Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

03 Nisan 2018

KADER DEYİP GEÇECEKSİN BAZI ŞEYLERİN ÜSTÜNDEN

Nisan 03, 2018 0
KADER DEYİP GEÇECEKSİN BAZI ŞEYLERİN ÜSTÜNDEN


Kanayan yerlerimiz var,
Sarılmayı bekleyen yaralar
İç çeken gönüller, ağlayan gözler var…
Gidip de gelmeyenler
İmkânsızı isteyenler
Sevilmeyi bekleyenler
Özlemeyi bilenler
Yalnızlığında yitip gidenler…
Ah’lara karışmış vedalar
Keşke’lere dönmüş sevdalar
Belki de, belki de her şeyden çok uzakta yaşayanlar.
Bir ihtimal daha olsaydı diyenler…
Ve bu dünyada ne işim vardı diye soranlar…
Sorarım size!
Hangimizin elinde
Üzerimize yazılmış kaderi değiştirmek…
Kader ki; senin alın yazın, yazgın, mukadderatın…
Kader ki; doğumundan ölümüne…
Kader ki; evrenin yaratılmasından kıyametin kopuşuna dek
Her şey ama her şey Allah’ın iradesinde iken,
Sen mi değiştireceksin üzerine yazılan kaderi.
Oysa ki hayatımızdaki tek gerçek ölümken…
Kim değiştirebilir bu kaderi…
Söylesenize…

Söyleyin ey dostlar!
Kader nedir?
Kader, alın yazın, yazgın, mukadderatın
Kader ki  Allah’ın sana verdiği yaşamın ta kendisi…
Yaşadığın kadar var, var olduğun kadar insansın.
Yaşamdan ölüme, ölümden gerçeğe dönüş yolunda
Toprağa düşen
Bir damlasın sadece…
Bir damlasın ve ete kemiğe bürünen bir insanken
Hata ve sevaplarınla günü geldiğinde
Döndürüleceksin geldiğin yere…
Ve hesap vereceksin Rabbine…
İşte senin kaderin
Alın yazgın, mukadderatın…
Kader ki doğumundan ölümüne…
Her şey ama her şeyin Allah’ın iradesinde olduğu
Senin değişmeyen /  değiştirilemeyecek tek gerçeğin…

Ve sırf bu yüzden
Her şeyi çok düşünmeyecek, çok da irdelemeyeceksin aslında
Çünkü sen nasıl düşünürsen düşün
Her şey olacağına varıyor nasıl olsa…
İşte o yüzden
Kader deyip geçeceksin bazı şeylerin üstünden
Ve geçip yaşamayı seçeceksin hala insanken….

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL  
09 Şubat & 03 Nisan 2018


29 Mart 2018

YAĞMUR YAĞIYORDU

Mart 29, 2018 0
YAĞMUR YAĞIYORDU



Yağmur yağıyordu...
Benim saçalarımda kırağılar vardı,
Onun omuzuna konmuş bir gül.

Kapıyı açtım
Elinde eski bir bavul
Yüzünde daha eski bir hikaye
Geldim dedi, geldim işte.

Sana kendimi getirdim
Belki unutmuşsundur
Birlikte söylediğimiz şarkıları getirdim
Birkaç gömlek bir pijama altı
Tuttuğum notları
Serin volta boylarında adımları sayıp susuşlarımı
Elimle büyüttüğüm nazlı bir menekşeyi
Gökyüzüne verdiğim dualarımı
Çakmağımı sigaramı tabakamı
Ve kitaplarımı getirdim

Döndüm dedi, döndüm işte.
İçeri girdi, aksıyordu ayağı
Oysa; nasıl da akardı bayrak gibi önümüzde
Nasıl da oynardı saçları rüzgârı bulanda
Bir ceylan gibi nasıl da koşardı

Ayağın, dedim...
İçerde, dedi
Bir bakır tas bıraktım
Bir kehribar tesbih
Birkaç kitap
Bir kaç iyi arkadaş
Tüketilmiş bir ceza
Ve bir ayak


Güldü sonra
Dedemin yemen çölünde bıraktığı ayağı
Ben içeride bıraktım,
Kurban olsun ikimizinki de, memlekete.
Oturduk

uzun uzun baktık birbirimize
Onüç yıl sonra yeniden karşı karşıya
Bir deli gençliği
Birlikte düşürmüştük yollara
Bir yüreğimiz vardı, onu koymuştuk ortaya

Ben başımı onun omzuna yaslardım
O tale'al bedrü okurdu kulağıma
Ben bazı geceler oturup ağlardım
O dua ederdi hepimizin adına
Bir sonbahar akşamı ayrılmıştık
Caddelerde arabalar akıyordu
Yağmur yağıyordu

Babalar,ekmekleri saklamış ceketlerinin altına
Korkuyla evlerine koşuyordu
Düdükler ötüyordu, sirenler çalıyordu
Şehri kimler çalıyordu?
Oysa; biz onunla
Yüreğimizi koymuştuk ortaya...

Arkasından baktım
Elinde bir bavul
Cebinde ikimizin yüreği
Şifadan ayrılık, rahmetten yoksulluk
Şen olasın mapusluk!

Kaldır gözlerini yerden, dedi
Onüç yıl dediğin ne ki?
Bana mektup yaz
Bir menekşe resmi yap
Ve bir gül gönder anama
Kaldır gözlerini yerden, dedi
Onüçyıl dediğin ne ki?


Yürüdü Yusuf
Yanıp sönen mavi ışıklar düştü gölgesine
Onüç yıl bekleyecektim
Onüç yıl..
Kavuşmak için
Cebinde rehin götürdüğü gençliğime.


| İbrahim SADRİ

28 Mart 2018

BİR HÜZÜN KAPLADI İÇİMİ :(

Mart 28, 2018 1
BİR HÜZÜN KAPLADI İÇİMİ :(


Tanımadığınız biri için üzülür müsünüz ! Ya da ne kadar üzülebilirsiniz.
Parmağınızı  ya da herhangi bir yerinizi acıttığınızda canınız yanarken, içinizden bir şeylerin akıp da gittiği oldu mu hiç ! Olmuştur herhalde…

İşte ben de şu anda hiç tanımadığım biri için üzülüyorum günün bu vaktinde…
Kendisi, belki de hiç iyileşmeyecek olan bir hastalıkla mücadele ederken, canından can olan evladını kaybediyor ve bu kişi bir anne.  Bu anne ki evladının ilk ana rahmine düştüğünde ki heyecanını yarım bırakıp onun doğduğu anda geçirdiği  rahatsızlık sebebiyle eriyip giderken günden güne.. kendisi de amansız bir hastalığa yakalanıyor ve iyileşmeyi umarak. Çünkü ona ihtiyacı olan bir evladı var arkada bıraktığı… İyileşmek zorunda… Kime emanet edebilir ki gözünün nurunu. Dokuz ay onun heyecanıyla yaşamışken, onunla ilgili hayaller kurarken.. Kim vazgeç diyebilir ki ondan…

Hayat diyoruz ya garip bir yer. Her acıya, her türlü şansızlığa ve üzerimize yazılan kadere rağmen yaşamaktan bıkmadığımız, körü körüne bağlandığımız, acıyı yaşarken bile dualara sarılıp, yine de çok şükür dediğimiz bir yer…

Bazen, bu tarz üzücü haberleri aldığımda çok üzülüyorum ve niye diyorum kendi kendime. Kendi kendime diyorum ama aslında Rabbim’e en çok da bu sorum ve söylenmem.  Böyle bir hakkım yokken. İnsanız neticede, üzülüyoruz. Üzülmemek de elde değil ki, ne yapalım.

Anne olmak ayrı bir duygu eminim... Ben bu duyguyu yaşamamış olsam da, hani diyoruz ya hep, bir su damlasından ibaretiz. İşte o andan itibaren dokuz ay büyük bir heyecanla kaşı kime, gözü kime benzeyecek diye sürekli düşünüp hayallendiğin, en sevdiğimden parçam dediğin, aile olmanın bilincine daha iyi vardığın ve bir canın katılmasıyla kadınlığını daha bir hissettiğin, üzerine ve omuzlarına düşen yükün artmasıyla, ayaklarının altına serilen Cennetin en güzel köşelerinden bir yer edindiğin… Ve doğduğu andan itibaren değil, sen, son nefesini verene dek üzerine düşüp titrediğin canın… Ve bir gün, sıralı ölüm beklerken senden evvel toprağa verdiğin evladını bir daha görememek ne acı bir duygudur Ya Rabbim. Sen sabır ver. Sen sabır ver. Sen sabır ver canım Allah’ım… Sen büyüksün, sen her şeye kadirsin… Sorgulamak bize düşmez, ama o yavru için Cennetinin en güzel köşesini ayırdığını biliyorum ve biliyorum ki o annenin ölene dek geçmeyecek olan acısını hafifletecek olan da yine Sen’sin. Sen büyüksün Allah’ım. Şu anda ve her zaman, günün bu vaktinde ve her daim,  darda kalan tüm kullarına Sen yardım et, onları feraha çıkar Yarabbim. Kulluğumuz Sana, sevgimiz Sana, dönüp geleceğimiz yer yine Sana… Sen bilirsin hallerimizi, darda koyma… Bu anne için çokca sabır ve yanına aldığın yavru için de sana sığınırız Allah’ım.. Mekan-ı Cennet ola…




Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

27 Mart 2018

DOSTUN HEDİYESİ

Mart 27, 2018 0
DOSTUN HEDİYESİ



Bir gün Yusuf Peygamber’i merhameti yüksek bir çocukluk arkadaşı ziyarete geldi. Yusuf’a kardeşlerinin yaptıklarını, onların kıskançlıklarını hatırlattı. Bunun üzerine Yusuf,

‘o kıskançlık bir zincirdi, biz ise aslandık. Zincire vurulmak aslanı utandırmaz’ dedi.

Dostu ona kuyudaki halini sordu. Yusuf,

‘Ay görünmez olduğunda nasıl olursa, ben de kuyuda öyledim. Ay görünmez olur, sonra tekrar çıkar gökyüzünde. Buğdayı toprağın altına atarlar, sonra onu başak olarak biçerler. Sonra değirmende öğütürler ama bu kez ekmek olur, cana can katar.’


Yusuf yaşadıklarını anlattıktan sonra dostuna dönüp,
‘Söyle, bana nasıl bir hediye getirdin? Dost ziyaretine eli boş gidilmez!’ diye sordu.
Allah mahşer günü kullarının ne hediye getirdiklerini bilmek ister. 'Yoksa buraya dönmeyi beklemiyor muydunuz?’ diye sorar.

Dostu dedi ki Yusuf’a,
‘Sana getirmek için düşündüklerimin hiç birisini sana layık bulmadım.
Senin güzelliğinin benzeri yoktur. O yüzden sana bir ayna getirip hediye etmeyi uygun buldum.’

Aynasını sundu. Varlığın aynası yokluktur.


Mevlana Mesnevisi’nden