Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

01 Mayıs 2011

BEKLEMEK...

Mayıs 01, 2011 2
BEKLEMEK...


Yokluğunda
Kuşların kanatlarındaki renkler dökülürdü
Bir tufan olurdu göz yaşlarım.
Sonra
Bütün ışıklarını söndürürdü umut.
Zifiri bir karanlığa bürünürdü dünya.
Beynime işlediğim hayalin
Yavaş,yavaş silinirdi karanlıkta.
İsyan ederdim.
İsyan ederdim kayboluşuna.
İsyan ederdim ama
Çığlıklarımı kimseye duyuramazdım.
Koskoca evrende
Bir başıma kalırdım.
Bir yıldızlar,
Bir de ben…
Uyumazdım.

Biliyorsun.
Su gibiydim kirlenmiş atmosferindedünyanın.
Yağmurların tufan olduğu bu iklimde
Su olarak anlamsızdım.
Ama bazen,
Dudakların kuruduğu çöllerde
İki hurma ağacının arasından sızarak
Gün yüzüne çıkardım.
Bazen sel olup
Ne bulduysam yüreğime bindirip
Bilinmeyen denizlere doğru yola çıkardım.
Bazen…
…………….
Ve bir gün
Sen geldin.
Öyle bir sıcak öyle bir yakıcı geldin ki;
Buharlaştım.
Yok oldum.
Şimdi ne sen varsın,ne de sıcaklığın.
Ne de
Bana,beni geri veriyorsun.
Ne de
Geride bıraktığın bu kül yığını
Ne haldedir diye dönüp bakıyorsun.

Şimdi
Her şey anlamsız.
Ne bu kentin zifiri karanlığı ne de su olmak
Getirmiyor bana
Benden alıp götürdüğün aydınlığı.
Hatırlarsan adım Anıl demiştin.
Öldürdün ya beni.
Gönül sarayımı yıkarken,
içindeki an larıda Anıl’a öldürdün
Şimdi sen.
Simdi sen iki kişinin katili
Artık,ne desem faydasız
Yoksun.
Faydasız artık geri dönmeyeceksin.
Hani,
Belki deyip yollarına çıkmak,
Faydasız.
Umut edip geleceğine inanmak
Faydasız
.
Gecelerce için,için ağlamak
Faydasız.
Isınmak için hayaline sokulmak
Faydasız.
……….
İnan sana küsmedim.
Anlamsız gidişine
Bir şey demeyeceğim.
Bir gün dönersin diye kapıyı kapatmayıp,
Merdiven eşiğinde
Hep seni,
Hep seni bekleyeceğim.


Alper Baran ESİN

Siirfm.com’a sonsuz teşekkürlerimle….


YANIMDA OLMALISIN....

Mayıs 01, 2011 0
YANIMDA OLMALISIN....
..Gelebilme ihtimalinin düşüncesi bile yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,KANAT SESLERİNİ DUY...
Gelmek iste yeter ki...
Yorulmayasın diye gönül kuşlarım taşır seni bana..
........Bir görsem yüzünü,ahhhhh bir dokunsam sana...
Göreceksin,sevdamın çiçek çiçek açtığını,umudun bir yangın gibi alav alev ikimizi birden sardığını...
..Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak.Ben o gönlü genişlerden değilim.
Madem ki içimdesin,madem ki yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın.

..SENSİZ YAŞANMAYACAK BU AŞK ÖTESİ YOK....

Alıntıdır…

KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN !...

Mayıs 01, 2011 0
KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN !...


Kaçmaya çalıştığın gerçek, bir gün karşına çıkacak.
Ve işte o gün kaçacak yerin olmayacak.
Ben senin varlığını seviyorum,yokluğunu seviyorum
Sana ulaşamadığım dakikalarda seni duymayı seni özlemeyi


Hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum.
Hiç korkmuyorum seni sevmekten.
Senin gülüşünü seviyorum her bana bakışında
Gözlerine de okuduğum o duyguyu

Gözlerindeki gözlerimi seviyorum.
Gönlünü seviyorum özünü seviyorum senin
Dudaklarındaki sözlerimi seviyorum
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.

Ben sendeki o sıcaklığı sana olan uzaklığı seviyorum.
Yanaklarından akan göz yaşlarını
En çok, dağınık olduğunda saçlarını
Beni arayan ellerini seviyorum.

Yalnızlığımı seviyorum sebebi sensen
Ayrılığını seviyorum,en çok yalnız kaldığımda
Beni bulan gönlünü seviyorum.
Ben en çok senin bana olan sevgini seviyorum.

İçimden haykırmak geliyor.
Dünyaya sığdıramadığım seni
Kalbime sığdırmak geliyor.
Ağlamak geliyor seni görmezsem

Özlemek geçiyor içimden seni sevmek geçiyor.
İçimden sana doğru giden bin bir türlü yol geçiyor.
İçimden sen mutlu olacaksan ölmek bile geçiyor gülüm.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.

Ben yalnızca seni seviyorum,
Ne o muhteşem güzelliğin ne kalbimdeki özelliğin
Ne de sevdiğim için değil,seni yalnızca sen olduğun için,
Ruhun için kalbin için aklın ve sevgin için seviyorum seni.

Ben seni en çok kendim için seviyorum
Belki de ilk defa bencil oluşumu sana borçlu olduğum için.
Seni her şey için seviyorum.Ve sahip olmadığım hiçbir şey için.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.

Her dakika seninle olmayı seviyorum.
Gözlerimi her açtığımda aklıma gelişini seviyorum.
Her gece uyumadan önce seni sevdiğim aklıma gelince
Sensiz uyumayı bile seviyorum uyumadan önce seni düşününce.

Ben seni en çok umutsuzluğumda beni bulduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben seni bu şehirde olduğun için değil benimle aynı toprağa ayak bastığın için
Benimle aynı gökyüzünü paylaştığın için seviyorum.

Geceleri benim yüzüme vuran ay ışığı
Senin de gözlerine vurduğu için seviyorum.
Benim kemiklerimi ısıtan yaz güneşi
Sana da sıcaklık veriyor diye seviyorum seni.

Beş bin yaşındaki bu dünyada
Benimle aynı zamanı paylaştığın için seviyorum.
Ben seni benimle yaşadığın için
Benden hiç gitmediğin için seviyorum

Beni hiç terketmediğin için.
Ellerini seviyorum ALLAH'a açıldığında
Kalbini seviyorum kapıları açıldığında
Ve gözlerini seviyorum her karşımda kapanıp açıldığında.

Bana baktığında içimde yakaladığın coşkumu seviyorum,
Her bana baktığında seni sevdiğimi hatırlamayı seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Her kibrit çaktığımda alevin içinde seni görmeyi seviyorum.

Her sigara yaktığımda dumanın şeklinde seni görmeyi seviyorum.
Her bana baktığında o kadar çok seviyorum ki seni sevmeyi
Yalnızca sen olduğun için hayatımda kendimi bile seviyorum
Sen olunca aklımda kalbimi seviyorum seni seviyor diye

Gözlerimi seviyorum seni görüyor diye.
Ruhumu seviyorum, senin ruhuna bu kadar yakın diye.
Varlığımı seviyorum sırf sana borçlu olduğum için
Mutluğumu seviyorum gülümsememi seviyorum seni düşününce

Ayakta kalışımı seviyorum sebebi sen olunca
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.
Ben sana olan sevgimi yazan kalemimi seviyorum.
Senin adını yazdığım kağıdı seviyorum.

Sana olan sevgime benzettiğim her sevgiyi seviyorum.
Bana seni hatırlatan her şeyi
Sana giden yolları seviyorum.
O kadar çok seviyorum ki seni,seni kaybetmek korkusunu bile,

İçinde yalnızca, sen olduğun için
Sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için
Korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum.
Yine de korkmuyorum seni sevmekten.

YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN.
VE YİNEDE SENİ SEVİYORUM HİÇ KORKMADAN.

Mehmet Yunus AYTEK


27 Nisan 2011

ANLADIM Kİ SENSİZ BİR HİÇ'İM !...

Nisan 27, 2011 0
ANLADIM Kİ SENSİZ BİR HİÇ'İM !...
Anladım sen’siz bir hiç’im;
Hiçlik makamında söylenen bir şarkı gibi..
Yandığım gecelerde sayıklıyorsam adını yana yana
Ve tövbelerim arasında yoksa dudakların
Bil ki seni gerçekten sevmişim…
Nisan yağmurlarında ıslanırken bedenim
Karışıyorsa eylül akşamının ılık rüzgarlarına,
Deli divane ne demek diye soruyorsan bana,
Aşk’ından yollara düşmüş biçareyim desem kafi gelir mi sana…

Mehpare ÖĞÜT
2011



24 Nisan 2011

YASAK KRALLIK…

Nisan 24, 2011 3
YASAK KRALLIK…

Surlarla örülü bir krallıksın gözümde ve
Öyle ki düş’tüğüm günden beri ülkene,
Kapısı çalınıp da açılmayan yegane şehirsin sen gönlümde…
Ve kapındaki nöbetçiler,
Ne zaman kollarımdan yakalayıp getirdilerse önüne,
İşte o zaman anladım ki kapında köle olmak için vurulmuşum gözlerine…
Ne kadar yağmacı varsa şehrinde ve bir o kadar da aç;
Emrindeydi hepsi de.
Ve ben ki ellerine düş’müş asi bir köle,
Senden başka ilaca yoktu hacet,
Dertte sendendi, dermanda..
Yeter ki çare olmaya niyetlenseydin sende…

Ne zamandır bekliyordum hücremde ve
Ne kadardır görmemiştim ışığı gören gözlerimle…
Zaman anlamını yitirmişti çoktan ve hatıralarsa uçup gitmişti başka diyarlara.
Öyle ki bana arta kalan sadece sen, şehrin ve bir de yasak krallığın.
Aynı havayı solusak da gökyüzünü tek görebilen sendin…
Bense hücremde ufak bir ışığa muhtaç,
Bir gün görmek ümidiyle yaşadığım gözlerine hasret…

Beklemek değildi aslında zor olan ve dert değildi ışığı görememekte.
Bütün mesele bir ihtimal hesabı üzerine kurulmuştu sadece.
Ve işte bu ihtimaldi ki kapalı bir kapının açılıp açılmayacağı üzerineydi.
Yani senin yasak krallığından girip girmeme meseleseydi,
Kısacası senin sevebilme ihtimalin üzerine kurulmuş bir beklemeydi…

Zaman geçiyordu geçmesine ve ömürde tükeniyordu tükenmesine ama,
Ben hala sükut ve sen hala yasaktın bana…
Ben hala sendeydim oysa, sense bir o kadar uzaktın bana.
Ve ben senin şehrinde, kapalı kapılar önünde gözlerine vurulmuş asi bir köle,
Karar vermiştim çoktan yolunda ölmeye.
Nice savaşlar vermiş bu yüreğimde,
Şimdi asıl savaşını vermek için yaşadığım hücremde,
Göremesem de ışığı ve değemesem de gözlerine,
Bir tek sen ve yine sen ve yalnız sen diyerek ölsem bile,
Açılmasa da şehrinin kapıları dünyanın son günü gelse bile,
Ben yine ben olarak ve sende olarak,
Senin olarak vereceğim son nefesimi de…
Sende kalacağım ve hiçbir yere gitmeyeceğim sen git desen bile…
Ve ben seni severek öleceğim sen istemesende…

Mehpare ÖĞÜT
2011



23 Nisan 2011

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI ANLAMI VE ÖNEMİ

Nisan 23, 2011 0
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI ANLAMI VE ÖNEMİ

23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birlikte kutlarız.

Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik padişahta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. İmparatorluğun son yıllarında padişahlar rahatlarını düşündüler. Yurt bakımsız kaldı.

23 Nisan

Ülke sorunları yüzüstü bırakıldı. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş 4 yıl sürdü. Bizimle birlikte olanlar savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Yurdumuz İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar.

Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun dan Amasya ya, oradan Erzurum a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla «Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir» diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler - milletvekilleri - Ankara da 23 Nisan 1920 günü toplandılar.
İlk Büyük Millet Meclisi nin toplandığı yapı Ankara da Ulus Alanından istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Mustafa Kemal Paşa nın önderliğinde ulusumuz dünyaya Ulusal Kurtuluş Savaşı dersi verdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bağımsızlık savaşının öncüsü olan kurtuluş savaşımız yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu.

23 Nisan 1920 ilk Büyük Millet Meclisimizin toplandığı gündür. 23 Nisan, ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramımızdır.
Atatürk ve Çocuk 23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulusların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. «Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.» diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir. Her 23 Nisan da yurdumuz bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuşmalar yaparlar, şiirler okurlar. Gece fener alayları düzenlenir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı egemenliğin ulusta olduğu düşüncesinin kabul edildiği gündür. Çocuk bayramımızdır. Yarının büyükleri olan çocukların bayramıdır.

Alıntıdır...



 

16 Nisan 2011

BEKLEMEK…

Nisan 16, 2011 0
BEKLEMEK…

Beklemek zordur çoğu zaman… İnsan ister ki sevdiğinden ayrı geçmesin tek bir an. Nereye baksa onun hayali karşılar, hüzünler peşin sıra gölgeler eşliğinde koşturur durur ortalıkta. Alınmışsa daha önceleri yürekten bir yara, ister ki kapatacak birileri girsin hayatına ve geçmişe dair izler silinsin bir anda.

Beklemek zordur sevdayı tadan yürekler adına… Ne "zaman" geçmek bilir, ne "yürek" sevmeyi terk edebilir. Sevmek ki beklemenin sanki eşidir…

Beklersin… Kimi zaman ümitlerin biter, kimi zaman da hayata küsersin…Ama her defasında yine o sevdaya gerisin geriye dönersin. Bir şeyler durdurur seni ondan vazgeçemezsin. Kader mi dersin ne dersin bilemezsin, ama yazılmışsan ona ve inanırsan buna beklemeye devam edersin.

Beklersin… Her yolculukta olduğu kadar ve kesilen biletler vardır her yüreğe ulaşacak… Zamanı geldiğinde “Hoş geldin” diyen birileri vardır elbet kapıyı açacak. O birilerini beklersin hep, yollarını gözlersin, bir gün diye başlayan sözler edersin, özlersin de özlersin…
Bitip tükenmek bilmeyen bu özlemler içinde yaşamaya devam edersin…

Sevmek için çıktıysan bir yola beklemeyi de almalısındır göze. Sanıyor musun ki sevdanın yolları taşsız ve dikensiz. Elbet yaraların olacak ve kanayacak bir yerlerin ama sabretmeyi öğreneceksin bu bekleyişlerde. Zamanla değil ama kendinle yarışa gireceksin seçtiysen özlemeyi de.

Kalbin kırılacak yeri geldiğinde tuzla buz misali.
Yine de direneceksin seven yüreğinle…
Ve bir gün sen kazanacaksın…
Sabretmeyi öğrenerek ve seven yüreğinle…
Beklediğime değdi diyeceksin ve işte bunu söylediğin an anlayacaksın;
Aslında beklemenin ne kadar da güzel olduğunu…

Mehpare ÖĞÜT
2011



....

Nisan 16, 2011 0
....

Tasavvufta dervişte aranan en önemli özelliklerden biriside "sır" saklamasıdır. Sırları saklayamayan dervişe tüm kapılar kapanır.Sırlar bir okadar değerli olduğu gibi muhafazası da çok zordur.Buna örnek olarak Hz. Ali'nin kıssasını anlatırlar;
Allah Resulu, Ali’ye sırları anlatmış, Ali sırların ağırlığına dayanamamış bir kuyunun yanına giderek kuyunun içine sırları haykırmış , sırları duyan kuyudaki kamışlar ney olmuş acı acı feryat etmişlerdir.
Arifler kendi aralarında sırları konuşurken özel bir mekanda sessiz ve kelimesiz telepatik yöntemlerle konuşurlar."yerin kulağı vardır" sözü salt bir ata sözü değil bir hakikattir.

Kısacası ne kadar sır saklayabilirseniz o kadar bilgi elde edebilirsiniz




ANLAM BİR DANSTIR; TAŞ DEĞİL. ANLAM MÜZİKTİR

Nisan 16, 2011 0
ANLAM BİR DANSTIR; TAŞ DEĞİL. ANLAM MÜZİKTİR
Hayatın kendi başına bir anlamı yok. Hayat bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, yaratılması gerekir.
Anlamı, ancak onu yaratırsan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, yaratılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, ...edilecek bir danstır.
Anlam bir danstır; taş değil. Anlam müziktir. Onu ancak yaratırsan bulursun. Bunu unutma.
Tanrı, bir nesne değil, bir yaratımdır. Onu ancak yaratanlar bulur. Bence anlamın keşfedilecek bir şey olmaması çok güzel. Aksi halde, insan onu keşfederdi ve sonra başkalarının keşfetmesine gerek kalmazdı.

OSHO-Yaratıcılık - İçindeki Güçleri Serbest Kılmak



GÜLMEK TOPLUMUMUZUN DESTEKLEDİĞİ BİR DAVRANIŞ BİÇİMİ DEĞİLDİR !...

Nisan 16, 2011 0
GÜLMEK TOPLUMUMUZUN DESTEKLEDİĞİ BİR DAVRANIŞ BİÇİMİ DEĞİLDİR !...
Gülmek bizim toplumumuzun desteklediği ve cesaretlendirdiği bir davranış biçimi değildir.

Kültürümüzün gülme konusundaki olumsuz tutumu sadece çocukluk ve gençlik döneminde değil yetişkinlik yaşamında da sürer. "Çok güldün, ağlayacaksın", "Çok güldük, başımıza kötü bir şey gelecek" gibi sözler bu yöndeki uyarılara örnektir.

Türk kültür...üyle yetişen kişiler genellikle, "sebepsiz yere gülene deli deneceğine" inandıkları için, gülmenin gerek insanın kendi hayatı üzerinde doğuracağı olumlu etkilerden, gerek insanlar arası ilişkilerde doğuracağı olumlu sonuçlardan yararlanamazlar.

Oysa halk arasında "delilik" olarak adlandırılan akıl sağlığı problemlerinin üç tanesinde hastaların en büyük özellikleri somurtkanlıkları ve ifadesizlikleridir. Bu hastalar kesinlikle gülmedikleri için halk arasındaki deyimin "sebepsiz yere somurtana deli derler" olması beklenir. Fakat geleneksel kültürümüz gülmeyi hoş görmediği için, seçici davranmış ve sadece küçük bir azınlığı oluşturan hastalara bakıp "sebepsiz yere gülene deli derler" diyerek, insanların içinde yeşermesi muhtemel hayat sevincini küllendirmeyi tercih etmişlerdir.


Zuhal BALTAŞ - Acar BALTAŞ / "Bedenin Dili" kitabından