Bu Blogda Ara
25 Mart 2011
Çizebilseydim,
Bahar Olacaktı Yüzün...
Yazabilsem,
En Uzunu Şiirlerin...
Olmadı, Beceremedim...
Adını Duvarlara Yazacak Çağım Da
Çoktan Geçit Benim.
Yasak Sevdamın
Gözaltı Tarafı...
Çaresiz,
Seni Yüreğimde Erittim.
Ama Yine De
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Seni Olmadığın Zamanlarda Da Sevmiştik,
Olmadığın Baharlarda Da...
Ama Hiç Bu Kadar Telaşlanmamıştık.
Beklememişiz Üstelik Birbirimizi...
Birlikte Islandığımız Yağmurlarımız Yok...
Ne Kavgalarımızın Adı Bir Olmuş,
Ne "Dost" Diye Baktığımız Yüzler...
Ayrı Ayrı Akmış Göz Yaşlarımız.
Ben, Asırlardır Okşamamışım Yanağını,
Senin Yüzün Ağlamaktan Yorulmuş...
Ama Yine De
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Bir, Yüzün Vardı Görmediğim,
Bir, Sesin...
Hiç Duymadığım...
Kokunu Çiçeklerle Tanımlayamazdım.
Dokunmadım, Bilemezdim
Ellerinin Beyazlığını.
Hangi Şarkının Neresinde,
Hangi Şiirin En Sevdalı Sözünde
Çıkacaktın, Bilemezdim.
Dilimin Ucundaydın Hep,
İşte; Şimdi Düşüverdin!
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
"Ağır Ağır Çıkılan Bir Merdiven" Yok...
Eskittiğin Yıllardan Değil,
Sızlayınca Yüreğin, Anlıyorsun:
Yine Gecikmişsin...
Sen, Yeni Yeni Öğreniyorsun Sevmeyi,
Bense Çoktan Düşürmüşüm Aklıma Ölümü.
Gönlün Bedene Baş Kaldırdığı Yerdeyim...
Ama Yine De
Hoş Geldin,
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Unuttum, Bana Ne Vakit Gelmiştin,
Saklayacaktım Seni.
Yüzün Gözümde Kalacaktı.
Bilmeyecektin Böylesine Sevildiğini.
Uykusuz Gecelerimde Büyüyecek,
Sensiz Sabahlara Uyandığımı Duymayacaktın...
Olmayacaktın Sıradan...
Eskitmeyecektim Sevdamı...
Yoksa Yine Mi Beceremedim?
Ama Yine De Hoş Geldin,
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Ben, Bir Bu Dağları Eskitemedim,
Bir De Sana Düşmüş Yüreğimi...
Gittiğim Yolları Hiç Hesaba Katma!
Düşünü Görmediğim Uyklular Zaten Haram.
Gökyüzünü Boyayacak Zaman Da Kalmadı...
Haydi Sar Kolarını...
"Ayrılık" Diyeceğim,
Dilim Varmıyor...
Daha Yeni Söylemiştim;
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Saatin Zembereği Boşaldı.
Bodrumlu Balıkçı İsmail
Çoktan Denize Açıldı.
Antalya'da Barlar Kapanalı
Yaklaşık Bir Saat,
Kars'ta Saçakları Çatıların,
Hala Buzları Taşımakta.
Ve Ben Hala Üşümekteyim
Sensizlikten.
Düşlerimi Hiç Terketmedin...
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Deniz Tuzunu Saklıyor.
Çizdiğim Beyazlarda
Karlar Çürüdü...
Suyumuz Ekşi,
Gönlümüz Kırık.
Sevip De Kaçanların Hiçbiri,
Yüzyıllardır Yakalanamadı.
Firarinin Umudu Tükenmiyor,
Yaşamadan Bitmiyor Kör Olası...
Ama Yine De
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Bu Hikayenin Gecesini Uzun Yazdım...
Bir Tek, Elin Kalacak Elimde.
Sıcak Tut, Söndürmesin Terim.
Kapat Gözlerini,
Sabahı Geciktirelim...
Yorgun Olduğu Kadar
Suskundu Gönlüm.
Senden Evveli Anılara Yükledim...
Sevdaya Dair Ne Varsa Duyduğum,
Yetersiz Şimdi.
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi...
Ne Nâzım Benle İçti,
Ne Cahit Sıtkı...
Onlara Geciktiğim Gibi
Geciktim Sana Da.
Yaşını Yaşıma Erdirip Bir Yol,
Yazılan Onca Şiiri,
Tutulan Onca Şarkıyı
Ne Yaparız Şimdi?
"İkinci Perde" Deyip Yeniden Başlayamam Ki!
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi...
Bir Tarafımızı Eylül'de Budamışlardı,
Kalanı, Sevdana Kurban...
İçtiğim İçkiye Seni Düşürdüm,
Bu Akşam Gözlerimi
Küllükte Söndürdüm.
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Yaşlı Yüzümü Değdirmek İçin Yüzüne,
İlişmek İçin Gözüne,
Ben Yaktım Işıkları...
Uzaktan Sevmenin Çok Ağırmış Faturası.
Düşünsene, Nasıl Uzun Beklemişim...
Bağışla Sevgilim, Ben Geciktim...
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Korkunun Bittiği Yere
Yazdım Adını,
Dağların En Kuytu Yerine...
Sonsuzluk Değildi Beklediğimiz,
Bir Parça "Mutluluk" Diye Diretmiştik.
Çok Mu Geldi Bilmem Ki
Tanrının Gözüne...
Ama Yine De
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Eskidi Saatler.
Zamanı Geldi,
Yeniden Düşmeliyim Yollara...
Geceler Sırtımda,
Cebimde Sevdalarım...
Yardan Öte Söyleyecek
Sözüm Vardı Benim...
Düşlere Saklamalı Şimdi Yari,
Uyanmamacasına!
Yükselmeli Ateşim,
Kanamalı, Sıkmaktan
Avuç İçlerim.
Terleyip Atmalıyım İçimden Seni.
Kimseler Bilmemişti,
Görmemişti Gelişini,
Benden Gidişindeki Gibi...
Ama Yine De
Hoş Geldin
Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi,
Hoş Geldin!
Tayfun TALİPOĞLU
20 Mart 2011
1800’lü yılların ortalarıydı. Edward Mott Robinson, o yılların hatırı sayılı zenginlerinden biri ve büyük bir balina avcı gemileri filosunun sahibiydi. Bay Robinson para işlerinde çok kurnazdı. Fakat bir seferinde öyle bir olay yaşadı ki, kurnazlığı para etmedi.
Balina gemisi Mary L., iki yıllık bir seferden sonra Bedford'a döndüğünde..., Bay Robinson, mürettebatın paralarını ödemeden önce gemi defterini dikkatle inceledi ve 15 yaşındaki tayfa Tommy’nin gemi açık denizdeyken geminin ana direğine tırmanarak oraya ismini kazıdığını öğrendi.
Robinson,
“Islak hava bu kazıntının içine işleyecek ve direği çürütecek” dedi. “Senin ayda beş dolar maaşın var. Yirmidört ayda bu yüzyirmi dolar eder. Yeni bir direk dikmek de ancak bu kadar paraya mal olur. Onun için sana para ödemeyeceğim; bunu birikmiş alacağından keseceğim.”
Tommy maaşından kesinti yapılmasına razı olmadı ve kendi birikmiş parasından yüzyirmi doları Bay Robinson’a vererek hesabını kapattı.
Robinson’un bir haksızlık yaptığına inanan denizciler, Tommy’ye Butler isimli çok iyi bir avukatı görmesini tavsiye ettiler. Avukat olayı dinledikten sonra Tommy’ye şöyle dedi:
“Limandan ayrılma ve Mary L. gemisinde olanlara dikkat et.”
Tommy avukatın kendisine söylediklerini yaptı ve nihayet bir gün Butler’a gelerek Mary L.’in yola çıktığını haber verdi.
Butler:
“Gemide bir tamirat yapıldı mı?” diye sordu.
“Sadece yeni pompalar takıldı, efendim.”
Butler gülümsedi:
“Şimdi işimiz kolaylaştı.”
Sonra Robinson’un ofisine giderek:
“Müşterim Tommy’ye Mary L.’in direğini sattınız ve o parayı tam olarak ödedi, fakat direk kendisine teslim edilmedi” dedi. “Direği istiyoruz. Gemi iki yıllık bir sefere çıktığına göre, tazminat ödemeniz gerekiyor, yoksa sizi mahkemeye vereeğiz.”
Robinson mağlup düştüğünü anlamıştı.
“Peki” dedi, “beni altettiniz. O zaman direği ben de sizden 120 dolara satın alıyorum.”
Direğin parası olan yüzyirmi doları ödedi. Fakat Butler’ın işi bitmemişti:
“Müşterim direği atmak niyetinde, değil” dedi. “Ayda on dolardan olmak üzere, onu size iki yıllığına kiralayabilir. İki yıllık kira parası da ikiyüz kırk dolar eder.”
Edward Mott Robinson, 240 doları hiç sesini çıkarmadan kuzu gibi ödedi.
C. BOSWELL VE L. THOMSON
19 Mart 2011
Hadi git !
Hadi git artık istediğin yere, azad ettim seni kendi ellerimle…
Üzülme / üzülme ve sakın dert etme ne olur kendine..
Bak ben iyiyim ağlamıyorum bile.
Ağlasam ne olacak sanki, dönecek misin gerisin geriye…
Hadi git artık, ne olur daha fazla bekleme bu yürekte.
Git de bu hastalıklı halimden kurtulayım bende bir an önce.
Kim bilir belki de yeni bir dalga vuracak beni.
Gözleri de sana benzeyecek belki.
Hiç tutamadığım ellerin vardı ya
Ve hiç duyamadığım sesin,
Ve tadamadığım bir yürekti ya senin ki,
Kim bilir belki de, belki de bekliyordur bir köşede senin gitmeni…
Dur gitme !
Dur gitme ne olur, ne olursun kal bu yürekte.
Bak nasıl da üşüyorum sensizlikte.
Ellerim buz gibi kış’tan kalma bu gecede.
Yalnızlığımı yorgan diye örtüyorum üstüme,
Dur gitme ne olur dön geriye.
Dön yalvarıyorum sana, sakın vazgeçme…
Gidersen bir yetim gibi okşanmayı bekleyeceğim her daim.
Ve her daim yüreğimde üç noktalı bir boşluk, bekleyecek seni.
Adını kazıyacağım geçtiğim her yere.
Ve gözlerin silinmesin diye asacağım resmini odamın her köşesine…
Gitme !
Sakın gitme ve terk etme beni de.
Ne olursun kal bu yürekte, yüreğim sendeyken.
Yüreğim sendeyken üzme daha fazla beni de böylesine severken,
Gitme, gitme sakın, dön geriye….
Mehpare ÖĞÜT
2011
18 Mart 2011
Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin ...bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
Şemsi TEBRİZİ
Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzermiş.. Özgürlüğünü elinden alır; göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir. Aşkın özgürlük verici bir kalitede olması lazım, sana zincir v...urması değil; Sana kanat takıp mümkün olduğunca yükseklerde uçmasını sağlaması lazım. Unutma, aşk sınır tanımaz.. Aşk ta kıskançlık olamaz, çünkü aşk sahiplenmez. Sevdiğin için bir insanı sahiplendiğin fikri çok çirkin. Birisine sahipsin-bu demektir ki onu öldürdün ve ticari bir mala dönüştürdün. Sadece eşyalara sahip olunur. Aşk özgürlük verir. Gerçek aşkta bölünme olmaz. Sevenler birbirinin içine erir. Sadece egoistçe aşkta büyük bir bölünme vardır, seven ve sevilen ayrılır.. Gerçek aşkta ilişki yoktur. Çünkü ilişki kurulacak iki insan yoktur. Gerçek aşkta sadece sevgi olur, bir çiçek açma, güzel bir koku, bir erime, bir birleşme yaşanır. Egoistçe aşkta ise iki kişi vardır, seven ve sevilen. Ve ne zaman seven ile sevilen olsa aşk yok olur. Aşk olduğu zaman seven ve sevilen birlikte aşkın içinde kaybolur. Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir-sana yaşam işte bunun için verildi. Sevgilinin niçin seninle olmak istemediğini anlamaya çalış. Seni reddettiğinden değil-seni ne kadar çok sevdiğini biliyorsun, ama bazen yalnız kalmak istiyor. Sen de onu seviyorsan yalnız bırakırsın; ona işkence yapmazsın. Biri yalnız kalmak istiyorsa diğeri,”artık benimle ilgilenmiyor, belki de başka birine ilgi duyuyor” diye düşünmez. Akıllı eş diğerini yalnız bırakır ki tekrar kendini toplaya bilsin, yeniden paylaşacak enerjisi olsun. Ve bu ritim gece gündüz gibidir, yaz ve kış gibi; değişir durur.
OSHO
Yürüyorum
Koyu bir kederdeyim
Bir gecenin tam ortasında
Bir yağmurun en dolusunda
Gönlüme yenik
Gönlüme tutsak
Elim ayağım çıplak
Yürüyorum
Arkama bakmadan yürüyorum
Tanımadığım bir yerdeyim
Adımdan çok uzakta
Belki kötü bir tuzakta
Patlamaya hazır mayın misali
Fena halde beklemekteyim
İçim zehir zemberek
Bilmem ki yaşamak mı yoksa ölmek mi gerek
Yok yok aslında bu değildi benim düşündüğüm
Kendime şaşmaktayım
Deniz uzak, yolum kördüğüm
Kendimle savaşmaktayım
Yürüyorum
Arkama bakmadan yürüyorum
Vahim bir yalnızlıktayım
Rüzgarda bahar gülü gibi savruluyorum
Dudaklarımda asi bir küheylan çığlığı
Yıldız alacasında görünmez böceklerin
Belli belirsiz ıslığı
Aah ah
Kimbilir bu kaçıncı yanılgım
Bilmem ki nasıl anlatmalıyım
Aklımda hani o birini bırakıp diğerine koşan
Ya yanlış anlaşılan
Ya da bundan hoşlanan ince uzun kız çocuğu
Boynunda kendi elimle taktığım
Küçücük nazar boncuğu
Sırtında da kahverengi gocuğu
Bakışları ürkek
Gözlerinde hep aynı buğu
Yürüyorum
Arkama bakmadan yürüyorum
Karanlık bir aydınlığa çıkmaktayım
Burnumda kokusu
Kulağımda beraber gezdiği insanların uğultusu
Azala azala çoğalmaktayım
Benim sanki bu sokakların
Yürüyen tek yolcusu
Yürüyorum
Arkama bakmadan yürüyorum
Yürüyorum
Arkamda bırakıp yürüyorum
Kerem ALIŞIK
17 Mart 2011
Benim olan her şeyi yüreğine bırakıp kendimi yüreğine hapsetmeleri sevdim…
Her gece yıldızlara resmini çizerken göz yaşlarımı gizlemeleri sevdim…
Seni yüreğime kazırken yazılmamış şarkıları söylemeyi sevdim…
Uykusuz gecelerimde hayallerime koyup rüyalarımı süsleyişini sevdim…
Dinmeyen hasret, bitmek bilmeyen bir özlemle sarıldım yokluğunda gecelere.
Yüreğime koyduğum sende tanıdın beni,
Tutkunu olduğum gözlerinde erirken bulacaksın beni..
Şimdi bir damla gözyaşıyım gözlerinin derinliklerinde.
İstersen bırak yanaklarından süzülüp dudaklarının arasına dolayım,
İstersen dökülüp yerlere, parçalara bölünüp topraklara karışayım.
Yokluğunda nasıl ki hüzünler dolarken her gece yüreğime,
Nasıl ki yokluğunla her gece yaşlar sırdaşım olurken,
Nasıl ki yokluğunla yaşlar yanaklarımdan süzülüp dudaklarımın arasında ölürken,
Ben yavaş yavaş eriyip yudum yudum tükenirken
Ne yıkılmalarıma nede gözyaşlarıma dur diyemedim..
Ne yokluğunla ağlamayı ben seçtim, ne seni özlemeyi ben seçtim,
Nede seni sevmeyi ben seçtim..
Yokluğun yüreğime prangalar vururken göremeyeceğim gözlerini,
Dokunamayacağım saçlarını, erişemeyeceğim seni,
Yüreğimin en güzel yerine koydum..
İstersen çıkıp git yüreğimden, istersen bendeki seni,
İstersen bendeki beni de alıp git..
Kendime bile söylemekten korktuğum,
Seni ne kadar çok sevdiğim sözcükleri de alıp git..
Ben seni bırakıp gidemiyorum..
Nereye gitsem,nereye baksam hep yollarım yüreğine çıkıyor..
Dedim ya güzelim benim gücüm yok gitmeye,
Senin gücün varsa git.
Giderken bende olan beni de alıp yüreğine koyup öyle git olurmu ?…
Öyle bir git ki, giderken senli rüyalarımı bırak,
Gökyüzünde doğan yıldızımı bırak,
Yazılmamış şiirlerimi, söylenmemiş şarkılarımı bırak,
Üşüyen yüreğimi bırak bende kalsınlar..
Ben onları rüyalarıma dolan dudaklarınla ısıtırım,
Geceleri bırak öyle git uykuda kalayım…
Bir gün yüreğin burkulursa,
Kalbin sızlayıp gözlerine yaşlar dolarsa gel beni uyandır..
Ben senden habersiz yüreğinin bir köşesinde uyuyor olacağım,
Yavaş uyandır olur mu ?
Yüreğinden tekrar düşerim diye çok korkuyorum..
Umut Sandalı
Siirfm.com’ a teşekkürlerimle…
♥
Bu şiir bir şeye benzeyecekse en çok
unutulmuş bir şehre benzesin isterim
hiç kimse görmemiştir çünkü orada
ince çatılı alnına acıyı siper edip
evinin yolunu gözleyen yakışıklı bir "Gezgin"!
Bu şiir yarıda kalacaksa, ıssız kalsın
isterim, benim de sessizlikten başka
bir anlam bulamayan şu kelimelerim
ve kağıttan bedeni şiirden ince
ruhuna iliklensin "Yerleşik Yabancı"nın!
Çekip gidecekse dokunaklı mecazların
yurduna bir gün, bir ormanda geçsin
isterim bu şiir ve "Kendinin Avcısı" olsun
şair, kimseler onu bulmadan önce!
Bir sebebi varsa bu şiirin, kurtarsın
isterim yüzümüzden hayat denen maskeyi,
bıraksın ömrümüze şiirini de bir avunmalık,
keder gibi çıplak "Küçük Tragedyalar"ın!
Bu şiir bir yağmuru çağıracaksa, kül
şiire düşmeden seni çağırsın isterdim:
Tenha dilde sevdiğim, Metin abi, şairim!
Haydar ERGÜLEN
1. Bir üstada -Poe, Maupassant, Kipling, Çehov- Tanrıya inandığın gibi inan.
2. Sanatını ulaşılmaz bir doruk olarak kabullen. Onu aşabileceğine dair hayaller besleme. Aşabilecek duruma geldiğinde, bunu zaten farkında olmadan başaracaksın.
3. Öykünmeye mümkün olduğunca diren, üzerindeki etki yeterince güçlüyse ancak o zaman öykün. Kişilik geliştirmek, her şeyden çok sabır isteyen bir iştir.
4. Körü körüne inan. Başarıya ulaşacak kadar yetenekli olduğuna değil, ama arzuladığın şey karşısında göstereceğin şevke. Sanatını yavuklun gibi sev, tüm kalbini ver ona.
5. İlk sözün nereye gideceğini bilmeden yazmaya başlama. İyi kotarılmış bir öyküde ilk üç satır, hemen hemen son üç satır kadar önemlidir.
6. Bu şartı kesinkes ifade etmek istiyorsun: "Nehirden doğru soğuk bir yel esiyordu." İnsanoğlunun konuştuğu dilde ifadeyi vermek için belirlenmiş sözcüklerden başka sözcük yoktur. Sözlerine sen hükmet, sesli harf gelmiş sessiz harf gelmiş, bunları kafana takma.
7. Gerekmedikçe sıfat kullanma. Zayıf bir ada tutturulmuş renk tayfı kadar faydasızdır bunlar. Değerli birine rast gelirsen, karşılaştırılamaz bir rengi olur. Ama önce onu bulmak gerekir.
8. Kahramanlarını elinde tut ve öykünün sonuna kadar tutarlı bir şekilde taşı. Kurguladığın yolda onları başka şekilde görmeye kalkma. Başkalarının göremediği ya da görse bile aldırmayacağı şeylerle yolunu saptırma. Okuru aldatma. Öykü, laf kalabalığından arınmış bir romandır. Öyle olmasa bile, bunu mutlak bir hakikat olarak kabullen.
9. Duyguların akışına kapılarak yazma. Bırak silinsinler, ama sonra hepsini aklına getir. Bundan sonra duyguları yeniden canlandırabilecek gücün kalmışsa, zaten yolu yarılamışsın demektir.
10. Yazarken ne arkadaşlarını düşün, ne de öykünün yaratacağı etkiyi. Bir araya getireceğin kahramanlarının içinde yaşadığı o küçücük ortamdan başka ilgini çeken hiçbir şey yokmuş gibi anlat öykünü. Öyküdeki yaşantıdan başka bir şey çıkmasın ortaya.
Horacio QUİROGA





