Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

10 Şubat 2011

KADERE VE GÖNLÜME DAİR

Şubat 10, 2011
KADERE VE GÖNLÜME DAİR

İşte ben hep böyle bildiğin gibi:
Kaderi öpüp başıma koymuşum,
Gülüşüm, oturuşum, konuşuşum,
Belli efendim, besbelli
Yaşamaktan soğumuşum.

Yaz yağmurları misali yıllarca
Yağmış durmuşum kendi içime.
Zaten dünya öyle dünya ki kim kime
Herkes kendi derdine anca,
Herkesin yüreği lime lime...

Halbuki hayatı sevmem gerekirdi.
Acımayı, sevmeyi oldukça bilirim
Zamanla bir iş tutmayı da öğrendi ellerim,
Hem hayatıma bir de Havva kızı girdi,
Ama gel gör ki bu kaderim...

İşte ben böyle bildiğin gibi,
N'apalım bizi bir kez mimlemiş kader
Her zaman böyle, yağmur bulutundan beter.
İşte böyle hilafsız, gözümün elifi
Her zaman bir romantik portreye benzer...

Ben zaten bu dünyada tek başınayım, hey...
Bir sevdalı gönül bütün varım
Eğer o da olmasa ne yaparım,
Kimbilir hey
Ne yaparım...


Turgut UYAR



YOLUM SENİNLE –

Şubat 10, 2011
YOLUM SENİNLE –

Beni çağıran uçurum, uçurum oldu sevdan…
Kaçmam…

Yok saklanmam başından-sonundan, korur bizi…
zaman…

Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye…
Anlatma…
Anlamam.


Aşk varken; sözlerinde, düşlerinde, yeniden doğmak gibi nefesinle, çoğalıp sevginle…
İsteme..
Durdurmam.

Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye…
Anlatma…
Anlamam…

Büyüt beni; gözlerinde, ellerinde, yeniden ses oldun sözblerime, gücün saklı içimde…
Vursunlar…
Ağlamam…

İster Bahar, İster Ayaz…Yolum Seninle…

Duysun dünya,
karşı dursun,
düşsün peşime


MOĞOLLAR




YALNIZLIK...

Şubat 10, 2011
YALNIZLIK...

Yalnızlık nedir?” diye sordu çocuk
Gülümsedi kadın
“Memeden kestiğimde seni
İçimde doğan boşluk gibidir” dedi.

“Kokundan uzak kaldığım an gibi mi?” dedi çocuk
“Ses sağnağında yüreğine tek bir tınının değmemesi gibi,
Düşsüz uyku gibi,
Renksiz düş gibi,
Çocuksuz ana kucağı gibi” dedi kadın.

“Yalnızlık nedir?” diye yeniden sordu çocuk
“Aşksız bahar gibi,
Kokmayan çiçek gibi,
Arı konmayan renk gibi” dedi kadın.
Hüzünlendi çocuk,
Gamzelerine iki büyük çaresizlik doldurarak
“Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın.

“Ağlatacak kadar güçlü müdür?” dedi çocuk,
Sarıldı kadın çocuğa
“Sana akan bu sevdam kadar keskindir” dedi
“Gülümsemene büyüttüğüm umudum kadar güçlü..”

“Acıtır mı insanın canını?” dedi çocuk
“Seni kaybetmenin korkusu kadar acı,
Senin gözyaşlarının ateşinden daha yakıcı” dedi kadın.

“Hep yalnız mıydın?” dedi çocuk
Daldı anılara kadın,
Eski bir aşkın kalıntılarında dolaştı biraz,
Biraz eski mutluluklara dokundu.
Çekingen.. Biraz da özlemli
Bugündeki yalnızlığını yaratan büyük aşkını düşündü.

“Hiç bitmez mi yalnızlığın?” dedi çocuk
O’nun gibi bakmayan
O’nun gibi gülümsemeyenler geldi aklına.
O’nun sarmalarındaki sıcaklığı yaşatamayanları düşündü.
“Büyük aşklar büyük yalnızlıklar doğurur` dedi kadın
Sarıldı çocuğa kadın
Umuda sarılır gibi
Yalnızlığını yıllara gömer gibi
Sarıldı sevdasının en güzel meyvesine…

Gassan SATAR




 

07 Şubat 2011

....

Şubat 07, 2011
....
Üzme Sakın Yüreğini, Ben Üşürüm..

Sen ki kıyamazsın isteyerek bana hiçbir zaman bilirim...Ben ki üzülen yüreğinde zindan hayatını yaşarım gecelerce.Her ne sebep olursa olsun üzme yüreğini vede üşütme beni.Sen kıyamazsın bana bilerek, ben ne yapsam bilirim.Üşüdüğümü duysan kendini ateşlere atarsın benim için,Kuru dal misali yanıp beni ısıtmak için, üzme yüreğini.Eririm sensiz, sokaklarını arşınladığım bu diyarlarda...Emniyeti sonsuz olana emanet edip sağlığına dua ederim..Gözüme son bakışını nakışladığın bu diyarda eririm üzülürsen.Üzme yüreğini üşürüm, üşüdükçe duaların ile ısınsam da,
Duama duanı katmadan sevindiremeyiz melekleri ...Üzme yüreğini sakın !!!sen üzülürsen ben ÜŞÜRÜM bilesin...
Alıntı...


Şubat 07, 2011
Mecnun sormuş Gül’e;
“Beni seviyor musun ?” diye.
Gül cevap vermiş;
“Sevmeseydim, batar mıydı dikenim” diye…

Gül sormuş Mecnun’a;
“Beni seviyor musun ?” diye.
Mecnun cevap vermiş;
“Sevmeseydim yoluna olur muydum köle”…


Mehpare ÖĞÜT



SESSİZ MEKTUPLAR – II

Şubat 07, 2011
SESSİZ MEKTUPLAR – II

Sevgi emek ister…Zamana, yerine ve kişiye göre de değişir. Sözler sessizliğe karışır gider ve kimi zamanda gerçek sanılan aşklar yaşanır yüreklerde…

Gözler kurşun gibi delip geçer. Bazen bakmak istersin bakamazsın.Korkarsın, kirpiğin kirpiğine değecek diye…

Zaman neyin ilacıdır bilinmez; çaresizlikler başa düşünce… Sarılacak birilerini ararsın dara düştüğünde. Sarılıp bırakmamak, sarılsın bırakmasın dersin bir ömür boyu. Böylece zaman geçsin istersin. Oysa, arada bir tökezleyeceksin, arada bir düşmen gerekecek düşeceksin ve yorulup bıkacaksın kimi zaman ama, hep sevginin arkasında duracaksın. Yoksa sabun köpüğü gibi kaybolup gider ellerinin arasından…

Şimdi yüzüne söyleyemediklerimi söyleme, bakamadığım gözlerine bakma vakti !...
Titrek bir yüreğin eşliğinde dilimden sözlere dökülen sevgi tınılarının eşliğinde sana seni anlatma vakti..

Ben ki sevgiye aç bir yürek sahibi. Gözlerinde bulduğum şefkati, sevgiyi, yüreğinden isteme vakti !...

Bazen susmak,gözlerle konuşmak gerekir… Konuşmadan da insanlar çok şeyler anlatabilirler farkında olmadan. Kaçamak bakışlar, dudaklara düşen bir damla tebessüm aslında yürekte fitillenmeye başlayan aşkın / sevginin habercisidir çoğu zaman.

Bazen durmak gerekir çıktığımız yokuşlarda. Dinginliğe ulaşmak için aynı şeyleri paylaşan insanlarla birlikte olmak ve her şeyden çok da aynı şeyi düşünen sevgiliyle birlikte olmak için…

Aynı noktada, aynı duyguda ve aynı yürekte buluşmak adına….


Mehpare ÖĞÜT
2010




....

Şubat 07, 2011
....

Hayat ;
Yaşamanın farkına vardığın an,
Ve
Kaybedeceğin bir şeylerin olduğunda ;

Hüzün ve Neşenin,
Ağlamak ve Gülmenin,
Karıştığı;

Her şeyden önce de
Ümitsizliğin umuda dönüştüğü andır…

Mehpare ÖĞÜT




BELKİ BİR GÜN YENİDEN…

Şubat 07, 2011
BELKİ BİR GÜN YENİDEN…

Kırgın ve yaralı bir kalbin sahibiyim.
Ne sevebiliyorum ne de ümit edebiliyorum.
Ne vazgeçebiliyorum, ne de gel diyebiliyorum.
Anlamadığım / anlayamadığım bir duygunun içinde;
Öylesine yaşayıp gidiyorum..

Söylenmemiş ne kadar söz varsa bugüne kadar biriktirdiğim.
Hepsini kaldırıp atacağım bugünden tezi yok.
Bunca zaman çektiğim eziyet ve öfkeden;
Şimdi pişmanım hem de çok..

Kırgın bir kalp nasıl sevebilir bilmiyorum.
Hep bir şeylerden korkarak yaşıyorum.
Kimden hoşlansam ya da kime niyet etsem;
Hep seni düşünüyorum...

Ola ki sevmek isterse günün birinde yüreğim yeniden;
Ve açmak isterse yeni bir aşka yelken,
Belki de kim bilir kalbimin sahibini bulurum diyerek;
Hayaller kurmaya başlayabilirim yeniden…


Mehpare ÖĞÜT
2011





AŞK OLSUN

Şubat 07, 2011
AŞK OLSUN

Sevilen de aşk yoksa,
Sevmek neye yarar…
Değil midir ki sevmek iki kişilik.
Aşk’ın suyu yüzü hürmetine;
Aşk’a bulamadıktan sonra kalbini;
Kuru kuru seviyorum demek nedir ki...
Aşk olsun demek yetmez insan olana.
Yürekli olmak gerekir sevmekten yana…
Sevmek üzülmek olsa da ara sıra;
Yaşamak güzel şey sevgiden anlayana…

Mehpare ÖĞÜT
2010



06 Şubat 2011

SANA BİZİ ANLATMAK ...

Şubat 06, 2011
SANA BİZİ ANLATMAK ...
Sana aynalardan yöneliyordum. Hayatının hiçbir döneminde varlığımdan haberdar olmadığını bildiğim halde, kendinden uzak yaşamalarında en çok gördüğüm… Kırık cam parçaları hüznünü anlamlandırmama yetiyordu ama ben vazgeçmedim.

Nasıl yapabilirdim ki ? Mevsimler gözlerimizden akıp giderken, otoriter kimliğim altında ezilen çocukluğum yalnız senin yanından kendini yaşıyordu. İlk kez bisiklet kullanmalarımda olduğu kadar özgür hissettiğimi sen anlıyordun. Çünkü yalnızca çocuk olabildiğim kadardım bu batık kentte.

En çok buydu belki de. Uçsuz bucaksız mavi köpükte çırpınmalarımız zamana verilen tüm isimleri tüketiyordu kendiliğinden. Kumdan kalelerimiz vardı; hesapsız düşlerimiz. Kağıt gemilerimiz ıslanmıyordu biz gülümsedikçe.

Kendi kimliğimizi hiçbir olmaza aldırmadan kabullenebiliyorduk. İrkilmelerimiz yoktu; bizden olmayanlara da aldırmıyorduk. Paylaşımlarımız bir o kadar herkes içindi. Sımsıkı kucaklıyorduk insan bileni. Sokaklarda sır oluyor, “yaşıyor muyum ?” diye soranlar için umut dağıtıyorduk sevgiden. Bilinmezlere yolculuk yapmak olsa da yaşam korkmuyorduk.

Nihilist bir felsefeyle tükenenleri ömrün en savunmasız coşkusunu yaşayarak buluyor, korkulardan sır demetleri biriktiriyorduk.

Aslında tüm yaşam öyküleri kendimizindi. Bayram ertesi sarsılırdı coşkularımız. Caddelerde, evlerde, vitrinlerde cıvıl cıvıl akıyorduk. Konuşandık parlayıp sönen suskunluklarda. Ve yaşayandık pek parlak olmayan diğer yüzünü. Kimsesiz ağlayandık…


Nur GEZEK
-Senin İçin’den-


Nihilist Tanımı : hiçci, hiçbirşeyin gerçekte var olmadığını düşünen kimse. (bkz: nietzsche)