenler, büyük keyifler yaşayamazmış.
Öyleyse 'küçük' deyip geçmeden önce, ne kadar 'büyük' sonuçlara varabileceğini düşünelim. Küçük bir damlayı, bir gülümsemeyi, noktayı, virgülü, bir ağacın dibinde biten gülü, bir susam tanesini, sevgilinin sesini hafife almayalım. Küçük dediklerimizin aslında ne kadar büyük olabileceklerini, onların yokluğunu beklemeden fark edelim. Çünkü yanımızdayken değerini bilmediğimizi, bildiğimizde bulamayabiliriz.
Çıkınınızda; küçük bir gülümseme, bir yağmur damlası, bir papatyanın kokusu, üç noktanız, unutulmaz küçük bir anınız hep olsun. Küçük de olsa varsın olsun. Çünkü o küçük çıkınlar nasılsa bir gün, büyük denkler olacaktır. Yeter ki, sabretmeyi ve biriktirmeyi bilelim küçük küçük....

BİR HİKAYE VE MUTLULUĞUN 5 KURALI…

Şubat 24, 2010 0
BİR HİKAYE VE MUTLULUĞUN 5 KURALI…

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten
kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar
verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Herbiri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne
olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftci kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadı r.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.

Sıkıntılarımızın herbiri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.
Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.

Mutlulugun 5 basit kuralını unutmayınız:


1. Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin.


ve biraz daha yukarı çıkın.

14 Şubat 2010

Şifreniz 5 dakikada kırılabilir!

Şubat 14, 2010 2
Şifreniz 5 dakikada kırılabilir!

İzmir Ekonomi ve Ege üniversiteleri araştırmacıları, internet şifreleri üzerinde yaptığı çalışmanın sonucunu açıkladı... Çalışma boyunca 2 bin 564 şifre üzerinde araştırma yapıldı, bazı paralolar 5 dakika gibi bir zamanda kırıldı... 2 ve 3 karakterli tüm şifreler kırılırken, 4 karakterli şifrelerin yüzde 96'sının, 5 karakterlilerin yüzde 42'sinin, 6 karakterlilerin yüzde 31'inin, 7 karakterlilerin yüzde 4'ünün, 8 karakterlilerin yüzde 2'sinin kırılabildiği anlaşıldı...

İzmir Ekonomi ve Ege üniversiteleri araştırmacılarının “Türk Kullanıcılarının Parola Seçimindeki Eğilimleri” başlığı altında 2 bin 564 internet şifresi üzerinde yaptığı çalışmada, şifrelerin yüzde 30'unun kolaylıkla kırılabildiği belirlendi.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi İlker Korkmaz, Ege Üniversitesi Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Dalkılıç ile birlikte hazırladıkları “Türk Kullanıcıların Parola Seçimleri” isimli araştırma sonuçlarına ilişkin bilgi verdi.
Korkmaz, bilgisayar sistemlerindeki parolanın, sisteme bağlanan kullanıcı kimliğinin doğrulanması amacıyla kullanıldığını anımsattı.

Parola seçiminde, kullanıcıların genelde hatırlanması kolay ve kısa parolalar seçtiklerinin bilinen bir yöntem olduğunu belirten Korkmaz, bu tür parolaların bilgisayar korsanları için kolay hedef olduğunu ve tek bir “zayıf” kullanıcı parolasının bile tüm sistemin güvenliğini tehlikeye düşürebildiğini vurguladı.

GERÇEK ŞİFRELER KIRILDI
Korkmaz, akademik çalışmalarında, güvenilir kaynaklardan elde ettikleri ve bir sistemde kullanılan 2 bin 564 gerçek Türkçe parolayı seçtiklerini ve çeşitli yöntemlerle bilimsel veriler kullanılarak “şifreleri kırmaya” çalıştıklarını anlattı.

İlker Korkmaz, bu parolaların gizlilik nedeniyle araştırma kapsamı dışında hiçbir şekilde kullanılmadığını bildirdi.

Çalışmanın ilk bir aylık sürecinde tüm parolaların yüzde 30'una karşılık gelen 777'sinin tahmin edilebilir özellikte olduğunun belirlendiğini ifade eden Korkmaz, denenen parolaların yüzde 5'inin beş dakika içinde, yüzde 10'unun da ilk gün içinde tahmin edilebildiğini kaydetti.

Korkmaz, çalışma sonucunda elde ettikleri verilere ilişkin şu bilgileri verdi:

“Kırılan 777 parolanın 564'ü sadece sayısal karakter içeriyor. Sadece rakam dışında hiçbir karakter kullanmadan parola seçen kullanıcı sayısı azımsanmayacak oranda. Ayrıca, kırılan parolaların büyük oranının sadece rakamlardan oluşması, bu tür parolaların zayıf olduğunu gösteriyor.

2 - 3 KARAKTERLİ TÜM ŞİFRELER KIRILIR
Kırılan parolalar arasında sadece 32 parola, en az bir Türkçe alfabeye ait karakter içeriyor. 2 bin 564 Türk kullanıcısı içinde yüzde 98'den daha fazlası, parola seçiminde Türkçe karakter tercih etmiyor. Tümü sayılardan oluşan parolaların büyük oranı, 3 karakterli şifrelerin tamamı kırıldı. Türk kullanıcıların parolalarının yüzde 73'ünde en az 1 rakamsal karakter, yüzde 39'unda en az 1 büyük harf kullandığı ortaya çıktı.”

İlker Korkmaz, 2 ve 3 karakterden oluşan tüm şifrelerin kırılabildiğine işaret ederek, 4 karakterli parolaların yüzde 96'sının, 5 karakterlilerin yüzde 42'sinin, 6 karakterlilerin yüzde 31'inin, 7 karakterlilerin yüzde 4'ünün, 8 karakterlilerin yüzde 2'sinin kırılabildiğini bildirdi.

Korkmaz, Türk kullanıcı parolaları üzerine bulgulara ulaşılan çalışma sonuçlarının Türk kullanıcı eğilimleri olarak belirtilmiş olsa da diğer ülke kullanıcıları için de genel olarak benzediğini kaydederek, “İnternet kullanıcılarına akılda kolay kalabilecek ve aynı anda da karışık karakterli şifreleme yöntemlerini tavsiye ediyoruz” dedi.

Dünya çapındaki bazı araştırmacıların parola seçiminde çeşitli öneriler getirdiklerini belirten Korkmaz, “Araştırmacılar, kullanıcının kendilerini anlatan anlamlı bir cümledeki kelimelerin ilk harflerini bir araya getirerek parola yapılabileceğini belirtiyor. Buna örnek olarak, 'Ben 3 yıldır mühendislik eğitimi alıyorum, memnunum' cümlesi gösterilebilir. Bu cümlenin baş harfleriyle oluşturulan 'B3yMea,m' parolasındaki gibi; internet kullanıcılarına, kolay hatırlanabilen ve aynı anda da zor kırılabilecek kendilerine ait cümlelerin baş harfleriyle şifreleme yapmaları önerilebilir” dedi.

ÖNERİLER
Korkmaz'ın verdiği bilgiye göre, araştırma sonucunda belirlenen zayıf parola nitelikleri şöyle sıralanıyor:

“Parola uzunluğunun 7 karakterden az olması, parolanın 'zayıf' olarak nitelendirilmesine yetiyor. Karakterlerin tümünün rakamsal ya da alfabetik olması, sayısal karakterlerle sonlandırılması da zayıf parolaya neden oluyor.

Parolanın uzunluğunun 7 karakterden büyük olsa da kullanıcı bilgisinin, parolada sözlüklerde yer alan bir kelimenin, özel bir ismin bulunması da zayıf olmasına yetiyor.”

“Güçlü” parola nitelikleri ise şöyle sıralanıyor:

“Parolanın içerdiği karakterlerde en az 1 rakam ve en az 1 büyük harf olacak şekilde, parolada hem sayısal, hem de alfabetik karakterler birlikte kullanılmalı.

Parolada, en az 1 harf veya rakam olmayan noktalama işareti gibi özel bir karakter içermeli.

Kullanıcıların yalnız kendi alfabelerinde yer alan harflerden en az birini kullanması şifrenin kırılma olasılığını düşürüyor. (Türk kullanıcılar için, 'ç,ğ,ı,ö,s,ü' karakterleri gibi.)”
Bora DURMUŞ

PEKİ YA SEN ?

Şubat 14, 2010 0
PEKİ YA SEN ?

Dilek olmak isterdim… Kayan bir yıldızın ardından tutulan.
Armağan olmak isterdim… Bir çocuğun başucuna bırakılan.
Gülücük olmak isterdim… Kollarını annesine açan bir bebekte.
Nota olmak isterdim… Yazılmayı bekleyen bir aşk şarkısında.
Nefes olmak isterdim… Neyzenin neyine üflediği.
Kanat olmak isterdim… Özgürce uçan bi...r kuşta.
Zeytin dalı olmak isterdim… Bir güvercinin gagasında.
Deniz olmak isterdim… Balıkçıya ümit olmak için.
Çakıl taşı olmak isterdim… Özenle seçilip saklanmak için.
Yakamoz olmak isterdim… Sevgililerin düşlerinde.
Öpücük olmak isterdim… Sadece senin dudaklarında.
Anahtar olmak isterdim… Her bir sırrı açan.
Kalem olmak isterdim… Hiç tükenmeden seni yazan.
Çizgi olmak isterdim… Ninemim yaşlı yüzündeki anılarda.
Kardelen olmak isterdim… Ölümün sessizliğinde açan.
Velhasıl ben ölüme çeyrek kala olamadıkları isterken, Peki ya sen?


Alıntıdır…

BEKLENEN SEVGİLİYE MEKTUP….

Şubat 14, 2010 1
BEKLENEN SEVGİLİYE MEKTUP….

Zaman sensizlikle karışınca, adı yalnızlık oluyor. En çok sözlerini özlüyorum, bir de tebessümünü. Aklıma geliyor hiçbir şeyden mutlu olmayıp sürekli söylendiğin anlar, bir çocuk gibi dünyaya bakıp anlamayışın insanları, gülümsüyorum.


Yokluğunun ağırlığı bilemezsin. En çok geceleri zor oluyor dayanmak. Susuyorum, sustuklarımı yazıyorum. Yazdıkça büyüyor hasretin, gelip yüreğimin üstüne oturuyor. Sen bensiz belki mutlusun ama bana sensizlik çok koyuyor.

Hep kenarında duruyorum hayatın, korkuyorum sensizlik itecek gün gelince beni aşağıya. Kuşatılmış bir şehir gibi, senden görünmez duvarlarla sarılı dört bir yanım, üşüyorum. Bazı geceler yağmur başlıyor, çatıya düştükçe damlalar sesleri büyüyor, ürküyorum. Yanımda olsan, sarılsam, güven duysam, olmaz mı? Olmaz, biliyorum. Biz bir türlü olamıyoruz. Bizden daha büyük olan şey, neyse o, engelliyor ikimizi, birbirimize tutunamıyoruz şu mahzun gece yarılarında.

Sarhoş kavisler çiziyor rüyalarım, bir sana, bir yalnızlığıma çarparak kabuslarla uyanıyorum. Geniş ama zor bir yolda yürürken, bir anda bitiyor sokaklar, düşlerimde bile sana ulaşamıyorum.

Sevgiye bir küçük yer açmak ne kadar zor, ne kadar yosun tutmuş ki kalplerimiz, üstüne basan kayıp düşüyor. Garip değil mi? Ateşi bulan, ampulü keşfeden, bilgisayarı icat eden insanoğlu, iş aşka gelince şaşıp kalıyor. Formülü yok hasretin, ihanetin ilacını kimse bulamıyor. Şarkılarda dillendiği gibi, doktorlar bu derde çare olamıyor.

Seninle olmak güzeldi, sevmek seni bütün ihtimalsizliklere rağmen, her defasında başka bir umutla ve oluruna bırakarak hayatı, kanıp sana gitmek güzeldi. Şimdi ne varsa içimi yakan, hepsi biraz da tebessüm barındırıyorsa içinde, seni sevmeyi becerebildiğimdendir.

Sonrasızlığını bilerek, dön diyemem. Aklım alsa ruhum itiraz eder. Tuhaf bir aşk sana hissettiğim, biteceğini bilerek, kırarak inadımı kalbin pusulasını sana çevirmek, biraz anlamsız değil mi? En azından dışarıdan böyle görünüyordur. Bence değil! Tam da tersi biraz mucizevi aslına bakarsan ve takdir bile hak eder. Birlikte uyunacak bir hayat üstüne hayaller kurarak yaşamak kolaydır. Önemli olan, her an gelmeyebileceğini bildiğin bir sevdaya böylesine tutunmaktır. Seninle hiç garantim olmadı benim. Her yeni gün, gidecekmişsin gibi uyandım. Sonunda gittin ama bitmedin. Bir de bitseydin içimde, ne kolay olurdu tüketmek şu aşkı. Olsun! Sen ömrümün gurursun çünkü kalbime sevmeyi öğrettim. Sen ister yanımda ol, ister olma, yüreğim sevda acısının madalyasını üstünde onurla taşıyacaktır. Bir insanı olgunlaştıran en önemli şey acıdır. Gönlüm büyüyüp daha da olgunlaştıkça hep seni anacak çünkü altında altın harflerle kazınmış imzan duracak…

ALINTIDIR..

MÜŞFİK KENTER’DEN….

Şubat 14, 2010 0
MÜŞFİK KENTER’DEN….

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?


Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Müşfik KENTER

....

Şubat 14, 2010 0
....

EN GÜZEL KALP

Şubat 14, 2010 0
EN GÜZEL KALP

Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunu ilan etmişti.
Onu görenler de bunu onaylamıştı.
Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlı bir adam genç adama doğru yürüdü ve :

"Senin kalbin benim ki kadar güzel değil "dedi.

İşte tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın kalbine doğru baktılar.
Çok hızlı çarpıyordu, fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda çentikler vardı, onların da üzeri keskin çentiklerle dolu idi.
Yaşlı adamın yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu.

İnsanlar şaşırmıştı, yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi.

Genç adam gülerek "şaka ediyor olmalısın" dedi yaşlı adama, "benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ile dolu"

"Doğru" diye yanıt verdi yaşlı adam

"Senin kalbin mükemmel gözüküyor fakat ben asla yaşlı kalbimi senle değişmem.O gördüğün her yara benim sevgimi verdiğim bir kişiyi gösteriyor.
Onlara kalbimin bir parçasını seve seve verdim, onlar da kendilerinden bir parçayı bana verdiler.
Bu yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar ve üstünde ya da köşelerinde pürüzler oldu.
Fakat ben onların her parçasını tek tek seviyorum, çünkü onların her biri paylaşılan sevgileri, dostlukları bana hatırlatıyor.
Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım.
O kalbimin içindeki yara dolu boşluklar da bu yüzden, ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça da acı verir.
Fakat hala boşturlar ve başka kalplerin de bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini, böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir ve benim hala o umutla yaşamamı sağlar.

Şimdi söyle genç adam, sence hangi kalp daha güzel ?"

Genç adamın gözleri sevgi gözyaşlarıyla dolmuştu.
Yaşlı adama doğru yürüdü ve kalbinden genç ve güzel bir parçayı dostça ona doğru verdi. Yaşlı adamın kalbinde hala birçok boşluk vardı.
Yaşlı adam genç adamın cömertçe verdiği kalbi dostlarının olduğu bölüme yerleştirdi, üzerine çentikler attı ve yerine bir güzel oturturdu.
Genç adam kendi kalbine doğru baktı, artık eskisi kadar mükemmel ve pürüzsüz değildi. Tâki yaşlı adam ona kendi kalbinden eski fakat güzel bir parça verene kadar.

Sonunda genç adam ve oradaki kalabalık gerçek kalbin güzelliğini anlamıştı.

Kalbi güzelleştiren onunla paylaşılan sevgi ve dostluktu.
İçinde sevgi barındırmayan ve taşımayan hiç bir kalp gerçekten güzel olamazdı...

"alıntıdır"

UNUTMAYALIM !

Şubat 14, 2010 0
UNUTMAYALIM !

Olumlu ilgi , çocuğunuzu mutlu eder, kendine olan güvenini artırır.Çözüm Önerileri Getirmek, Övme, teşekkür, iftihar ve hayranlık gibi olumlu ilgi gösterme şekilleri kişinin moraline gerçek bir katkıda bulunur.

Olumsuz ilgi ise üzer ve yenik düşürür. Eleştiri ve gülünç bulma, hayal kırıklığı ve güvensizlik kişiyi üzer ve yıpratır.

İster olumlu ister olumsuz tüm etkiler ya fiziksel ya da psikolojiktir.

Olumlu: Öpme, kucaklama, okşama, sırtını sıvazlama, övme, teşekkür, göz kırpma, takdir eden bir bakış

Olumsuz: Dayak, eleştiri, küçümseme, tepeden bakma

ÇOCUKLARIMIZLA ARAMIZA DUVARLAR ÖRMEYELİM, KÖPRÜLER KURALIM.
ÇOCUĞUMUZUN ÖZGÜVENİNİ ARTIRMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

» Ona Sık Sık Söz Hakkı Verin.
» Kendini Ve Duygularını Ne “Ne Düşünüyorsun, Nasıl Hissediyorsun” Gibi Sözlerle Anlamaya Çalışın.
» Onun Fikirlerine Değer Verdiğinizi Hissettirin.
» Onun Olumlu Davranışlarını Kesinlikle Takdir Edin.
» O Konuşurken Onun Yüzüne Bakın Ve Ciddiye Alındığını Hissettirin.
» Onun İçin Zaman Ayirin.
» Yaşına Uygun Görevler Verin Ve Daha Sonra Başarısını Takdir Edin.
» Onun Ile Değişik Konularda Sohbet Etme Ortamı Oluşturun.
» Onun Korku Ve Endışelerine Saygı Duyun.
» Aşırı Eleştirici Olmaktan Ve Yargılayıcı Olmaktan Çekinin.
» Hatalı Davranışlarını Konuşarak Uyarın Ve Ona Dogru Olanı Anlatın.
» Başkalarının Yanında Onu Küçük Düşürmeyin.
» Onun Başarısızlıklarını Büyütmeyin.
» Başkaları İle Kıyaslamayın.
» Kabiliyetlerini Farkedin Ve Teşvik Edin.
» Topluluk İçerisinde Söz Almasını Teşvik Edin.
» Onu Sık Sık Sevdiğinizi Söyleyin.
» Onun İçin Önemli Olan Şeylere Siz De Önem Verin.
» Onun Önemli Günlerini Unutmayın
» Sadece Onun İçin Ayırdığınız Zamanlar Olsun.
» Yanlış Ve Uygunsuz Cezalandırmadan Kaçının.
» Ondan Beklentileriniz Çok Aşırı Olmasın.
» Ona Yaşından Ve Olduğundan Küçükmüş Gibi Davranmayın
» Onunla Birlikte Sosyal Aktivitelerde Bulunun....


Alıntı..

EĞİTİM AİLEDE BAŞLAR:

Şubat 14, 2010 0
EĞİTİM AİLEDE BAŞLAR:

Herkesin bildiği bir söz vardır: “Eğitim ailede başlar” Her aile başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Bunu gerçekleştirmek için çocuğuna her türlü imkanı hazırlar. Ancak unutulmaması gereken bir konu daha vardır ki, o da çocuğun kimlik gelişimidir. Çocuğun içinde bulunduğu dönemi nasıl atlattığı çocuğun hayatta kazanacağı başarıları kadar önemlidir.

“Dünyadaki aynalar gümüşlenmiş cam parçaları değil çocuklarımızdır. Çünkü onlar sizi yansıtır. ” Çocuk gerçekten de aileyi yansıtır. Ailedeki bireylerin kişilik yapısı çocuğun kişilik yapısını şekillendirir.

Ailenin çocuğa verdiği eğitimle çocuğun kişilik yapısı şekillenecekse aile çocuğa nasıl bir eğitim vermeli?.. Öncelikle her aile çocuklarını ayrı bir birey olarak görüp kişiliklerine , bağımsızlıklarına saygı duymalıdır. Bunu yapmak için iletişim çok önemlidir.

Her şeyden önce etkin dinlemenin bilinmesi gerekmektedir. Batılı psikolog Publilus Syrus;”Çocuğuna servet bırakmak isteyen anne- baba, ona iyi dinlemeyi öğretmelidir"diyor. Etkin dinleme için kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek çok güzel bir duygudur.

Çocuklar sevgiye tepki verirler.

Çocuğunuzun söylediklerini duymak istemelisiniz.

Çocuğunuzun duyguları sizinkinden ne kadar farklı olursa olsun onun duygularını kabul etmelisiniz.

Duyguların sürekli değil, geçici olduğuna inanmalısınız.

Çocuğunuzun ayrı ve farklı bir birey olduğunu kabul etmelisiniz.

Çocuğunuzun sorunları olduğunda yanında olmalı fakat sorunlarını kendisi çözmesi için onu yanlızca cesaretlendirmelisiniz.

Çocuğunuzla İletişiminize Engeller Nelerdir?

Acaba hangimizin gören bir bakışa, duyan bir kulağa gereksinimi yok? Dr. Pire’nin “İnsanların çoğu duvar, çok azı da aralarında köprü kurarlar” sözü günümüzün yogun temposuna kendini kaptiran insanlarin (yani bizlerin) arka plana ittigi çok önemli bir gereksinimi vurguluyor. Özellikle çocuklarımızla olması gereken yakınlaşma ve iletişim gereksinimi.

Çocuklarımızla iletişimimize engel olan, konuşmalarımızı yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım:

Emir Vermek, Uyarmak, Gözdağı Vermek,Ahlak Dersi Vermek,Öğüt Vermek ve Nutuk Çekme

GÜNÜN HİKAYESİ...

Şubat 14, 2010 0
GÜNÜN HİKAYESİ...

Kralin biri, yuruyus icin sarayindan ciktiginda bir dilenciye rastlar. Ona sorar: 'Ne istiyorsun?'. Dilenci guler ve 'sanki istegimi yerine getirebilirmissin gibi soruyorsun!' der. Kral alinir ve 'Tabii ki istegini yerine getirebilirim. Nedir? Sadece soyle' der.

Dilenci 'bir soz vermeden once iki kere dusun' diye krali uyarir.

Dilenci siradan bir dilenci degildir, kralin gecmis hayatinda Ustadidir ve gecmis hayatinda krala su sozu vermistir: 'Gelecegim ve seni gelecek hayatinda uyandirmaya calisacagim. Bu hayatinda kacirdin ama tekrar gelecegim.'

Kral bu sozu tamamen unutmustur..Kim gecmis hayatlari hatirlar ki! Kral israrina devam eder: 'Ne istersen gerceklestirecegim. Ben cok guclu bir kralim, sana veremeyecegim ne isteyebilirsin ki?'

Dilenci 'Cok basit bir istek...bu kaseyi goruyor musun? Bunu herhangi birseyle doldurabilir misin?'

Kral 'Tabii ki!' der ve yardimcilarindan birisini cagirir ve emreder 'Bu kaseyi parayla doldurun'. Yardimcisi gidip bir miktar para alir ve kasenin icine doker ama para gozden kaybolur ve ne kadar para koyarlarsa koysunlar kase hep bos kalir.

Tum saray ahalisi toplanir. Soylenti gitgide tum sehre yayilir ve ahali biraraya gelir. Kralin prestiji sarsilmaya baslamistir. Kral yardimcilarina 'tum krallik gitse kaybetmeye hazirim ama bu dilenci tarafindan yenilemem' der.

Elmaslar, inciler ve zumrutler, kral tum zenginliklerini bosaltmaya baslar. Kasenin sanki dibi yoktur. Icine ne konursa ama ne konursa aninda yokolur. En sonunda aksam olur ve kalabalik tam bir sessizlik icindedir. Kral dilencinin ayaklarina kapanir ve yenilgiyi kabul eder. 'Bana sadece bir tek sey soyle. Zafer senin ama burayi terketmeden merakimi gider. Bu kase neden yapilmistir?' . Dilenci bir kahkaha atar ve 'Insan zihninden yapilmistir. Bunda bir sir yok. Insan arzularindan yapilmistir.'

Bu anlayis tum hayati donusturur. Bir isteginizi, arzunuzu dusunun. Mekanizmasi nedir? Once cok buyuk bir heyecan vardir, macera vardir, kendinizi cok hevesli hissedersiniz. Birsey olacaktir ve siz tam ucundasinizdir. Sonra arabayi, yati, kati, esinizi elde edersiniz. Ve bir anda yine hersey anlamsiz olur.

Peki ne olur? Zihniniz yarattiginizi yokeder.

Aldiginiz araba park yerinde durur ama artik heyecan yoktur. Heyecan sadece onu elde etmededir. Isteginizle oyle sarhos olursunuz ki, icinizdeki boslugu unutursunuz. Istek yerine gelir, arabayi alip park yerine koyarsiniz, para kazanip banka hesabiniza koyarsiniz, ev alirsiniz, heyecan yokolur. Yine o bosluk oradadir ve sizi yemeye hazirdir. Yine bir baska istek, arzu yaratmaniz ve o bosluk duygusundan kacmaniz gerekir.

Insan bir istekten digerine iste boyle gider. Insan boyle dilenci kalir. Tum hayatin bunu tekrar ve tekrar kanitliyor. Tum istekler seni yorar ve hedef gerceklesince yeni bir istege, arzuya daha ihtiyac duyarsin.

Bu tur isteklerin, arzularin basarisiz olacagini ve icindeki boslugu dolduramayacagini anladigin gun hayatinda bir donum noktasi olacak.

Diger yolculuk icedir. Ice don ve evine geri gel.

Gunun dusuncesi:

Ofke bilgeligi, ego saygiyi bitirir
Endise hayatinizi yer, rusvet adaleti bitirir
Acgozluluk durustlugu bitirir, korku bir insani yer bitirir
En buyuk ziynetiniz kendi kutsalliginiz, kendi asaletinizdir..
Sevgiyle kalin,

YAŞAMI KULLANMA KILAVUZU

Şubat 14, 2010 0
YAŞAMI KULLANMA KILAVUZU


1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

2. Dersler öğreneceksiniz. Yeryüzünde Yaşamak isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir..

3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir.
Başarı kadar yenilgiler de bu sürecin bir parçasıdır.

4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz. .

5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7. Buradan daha iyi bir orası yoktur. Orası dediğiniz yer burası olduğu zaman gene buraya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir orası olacaktır.

8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir..

9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça Ruhun Yasalarının yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegane şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

13. Tüm bunları unutacaksınız.

14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

Cherie Carter-Scott' un
Life is a Game, These are the Rules adlı kitabından alınmıştır

31 Ocak 2010

AÇILIŞ VE DAVET...

Ocak 31, 2010 2
AÇILIŞ VE DAVET...
Bloğunu takip eden ve birçok arkadaşımın da bildiği üzere 1 yılı aşkın bir süredir Artvin Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde karakalem ve yağlıboya resim çalışmalarına devam etmekteyim. Uzun yıllardır resim yapabilme ve bu yolda ağır ve emin adımlarla ilerleyebilmek adına devam ettirdiğimiz çalışmalarımızı geçen yıl iki sergiyle birlikte siz sanatsever dostlarımızla paylaşma mutluluğuna erişmiştik…

Bu senede 2010 yılının ilk sergisi ile yine sizlerle olmak en büyük arzumuz…

Artvinli sanatçılarla birlikte Artvin Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kurs Gurubunun Karakalem ve yağlıboya resim çalışmalarının yer alacağı sergimizi onurlandırmanız dileklerimizle,

03-15 Şubat 2010 Tarihleri arasındaki açılış kokteylimize tüm dost ve sanatseverlerimizi bekliyoruz….


Saygılarımla,
Mehpare ÖĞÜT




ADRES

ÇANKAYA BELEDİYESİ ÇAĞDAŞ SANATLAR MERKEZİ
KENEDİ CAD. NO: 4 KAVAKLIDERE / ANKARA

İSTANBUL ŞEHRİ

Ocak 31, 2010 2
İSTANBUL ŞEHRİ

Bu benim dünyaya ilk gelişim,
Yıkarak saltanatını koca Fatih’in.
Kundakla kefen arasında bir gün,
İstanbul, İstanbul deyişim.
Merhaba Kızkulesi, merhaba Eyüp Sultan,
Kanlıca, Şehremini merhaba...

Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan,
Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
Yuşa’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten... mi?
Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.
Hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın,
Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar,

Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de,
Cuma selamlıklarından beri saraylılar.
Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultanselim,
Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba...
Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayriye duman duman..

Nerdesin o İstanbul, nerdesin...
Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
Mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
Büyükbabamın Kuvay-ı Milliye hikâyeleri.
Hani tahta tekerlekli arabalarım.
Hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

Gene bir başka İstanbul’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
Beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
Açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
İstanbul’u taşırdı bakır siniler.
Sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
Sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
Haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

Hey yavrum hey...
Burunbahçe dalyanında İstanbul’u çekerlerdi denizden,
Islatmadan...
Kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
Bütün uykularını koynuma alıp uyurdum İstanbul’un.
Rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
Hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

Merhaba Sultanahmet, Yerebatan merhaba...
Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba,
Merhaba efendim, merhaba...

SADRİ ALIŞIK

BEYAZ MENEKŞE

Ocak 31, 2010 0
BEYAZ MENEKŞE
Eskiden,
Utanınca,
Yüzü kızarırdı tüm ergenlik kızların,
Şimdi,
Yüzü kızarınca utanır oldularsa,
Suçu kimde bunların?
Eminim eskiden,
Anneleri yaprak kuruturlardı defterlerinde,
Adları Ayşe,
Adları Fatma, Nesrin, Gülsüm en çok da masum,
İçinden ok geçen karalama kalpler çizerlerdi,
Hepsi biraz kareli defte...r, biraz kurşun kalem,
Biraz da teneffüs saati gülerlerdi,
Sevmek o zaman yaralı bir kalpti,
Sevmek o zaman utanmak demekti,
Aşk, henüz ayağa düşmemişti!
Sevmek belki de biraz utanmaktı.

Eskiden,
Utanınca,
Yüzü kızarırdı tüm ergenlik kızların,
Şimdi yüzü kızarınca utanır oldularsa
Şuçu kimde bunların?
Eminim,
Eskiden,
Anneleri okuldan çıkınca,
İlk adres eve giderlerdi,
Gölgelerine bile değmekten çekinir
Sevdiği de olsa bir oğlanın gölzeri akıverse bakışlarından,
Kirlendiğini düşünüp,
Gözyaşlarıyla silerdi sevdiğinin hayalini gözlerinden,
Sevmek o zaman tertemiz bir hayaldi,
Sevmek o zaman yabanıl bir umudun değmediği,
Sevmek, şıpsevdi bir iştah değil,
Sevmek,
Uzak... Çok uzak bir evin penceresinde,
Sabırlı bir beklemeyle sulanan,
Bembeyaz bir menekşeydi,
Kuzum, değişmeyen neydi,
Eskiyen ne.
Zaman mıydı değişen,
Yoksa değişmek kirlenmek için bir bahanemiydi.
Biz mi büyüdük,
Ar, yıkanmaz mı artık utançla,
Geç mi kaldık yoksa?
Geç mi kaldık avuçlarımızdan kayıp giden sabahla...

BEDİRHAN GÖKÇE

SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM

Ocak 31, 2010 0
SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM

Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende
Ayrımsıyorum k...i unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende.

AZİZ NESİN

HAYALLERİNİ YAK EVİ ISIT

Ocak 31, 2010 0
HAYALLERİNİ YAK EVİ ISIT

Sevgim seni yurduna getirdi:
tuzak ev,dilsiz baba,yenik anne...
İşte hepsi bu...
Hayallerini yak,evi ısıt.
Gideceğin en büyük oda arka odan.
İçerden sesleri geliyor annenle babanın,
yanlış ilişkiler ayaklarını yerden kesiyor.
Artık biliyorsun çarpınca duvara ne kadar
acıyacağını kalbinin.
Sevgi...m seni yurduna getirdi...

Arkadaşların çok uzaklara gitti.
Sevmeden seviştiler özgürlük adına
Kaptırmadan kendilerini hiçbir şeye,
bütün hazları tattılar.
Sense evinde kaldın,
acıları gömme töreninde.
Katı kuralların vardı,
tutucuydun onlara göre.

Döndüler sonra birer birer
sana sordular yine de kaderlerini.
neydi yaşamak, neydi hayatın anlamı...

Bütün yanlış ilişkiler seni yurduna getirdi.
Artık biliyorsun yere düşünce ne kadar
acıyacağını kalbinin.
Sevgim seni yurduna getirdi.

CEZMİ ERSÖZ

....

Ocak 31, 2010 0
....

İyi geçirilmiş bir gün,nasıl mutlu bir uyku getirse,iyi yaşanmış bir hayat da,mutlu bir ölüm getirir.

((LEONARDA DA VİNCİ ))

ADI YOK ŞARKIMIN, MAKAMI NİHAVENT.

Ocak 31, 2010 0
ADI YOK ŞARKIMIN, MAKAMI NİHAVENT.

Ellerimde gecenin teri, "nihavent yalnızlık" vaktini vuruyor saatler. Makama uygunsuz halim laf anlamaz çocuk gibi tutturmuş hep o şarkıyı istiyor.

Kendi kendine konuşmanın, biriken gözyaşlarının, çok beklemiş, çok susulmuş zamanları ters yüz eden o şarkıyı.

Soruyorum hayata :"Var mı, repertuarında zamanın iyileştiremedi...ği, iç kırıklığını bir seferde kaynatan şarkın?"

"Yok" diyor, "hiç olmadı "

Günlere, haftalara, aylara sürüyorum deli kısrağımı, geçiyor hepsinden dörtnala. Ruh üşümesi dört mevsim geçmiyor.Uykusuz geceler sokağından fesleğen kokulu sabahlara varılıyor.

İğde yaprağı gibi aşk buram buram tüterken, şairin en ustura ağzı şiirinin sayfasına kendini bırakıp kuruyor, yine akşam oluyor. Ne zaman okunsa o şiir, sayfalar arasından solmuş bir aşkın tutanakları dökülüyor.

Aynı tekinsiz gece beni yolunun üstünde bekliyor.Bu nakaratı bozacak bir şarkı istiyor canım. Tınısı kulağımda. Bulsam da görsem gözleri menevişlenen bir kadının dilinde nasıl çiçeklendiğini. Görsem de yıllara kök salmış bir ağacın kovuğunda serpme bir sevinçle dinlesem.

Bir şarkının peşinde yıllar geçti, söndü sönecek hevesim. Sözü dilimde parça parça. Makamı nihavent.

Arayıp duruyorum.
Hiçbir şarkı yerini tutmuyor. Ne çalsa yalan. Sadece o bilir, o anlatır, ondan dinlenir. O taşır lâl halleri.

Öyle bir şarkı ki...Çalındığında kulağa, sus çiçekleri açar.

Hah dersin, tam orası. Öyle bulur sızılayan yareni, derman olur.Hangi makamında kaybettim ömrümün, nerede bulurum bilinmez.

Adı yok şarkımın, makamı nihavent
.



Alıntıdır...

BİR KIZILDERİLİ KİTABESİNDEN ALINMIŞTIR:

Ocak 31, 2010 0
BİR KIZILDERİLİ KİTABESİNDEN ALINMIŞTIR:

Verdiği kırkın her biri bir tohumdur ki, onlar da bire kırk verir.
Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir.
Verdiği yüzün her biri bir tohumdur ki; onlar da sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.
Zeka sudur, tohumları yeşertir; yalanı da, bilgiyi de.
Yetenek topraktır, ne ekersen onu biçersin; ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.
Emek güneştir, tohuma da, suya da, toprağa da hayat verir.
Kader, çadırındaki kilim gibidir, ipliğini Ulu Manitu verir; sen dokursun, deseni sendendir, renkleri Tanrı’dan.
Şans doğal gübredir, ne zaman nereye düşeceği belli olmaz; kilimine düşerse kirletir, desenini değiştirir, oysa toprağına düşerse besler.

GÜVEN TEK TARAFLI OLMAZ ...

Ocak 31, 2010 0
GÜVEN TEK TARAFLI OLMAZ ...

İngiltere''de yargıçların maaşı yoktur.
Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları
kredisi sınırsız çek defterleri vardır.
İngiliz devleti hakimlerine o kadar güvenir.
Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip
1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş.
Tabii ortalık birbirine girmiş.
Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan
bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen
İçişleri Bakanlığı''na, Adalet Bakanlığı''na ve Başbakanlığa telefon etmişler.
Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYIN!
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş.
Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş.
Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim çıkagelmiş.
Parayı bankaya geri vermek istiyormuş.
Banka yönetimi şaşırıp kalmış.
Hemen Adalet Bakanlığı''nı aramışlar.
Derhal Bakanlık müfettişleri devreye girmiş
ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar.
Hakim ''Kraliçenin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu?
Onu sınadım.'' cevabını vermiş.
Raporlar Bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş.
Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:
''Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.''

Güven çok ince bir çizgidir.
Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey,
''iki taraflı'' olmasıdır

DERS ALINACAK SÖZLER.....

Ocak 31, 2010 7
DERS ALINACAK SÖZLER.....

1)Zaman, bekleyenler için çok yavas, korkanlar için çok hizli, yas tutanlar için çok uzun, sevinenler için çok kisa, ama sevenler için sonsuzdur...
2) Kadin olsun , kitap olsun cildine aldanmayip içindekilere bakilmalidir. (Cenap Sahabettin)
3) Dostu üzmek , düsmani sevindirir.
4) Paraya ihtiyaciniz yokmus gibi çalisin, hiç incinmemis gibi herkesi sevin, hiç kimse sizi izlemiyormus gibi dans edin.
5) Ask köprü kurmaktir.Insanlar köprü kuracaklarina , duvar ördükleri için yalniz kalirlar.(Newton)
6) Ayni dili konusan degil, ayni duygulari paylasanlar anlasabilirler.(Mevlana)
7) Hiçbir Sey için 'benimdir' deme Sadece de ki 'yanimdadir' Çünkü ne altin, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, ne de keder daima seninle kalmaz. (D.H.Lawrence)
8) Para açligi giderir, mutsuzlugu degil, yemek mideyi doyurur , ruhu degil. (Shaw)
9) Analar Yaraticinin ilahi merhametinden en fazla nasip almis varliklardir.
10) 'Ben annemi nasil sevmem ki, o beni bir müddet cisminde, uzun zaman kucaginda , ölünceye kadar da kalbinin Sefkat kösesinde tasimistir.(Abdurrahman Camii)
11) Dostundan bir cefa gördünse , onun bin tane vefasi oldugunu hatirla.
12) Gerçek sevgi iyilik gördügünde artmayan, kötülük gördügünde eksilmeyendir.
13) Insanlarin en büyügü, en yüksek mevkide iken tevazu gösteren , kudret sahibi iken affeden, kuvvetli iken adaletle hükmedendir.
14) Söylenen söz , atilan ok, kaçan firsat, giden gençlik geri gelmez.
15) Allahim 'Bana degistiremeyecegim Seyleri tevekkül içinde kabul edecek vakari, degistirebileceklerimi degistirecek cesareti ve ikisi arasindaki farki anlayabilecek akli nasip et. (Reinhold Neibuhr)
16) Küçük kafalar kisileri, orta kafalar olaylari, büyük kafalar fikirleri konusurlar.
17) Erkekler kadinlarin ilk aski, kadinlarda erkeklerin son aski olmak isterler.
18) Ayakkabim yok diye üzülüyordum, ayaklari olmayan bir çocuk görene kadar.(Antele France)
19) Nokta kadar menfaat için , virgül gibi egilenler, sonunda düz hat olup çignenmeye mahkumdurlar. (La Edri)
20) Saglik gibi dost, hastalik gibi düsman, evlat sevgisi gibi sevgi, açlik gibi aci yoktur.
14. Gerdanimda pirlantalar olacagina , masamda güller olmasini tercih ederim.(Emma Goldman)
15. Bütün zekami , yetenegimi, Söhretimi, eserlerimi aksam eve zamaninda gelip gelmeyecegimi merak eden bir kadin için feda edebilirim.(George Bernard Show)
21) Sabir , yüzünü eksitmeden aciyi yudumlamaktir.
22) Hayat aynaya benzer, Sen ona küsersen o da sana küser.Sen ona gülümsersen o da sana gülümser.
23) Gel dese de bakma cimri asina, bir firsat arar da kakar basina.(Neyzen Tevfik)
24) Depremle ask arasindaki benzerlik, ikisinin de insani fena halde sarsmasidir.
25) Hiç kimse yumruklari sikiliyken net düsünemez.(George Jean Nuthar)
26) Sözlerinizdeki hiddeti anliyorum, ama sözlerinizi anlamiyorum.(Shekespeare)
27) Kimine çözülmeyen kördügümdür yasamak, Kimine yasadikça bir ölümdür yasamak, varolusun gizine erenlerse, diyorki 'Ölmezlik kitabinda bir bölümdür yasamak.' (Ümit yasar Oguzcan)
28) Bilgi insani Süpheden, iyilik aci çekmekten, kararli olmak korkudan kurtarir.
29) Bilginin efendisi olmak için çalismanin usagi olmak Sarttir. (Balzac)
30) Insanlar agaçlardan ders almalidirlar.Ne üzerinde barinan kuslarin, ne gölgesinde yatan insanlarin, ne de verdikleri yemislerin hesabini tutarlar.
31) Nasil ve ne zaman öleceginize kendiniz karar veremezsiniz, ama nasil yasayacaginiz kendi elinizdedir.
32) Bir erkegin bu dünya da sahip olabilecegi en degerli Sey, bir kadinin kalbidir. (Josiah G.Holland)
33) Öyle horozlar vardir ki, öttükleri için günesin dogdugunu sanirlar.(H.Dunant)
34) Dünyayi degistirmek istedim, ama sonunda fark ettim ki , degistirmeye gücümün tek yettigi Sey kendimdim.(Aldous Husoley)
35) Payina düsenden memnun olan her kisi zengindir.
36) Akilli insan düsündügü her Seyi söylemez;ama her söyledigini düsünür.(Aristotales)
37) Sikilmis bir yumrukla , kimseyle tokalasamazsiniz.(Indra Gandi)
38) Tas atmaya alisanin sonunda kendi kolu agrir.
39) Kebabi köz öldürür, sürmeyi göz öldürür, Yigidi kiliç degil , aci bir söz öldürür.
40) Bir yerde küçük insanlarin büyük gölgeleri olusuyorsa , orada günes batiyor demektir.(Çin Atasözü)
41) Rüyalari gerçeklestirmenin en kestirme yolu uyanmaktir.(J.M.Power)
42) Ölüm hayattan daha evrenseldir.Herkes ölür ama herkes yasamaz.
43) Gerçek dostlar yildizlara benzer, karanlik çökünce ilk onlar gözükürler.
44) Ask dünyanin en tatli mutlulugu ile en derin acisindan yaratilmistir.(Bailey)
45) Bir babanin çocuklarina verebilecegi en büyük hediye annelerini sevmektir.
46) Günesini kaybettiysen sakin gözlerini kapama, yoksa yildizlarini da kaybedersin.

22 Ocak 2010

YILDIZ KENTER’DEN….

Ocak 22, 2010 1
YILDIZ KENTER’DEN….

İnsanın ortak kaderi doğum, ölüm ve o aradaki zaman, yaşam...
Doğmak, ölmek isteğe bağlı değil...
Ölmek, belki bazen.
Bize düşen yaşamak.
Koşullar ne olursa olsun yaşamak...
Ayakta kalmak...
Hadi sıyırttın sıyırttın, hayatta kalabildin zar zor...
Uzun yaşamak, bir ayrıcalık.
İyi, güzel...
Ama ayakta kalmak, kalabilmek.
Ceza!
Müthiş bir ceza!
İlkokuldaydım, birinci sınıfta.
Hiç unutmadığım bir cezaya çarptırıldım.
Karatahtanın önünde, sırtım sınıfa, yüzüm karatahtaya dönük,
ders bitimine kadar kıpırdamadan ayakta durmak...
Utanıyorum, midem bulanıyor.
Ölmek istiyorum.
Herkesten nefret ediyorum, herkes ölsün istiyorum.
Sonra bir ara cebimdeki kabarıklığı hissediyorum:
Kabak çekirdeklerim!
Bir kuruşluk kabak çekirdeği almıştım, bir tane bile yemedim.
Mahmut'la (benden birbuçuk yaş büyük ağabeyim;
üçüncü sınıfa gidiyor) eve giderken yiyecektik.
Evimiz taa tepede, Abidin Paşa Köşkü'nün orada.
Bahardı...
Bademler açmış, tepeye giden toprak yol bomboş.
Ev yok pek.
Apartman hele hiç yok.
Göz alabildiğine tarla.
Papatyalar,gelincikler.
Hadi be sen de!..
Ne diye ölecekmişim...
Mati'cigimle güzelim dağ yolunda çekirdek yiyerek,
konuşa gülüşe eve gitmek varken!
Şimdi dönüp geriye baktığımda,
hep çekirdek misali umutlar peşinde ayakta kalabildiğimi görüyorum.
Öleceğimi bile bile bir çekirdek uğruna bu kadar çaba, çırpınma!
Değer mi?..
Birşey yap, Met'i anımsıyorum, sevgili Aziz Nesin'i...
İçim ısınıyor yeniden.
Kalk hadi diyorum, durma koş, birşeyler yap.
Yaşa...
Dur diyorlar bir yandan da, koşma...
Yeter dinlen artık.
Koşma...
Öl artık!
Ama çekirdeklerim bitmedi ki daha..."

Yıldız KENTER

MEVLANA OĞLUNA DER Kİ

Ocak 22, 2010 0
MEVLANA OĞLUNA DER Kİ

“Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen,
herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen,
Fena söyleyici!
Fena öğretici!
Fena düşünceli olma!
Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun..
İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun.
İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir,
gül ve fesleğenlerle dolar.
Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar,
canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir..
Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar,
içlerindeki karakteri dışarı vurdular.
Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu,
hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”

Mevlana oğluna der ki:
Bahaeddin!

Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen,
kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;
Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.

AŞK "SABIR"DIR BELKİ, AMA ASLA "TAHAMMÜL" DEĞİL

Ocak 22, 2010 0
AŞK "SABIR"DIR BELKİ, AMA ASLA "TAHAMMÜL" DEĞİL

Aşk "sabır"dır belki, ama asla "tahammül" değil


İlişkilerin derinlerinde bir yerde, fay hattında bir çatlak varsa, en ufak bir sarsıntı, onu ciddi bir kırılmaya sürükleyebilir.
Bu sarsıntıyı yaratan, bir kriz anı olabileceği gibi, ilgi beklentisiyle hazırlanılmış özel bir gün de olabilir.
Krizlerde yiğitleşir kadınlar,... özel günlerde ışıldar. Ve yanlarındaki adam, kendileri gibi yiğitleşmiyor, ışık saçmıyorsa o an kestirip atabilirler.
Merkez üssü yürek olan bu deprem, yaşananın aşk değil, kolayca vazgeçilebilir bir alışkanlık olduğunu hissettirirse, çoktandır göğüs kafeslerini sıkıştıranı bu dertten gözlerini kırpmadan kurtulabilirler;
...o anda... sigarayı bırakır gibi...
Dayanma eşiği en geniş ilişkiler bile kalbin bu sarsıntısına dayanamaz. İlişkinin yaldızı dökülüp de altından sahtekârlık saçıldı mı ortalığa, derindeki yarık büyüyüp yerle bir eder birlikteliği...
Aşk "sabır"dır belki, ama asla "tahammül" değil

Can Dündar.

KALP ROMA(n)TİZMASI

Ocak 22, 2010 0
KALP ROMA(n)TİZMASI

Ahh! şimdi romatizması tuttu kalbimin.
Dolaşmak asla derken hiç bir yağmun altında
Birazdan gökyüzüm fena halde yağacak.
Tamda dolulardan kaçmam gerektiğine inanmıştım,
Ama işte seviyor bedenim kendi yağmurunu.
Biliyorum ne zaman ağlasam:rüzgarda başlar.
Ah! şimdi sırası mı kendi selinden fırtınalar koparmak?

İşte sevmeyi de ...tam buradan başlatmak istiyorum.
Kusura bakma ne zaman tutacağı belli olmaz
Bu kalbimin romatizması.
Nede olsa hasta bir bedeb taşıyorum.
Ki kendimi nicedir bulutlu havalarda da dolaştırıyorum.
Öyleyse ismimim baş harflerinden başlayayım ağlamaya,
Çünkü en ağırı onlar oluyor ağzımda:taşıyamıyorum.
Seni susmak:Çok kurak geçiyor kaç mevsimdir.
Dökülse bi dökülse harflerin ağzımdan:rahatlayacağım.

Durmuş ağzımın içine bakıyorsun,
Bilmezmiş gibi bu kalp romatizmasının huyunu.
Tutuutmu mutlaka yağacak:
Yazsa:yağmur.güzse:dolu,kışsa:kar,
Neyse nerde kalmıştık?
Şimdi isminin harflerine ağlamalıyım,
Yoksa kurutur beni bu bulutlu yağmursuzluk.
Bir damla:Se,bir damla daha:elif,
Bir damla,bir damla daha ve son damla.
Evet dindi,dindi şimdiliğk bu fırtına.
Ama biliyorum seni nerde görsem
Tutacak kalbimin romaztizması.
Yağacak bu yaz:yağacak bu yağmuru.

AUT İNSANİT HOMO,AUT VERCUS FACİT*(HORATİUS)
*İNSAN YA DELİRİR,YA DA ŞİİR YAZAR...

14 Ocak 2010

HİÇ VAKTİNİZ YOK

Ocak 14, 2010 0
HİÇ VAKTİNİZ YOK

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast fo...od", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.... Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?


Müşfik KENTER