Bu Blogda Ara
30 Haziran 2008
11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
Bir garibim bu akşam yine, bir garip alemdeyim kendi sessizliğimde, Rüyalar alemine dalmışım düşünmekteyim seni tüm benliğimle.
Gözlerim dalıp gider uzaklara, dalıp da seyre dalar yıldızlarda.
Yer gök kıvranır, acı çeker yeri gelir sessizleşir, dile gelir bencilleşir;
Aşk hiç bilinmedik bir alemde söze gelir, yiğitleşir,
Kor olur, yakar kavurur, suskunlaşır, kimi zamanda mahsunlaşır,
Belki de bilinmezlikler içinde kaybolur, sırlaşır
Kim bilir belki de bir şarkı olur sonsuzlaşır
MEHPARE ÖĞÜT
Başımı yaslamak için bir omuz aradığımda,
Ve her sabah çayımın yanına yaptığım katıkta,
Güneşe her baktığımda gözlerim kamaştığında,
Hayat ne kadar sessiz ve sensiz diye düşünüyorum da,
Nasıl da dayanmışım bunca zaman diyorum bir başıma…
Bilmezdim, bilemezdim ayrılıkların bu kadar yıkıcı olacabileceğini,
Düşünemezdim bir an olsun senden ayrı kalabilmeyi,
Ve bazen insanın düşünmediklerinin kendi başına gelebileceğini,
İnan bilemezdim bir gün gelip de ayrı düşeceğimizi.
Her yol başka bir kapıya, başka bir sevdaya çıkar diye düşünürdüm hep,
Senin olmadığın başka biri, başka bir yürek,
Onu da severim nasıl olsa derdim hep kendi kendime,
Ama olmadığını öğrendim bunca zaman sonra, senin hüznünle birlikte…
Mehpare öğüt
Mart 2008
Ah bir gitsem başımı alıp da,
Hiçbir şeyi düşünmeden şöyle uzaklara,
Masmavi denizlerde yol alsam bilinmez ufuklara,
Dinlesem sadece denizin sesini,
Uyusam kalsam bir ağaç gölgesinin altında;
Gözlerim güneşe bakmaktan kamaşsa,
Düşünmesem geride bıraktıklarımı,
Hülyalara dalsam kuşların cıvıltısıyla..
Ah bir gitsem başımı alıp da,
Dünyanın yükünü atıp omuzlarımdan.
Bir tüy kadar hafif olsam da kuş kanadında,
Seyre dalsam yeryüzünü kuş bakışıyla..
Ah bir gitsem başımı alıp da,
Bıraksam dünyanın tozunu ayaklarımda,
Özgür olsam hiç olmadığım kadar,
Ah bir gidebilsem keşke,
Gidebilsem uzaklara…
Mehpare ÖĞÜT
HAZİRAN 08
Bir akşam rüzgarı daha esiyor, sensizliği haykırırcasına yüzüme doğru..
Sanki senden bir haber veriyor, sorsam söyleyecek adını..
Üşüyor ellerim, üşüyor bedenim, üşüyor en çok da sensizken yüreğim..
Yine sensiz bir gecenin hapsindeyim..
Ellerim hasret ne zamandır ellerine ve yüreğim tutsaktır yüreğine,
Bekle diyorsan beklerim seni ölünceye,
Yeter ki bir gün döneceğim de…
Gözlerim bir serap görür bazen seni gördüğüne dair,
Arkasından yaşlar süzülür yanaklarımı ıslatır.
Sensizlik her haliyle canımı acıtır,
Ama en çok da bu rüzgarlı akşamlarda başkadır anlamı.
Çünkü ben seni böyle bir gecede kaybettim;
Hiç aklımda bile yokken, ellerimin arasından kayıp gittin.
Tutamadım seni, gitme kal bile diyemedim,
Bir akşam rüzgarına karışıp beni terkettin..
Gidiş o gidiş sevdiğim, var mıdır dönüşün bilmem,
Kader ayırdıysa bizi bizden, ne gelir elden.
Belli mi olur belki de dönersin yine bir rüzgar eşliğinde sevildiğin yüreğe,
O zamana kadar bende bekleyeceğim gelmeni, her rüzgarın esişinde…
MEHPARE ÖĞÜT
KASIM 2006
29 Haziran 2008
1970’lerin ortalarında adamın biri Arizona Çölü’nde yolculuk ediyordu ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Adam bir benzin istasyonunda durdu. Kuru arabasında otururken, berbat yağmurun altında neşeyle ıslık çalan görevli deposunu doldurdu.
Müşteri giderken mahcup bir sesle “ Sizi bu havada dışarı çıkardığım için özür dilerim” dedi.
Görevli şöyle cevapladı : “ Beni hiç rahatsız etmedi. Vietnam’da savaşırken bir kovukta kendi kendime karar verdim. Eğer bir gün buruadan sağ çıkarsam, o kadar şükredeceğim ki, bir daha hiçbir şeyden şikayet etmeyeceğim” diye. “Ve etmedim de.”
Davranışlarımızın ve söylediğimiz sözlerin sorumluluğunu almalıyız. Mutlu ve eksiksiz bir yaşam kurabilmek için bu şarttır…
STEVE GOODIER
BİR DAKİKA HAYATINIZI DEĞİŞTİREBİLİR, ADLI KİTABINDAN
Sevmek, bir insanı, bir kuşu, bir çiçeği, bir sevgiliyi….sırala sıralayabilirsen daha neyi ya da kimi istercesine.
Sevmek, özgürce, haykırırcasına.
Mutluluktan deli olurcasına.
Yok, yok, olmuyor bir türlü, ne kadar denesem de boşuna. Tüm heyecanımı kaybetmişim ben. Zevk almıyorum artık hiçbir şeyden. Her şey yalan ve sahte geliyorken, sevgilerde nasıl olsa sahteleşti deyip de, hiç adım atmayayım en iyisi ben bu işe. Sokakta bazen gördüğüm çiftlere kıskanarak bakarken, şimdi hiç umursamadan ve de en önemlisi kıskanmadan geçiyorum yanlarından. Çoktan unutmuşum ben bu duygu, çoktan… Ne yapacağız öyleyse. Sakın bilmem deme bana. Aslında biliyorsun da bilmezden geldiğini ben bilmiyor muyum sanki. Ne yani şimdi kalbimin üstüne şöyle bir levha mı asacağım; “Geçici süreliliğine işlem dışıdır. Lütfen daha sonra yeniden deneyiniz gibilerden” ya da şöyle de olabilir sanırım; “Taşındık”…
Ne komik olurdu değil mi. Hahaha, gerçekten komik olurdu hani. El adama güler be. Olsun varsın en azından şu an için kullanılamadığını bilsinler de. Teknik arıza var ve hatta duygusal arıza. Tamir etmek epey bir vaktimi alacak anlaşılan. En iyisi mi ben karantinaya alayım yüreğimi de, kimseye rahatsızlık vermeyeyim. Bu nedenle eğer çevreye verdiğimiz bir rahatsızlık varsa da özür dileriz….
Aklıma Geldikçe Karalamalar…
16 şubat 2008
28 Haziran 2008
Bir nisan sabahıydı tıpkı bugünkü gibi ve sen,
Gitmiştin dönüp arkana bile bakmadan.
Güneşin bütün sıcaklığına rağmen,
Yüreğimde estirmiştin kış rüzgarlarını.
Sen gitmiştin, perişandım, darmadağın bir haldeydim,
Ağlıyordum, üşüyordum, seni arıyordu gözlerim,
Gitmiştin çoktan uzaklara, bırakıp da beni.
Anlamıştım işte o zaman, yalan sevdanı, yalan sözlerini
Ve sen bir inat uğruna değil, bir yalan uğruna terk etmiştin beni…
Bir nisan sabahıydı tıpkı bugünkü gibi ve sen,
Gidişinin ardından bıraktığın koskaca yıllar kalmıştı bana.
Kırık bir kalp, sessiz ve hüznün dalgalandığı gözler,
Ve yüzümde bıraktığın çizgiler,
Çizgiler ki, senin için çektiğim acıların birer izleri,
Senin için ağladığım gecelere inat,
Seni unutmayacağını haykırırcasına yerleştiler yüzüme
Ve sen bir inat uğruna değil, bir yalan uğruna terk etmiştin beni…
Bir nisan sabahıydı tıpkı bugünkü gibi ve sen,
Kırlangıç fırtınasına yakalanmışçasına yok olup gittin hayatımdan.
Tıpkı girdiğin gün kadar sessiz, zamansız.
Bir nisan sabahıydı işte, tıpkı bugünkü gibi güneşli,
Ama bak üşüyorum hala, güneşte yetmiyor ısıtmaya yüreğimi…
MEHPARE ÖĞÜT
12 NİSAN 2008
Sözlerin bitip de aklın durduğu, kalbin şaştığı, hedefi unuttuğu,
Bir sabah daha başladı ömrümde, senden haber alamadığım..
Bırakıp gitmeler bu kadar mı kolaydı.
Bir elveda demekle biter miydi koskoca aşklar,
Sevgi denen ateş böylesine çabuk söner miydi acı bir lafla
Bitmezdi elbette, bitmezdi ama,
Vakti geldiyse gitmelerin, durdurmak imkansızdı gidenleri,
Sen seviyorum diye kapansan da ayaklarına,
Koymuşsa aklına gitmeyi,
Çaresi yoktur ki tek kişilik sevmelerin..
Beklediğim ve senin gelmediğin bir sabah daha işte ömrümde.
Gidişinin bilmem kaçıncı baharı, bilmem şu kaçıncı yürek yangını,
Unutmak için harcanan çaba ve feda edilen bir ömür,
Değer miydi bunca sızlanmalara, ağlamalara,
Ve bunca zaman sonra yeniden hatırlanmaya..
Değerdi elbet, değerdi de,
Boş ver gerisini sen devam et özlemeye,
Alıştı nasıl olsa bu yürek acı çekmeye,
Belki sönecek bu yangın gün gelecek,
O zamana kadar sen devam et ve acı çek.
28 NİSAN 2007
Mehpare ÖĞÜT
Hep bir zamanlar diye başlıyor sözlerimiz ve yine bir zamanlar diye son buluyor tüm cümlelerimiz. Çünkü, şu an ki yaşantımızla, geçmiş arasında bir bocalama yaşıyor yüreğimiz. Ben 1974 kuşak bir insan olarak şimdi ki hayatımdan çok da mutlu olduğumu söyleyemem. Daha doğrusu değişen dünyada, değişen insanlar, değişik konuşma biçimleri, değişik müzik türleri ve yaşam koşulları beni hiç de cezp etmiyor. Benim çocukluk yıllarım hayatımın en güzel yıllarıydı diyebilirim. Eminim sizlerde öyle düşünüyorsunuzdur. Belki çok zengin değildik ama gönlümüz zengindi. Şimdilerde ise insanlar ne yazık ki gönül zenginliğinden çok cep zenginliğini tercih ediyorlar. Çünkü her kapıyı açacak anahtarın cüzdanlarındaki banknotlardan oluştuğuna inanıyorlar. Oysa gerçek ben ve benim gibiler için hiç de öyle değil. Allah’a şükürler olsun ki ben, paranın sadece bir geçim aracı olduğunu küçüklüğümden beri kabullenmiş bir insanım ve sadece harcamak için kullanıyorum. Yani esiri olmadım paranın ve param çok olsun diye bir uğraş içerisine de girmedim hiçbir zaman. Önemli olanın gönül zenginliği olduğunu çocukluk dönemlerinden itibaren öğrendim ben. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda,o dükkan senin, bu dükkan benim diyerek hiç durmadan alışveriş yapıp da elleri kolları dolu olmasına rağmen yüzleri bir türlü gülmeyen insanlarla doludur. Çünkü o tarz insanlar sadece ve sadece bir şeyler alarak giysi dolaplarındaki elbiselerinin sayısını artırarak mutlu olacaklarına inanıyorlar. Belki de giymeyecek bir çoğunu ancak benim de var demek adına alıyordur onları. Etrafa karşı benim ne kadar çok kıyafetim var gelin de görün demek için. Bu ve benzeri olayları çoğu tv programında da görüyoruz. Özellikle manken ve sanatçıyız diye geçinenlerde. Gördüklerimiz karşısında da çoğumunuz eminim ki dili uçukluyordur. En basitinden bir güneş gözlüğü. Sanki çok devasa bir şeymiş gibi bir kişinin ya bir hadi bilemediniz iki tane gözlüğü olur diyelim ama yok, siz her çıkan şeyden almak zorundaymışcasına bunun sayısını abartırsınız ve bu sayı 40-50 arasında gidip gelir. Her markayı almak ve her elbisenin rengine göre gözlük takma zorunluluğu varmış gibi davranırsınız ve bundan da hiç utanmadan bahsedersiniz. Ya da ayakkabılarınız. Örnekleri çoğaltmak her zaman için mümkündür. Çünkü, insan denilen varlık doyumsuzdur. Doyumsuz olması ile birlikte nispet denilen o insanın kemiren duyguya yenik düşer çoğunlukla ve siz etrafınızda bir ayakkabısı dahi olmayan insanları görmezden gelerek, hava atarsınız etrafa. Çünkü çoğu insan geldiği yeri unutabilmektedir. Babasının evinde görmediğini diye başlayan sözler kullandığımız bu insanlarda maneviyat duyguları ya azalmıştır ya da hiç kalmamıştır. Yaptıkları iş ve kazandıkları parayla etrafa caka satmak ve ben de buradayım demek adına, asıl zenginliğin anlamını unutarak devam eder yaşantısına. Ta ki elindekileri kaybedinceye kadar. İşte o zaman anlar ama iş işten çoktan geçmiştir. Artık ne cebinde para, ne onu yükseltecek bir işi vardır. Yenilerini alacağı için boşalttığı dolabında tek bir elbisesi kalmıştır sadece ve ömrünün sonuna kadar o elbiseye muhtaçtır artık.
İşte gönül zenginliği mi yoksa cep zenginliği mi siz karar verin hayatınızda. Bugünlerin gelip geçici günler olduğunu unutmadan yaşayalım ve kat kat artsın mutluluğumuzda…Eğer biz bu şekilde mutlu olursak dünya nimetleri biz istemesek de gelir ayağımıza zaten…
Mehpare ÖĞÜT
Ne kaldı senden geriye, karanlık gecelerin hükmetmesinden başka,
Gidişin vermeye devam ederken en ağır cezaları bana,
Kalbin bir dur diyecek mi bu ayrılığa yoksa,
Yoksa sen cehennem ateşi olup da, devam mı edeceksin beni yakmaya…
Bir bahar telaşı içinde geliversen ve dindirsen ızdırabımı ,
Koklasak yeryüzüne yayılan o mis gibi çiçek kokularını,
Öldürmesek içimizdeki umutları, aşkı ve sevdayı,
Sen tutsak, ben tutsak olsak da bu aşk için, ayrılmasak bir daha…
Gözlerin mi kör oldu yoksa işitmez mi kulakların sesimi,
Bak hala seni sevdiğimi söylüyorum anla gerisini,
Vazgeçtim bu hayattan, vazgeçtim sensiz yaşamaktan,
Daha ne bekliyorsun işte, dönsene geri…
Kaderse kader diyelim şükredelim bizi karşılaştıran Allah’a,
Dualarımız karışsın aşkla, yoğrulsun pişmanlıkla.
Unutalım bugünden tezi yok birbirimize yaptıklarımızı da,
Yeter ki ayrılmayalım bir daha…
Sen gül ağacının yaprağı ol, ben sana dokunayım incitmeden,
Ben güneşin olayım doğayım yüreğinde yeniden,
Evim ol, sevgilim ol, aşkım ol,
Ama her şeyden ötede benim ol, benimle ol…
Mehpare ÖĞÜT
05 NİSAN 08
Aşk yalan olmuşsa dudaklarda
Suçlu kim öyleyse.Seven mi sevilen mi.
Bırakıp da gidiliyorsa hiç arkaya dönülmeksizin,
Bırakan mı suçludur yoksa bırakılan mı..
Bu kadar zayıf mıdır ki aşk denilen duygu,
Şarkılara konu olsun, gözlerde yaş
Ve böylesine kalpleri birbirine düşürsün.
Adı acı çekmekse eğer;
sen hiç sevmesen de olur arkadaş…
MEHPARE ÖĞÜT
23 07 2007
Kapamadım kalbimin kapısını
Gülüşlerini unutmadım
Sen Düşlerimde olmadan nefes alamam ki
Rüzgârın yön değiştirdiği yerdeyim şimdi
Sensizlikteyim
Dudaklarımı aralayıp
Hep söylediğim kelimelerdesin
Özlemlerimde, hasretimde, yalnızlığımdasın
Uykularımın en yorgun zamanlarında
Uyanıp ansızın gece yarıları
Yüzüme düşen sensizliğin hüznündesin
Unuttum sanma,
Ben nerde yaşıyorsam sen ordasın
Sana ne yazsam
Ve ne kadar anlatamasam dostlarıma
Bir o kadar büyürsün içimde
Ve bir o kadar gizemli
Şimdi
Hüznümün başa çıkılmaz anında
Bir sigara yakmalıyım önce
Kuytu akşamların
Senli vakitlerini düşleyip
Sesini anımsamalıyım yine
Tebessüm etmeliyim
Ve dünyanın en şanslı şairi olmalıyım
Sırf seni sevdiğim için
ve sana yazılan her duygum okunduğu için
Onur duymalıyım
Gittin biliyorum
Beni yiyip bitiren bir merak,
Yüzünü göremediğim günlerin acısı kalbimde
Ellerinde olamamamın çaresizliği
Ve yalnızlığımın baki kalması
Hep acı verecek biliyorum
Gündüzlerin aydınlığında
Kısıp gözlerimi semaya bakıp
Bir parça bulut arayacak gözlerim
Umut ederek yağmurun değmesini tenime
Bekleyeceğim.
Senin için yanan tenime
Biliyorum,
Dokunmayacaksın
Kayıp şehirlerin
Kayıp sokaklarında yitik kaldım
Ayaklarımda umudumun ağır prangaları
Ellerimde yokluğunun kelepçeleri
Kimselerin bulamayacağı bir yerdeyim
Sendeyim
Sana en az pencerene gelen bir serçe
Yolda gördüğün bir çocuk
Sahilde tek başına oturduğun bir bank
Gizli gizli ağladığını gören bir ayna
Ellerinden dudaklarına değen bir sigara
Üzerine alelacele giydiğin bir elbise
Uyumak için
Ellerinle bir sevgiliyi sardığın gibi sardığın bir yastık
Gözlerine düşen uykusuzluk
Okuduğun bir kitap
Canını sıkan bir insan
Öpülesi dudaklarınla ısırdığın bir erik
Ve hep beklediğin
Hayallerini süslediğin o sevgili kadar yakın olmak istedim
Biliyorum ben sana dokunamadan
Avuçlarında bir hayatı tadamayacağım
Biliyorum
Sensizliğin karanlıklarında şiirler yazıp
Her şeye rağmen içimde yaşayacaksın
Senin yerin orası biliyorum
Sokağımdan geçmesen de
Kokunu duymasam da en güzel çiçeklerde
Sırf yakın olmak adına
Balkonundaki bir kaktüsün dikenlerinde
Küçük ellerine batmak için
Her zaman dua edeceğim
Yoruldum inan
Düşler kurmaktan
Nefessiz kalmaktan
Boş bir evde
Yalnızlığın şarkılarını söylemekten bıktım
Yoruldum inan
Yoruldum sensizlikten
Her sabah yüzümü soğuk suya vurup
Aynada kendimi mutsuz görmekten
En güzel günlerinde baharın
Sahillerde boş boş gezmekten
Durup durup sana yazdığım şiirleri
Duvarlara okumaktan
Ve cevap beklemekten bıktım inan..
Seni seviyorum
Seni özlüyorum
Diye söyleyemediğim
Telefonumun çalmasını beklerken
Yüreğimin sesini duyamadığım
Her an için kendime kızıyorum inan
Sana da kızıyorum
Beni bu boş âlemde
Sevgisiz bıraktığın
Yüzümü güldürmediğin için
Sesinin kulaklarımı okşamasını
Dokunamadığım teninde
Olabilmeyi
Şiirlerime güzelliğini yazmayı her fırsatta
Ne kadar istiyorum bilsen
Oysa
Yoksun
İçinde sana dokunamadığım
Seninle olamadığım bir dünyada
Bahar gelmiş
Çiçekler açmış
Gülmüş, ağlamışım ne önemi var
Ben yokluğunda geçen zamanı
Hiç yaşanmamış saydım
Biliyorum
Ölümüm seni düşünürken
Ve yanımda olmadığın bir vakit
Ansızın gelecek
sen hiç acısını çekmediğin yokluğumda...
Bilmeyeceksin bile öldüğümü
Ben hiç tamamlanmamış sayacağım
Gözlerimi kapattığım hayatımı
Ve verdiğim son nefeste bile
Acılar çekerken
Seni arayacağım
Biliyorum
Gözlerimin baktığı
Dudaklarımın seni sayıkladığı hiçbir yerde olmayacaksın
Ölümün acısı hafif kalacak
Sesini duyamadan çıkan canımdan
Sen bensiz bir hayatı
Bensiz geçen zamanı sevdin
Hep gizemli kalmayı
Kaçmayı
Ve sevilmeyi sevdin
Hiç çaba sarf etmedin
Bir nebze olsun
Cesaret edemedin sevmeyi beni
Düşlerde bir masal
Rüyalarda bir gizem kalmayı seçtin
Olamadın benimle
Bir kez yüzüme bakıp
İçinden geldiği gibi
Seni seviyorum
Seni özlüyorum diyemedin
Ben senli zamanların içinde
Hep sevinçten gülen
Heyecandan ne yaptığını bilmeyen
İçi içine sığmayan koca biri değil de
Oyuncağı eline verilmiş bir çocuk gibi
Hep gülücükler saçtım
Ağlayarak geçen koskoca bir zamana inat
Dünyanın en güzel yeri gözlerinin içinde saklı
Baharın yemyeşil dallarında artık hüzün var şimdi
Rüzgârlar sesini kesmiş
Ve yağmurlar boşa ıslatıyor kaldırımları
Gözlerimin uykuya düştüğü
Ve karanlığın aydınlığa hasret kaldığı yerdeyim
Sensizlikteyim.
Alıntı





