Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

15 Ocak 2011

BEN EN ÇOK BABAM İÇİN AĞLADIM BU DÜNYADA.

Ocak 15, 2011
BEN EN ÇOK BABAM İÇİN AĞLADIM BU DÜNYADA.


Ağlamak ne kadar kolay iş aslında !
Herkese ve her şeye ağlayabilir insanoğlu aslında.
Bazen bir terk ediliş ardında,
Bazen yeni doğan bir bebeğe,
Bazen kaybettiklerine,
Ve bazen de yalnızlığına…
Ben en çok babam için ağladım bu dünyada.
Her gece rüyalarımda görmek umuduyla yattığım yatağımda,
Ve onu gördüğüm her uykunun sabahında;
Gözlerim ağlamaktan şişercesine “Babam” dedim yana yana…
Ben en çok babam için ağladım bu dünyada.
Hala alışamadım yokluğuna..
Alışmaksa ne kadar uzak bir kelime bana.
Onsuz geçen her günümde,
Kaybettiğim mutluluğumdan bir parça,
Fotoğraflarda yaşayacak olan anılarla,
Zikrederek günün yirmi dört saati adını da,
Yorulmayacağım onu sevmekten hiçbir vakit, asla !..
Ben en çok babam için ağladım bu dünyada…
Ve ben en çok babamı sevdim bu dünyada !...


Mehpare ÖĞÜT
 2011





ASLAN DÖVMESİ YAPTIRMAK İSTEYEN CANI TATLI ADAMIN HİKÂYESİ:

Ocak 15, 2011
ASLAN DÖVMESİ YAPTIRMAK İSTEYEN CANI TATLI ADAMIN HİKÂYESİ:
Günümüzde gençler arasında yaygın olan dövme âdetinin kökleri epey gerilere kadar gidiyor. Mevlânâ’nın anlattığına göre bir zamanlar Kazvin şehrinde de bu âdet bir hayli yaygınmış. Bundan sonrasını artık Mesnevi’den özetleyelim:

"Kazvinli’nin biri b...ir tellağa gitti ve omzuna bir dövme yaptırmak istediğini söyledi. Beriki sordu:
-Ne resmi yapmamı istersin?
-Benim burcum aslan. Aslan burcu kutludur, ondan isterim.
Tellak eline iğnesini alıp deriyi delmeye başlayınca adamın canı yandı ve :
-Aman, iğnenin acısı beni öldürdü. Resmin neresinden başladın? diye sordu:
-Kuyruğundan.
-Kuyruğu olmayıversin, başka yerine geç.
Dövmeci resmin başka bir yerini yapmaya başladı ama bir iki iğne yiyen beriki yine feryat etti:-Eyvah canım gitti. Bu hangi uzvu?
-Kulağı
-Aslanın kulağı olmasa da olur, onu da geç.
Tellağın canı sıkıldı ama ne çare. Bir ˜lâ-havle!’ çekip hayvanın başka bir yerine girişti. Canı tatlı adam onu yine durdurdu:
-Yahu canım çıktı, şimdi yaptığın neresi?
-Aslanın karnı.
-Aman aman, varsın aslanın karnı da olmayıversin, başka yerine geç.
Artık dayanamayan usta öfkeyle iğnesini yere çaldı ve :
-Kim bu dünyada kuyruksuz, kulaksız ve karınsız bir aslan görmüştür. Cenab-ı Hak böyle bir şey yaratmadı. Madem ki canın bu kadar kıymetli niye aslan dövmesi yaptırmaya heveslenirsin.
Ey kardeş, iğnenin acısına sabret ki nefis kâfirinin iğnesini kırasın."

Anlaşılacağı üzere aslan burada elde edilmek istenen şeylerin sembolüdür. Hepimiz bu dünyada bir çok şey istiyoruz. Başarılı olmak, mutlu olmak, zengin olmak, beğenilmek vs. Ama nasıl satın aldığımız her şeyin bir bedeli varsa; insan olmanın, aslan olmanın da bir faturası var. O faturayı ödemeden hedefe ulaşmak isteyen kişi, canı tatlı dövme heveskârına benzemez mi?



MEVLANA MESNEVİSİNDEN










EY BENİ EN ÇOK SEVENİN EN SEVDİĞİ

Ocak 15, 2011
EY BENİ EN ÇOK SEVENİN EN SEVDİĞİ

Bilirim. her gün…
doğmadan kızıllığına yazar adını..
Bilirim her martı dokunmadan denize
Kendi dilince tekrarlar duanı..
Ve her gül açmadan kollarını
Bu dünyaya
Senin kokunu bular yüreğine..
Bilirim düşmez güneş
Toprağın hiçbir zerresine…
Hatırlamadan seni…
Bilirim seversin sen seni seveni….
Ey beni en çok sevenin en sevdiği…
Ey gönlümdeki sevgiye bengisuyunu, okyanus diyarından yudum yudum damlatan…
Kar suları yıkarken ruhumu, ılık bir yağmur damlasının sevdasında, yürek atışlarıma merhamet denizinden katreler düşüren…
Ey kalbimin en derin toprağına, avuçlarımda biriktirdiğim dualarıma kattığım, kirpiklerimin ıslaklığı ile bezediğim, nazenin çiçeğimin adı…
Sonra, yalnız karanlıklarımın donduran soğukluğunda , yapraklarının gölgesinde bakışlarımı ısıttığım …
Adıyla,en tenha zamanların karmaşasında, içimin dalları kıran fırtınalarını durulttuğum…
Her uyanışımda sabaha, gurubun kızıllığına taze açmış yaseminler aklığında ismini yüreğimle yazdığım…
Ey adıyla, serin rüzgarlarında bedenimi üşüten eylülü, nisanın yeni açmış badem ağaçlarına döndüren… içimin dermansız bildiğim dertlerine, sonsuz bir iyileşmeyle deva olan…
Ey seher vakitlerinde soğuk gül yapraklarına ılık dokunuşlarla konan, şebnemlerin nazlı terennümü…
Bütün kar taneleri erguvan dalında çiçek oluyor kökünü ruhuma salan…adının gölgesine sığınınca günahlardan bizar olmuş yüreğim…
Sana gönderdiğim selamların kabul olma umudunun heyecanıyla, dağ başlarımı kuşatan bencillik dumanlarının arasında, sevmeye dair al laleler açtıran…
İçimde dünyalık nefesler adına r büyüttüğüm bütün mavi kuşları salıyorum semaya… uğruna, kendi içimde kendimi tutsak ettiğim her anın zincirlerini koparıyorum zihnimden… teselliyi sana yolladığım selamın kabul edilmesi umudunda buluyorum… bilir misin Ya Resulullah? Her yıkılışında içimin kaleleri, kalbimin kırıklarını bu umutla sarıyorum… yüzüme kapanan kapıların dibinde gözyaşımdan bir ırmakta boğulurken, bana uzanan elin sıcaklığı bu umuttan… bütün alınmışlıklarımın, tek başına bırakılmışlarımın, darmadağın oluşlarımın sessizliğine düşen tatlı bir terennüm oluyor bu umut… içimin burukluğunda, merhametsizlik dağlarken yüreğimin her bir zerresini, sabah ezanlarına kadar kapanmayan gözlerimin aminlerine dost ediyorum bu umudun varlığını…
Ey bütün çiçeklerin naif susuşlarının ardında, hiç durmadan söylenip duran sevda ikliminin şanlı adı…
Ey ılık gamzeleri gibi toprağın, ruhumun buz tutmuş dehlizlerine merhametle inen bahar…
Gül kokusunda içime çektiğim şefkatin, eşsiz timsali…..
Uzak zamanlarında ömür tüketiyoruz saadet asrının… bir tek kalbimde büyüyen sevgi aşabiliyor zamanı, mesafeleri, asırları… donup kalıyor zaman, içimdeki özlemin sıcaklığında… çözülüyor imkansızlıklar, sessiz eriyişlerde… zaman susuyor kör kuyuların diplerinde… tarihler ses vermiyor gizli köşelerde… ve bir tek özlemim aşıyor zamanı, mesafeleri… bir tek gözyaşımdan bir kuşun kanadı bırakıyor beni, senin yürüdüğün çöl zerrelerin arasına… bir tek özlemin dev bir dalga olup, sürüklüyor bedenimi, Sevr mağarasında yuva yapan güvercinin kanat çırpmayışlarına… bir tek dualarımın kabulü taşıyor beni yaşadığın zamanların kıyısına… hıçkırıklar kesiyor nefesimi, yüzümde pişmanlıkların buyun eğişleri… anlatamıyorum… sevmekten uzak seslenişlerim susuyor iç yangınlarımda… senin adını yüreğime mühürleyip dönüyorum amin deyişlerime…
İçimin ülkelerine çöreklenmiş menfaat bulutlarından kaçıyorum..kaçıyorum kibirden yalnız kendine istiyor olmaktan, öfkeden… kaçıyorum ne varsa faniliğe dair… pişmanlıkla ıslanmış bir hıçkırıkta, selamlarımın kabul edilmesi umudunda yeniden geliyorum hayata…kan revan oluyor aklımda hüzünler… yağmamış yağmurlar kadar latif şimdi kalbimde devleşen sıkıntılar…
Korkularımı emziren bütün gecelerin siyahı, yeni açmış bir karanfil kokusu oluyor… bulunca seni…
Benliğimin kuytularında sızlayan yalnız kalmışlıklar, kayan dev bir yıldız oluyor… anınca seni…
Bütün sessizlikler rahmet oluyor… bütün çaresizlikler gündoğumu... bütün boyun büküşler amin oluyor dudaklarımda… bütün amin deyişler gül adında… seni ta içimde taşıdığım zaman bu ömür türküsünde…..
Yalnız kalıyor bazen aminler…gecenin sakinliğinde usulca hayat bulan aminler uykuya yenik düşüyor çoğu zaman…daha derinden dua etmeye susuz dudaklarım… Zaman merhametsizlikte hüküm sürüyor ya Resululalah… mazlumun ayaklar altında ezilen yüreğiyle besleniyor zalim kalp atışları… şefkate kanat çırpan kırlangıçların kanatları isyandan devleşen tel örgülere takılıyor… kanatlarından sızan kana bulanıyor ruhum… belki her gün bir günahsız yavrunun bedeni, hain bir merminin kılıcından geçiyor… günahsızların iniltileri içimde yankılanıyor… semayı sarsıyor annelerin ağıtları… gözlerimizin önünde yüreklerimizin dibinde inliyor nefesleri günahsızların… insanlar çoktan sökmüş gibiler köklerini, içlerindeki merhamet adlı çınarın… babaları ölmeden miras derdinde birbirine düşer olmuş kardeşler… duaya açık kapılarından dudakların, gıybet yükselir olmuş… yalansız konuşmalar azalmış… herkes birbirinin kuyusunu kazıyor… ve ölümü unuttu sanki kalpler… ölümü anmaktan aciz zihinlerimiz… İçim acıyor Ya Resulullah… her haksızlığın ardında tükeniyor nefeslerim… içim kanıyor… her acının ardında çaresizlik yağmamış bir bulut gözlerimde… bir tek silahım var… ona sarılıyorum gece yarıları… duaya…

Sevmek çekince dalgalarını bir zamanlar hiç durmadan dövdüğü kıyılarımızdan, okyanus ortasında su arar olduk… öldük hatta susuzluktan… yağmur sağanak sağanak boşanırken bedenlerimize… Adını unuttukça anmayı, dudaklarımızdan, başka isimler söyler oldu dillerimiz… başka sevdalar salınır oldu bakışlarımızda… içimize yabancı hevesler ,içimizde… hasretleri bile yabancılaştı dünyamızın… sevgi uzaklaştığımız hatta kaçtığımız bir hastalık gibi…ben böyleyken… hala umudu var mıdır sana olan selamlarımın kabulünün?… bu kadar kendimi bulanmışken sensizliğe…

Aynı zaman diliminde atsaydı kalplerimiz seninle… Yüreğimiz hissetseydi seni bir kere görmüş olmanın bahtiyarlığını… oysa şimdi hercai sevgilerde kanıyor ümitlerimiz… Varsa zihnimin kirli dumanları arasında ,dünyaya bel bağlamış iniltili hayatımın ortasında,hala sevmeye dair kımıldayan bir tomurcuk sana olan özlemimin sıcaklığındandır…
Ya Resulullah bu özlemimizin sınırsızlığına bakıp dua eder misin yüreklerimize? secdenin izi alınlarımızdan, amin deyişler gece uyanışlarımızdan ve sana olan sevgi solmayan yediverenler gibi hiç silinmesin gönüllerimizden…

Ey beni en çok sevenin en sevdiği…
Bir lale vakti… bir bahar gecesi… dudaklarımda sana selamlarla göz kapayışlarım var geceye… her şeye rağmen sevilme umuduyla bükülüyor boynum… sevginin sonsuzluğuna açılıyor avuçlarımda ruhum…
Ey Rabbim,
en sevdiğinin sevgisini artır ki kalbimde…
senin yanına sevdiğinin sevgisiyle dolu bir yürekle varabileyim son nefesimde…



İskender PALA





 





MUTLU OLMA ŞANSI

Ocak 15, 2011
MUTLU OLMA ŞANSI
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili
Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını
acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile
içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk…
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili…
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili…
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek…
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın…


Yılmaz GÜNEY








Ocak 15, 2011



Ülkenin, farklı şehirleriydik.. Ben sürgün yeri.. Sen başkent.. İlk isyan hep sende başlardı..
Cezasını çekmek hep bana kalırdı…”

CAN YÜCEL



ALLAH’IM BU VUSLATI HİCRAN ETME !

Ocak 15, 2011
ALLAH’IM BU VUSLATI HİCRAN ETME !

Allahım bu vuslatı hicran etme Aşkın sarhoşlarını nalan etme
Sevgi bahçesini yemyeşil bırak Bu mestlere bahçelere kasdetme
Dalı yaprağı vurma hazan gibi Halkını başı dönmüş zelil etme
Kuşunun yuvasının ağacını Yıkma da kuşlarını perran etme
Kumunu ve mumunu karıştırma Düşmanları kör et de şadan etme
Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır Onların işlerini asan etme
İkbal kıblesi yalnız bu halkadır Umut kabesin öyle viran etme
Bu çadır iplerini öyle katma Çadır senindir eya sultan etme
Yok dünyada hicrandan daha acı Ne istiyorsan et de onu etme

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ





12 Ocak 2011

SORMA BANA !

Ocak 12, 2011
SORMA BANA !
Ne istiyorum yaşamdan ya da kimi bekliyorum.
Beynimin içini kurcalayan tonlarca soru var.
Her defasında kendime sorduğum
Ve hiçbir zaman yanıtını bulamadığım…
Bu kadar zor mu olması gerekiyor her şeyin,
Zaten hayatın yükü binmişken üzerimize,
Bir de kalbimizi yormanın ne anlamı var sence…
Sence diyorum bak,
Sence bu kadar uzak mı olmalıydık birbirimize
Gece ile gündüz, güneş ile ay kadar,
Birimiz orda birimiz burada..
Nedir bizi böylesine yalan kılan..
Her şey kadar ve her şeyden biraz uzaklaşmak kadar..
Ve kalbimi de bırakarak ardımda,
Yola koyulmak istiyorum;
Nereye giderse ayaklarım onları takip edip,
İlk durakta durmak..
Belki yol kenarında mola verip,
Yazdan kalan bir çiçek bulurum koklamak için,
Belki de bir pınar, avuçlarıma doldurup içmek için.
Ve sen belki de geçeceğim o yollardasındır kimbilir !
Hani yerde arayıp da gökte bulmak gibi,
Belki de sana benzettiğim birini sen sanıp da sarılmak gibi.
Saçma bir duyguya kapılırım kim bilir…
Ama bu imkansız ve farkındayım sana kimsenin benzemeyeceğinin.
Nerden ve nasıl diye sorma,
Sorma bana bir şey cevap veremem sana.
Ben anlarım çünkü kalbim yalan söylemez bana.
Ve kalbim bir şeyi daha yalan söylemez.
Ben ne kadar o yollara çıkıp ve çıktığım o yollarda seni arasam da
Sanki sen hiç bu dünyada yaşamamış biri gibi karışmış olacaksın kayıplara.
Ve ben seni hangi adreste arasam biliyorum ki,
Sorduğum her kapıda öyle birisi yaşamadı denecek bana.
Ve ben ne kadar seni seviyorum desem de,
Alamayacağım bir soruyu sormuş olacağım her seferinde…
Kendime bile yanıtını veremediğim….
Yine de her şeye de rağmen sevdim seni;
Nasıl ve ne zaman diye sorma,
Sorma bana bir şey cevap veremem sana….



Mehpare ÖĞÜT
2011







11 Ocak 2011

ADSIZ BİR ÇİÇEK

Ocak 11, 2011
ADSIZ BİR ÇİÇEK

Rengini dünyaya ilk defa sunan
Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
Sevgilim
Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman.

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
İstersen bir şiir gibi okuma
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
Soğuklar başlayınca havalanıp
Millerce yol katettikten sonra
Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

Ve yazmış olacağım bir de
Her dönemde her çağda
Sevdanın kendine özgü diliyle


EDİP CANSEVER




SEN BANA NİYE KIZDIN Kİ?

Ocak 11, 2011
SEN BANA NİYE KIZDIN Kİ?
Ne yani sahiden böyle mi gidiyorsun?
Ama ben hazır değilim ki sensizliğe
Beslediğim kuşlara ne derim?
Gitmesen ben belki bekleyemem
Özlediğim iç çekişleri,
Beklediğim cevapsız telefonları
Ve dünden ağır bugünleri
Yalnız yalnızlıklarla nasıl taşırım ben?
Sigaramdan duman çıkmazsa birgün
Ben dünden de üzgünüm...
Bilme diye bulutlara aşık gibi bakıyorum gökyüzüne
Sen sev diye nerde başka sevda görsem
Elimle kapatıyorum yüzümü
Sen hiç sormuyorsun hüznümü
Seni seviyorum hep sen bilmiyorsun
Güneş varken ısınmaz her sevginin içi
Soğukta ayırırsın gülümseyişimi
Hüzünden gözleri yağmur rengi bu aşkın
Ağladığında görünmez bu yüzden
Anlamıştım zaten, durmazdın baktığım yerde
Biliyorum olmazdı, kirpiklerin yüzüme değmezdi!
Bile bile sevdim heyecanlanmayı
Güzeldi, sevgim çok güzeldi
Yüreğimin seni sevmesini sevdim
Sen bana niye kızdın ki? ...



 
CEYHUN YILMAZ



....

Ocak 11, 2011
....
Sözün işte buralarında ılınıp akıyor içim pembe bakışlarına doğru...
Pembeler ılık ılık oluyor; ılıklar ise pembe pembe...
Ve yine... Ve yeniden...
Seni kimselerin sevemeyeceği gibi sevmelere ben talip oluyorum.


Muammer ERKUL