Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

26 Şubat 2011

YELKENLER FORA...

Şubat 26, 2011
YELKENLER FORA...

Yüksek rakımlı canımdan düştü ömrüm
Kanadı kırık sevincime borcluyum
Namlu ucunda iken yüregim
Adın yazılıyken heybemin matem boslugunda
Nedenleri yok sattı sol yanımın sususları

Sen senden habersizken bende
Ben yarım yamalak mülteci oldum elinde
Bileti kesilmiş yüregim
Ne yol dayanır ne bendeki ben buna

Secdedeki yüregimin yönü yok yar
Bozulmus kalbim bana
Kıyısında tutustu bana benliğim
Sen nerde kime vurdun ben sana dalga olmusken
Ne sonbahara gebe yüregim ne mavi bir katile

Gece uykusuz ucurtmasız gök mavim
Bilesin bogdum kendimi sende
Varsın var olsun benden öte her senler
Yoklugumun üstüne sen düşen gecelerimde
İçimde tasıdıgım sensizlikte büyüdü hep senlerim
Ve ben nasılki seni senle yasarken yoktum sende
Şimdide seni sensiz yasarken var oluyorum sen olmayan her yerde

Üflesem bu gece sesimden kac promil siir yanar kim bilir
Gecmişin orta yerine yüz üstü düşsem
Anılarım kac tekmede hüznün resmini cizer sırtıma
Sımsıcak satırlarla ıslamadın
Bari bir tebessüm etseydin sırıtan acılarıma

Eyvallah..

Mass-mavi
Siirfm.com'a teşekkürlerimle,,,





23 Şubat 2011

SAY Kİ…

Şubat 23, 2011
SAY Kİ…
Say ki ben hiç sevmedim seni ve zaten yoktun sen de.
Kurmaca bir aşk’tı benim ki ve sende hayalden bir sevgili.
Ne vakit değdi de gözlerin gözlerime,
Yüzdürmeye başladım gönlümü kalınca sende…
Farzet ki oldu, öylesineydi deyip geçtim kendimce.
Aşk’ın iki kişilik olduğunu unutup sevdim delice.
Düşün ki bu oyun tek perdelikti;
Ve tek figüranlık bir sevmeceydi benim ki…
Biliyordum zordu sevmelerim, hiçbir zaman kolay olmamıştı da.
Ve ne zaman geçip otursa da ayrılık baş köşeye;
Anlardım ki sevmek bana yasak, gözler tuzak.
Ve düştüysem bir aşkın eline;
Sus’lar düşerdi peşime, çığlıklar yüreğimde.
Ne elimde senden bir kar ve ne de benden sana gelirdi zarar…

 

Mehpare ÖĞÜT
2011




DEMİRYOLU MECAZI...

Şubat 23, 2011
DEMİRYOLU MECAZI...

Hepimiz aynı trende oturuyoruz

Ve seyahat ediyoruz zaman içinde rastgele

Dışarı bakıyoruz; yeterince gördük.

Hepimiz aynı trende gidiyoruz
Ve hiçkimse bilmiyor, ne kadar uzak?

Bir yolcu uyur; bir diğeri yakınır;
Üçüncusü çok konuşur.
İstasyonlar anons edilir
Yılların içinden hızla ilerleyen tren,
Ulaşmaz hiçbir zaman hedefine.

Yerleşiyoruz.Toparlanıyoruz.
Bir anlam veremiyoruz.
Acaba yarın nerde olacağız?
Biletçi bakıyor kapıdan içeri

Ve kendi kendine tebessüm ediyor boynunu eğip.


O da bilmiyor nereye gitmek istediğini
Susuyor ve dışarı çıkıyor.
Kulakları tırmalayan siren ötüyor!
Tren yavaşlıyor ve sessizce duruyor
Ölüler iniyorlar.

Çocuğun biri iniyor; Anne haykırıyor.
Sessiz duruyor ölüler,
Geçmişin peronunda.
Tren yoluna devam eder, zamanla akıp gider.
Ve kimse bilmez, neden?

Birinci sınıf hemen hemen boş.

Göbekli bey oturuyor gururlu
Kırmızı yumuşak koltuğunda ve ağır ağır soluyor.
O yalnız ve bunu çok hissediyor
Çoğunluk tahtada oturuyor.

Hepimiz aynı trende seyahat ediyoruz

Muhtemel gelecege doğru.
Dışarı bakıyoruz; yeterince gördük.
Hepimiz aynı trende oturuyoruz.

Ve çoğumuz yanlış vagonlarda

Erıch KASTNER



BİR KADININ YÜREĞİNDEN GEÇENLER!

Şubat 23, 2011
BİR KADININ YÜREĞİNDEN GEÇENLER!

Bir kadının yüreğinde neler saklıdır? Bir kadın kendi yalnızlığına tutunuyorsa, yalnızlığı artık hangi renktir?

Bir kadının yüreğinde, genellikle saklı kalmış bir aşk vardır. Yaşanmamış, yaşanılmamış bir aşk! Tadına varılmamış veya damakta hala lezzeti duran bir tatlı gibi, hep özlenen, hep arzulanan bir aşk vardır.

Hasreti her gün giderek büyüyen, kalbinin çalışmasını yarı yarıya felce uğratmış, yaşama katkısını değiştirmiş bir aşkı saklar kadın.

Nerdeyse her kadın bir yara almıştır. Her kalbin orta yerinde durur bıçak izleri. Kimi babadan, kimi kocadan, kimi sevgiliden, kimi hiç dokunulmamış, hayalde kalmış bir erkekten…

Bir kadın, acıya hazır doğar. Annesinden alınmış bir acı hatıranın iziyle gelir dünyaya; o yüzden, yaşamdaki sıkıntılara katlanmakta daha başarılıdır.

Hani erkekler, kadınları anlayamadıklarını söyler ya; hepsi kalbin durumuyla ilgilidir. Bir kadının kalbi, aşkla ilk tanıştığında su gibidir. Bakıp içinde kendini görebilirsin.

Sonra aradan geçer zaman, kalpte o yaraları bırakanlarla tanışır kadın. Birini sever, sevgisi havada kalır. O berrak suya ilk çamur atılmıştır, bulanıklaşır.

O zaman yürek, kendini korumaya alır. Önce güvensizlik ve temkin gelir oturur içeriye. Bir an tekrar denemeye karar verir kadın. Cebindeki güvensizliğe rağmen, sever. Bir darbe daha alırsa, işte o yürek artık iflah olmaz. Kapanır kendi içine, belki bir daha hiç sevmez, sevemez!

Kadınların yüreğinde binlerce hikaye gizlidir. Her bıçak izi, başka bir aşkın kalıntısıdır. Aslında bütün hikayelerin temelinde, kadın saf sevgiyi arar. Güvenmek ister, hayal kurar, feda olur, sahip çıkar! Her seferinde canı yanarsa, sonunda vazgeçer kadın sevmekten; korkar, saklanır! Kendi yalnızlığına tutunur, ona sığınır. İstemese de, sevmese de, mutluluğu kendinde aramaya başlar. Kadının her duygusu bir renge bürünebilir ama acıdan kaçan yüreğin yalnızlığı, renksizdir….


Candan ÜNAL


....

Şubat 23, 2011
....
Beni çok sev, bir nar bahçesindeki tanelerin toplamından pay biç mesela.
Çünkü ben öyle yapıyorum.
Bu yüzden Afrika'nın en kurak çöllerinde bile nar ağaçları görüyorum.


Beni çok sev, ben seni hesapsız seviyorum...
...
Tarihteki bütün aşkları kızdıracak kadar!


Özgür GÜMÜŞSOY
Nar Gibi Dağılan Aşk



21 Şubat 2011

KOCA ŞEHİR

Şubat 21, 2011
KOCA ŞEHİR

Koca şehir uykuda…
Bir yerlerde çığlıklar,
Diğer tarafta hüzünler,
Kaybolan aşklar,
Gözyaşları, ihanetler,
Çılgın sevişmeler…
Şahit tüm yaşananlara.
Ey koca şehir,
Sen de şahit ol aşkıma
Sorarlarsa beni sana
Ola ki hani,
O da çok çekti;
Çok yandı, sevdi sevilmedi de emi..
Kalbinde ne zaman bir sevda kırıntısı bulsa
Peşinden gitti diye söyle.
Hep aldandı, ama vazgeçmedi de..
Bir gün sorarlarsa beni sana;
Bilmiyorum de.
Neden diye sorarlarsa da;
Yine bir sevdanın peşindeydi en son gördüğümde,
Gidiş o gidiş bir daha gören olmadı , yok de…


Mehpare ÖĞÜT
 2010

ANLAYAMADIM…

Şubat 21, 2011
ANLAYAMADIM…
Anlayamadım hiçbir zaman;
Ben mi yanlıştım bu dünyada yoksa kurduğum cümleler mi sana ulaşamayan…
Ve ağlarken sessiz çığlıklarım mıydı seni benden uzaklaştıran…
Sığınırken düşlerime, oyuncağı elinden alınmış bir kız çocuğu gibi;
Yarım kalakalmıştım bu aşk’ta…
Ve her gün beklerken yolunu bir ümit gelir diye,
Aslında zamansız bekleyişlerin yolcusu olmuşum habersizce…
Ne zaman geçsen yüreğimden ve dokunsan aklımın her köşesine,
Yaşamayı öğrendiğim yalnızlığımla birlikte,
Karşılarım seni , uyumaya çalıştığım gecelerde…


Mehpare ÖĞÜT
2011



KÖR/EBEYİM SUÇÜSTÜ YUMDUM G/ÖZÜMÜ

Şubat 21, 2011
KÖR/EBEYİM SUÇÜSTÜ YUMDUM G/ÖZÜMÜ


Üşüten bir mum alevi gece…
Daha sabaha kaç karanlık eklemeli ey adı yar olan ?

Afedersiniz… Adınız aşk diye sevmiştim.
Düşüşümü bilin diye gözlerinizin önünde yığıldım,
- ‘topla kendini , kan görmeden aşk olmaz ’ –dediniz.
Peki tutup yüreğimin mahrem köşelerinden,
kalkmayı öğretecek yar değil miydi isminiz?
Afedersiniz, ne de düşüncesizim, çünkü düşünce/sizdim…

Dört duvar derisi kavlamış dehlizlere (s)açılan rutubetli
hüznün kapı ardında küçük kız…
Islayıp serçe parmağını topluyorken içlenmelerini ,
örüklü dilinin kurdelaları hiç boylanamayacağım
paltonuzun iç cebinde mi gizli?
Lütfen pişirin içimde çöreklenen bu çare/sizliği, sizi taşıyorum!
Ağzı gevşemiş bir mahfi keseyken yürek, susuşunuz kadar çığırtkan,
yalnızlık boyu hafakan, söz gümüşü lutledin gözlerime inen geceye.

Kördüm… Ve gördüm.
Ağlak mevsimlerin ısladığı eğreti taşlık manastırın kıyısına
çıkartıp asmışsınız içinizden arta kalanları.
Kendimi t/uzağınızda buldum.
Uzansam edebi uykulu bir düş(üş) ardınız.
Ardıma yürütsem hıçkırıkları,
size sırt çevirmek her adımda çift çelme.
Hem ne çok sakarım bilirsiniz, sizi de yanlışlıkla sevmiştim!

kör/ebeyim suçüstü yumdum gözümü…

Size yazmak mecazi fıtratların asil debdebesiydi,
üzgünüm, özendim.Uzun zamandı…
Yol iz yoktu. O zamanlar aşındı gönlümün felahının eşiği.
Gözlerinizin önüne döktüm tüm sağırlığınızı.
Kanım akmazdı , uğultum kesse nefesimin şakağını.
Özledim de… Gel(me)diniz.
Peki ya, saçımdan topuğuma yoklayan ölüm siz değil miydiniz ?
Afedersiniz…
Ben sizi üşüyorum. Elleriniz cebinizde ya hani,
merakındayım, siz, rüzgarın yari misiniz?
Gözlerimi bağladı ne çok tebdil-i suretiniz.
Evvel solumdan geçmişsiniz,
el yordamıyla seçilmiyor ki aşk, bilesiniz..
Gittiniz sonra… Ve lakin ‘‘özleyerek dönmek için’’ dediniz.
G/özlediniz ne çok, gel(e)mediniz..
Siz en çok (t)uzaktan (g)özlemeyi mi bilirsiniz?
Yine aşka bağlanmak üzre dilimi çözün!
Heveslerimden tutun kaldırın beni, nasıl olsa düşünce/sizim…
Düşümce siz.
Ah efendim bir bilseniz, içimde ne çok değer/sizsiniz!

Yağmur bahane, melekler sizin nazarınıza malik olmaya iniyor kente
Üsküdar’ın endamı kime sanıyorsunuz?
Baksanıza, aşkın çekincesinden peçesini iğneliyor Beykoz,
denizdeki aynalara göz süzerken siz.
Sözlerimi dize getirin , dergahınızda daim aşka talibim.
Defettim bariz isyanlarımı , dilimi üfledim de eşiğinize geldim.
Ben ki na-reften sürülen pejmurde bir derviş,
aşk adına yolu geceye vurdum.
Gece ki öz aşkın döşeğinde inzivada…
Tesbih tesbih çekiliyoruz aşk/la, otuzüç boncukta bir eksiksiniz!
Yan/sızım…
Heybemde kaybedeceğim hiç birşey’sizliğimle ,
çıplak ayak dolanıyorum mikâtınızda.
Ele verdim kendimi , ele vermeyin beni!
Gidecek yanım çok ancak, gözlerime Yusuf ‘un rayihasıyla
gömlek sürenim yok!
Yok mu ensar bir yürek?
Hayli kalabalık çaresizliğim, oysa bilin ki
ezelinden mahzun bir muhacir(d)im.

sağım..
solum..
önüm..
ardım.. aşk!

Yaradan’a işittirdim , kapıyı açın!
Aşkın vahyinde hicretinize geldim…


Züleyha ÇAY



KIRLANGICIN ÖYKÜSÜ

Şubat 21, 2011
KIRLANGICIN ÖYKÜSÜ
Fırtınadan sırılsıklam bir geceye uyuyup, ışıl ışıl bir bahar güneşine uyanınca insan, uzun sürmüş bir kış uykusunun mahmurluğundan silkinmişcesine diriliyor ruhu…

Yorgun bir yılın sonunda, denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğum bir sahil kasabasında, elektronik posta kutuma düştü "kırlangıcın öyküsü"…
Öyle güzel, öyle yalındı ki, yazarını da, kaynağını da bilmemenin riskine rağmen, o 8 – 10 satırdan çocuksu bir masal yapıp, bu yılbaşı, hediye sepetinize koymak geldi içimden…
* * *
"Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.
Cesaretini toplayıp penceresine konmuş.
Önce olabildiğince dik durmuş,
Sonra gagasıyla cama vurmuş.
‘-Tık… tık tık…’
Çok meşgulmüş adam… öfkeyle cama dönüp bakmış:
‘-Kimmiş onu işinden alıkoyan?’
Kırlangıcın minik kalbinde amansız bir heyecan
Kırık sözcükler dökülmüş gagasından…
‘-Hey adam, seni nicedir izliyorum.
Sorma nedenini, niçinini,
Ama galiba seni seviyorum’.
* * *
Şaşırmış adam,
‘-Sen de nerden çıktın şimdi,
Tam aklımı toplayacakken bozdun işimi…’
Şöyle bir tüylerini kabartmış kırlangıç,
ve aklındaki planı çıtlatmış:
‘-Aç pencereyi beni içeri al sen,
birlikte yaşayalım ebediyen…
hem sofrada ortağın olurum,
hem evde eğlencen’.
Parlamış adam:
‘-Şuna da bakın neler diyor bu…
Haddini bil, hiç kuş insana aşık olur mu?’
‘-Soğuklar başladı bak, üşüyorum dışarda.
Alırsan içeri, deva olurum yanlızlığına da…’
Hepten kızmış adam, kovmuş kırlangıcı camın önünden
‘-Yürü git işine, yalnızlığımdan memnunum ben"
Bükmüş gagasını zavallı kırlangıç,
Uçmuş semaya doğru, kanadı kırık…
* * *
Gel zaman git zaman,
kırlangıçın hemen ardından,
bizim adamı pişmanlık basmış:
‘-Hay aptal kafam, ben ne halt ettim,
ayağıma gelen fırsatı teptim’.
Sonra teselli etmiş yalnız kalbini:
‘-Sıcaklar başlayınca gelir kırlangıcım.
Onu içeri alır yalnızlığımı paylaşırım".
Kış geçip de yaz gelince, yalnız adam başlamış beklemeye…
Ama sevdalısı uğramamış bile bir kere…
Akın akın gelen sürülere sormuş,
Onun kırlangıcından eser yokmuş.
Öyle üzülmüş ki, gidip bilge kişiye danışmış.
Hem kırlangıcı, hem kendi eşekliğini anlatmış
Bilge kişi almış adamın mesajını,
Lakin üzüntüyle sallamış başını:
"A benim yalnız oğlum. Ne kadar efkarlansan azdır.
Çünkü kırlangıçların ömrü 6 aydır".
* * *
Sırılsıklam bir geceye uyuyup, güneşli bir sabaha uyanınca insan, kabus gibi geçmiş bir yılın, ışıltılı yeni yıllara gebe olduğuna dair inancı tazeleniyor.
Hele yorgun bir yılın sonundaysanız,
denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğunuz şirin bir sahil kasabasında, dostların arasındaysanız…

Ve hele, posta kutunuza atılan mektuplar size "Bulduğun aşkların kıymetini bil" diyorsa…




19 Şubat 2011

....

Şubat 19, 2011
....

"Unutulmamalı ki; gözleri güzel yapan rengi yada boyası değil, bakışların ta kendisidir".


Müşfik KENTER