Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

16 Nisan 2011

GÖL

Nisan 16, 2011 0
GÖL

Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için
Demirleyemez miyiz?

Ey göl, henüz aradan bir sene geçti ancak,
Seyrine doyamadığı o canım su yanında
Bir gün onu üstünde gördüğün şu taşa bak
Oturdum tek başıma!

Altında bu kayanın yine böyle inlerdin,
Yine böyle çarpardı dalgaların bu yara,
Ve böyle serpilirdi rüzgarla köpüklerin
O güzel ayaklara.

Ey göl hatırında mı? Bir gece sükut derin,
Çıt yoktu su üstünde, gök altında, uzakta
Suları usul usul yaran kürekçilerin
Gürültüsünden başka

Birden şu yeryüzünden bilmediği bir nefes
Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi.
Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses
Şu sözleri söyledi:

"Zaman dur artık geçme, bahtiyar saatler siz
Akmaz olunuz artık!
En güzel günümüzün tadalım o süreksiz
Hazlarını azıcık!"

"Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün
Hep onlar için akın;
Günlerle birlikte dertlerini götürün,
Mesutları bırakın."

"Nafile isteyişim geçen saniyeleri
Akıp gidiyor zaman;
Geceye "daha yavaş" deyişim boş, tan yeri
Ağaracak birazdan"

"Sevişmek! Hep sevişmek! Akıp giden saatin
Kadrini bilmeliyiz!
İnsan için liman yok, sahil yok zaman için,
O geçer biz göçeriz!"

Kıskanç zaman, kabil mi sevginin kucak kucak
Bize sevgi sunduğu sarhoş edici anlar,
Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak
Matem günleri kadar...

Nasıl olur kalmasın bir iz avcumuzda?
Nasıl yok olur her şey büsbütün silinerek?
Demek vefasız zaman, o demleri bir daha
Geri getirmeyecek...

Loş uçurumlar: mazi, loşluklar, sonrasızlık,
Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri?
Alıp götürdüğünüz derin hazları artık
Vermez misiniz geri?

Ey göl! Dilsiz kayalar! Mağaralar! Kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,
Ne olur ey tabiat, o günlerin saklasan
Bari hatırasını!

Sakin demler de olsun, deli rüzgar da olsun
Güzel göl etrafını süsleyen oyalarda,
O kapkara camlarda, sularına upuzun
Dökülen kayalarda!

İster meltemlerinde, ister ürperişle esen
Seslerde, ister uzak ister yakında olsun,
Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen
Ay ışığında olsun!

Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa işitilen, duyulan ve koklanan,
Desin ki: "Seviştiler."


Alphonso de LAMARTİNE




JEAN PAUL SARTRE: VARLIK VE HİÇ'LİKTEN

Nisan 16, 2011 0
JEAN PAUL SARTRE: VARLIK VE HİÇ'LİKTEN

"Kendi-için" varolmak, "kendi-içinde"yi hiçleştirmektir. Bu koşullarda, özgürlük bu hiçleştirmeden başka bir şey olamaz. Onun aracılığıyla "kendi-için" özünden olduğu gibi varlığından da kurtulur, onun aracılığıyla her zaman kendisinden söz edebilecek şeyden farklıdır, çünkü en azından bu adlandırmadan kurtulan kişidir ve ona verilen addan, ona tanınan sahiplikten ötede olan kişidir.

"Kendi-için"in olduğu şey olmak olduğunu söylemek, olduğu şey olmayarak olduğunu söylemek, onda varoluşun özü, özün varoluşu öncelediğini ve koşullandırdığını söylemek ve Hegel'in formülüne göre "öz daha önce olmuş olandır" demek, tek ve aynı şeyi söylemektir.

Aslında, eylemimi canlandıran güdülerin bilincinde olduğum olgusuyla, bu güdüler çoktan bilincim için aşkınsal nesnelerdir, dışarıdadırlar; faydasızca onlara yapışmaya çalışacak mıyım; varoluşumla ondan kurtuluyorum. Her zaman özümün ötesinde, eylemimin nedenlerinin ve dürtülerinin ötesinde varolmaya mahkumum; özgür olmaya mahkumum. Bu, özgürlüğüme kendisinden başka sınırlar bulunamayacağını veya özgür olmaktan vazgeçmekte özgür olmadığımız anlamına gelir.

(...)

İnsan özgürdür çünkü kendi değildir, kendine karşı bulunmadır. Olduğu şey olan varlık özgür olamaz. Özgürlük tam da, insanın kalbinde olmuş olan ve insanın gerçeğini olmak yerine oluşmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçeği için varolmak seçmektir: hiçbir şey, alabileceği veya kabul edebileceği, ne içeriden, ne de dışarıdan ona gelmemektedir. İnsan gerçeği, hiçbir türde hiçbir yardım olmadan, en küçük ayrıntıya kadar kendini oluşturmanın dayanılmaz zorunluluğuna tamamen terkedilmiştir. Böylece, özgürlük bir varlık değildir; insanın varlığıdır yani onun varolma hiçliğidir.

(...)

İnsan bazen özgür, bazen köle olamaz; insan, her zaman ya tam özgürdür, ya da değildir.

(...)


10 Nisan 2011

HAYAL BİLE OLSA SENİN’LE GÜZEL YAŞAMAK…

Nisan 10, 2011 2
HAYAL BİLE OLSA SENİN’LE GÜZEL YAŞAMAK…
Seninle hangi sulardan geçtik, hangi şarkıları söyledik ve hangi kayan yıldızdan dilekler diledik…

Aynı yollardan hangi şehirleri geçtik, hangi mevsimleri tükettik ve hangi çiçeğin adını birbirimize verdik…

Ne zaman geçtik en son Kızılay’ın en işlek caddesinden, ne zaman var’la yok olduk böylesine severken ve ne zaman biz olduk sen’le ben…

Biz bunların hiçbirini de yapamadık sevgilim… Bunlar bize o kadar yabancı ve bir o kadar da uzaktı. Gecenin gündüze, güneş’in dünyaya olan uzaklığı kadar, kış’ın bahar’a olduğu kadar. Seninle ben hiçbir zaman olamadık ki Biz…

Bu bir hayaldi… Ve yalnızca bana aitti. Hani şu yürek avuntularından dediğimiz. Esip geçen bir meltem gibi, yağıp dinen kar gibi.. Öylesine bir şeydi işte. Öylesine bir hayaldi ve sadece benim gönlümde filizlenen…

İsterdim ki seninle yarınlarımız olsun. Sen demek yerine biz diye başlayalım her söze. Can demeden önce canımsın diyebilmeliydik birbirimize. Olmadı… Olamadı… Ama hala seninleyim ben. Sen olmadan da başarabiliyorum kendimce biz olabilmeyi her şeyde. Sen varmışsın gibi yaşıyorum ne kadar yaşayabiliyorsam işte. En mutsuz olduğum zamanlarda ya da içimden ağlamak geldiği anlarda bile sen görürsün korkusuyla çeviriyorum başımı diğer tarafa ve saklıyorum göz yaşlarımı da…

Sensizliğin ağırlığı basarken omuzlarıma, kimi zaman da yok olup gitmeyi istiyorum bu dünyadan başımı alıp da. Sonra aklıma geliveriyorsun da ansızın kıyamıyorum sana; daha doğrusu bize. Vazgeçiyorum da, yaşa diyorum boş ver aldırma…
Hep boş veriyorum zaten her şeyi ve herkesi… Bir tek seni geçemiyorum nasıl oluyorsa. Bir tek sende yanıyor tüm kırmızı ışıklar. Bir tek senden geçemiyorum herkesten geçtiğim kadar.
Ve sen de buluyor cevaplarını tüm sorular.
Var olduğun ve ben de sevdiğim müddetçe hayal olarak yaşamak bile güzel seninle…


Mehpare ÖĞÜT
2011


KENDİNİ FEDA ETME

Nisan 10, 2011 0
KENDİNİ FEDA ETME

Altruizmin temel prensibi insanın kendisi için varolma hakkının olmadığı, diğer insanlara hizmet etmenin kendi varlığının tek gerekçesi olduğu ve kendini feda etmenin insanın en yüksek ahlâkî görev, erdem ve değer olduğudur.

Sizden teslim etmenizi istedikleri şey aklınızdır. Fedakârlık inancını övüp duranlar, mevkile...ri, niyetleri ne olursa olsun, bunu sizden, ister ruhunuz, ister vücudunuz için istiyor olsun, size ister cennette bir hayatı, ister bu dünyada karnınızı doyurmayı vaadetsin, amaç aynıdır. Söze, kişinin, ‘kendi arzularının peşinde koşması bencilliktir, onları başkalarının isteklerine feda etmelisin,’ diye başlayanlar, sonunda da, ‘inançlarına bağlı kal­mak bencilliktir, onları da başkalarının inançlarına feda etmen gerek,’ diye bitireceklerdir.

Ayn RAND



....

Nisan 10, 2011 2
....

Anladım ki susmak bir cüsse işi.
Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar.
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli...

Hz.Mevlana



YASAMAKTAN DA ÖLMEKTEN DE KORKMADIGINIZ BİR DÜNYAYI DÜSÜNÜN.

Nisan 10, 2011 0
YASAMAKTAN DA ÖLMEKTEN DE KORKMADIGINIZ BİR DÜNYAYI DÜSÜNÜN.

Bunlari duslemenizi istiyorum. Cunku, bu dusledikleriniz tumuyle mumkun.
Bu cennet boyutu sadece sevme yetenegi ile mumkundur.
Asik oldugunuzda hersey size guzel gelir. Bulutlarda gezersiniz. Her yerde sevgiyi gorursunuz. Bu boyutta surekli yasamak mumkun. Bu bo...yutta yasayan insanlar var.

Dunya cok guzel ve cok harika bir yer. Sevgiyi bir yasam bicimi yaptiginizda yasam cok kolaylasir. Dunyada cennetin varoldugunun gercekligini bilirsiniz.
Her an sevecen olabilirsiniz. Bu bir secimdir. Sevmek icin bir neden bulmaniz gerekmiyor.
Sevmenin cok guzel bir nedeni de var. Cunku sevmek sizi mutlu kilar.
Ifade edilen sevgi sadece mutluluk uretir.
Sevgi size dinginlik ve ic barisi verir.
Algilamanizi genisletir.
Her seyi sevginin gozleriyle gorebilirsiniz.
Sevginin her yerde oldugunun farkinda olabilirsiniz.
Sevgiyle yasadiginizda zihninizdeki sis yok olur.
Insanlarin binlerce yildir aradigi sey bu.
Binlerce yildir mutlulugu ariyoruz.
Mutluluk bir kayip cennet.
Insnalarin bu noktaya gelisi zihnin evriminin bir parcasidir.
Cennet, insanlarin gelecegidir.
Boyle bir yasam mumkun ve bu kendi elinizde.
Sevgi bilinciyle surulen yasama, Musa, Vaat Edilen Toprak; Buda, Nirvana; Isa, Cennet dedi. Toltekler de YENI RUYA diyor.
Icinizdeki parazit siz degilsiniz.
Parazitten kurtulun ve sevgiyi deneyimlemek icin bosluk yaratin.
Yargica ve Kurbana bagimli oldugunuz surece aci cekersiniz.
Aci cekmek size guvenli gelebilir, cunku cok iyi bildiginiz bir seydir. Ama, aci cekmek gerekli degildir.
Aci cekiyorsaniz, aci cekmeyi sectiginiz icindir.
Yasaminizda aci cekmek icin bircok neden, bircok mazeret bulabilirsiniz ama asla IYI bir neden, GERCEK bir neden bulamazsiniz.
Ayni sey mutluluk icin de gecerlidir.
Mutlu olmanizin tek nedeni mutlu olmayi secmenizdir.
Aci da mutluluk da bir secimdir.
Cehennemde yasamak ta, cennette yasamak ta bir secimdir.
SIZIN SECIMINIZ NE?


DON MIGUEL RUIZDORT ANLASMA
TOLTEK BILGELIK KITABI




SENİ ÇOK ÖZLEDİM…

Nisan 10, 2011 0
SENİ ÇOK ÖZLEDİM…

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş... tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın, her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur, aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

Nazım HİKMET



BAKMAK AMA GÖRMEMEK

Nisan 10, 2011 0
BAKMAK AMA GÖRMEMEK

Çevrede görülen her şey insanı yaralayabiliyor, insanı küçültebiliyor. Bir şeyi görmekle, yalnızca görmekle, bir parçanı kaybediyorsun sanki. Çoğu kez, bakmanın tehlikeli olabileceğini seziyor, gözlerini kaçırmak, hatta sımsıkı yummak eğilimini gösteriyorsun. O yüzden de şaşkınlığa kapılmak, baktığın şeyi gerçekten ...görüp görmediğini kestirememek ya da gördüğünü başka bir şeyle karıştırmak, ya da daha önce gördüğün -hatta düşlediğin- bir şeyi anımsadığını sanarak bocalamak çok kolay. Bu işin ne kadar karmaşık olduğunu anlayabilir misin? Herhangi bir şeye bakıp, "Ben şuna bakıyorum," demek yetmez. Gözünün önünde duran şey bir kalem ya da bir parça ekmek kabuğuysa bu olabilir belki. Ama ölü bir çocuğa, başı ezilmiş ve kana bulanmış olan, sokakta çırılçıplak yatan küçük bir kıza baktığını fark edince ne yapacaksın? O zaman ne diyeceksin? Hiç kemküm etmeden, dümdüz bir sesle, "Ölü bir çocuğa bakıyorum," diyebilmek kolay değil. Beyin sözcükleri biçimlendirmemekte diretiyor. Yapamıyorsun nedense. Çünkü gözünün önündeki şey kolayca içinden sıyrılabileceğin, kendinden ayrı tutabileceğin bir şey değil. Yaralanmak dediğim zaman bunu anlatmak istemiştim. Bakıp geçemiyorsun, çünkü gördüklerin -nedense- senin bir parçan, içinde gelişen öykünün bir bölümü oluyor. Hiçbir şeyden etkilenmeyecek kadar katılaşmak iyi olurdu herhalde. Ancak o zaman da insanlardan büsbütün kopar ve öyle bir yalnızlığa kapılırsın ki hayat katlanılmaz duruma gelir. Bunu yapmayı başaranlar, kendilerini birer canavar haline sokacak gücü kendinde bulanlar da var. Ama sayılarının ne kadar az olduğunu bilsen şaşarsın. Ya da şöyle diyeyim: Hepimiz canavarlaştık, ama yüreğinde bir zamanlar yaşadığı hayatın bir kırıntısını taşımayanımız yok gibi.


Paul AUSTER,
SON ŞEYLER ÜLKESİNDE






DENİZ YILDIZI

Nisan 10, 2011 0
DENİZ YILDIZI
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden
bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder
gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile
vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir
...adam olduğunu fark eder.


Genç adama yaklaşır:
- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler.
Yazar sorar;
- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.
Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı
daha alır, okyanusa fırlatır.
-Onun için fark etti ama...




BIRAKIN IŞIK PARLASIN…

Nisan 10, 2011 0
BIRAKIN IŞIK PARLASIN…
Bir akşam üstü iki şeritli kasaba yolundan arabasıyla evine doğru gidiyordu Joe. İçinde bulunduğu taşra ortamında iş hayatı kendisinin artık ömrünü tüketmiş olan Pontiac arabası kadar yavaş ve durgundu, ama o iş aramaktan gene de vazgeçmemişti. Fabrika kapandığından beri işsizdi; ve öte yandan, iyice kendisini hissettirmeye başlayan kı...şla birlikte soğuklar da evlerini etkilemeye başlamıştı.

Kasaba yolu boş bir yol sayılırdı. Kasabadan ayrılanlar dışında, pek kullanan çıkmazdı. Joe'nun birçok arkadaşı çoktan terketmişti kasabayı. Ne de olsa, geçindirmeleri gereken aileleri ve gerçekleştirilecek hayalleri vardı. Joe ise gitmemişti. Herşeyden öte, annesini ve babasını buraya gömmüştü. Burada doğmuştu ve kasabayı iyi biliyordu. Burayı terketmeye yüreği razı olmuyordu.

Bu yolda gözü kapalı gidebilir ve yolun her iki tarafında neler olduğunu tek tek sayabilirdi; ki, arabasının doğru dürüst çalışmayan farları yüzünden, Joe'nun bu özelliği işe de yarıyordu. Hava kararmaya yüz tutmuştu ve etrafa kar taneleri serpiliyordu. Hava iyice kararmadan eve ulaşsa iyi olacaktı.

O telaş içinde, yol kenarında mahsur kalmış kadını tam seçemedi. Belli belirsiz bir siluet suretinde algıladı önce onu; sonra, arabasını gerisin geri sürdü ve yardıma ihtiyacı olduğu akşamın loş ışığında bile belli olan bir yaşlı kadın gördü. Arabasını kadının Mercedes'inin önüne çekti ve aşağı indi. Joe kadına yaklaşırken, Pontiac arabasından hâlâ gürültüler geliyordu.

Joe'nun yüzündeki gülümsemeye rağmen, kadın durumdan endişelenmişti. Yaklaşık bir saattir kimse yardım için durmamıştı. Acaba bu adam kendisine zarar mı verecekti? Adam pek tekin görünmüyordu, fakir ve aç bir görüntüsü vardı.

Adam soğukta duran yaşlı kadının korkmuş olduğunu görebiliyordu. Neler hissettiğini de... Kadının yüzündeki ürperti, ancak korkunun vereceği türden bir ürpertiydi. Rahatlatmak için:

"Size yardım etmek için durdum bayan. Araba sıcak; neden orada beklemiyorsunuz? Bu arada, benim ismim Joe" diye seslendi.

Kadının tüm sorunu patlak bir lastikti, ama yaşlı kadın için oldukça büyük bir sorundu bu. Joe ellerini avuşturdu önce, sonra krikoyu yerleştirecek bir yer bulmak için arabanın altına doğru eğildi. Onbeş-yirmi dakika içinde lastiği değiştirmeyi başardı. Ancak bu arada üstü başı kirlenmiş, elleri incinmişti. Joe bijonları sıkarken, yüzündeki ürperti epeyce azalmış olan yaşlı kadın camı açarak konuşmaya başladı. St. Louis'li olduğunu, bugün yolunun buradan geçtiğini, ve yaptığı yardıma karşılık kendisine yeterince teşekkür edemediğini söyedi Joe'ya.

Joe ise sadece gülümsedi ve bagajı kapadı. Yaşlı kadın "Borcum ne?" diye sordu. Eğer Joe durmamış olsa tekerleği patlak bir arabayla o gece orada başına ne tür felaketler gelebileceğini bir bir düşünmüş olduğundan, Joe'nun söyleyeceği her miktara razıydı.

Joe paragöz biri değildi. Para işlerinden pek anlamazdı da. Yardıma ihtiyacı olan biri vardı ve, Allah biliyor ya, kendisi birçok kez benzer bir durumda kaç insanın yardımını görmüştü. Bunları hatırladı Joe. Kadına, gerçekten kendisine birşeyler vermek istiyorsa yardıma muhtaç birini gördüğünde ona yardım etmesini tavsiye etti ve ekledi "Böyle bir durumla karşılaştığında, beni hatırla lütfen!"

Kadın arabasını çalıştırıp uzaklaşana kadar orada bekledi Joe. Soğuk bir gündü, iş bulamamış halde evine dönüyordu, üstelik üstü başı da kirlenmişti; ama yine de, evine doğru yol alırken kendini iyi hissediyordu Joe. Yaşlı kadın ise, yolun birkaç mil aşağısında bir kafe görmüş, birşeyler atıştırmak ve biraz ısınmak için orada durmuştu. Salaş görünüşlü bir restorandı burası. Dışarıda ıskartaya çıkmış iki eski benzin pompası vardı. Kasa, işsiz kalmış bir aktörün telefonu gibiydi; pek işlemiyordu.

Yanına gelen garson kız, ıslak saçlarını silmesi için temiz bir havlu uzattı yaşlı kadına. Yüzünde, bütün gün ayakta durmuş olmasının dahi silemediği tatlı bir gülümseme vardı. Yaşlı kadın, bu garson kızın neredeyse sekiz aylık hamile olduğunu farketti. Fakat genç kadın hamilelikle gelen ağrı ve sızıların yüzündeki ifadeyi değiştirmesine izin vermemişti. Yaşlı kadın bu kadar az şeyi olan birinin bir yabancıya nasıl bu kadar iyi davranabildiğini sordu kendi kendine. Derken aklına Joe geldi.

Yaşlı kadın yemeğini bitirdi ve garson kızın 100 dolar üstünü getirmek için kasaya gittiği sırada kapıdan dışarı fırladı. Garson kız geri geldiğinde kadın çoktan gitmişti. Kendisinden geriye, peçeteye yazılmış bir not kalmıştı yalnızca. Notu okuduğunda garson kızın gözleri doldu: "Bana hiçbirşey borçlu değilsin, ben de bu haldeydim. Şimdi benim sana yardım ettiğim gibi, bir saat önce birisi bana yardım etti. Eğer sen de bunun karşılığını ödemek istersen, işte yapacağın şey: Sevginin sende bitmesine izin verme."

Garson kız, o gece eve gidip yatağa yattığında yaşlı kadının bıraktığı parayı ve yazdığı notu düşünüyordu. Kocasının ve kendisinin bu paraya ne kadar da ihtiyaçları vardı. Bu para nasıl da yapışmıştı ellerine!

Yatağa uzanıp uyuyakalmış kocasının tam da bebek beklerken yaşadıkları maddî zorluklar yüzünden ne kadar üzüldüğünü biliyordu. Ama bu olay, onları gören, gözeten Birinin olduğunu farkettirmişti kendisine. Bu düşünceler içinde, kocasının yanağına küçük bir öpücük kondurup kulağına şöyle fısıldadı: "Herşey çok güzel olacak, seni seviyorum Joe."


Çeviri ve Uyarlama
Cemal Karabel