Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

25 Haziran 2011

SENDEN GAYRI SENDEN BAŞKA EFENDİ İSTEMEM, SEVGİLİ İSTEMEM...

Haziran 25, 2011 0
SENDEN GAYRI SENDEN BAŞKA EFENDİ İSTEMEM, SEVGİLİ İSTEMEM...
SENİN tenine değmeden gelen yağmuru istemem meltemi istemem
SANA yanmayan yıldızı semalarda istemem
Bülbüller söyleyecekse SENİ söylesin
SENDEN okumayan bülbül olsa dinlemem
Özlemim SEN olacaksan yansın yüreğim
...Sılası SEN olmayan gurbeti istemem vatanı istemem
SENDEN gayrı bir aşkla kül olursa kalbim Bu kalbi istemem
Sonu SEN çıkmayan yönü istemem yolu istemem
Kalbini fethedecekse geçerim bin sina'yi birden
Yoksa neyime bu fethi istemem Mısır'ı istemem Cihan'ı istemem
Ben Sultan Fatihim önündeyim İstanbul'un
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için
Ben SENİN ümmetinim SENSİN benim EFENDİM
SENDEN gayrı SENDEN başka EFENDİ istemem SEVGİLİ istemem

♥ Fatih Sultan Mehmet ♥




19 Haziran 2011

AŞK, ESARET DEĞİL,,, TESLİMİYETTİR !...

Haziran 19, 2011 0
AŞK, ESARET DEĞİL,,, TESLİMİYETTİR !...

Beklenir; günlerce, aylarca ve hatta yıllarca. Yüreğe inecek sevgilinin bir “vahiy” emri ile gelmesi beklenir, yolları gözlenir. İnsanın içinde bitmek bilmeyen bir ümit, ümit ağlarıyla örülmüş bir bekleyiş vardır hep… Ve bu ümit hiçbir zaman yitirmez değerini. Kıyısından geçilen bir derenin kenarındaki çakıl taşlarına takılan ayaklarımız gibi, yüreğimizde ara sırada olsa takılır böylesine ufak taşlara…Ta ki büyük bir taşa çarpıncaya kadar. İşte o büyük taş çıktığı an beklenilen zamanın değeri daha bir anlaşılır olur ve kıymeti ise yüreğinde. Ne kadar zamandır bekleniyordur ve nicedir yolları gözleniyordur kaybeder bir anda değerini. Önemli olan beklenilenin gelmiş, yüreğinin birken iki olmuş olmasıdır. Başını yaslayacak bir omzun olması, saçlarının arasında gezinecek bir ele sahip olunmasıdır önemli olan. Tek başına atan kalbin şimdi bir başkası içinde iki kat atması; kendi düşüncelerinin yanına bir başkasını da katmak demektir. Velhasıl “vahiy” emri inmiştir ve “aşık ol” denilmiştir.

Bakarsın karşındakinin gözlerine uzun uzadıya ve derinden…Bir şeyler ararsın hep, tıpkı yolunu kaybetmiş bir çocuk gibisine. Çok uzun zamandır tanıyormuşçasına bir his vardır yüreğinde. Aslında tek yapmak istediğin boynuna atlayıp sarılmak ve saatlerce öylece kalakalmaktır ama bir türlü cesaret edemezsin. Karşındakinin ilk adımı atmasını beklersin, beklerken de eriyip gidersin. Dudaklarından dökülen tek şey titrek bir sesle “Hoş geldin”.

Aşk’tır bunun adı… Sayfalara sığmayan, şiirlere konu olan ve defalarca gösterime giren…İlk değildir ama son olması beklenir. Hep öyle bir arzu ile çıkılır yola ve kimi zaman da gerçekleşirken bu arzu, kimi zaman da daha başlamadan biter gider yaşanmadan tüm güzellikler…Kalırsın yine bir başına…

Aşk, üç harfin yan yana gelmesiyle oluşmuş değildir sadece. Ve sadece söylendiği kadar da kolay değildir aslına bakılırsa. Kimi yürekte bahar coşkusuyla yaşanırken, kimi yürekte ise yıkımlara sebep olur ve yine de her şeye rağmen “aşk” düşmez tüm sarsıntılara rağmen ne dilden ne de yürekten.

Ve her yürek tıpkı masallardaki gibi bir aşk yaşamak ister ama kendi sonunu kendisinin yazacağı. Bazen Yusuf’a hayran bir Züleyha, bazen Leyla için dağları delen bir Mecnun’casına… Eskiden kalma ama hala buram buram aşk kokan masalların kahramanı olmak adına, tutulur aşkın elinden ve düşülür yollara. Kül ve ateş olmak gibi bir şeydir aşk ve mum alevinde dans eden iki kibrit gibi sarmaş dolaş…

Ve aşk kimilerine göre bir kalp tarafından ele geçirilip tüm özgürlüklerin kısıtlanması demek olsa da; aşk iki gönlün bir olması ve teke indirgenmiş bir ruha sahip olmaktır. Aşk, sevdiğin kişinin bedeninde varolmak adına teslimiyettir. Ve bu teslimiyette keşfe çıkılacak nice yolculukların bir başlangıcıdır. Aşk olmasa halim ne olurdu demekten kendimizi alamayacağımız yoğun duygusal zamanlardır. Yokluğunu istemediğimiz varlığında ise yeterince kıymetini bilmediğimiz ama hep elimizin altında bir yerlerde olsun dediğimiz…

Seviyorsan ve tutacaksan aşk’ın elinden, emin adımlarla düşmelisin bu yola. Kimi zaman batsa da eline dikenler ve takılacak olsa da ayaklarına çakıl taşları, biliyorsan sevmesini ve istiyorsan sevilmek, esir değil teslim olmayı almayı da bileceksin bu uğurda…

Çünkü; Aşk esaret demek değildir seven yüreklerde…Aşk teslimiyettir sevilen bedenlerde…


Mehpare ÖĞÜT
HAZİRAN 2011





18 Haziran 2011

....

Haziran 18, 2011 0
....
Korkuyorsun Yüreğinden,
Bir Dilek Tut Katılaşmadan Kalbin,
Günler Hep Cuma , Her Ay Temmuz Değil
Gitme ; Gönül Bu Ayrılığa Dayanacak Değil,
Aş Yolları Kirletmeden Karları,
...Yüreğime Ulaş Gökler Beni Almadan,
Bırakta Değmeyelim Yangınlara,
Unut ; Unut 'SENİ' , 'BENİ' , Sevmek "BİZ" ile Olur

Alıntıdır…

AŞKLAR DA AYAKKABILAR GİBİDİR...

Haziran 18, 2011 0
AŞKLAR DA AYAKKABILAR GİBİDİR...
Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.

Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.

Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.

Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....

Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar,aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.

Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.

"Bez" ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.

"Marka" ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet aşk "ayakkabıdır". Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".

Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!


Can YÜCEL



....

Haziran 18, 2011 0
....
Böyle itirazsız gittim o en uzak ülkeye. Bir daha dönüş olmasın diye yolları tahrip ettim, tahrip edemediğimi de bilerek isteyerek unuttum, zihnimden siliverdim. Bir lügat ihlaliyle attım bütün köprüleri. Artık konuştuğum kelimelerin genel geçer lisanlarda karşılığı yok. Karanlığa böyle karıştım. Derin denizlerin dibine böyle indim. Okyanusun zeminine dokundu ayaklarım. Sisin arkasına böyle sığındım. Buzdağının arkası. Görünür yanımdan daha büyük olan görünmez yanımı suyun altında böyle sakladım.

Nazan BEKİROĞLU


ALFRED ADLER'İN KURAMI...

Haziran 18, 2011 0
ALFRED ADLER'İN KURAMI...
Adler’e göre insan sosyal bir varlıktır; sosyal dürtüler tarafından güdülenir. Sosyal ilgi doğuştan vardır; ancak diğer insanlarla ve sosyal kurumlarla olan ilişkiler bireyin yaşadığı toplum tarafından belirlenir.


Adler, kişiliğin özgünlüğüne önem verir, çeşitli özellikleri ve değerleri ile her bireyin tek ve kendine özgü olduğuna inan...ır. Her bireyin davranışları diğerlerinden yaşam biçiminin özellikleri ile ayrılır.

Adler kuramına göre kişilik, bireyin kendisine, diğer insanlara ve topluma karşı geliştirdiği tutumların ürünü olarak gelişir. Kişiliğin merkezi bilinçtir. Birey bilinçli bir varlıktır. Davranışlarının bilincindedir.

Adler’e göre, her insanın varoluşunda bir eksiklik duygusu vardır. Çocukluk dönemindeki yetersizliğinden, çevreye olan bağımlılığından ötürü, çaresizlik içindedir. Yaşamı boyunca da bireyler üzerinde üstünlük kurmak ve gücünü kanıtlamak için çaba gösterir. Kusursuz bir kişi olmak ister. Sürekli üstün olma peşindedir.

Adler, davranışın sosyal belirleyicilerinin önemi üzerinde durdu. Yaratıcı kendilik kavramını,bireylerin ya şantılarını yorumlayan, anlam kazandıran bir sistem olarak açıkladı. Kişiliğin emsalsizliğini önemsemedi, cinsel içgüdüye daha az önem verdi, bilinci, kişiliğin temeli ve esası olarak kabul etti.

Alfred ADLER






13 Haziran 2011

YAŞAM İKİ YARIYA AYRILMIŞTIR: BİRİ DONAR, BİRİ YANAR

Haziran 13, 2011 1
YAŞAM İKİ YARIYA AYRILMIŞTIR: BİRİ DONAR, BİRİ YANAR
Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde du...rmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi :
"Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür."
Yiğit bir genç karşılık verdi :
"Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar."
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi :
"Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu ; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler."
Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki :
"Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır."
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi :
"Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir."
Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
"Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir."
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu :
"Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar."
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi :
"Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar."
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi :
"Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir."
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
"Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı."
Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
"Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk 'tır."
Bunun üzerine tapınağa girdim , sevinçle diz çökerek dua ettim :
"Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap ...
Tanrım beni kutsal ateşine at ..."

Halil CİBRAN



“SABIRSIZSIN ”

Haziran 13, 2011 0
“SABIRSIZSIN ”
Oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabı...rla döner. Çünkü güneşin de, ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır.

Uyum güzelliktir. Uyum, suyun özelliğidir. Su, sabrın simgesi, istiridyenin yurdudur. Su olmasaydı, inci de olmazdı. Sabırlı ol ki istiridye gibi inciler yapasın.

Sözler hakikat değildir, ağzımdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır. ”


*Şems-i TEBRİZİ



EDWARD DE BONO'DAN...

Haziran 13, 2011 0
EDWARD DE BONO'DAN...
Tartışmayı “mücadele” olarak gören ve karşı tarafın haksız olduğunu ispatlamaya çalışan bazı düşünme ve konuşma alışkanlıklarımız vardır ve bunlar hiç de hoş değildir...
Eğer her zaman haklı çıkması gereken “zeki kişiyseniz”, o zaman tartışmacı bir yapınız olur ve başkalarına ne kadar akıllı olduğunuzu göstermeyi amaçlarsınız...
Bunun sonucu olarak da, hemfikir olabileceğiniz ana noktalara odaklanmak yerine, karşı görüşte olduğunuz en önemsiz noktalarda bile saldırırsınız...
Diğer insanların verdiği bilgileri sürekli sorgular, bunları kendi bilginizle çürütmeyi hedeflersiniz...
Buradaki tavır, kazanmak, kazanmak, hep kazanmaktır.
...
Bir başka tavır, aptalı oynayanların tavrıdır.
Eğer bu şekilde davranıyorsanız, bununla epeyce yol katedebilirsiniz. Konum almak zorunda değilsiniz ve kimse fikirlerinize saldırmayacaktır.
En saçma soruları sorabilirsiniz. Diğer insanların söylediklerini kabul etme konusunda isteklisinizdir ve onlarla hemfikir olmak için sabırsızlanırsınız.
Mükemmel bir dinleyicisinizdir, fakat katkı yapacak fazla bir şeyiniz olmayabilir.
Hâttâ sizin için üzülen insanlar bile çıkabilir...
Bu tavır bir acizlik tavrıdır ve hem cazip hem de etkili olabilir...
...
Sonra zorbalar vardır.
Bu kişi için konuşmanın sosyal bir davranış olarak kabul edilmesinin tek amacı, yalnızca diğer insanları ezmek ve onların üzerinde üstünlük kurmaktır.
Bütün bilgiler potansiyel olarak yanlıştır ve taraflıdır...
Bu tür kişilerin yüzleri değişkendir ve duygularını belli ederler.
Zorba tavırlı kişiler için, konuşma diğer insanları küçümsemenin bir başka yoludur...
...
Ve dalkavuklar vardır.
Dalkavuk, en güçlü kişilerle hemfikir olmak, tartışmadaki en önemli ya da en akıllı insanla aynı görüşü savunmak ister.
Bu şekilde, öteki kişinin himayesinde bir müttefik olarak yoluna devam etmeyi amaçlar...
Dalkavuğun açık seçik bir yaltaklanma davranışı olabilse de bu her zaman belli olmaz...
...
Bir diğer tür, yenilikçiler ya da fikir geliştiren insanlardır.
Yenilikçi kişi, geleneksel fikirlerden ve görüşlerden sıkılmıştır.
Yeni, üretken ve sıra dışı bir fikirle ortaya çıkmak için fırsat kollar.
Bu, bir soruna yeni bir yaklaşım ya da bir algı olabilir.
Yenilikçi kişiler her tartışmada faydalıdır, fakat üstlendikleri rolü abartabilirler.
Sırf farklı olmak için her dakika ortaya yeni fikirler atılırsa, konuşma süslü elbiseler geçidine döner.
...
Son olarak da, her şeyi görmüş geçirmiş kişiler vardır.
Yapmacık bir yorgunluk ve sıkkınlık söz konusudur.
Tartışmada geçen her cümle “eski moda” diye değerlendirilirken, yeni fikirler “eskinin aynısı fikirler” olarak görülür...


Edward de BONO




04 Haziran 2011

VE NE KADAR ÇOK SEVERSEN, O KADAR SEVİLMEYE LAYIK OLURSUN..

Haziran 04, 2011 0
VE NE KADAR ÇOK SEVERSEN, O KADAR SEVİLMEYE LAYIK OLURSUN..

Ve ne kadar çok seversen, o kadar sevilmeye layık olursun. Ne kadar az seversen ve başkalarının seni sevmesini talep edersen, o kadar az sevilirsin; giderek o kadar fazla kapanır, egonun içinde sıkışıp kalırsın ve alıngan olursun ki ... biri sana, sevmek için yaklaşsa bile korkarsın. Çünkü her sevgide, reddedilme ve geri çekilme olası...lığı vardır.Kimse seni sevmiyor. Bu, senin içinde yerleşik bir düşünceye dönüşmüş durumda. Bu insan, fikrini değiştirmek için nasıl davranıyor? Seni sevmeye mi çalışıyor? Mutlaka sahte olmalı. Seni kandırmaya mı çalışıyor? Kurnaz bir dalavereci olmalı; kendini korumalısın. Sen kimsenin seni sevmesine izin vermiyorsun; ve sen de başkalarını sevmiyorsun. O zaman korku ortaya çıkıyor, o zaman bu dünyada yalnız, tek başına kalıyorsun; kopuyorsun.


OSHO