Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

09 Ağustos 2010

SAKLI SEVDALARIM

Ağustos 09, 2010 0
SAKLI SEVDALARIM



Saklı kalmış sevdalarım var yüreğimde,
Kimselere söyleyemediğim, söylemekten korktuğum.
Düş kurarken geceleri avunduğum,
Saklı kalmış sevdalarım var yüreğimde;
Özlem, aşk, sevgi dolu..
İlk ve son hecesi ümit kokan…
Saklı kalmış sevdalarım var yüreğimde,
Baş harfi ben, son harfi sen.
Saklı sevdalarım var yüreğimde,
Bir ömür boyu gelmesini beklediğim,
Beklerken yorulduğum…


Mehpare ÖĞÜT

AŞKNAME'DEN...

Ağustos 09, 2010 0
AŞKNAME'DEN...


Bir zamanlar adamın biri derdinden ağlayıp sızlanıyormuş. Ünlü şeyhlerden Şibli onun halini görmüş, ağlamasının sebebini sormuş.İşte cevap: “Güzelliği canıma can katan, ömrümü arttıran bir sevgilim vardı. Geçenlerde öldü, şimdi ayrılığı beni de öldürüyor”.“Mademki sevgilinin hasretiyle yanıp tutuşuyorsun, demiş Şibli, o halde yeni bir sevgili bul kendine.Ama dikkat et, bu sefer âşık olduğun sevgili ölenlerden olmasın.”



İSKENDER PALA -AŞKNAME

HACI BEKTAŞ-I VELİ'den MAKALAT.....

Ağustos 09, 2010 0
HACI BEKTAŞ-I VELİ'den MAKALAT.....


''Ayağa kalkarsan hizmet kastiyle kalk, eğer konuşacak olursan hikmetle konuş, oturacağın zaman hürmetle otur''

''Her insanın üç yoldaşı vardır. Sabır, kanaat ve arlanmak... ''

''Eğer daim cennette olmayı istersen, herkesle dost ol ve kin tutma. Gerçek derviş odur ki, kimseyi rencide etmez. Ve civan mert odur ki, kırılmaya müstahak olanı kırmaz... ''

''Benim üç iyi dostum vardır. Ben ölünce biri evde kalır, biri yolda kalır, ve biride benimle gelir. Evda kalan maldır. Yolda kalan hısımlarımdır. Ve benimle gelen iyiliğimdir... ''



Hak Teala,İblis'e sordu

-Niçin Adem'e secde etmedin? O zaman İblis şöyle cevap verdi :
-Beni ateşden onu çamurdan yarattın.

Yani ''Sen beni ateşden,onu toprakdan yarattın.Bu yüzden benim terkibim ulvi , toprak ise sulfidir.Ben yaratılışda ondan yüceyim bu nedenle Adem'e secde etmedim.

Kendine güvendi ve gururlandı.Hak teala da onu dergahından kovdu.Önceleri Allah'a yakın iken adı Haris'ti sonra mahrum , şaşkın ve melun oldu.Adı da şeytan iblis oldu.

Ondan sonra Hak Subhanehu Teala buyurdu:
-Ya Adem ! Yukarı Bak !
Bunu üzerine Hz.Adem yukarı baktı.Arşta şu yazıyı gördü.
''La ilahe illallah Muhammeden resulullah''

Hz.Adem yazıyı gördü ve şöyle dedi
-İlahi Seyyid ve Mevlam! illallah senin birliğindir , ya muhammed kimin adıdır ?

O ezeli ve ebedi olan Allah buyurdu ki;
-Ya Adem ! O , benim habibimin adıdır ki,senin oğlundur
Hz.Adem çok mutlu oldu ve şükretti.

Ondan sonra Hz.Adem,sağ yanına baktı,üç güzel şahıs gördü ve dedi:
-Adınız nedir ve makamınız nedir?

Birisi cevap verdi:
-Adım akıldır ve makamım başta,beyindedir.
Diğeri şöyle cevap verdi
-Adım utanma ve hayadır makamım yüzdedir.
Bir diğeri ise şöyle cevap verdi:
-Adım ilimdir ve makamım göğüsdedir.


Hz.Adem
-Gelin şimdi, yerli yerinize girin , dedi.
O saat üçü de yerlerine girdiler.Hz.Adem de rahatladı.

Sonra sol tarafına baktı,üç şahıs gördü ve ürkerek şöyle dedi.
-Adınız nedir ve makamınız neresidir ? Ne uğursuz kavimsiniz.


Onlardan birisi şöyle cevap verdi:
-Adım öfkedir ve makamım başta , beyindedir.
Hz.Adem
-Baş , akılın yeridir , senin başda yerin yokdur , dedi.
O şahs - Ben gelince akıl gideri , dedi.


Diğer şahıs şöyle dedi
-Adım açgözlülüktür ve makamım yüzdedir.
Hz.Adem
-Yüz utanma ve hayanın yeridir;senin yüzde yerin yoktur
O vakit şahıs
-Ben gelince Utanma ve Haya gider,dedi.

Bir diğer şahıs ise:
-Adım hasettir ve makamım göğüsdedir,dedi.
Hz.Adem
-Göğüs,ilim yeridir ; senin göğüsde yerin yoktur dedi
O şahıs:
-Ben gelince İlim Gider, dedi.

''İki nesne en büyüktür: Bilgi ve yumuşaklık. Bilgi ile doğruya yol görünür, yumuşaklık ile insanlara katlanılır ''

''En büyük kerâmet çalışmaktır''

''İnsanın cemâli sözünün güzelliğidir (İnsan iyi sözlüyse güzeldir, kötü
sözlüyse çirkindir''

''Sen seni bilirsen yüzün Hüdâ'dır; sen seni bilmezsen, Hak senden
cüdâdır (ayrıdır)''




08 Ağustos 2010

....

Ağustos 08, 2010 0
....


Yaşamda bugün bile birçok hazinenin kapısını açabilecek pek çok anahtar mevcut ancak ne yazık ki ne hazineler, ne de açılabilecek kilitler hakkında hiçbir ilgimiz yok. Ve ne hazine, ne de kilitler hakkında hiçbir şey bilmediğimiz zaman elimizde tuttuğumuz şeye anahtar bile denemez. Ancak bir kilidi açmaya yarayan şeye anahtar denir. Aynı anahtar geçmişte bir çok hazineyi açığa çıkarmış olabilir ama bugün hiçbir kilit açılamıyorsa o anahtar da bir yüke dönüşmüş demektir ama buna karşın hala onu fırlatıp atamıyoruz.

OSHO

....

Ağustos 08, 2010 0
....


İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek şey vardır. kendisi...

Başlamak için en uygun olan zamanı beklersen hiç başlayamayabilirsin. Şimdi başla, Şu an bulunduğun yerden başla, Elindekilerle başla.

YABANCISIN BANA

Ağustos 08, 2010 0
YABANCISIN BANA


Sustum , susmayı yeğledim tüm gece.
Oysa, elini uzatsaydın bana gecenin sessizliğinde,
Giderdim ardın sıra seninle..
Sessizlikte kaybolup, çoğalmak isterdim seninle.
Ne güzel olurdu, eğer ki sen konuşsaydın benimle,
Dökseydin içini, söyleseydin sevdiğini,
Ben de susmazdım böyle..
Böyle derinlere dalıp da,
Açılmazdım kendi yalnızlığımda uzaklara,
Seni de alırdım yanıma,
Birlikte çıkardık tüm yolculuklara.
Tüm sabahları birlikte ağırlayıp odamızda,
“Günaydın” derdik tüm güzelliklere…
Ama sen konuşmadın, her zaman ki gibi sessizdin,
Sessizliğinde boğuldun tüm gece, hiçbir şey söylemedin.
Hiçbir şey demeden çekip de gittin,
Bıraktın beni yarını olmayan bir akşamda.
Böyle olmamalıydı, zaman durmamalıydı.
Ama durdu ve her şey bitti işte.
Sen gittin ve ben alıştım nasıl olduysa sensizliğe.
Şimdi sıradan birisin, yoldan geçen herhangi biri gibi,
Yabancısın bana,
Hiç tanışmamış gibi,
Elsin bana…


Mehpare ÖĞÜT
2010

YALNIZLIK

Ağustos 08, 2010 0
YALNIZLIK



Yalnızlık nedir?” diye sordu çocuk
Gülümsedi kadın
“Memeden kestiğimde seni
İçimde doğan boşluk gibidir” dedi.



“Kokundan uzak kaldığım an gibi mi?” dedi çocuk
“Ses sağnağında yüreğine tek bir tınının değmemesi gibi,
Düşsüz uyku gibi,
Renksiz düş gibi,
Çocuksuz ana kucağı gibi” dedi kadın.



“Yalnızlık nedir?” diye yeniden sordu çocuk
“Aşksız bahar gibi,
Kokmayan çiçek gibi,
Arı konmayan renk gibi” dedi kadın.
Hüzünlendi çocuk,
Gamzelerine iki büyük çaresizlik doldurarak
“Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın.



“Ağlatacak kadar güçlü müdür?” dedi çocuk,
Sarıldı kadın çocuğa
“Sana akan bu sevdam kadar keskindir” dedi
“Gülümsemene büyüttüğüm umudum kadar güçlü..”



“Acıtır mı insanın canını?” dedi çocuk
“Seni kaybetmenin korkusu kadar acı,
Senin gözyaşlarının ateşinden daha yakıcı” dedi kadın.



“Hep yalnız mıydın?” dedi çocuk
Daldı anılara kadın,
Eski bir aşkın kalıntılarında dolaştı biraz,
Biraz eski mutluluklara dokundu.

Çekingen.. Biraz da özlemli
Bugündeki yalnızlığını yaratan büyük aşkını düşündü.



“Hiç bitmez mi yalnızlığın?” dedi çocuk
O’nun gibi bakmayan
O’nun gibi gülümsemeyenler geldi aklına.
O’nun sarmalarındaki sıcaklığı yaşatamayanları düşündü.
“Büyük aşklar büyük yalnızlıklar doğurur` dedi kadın
Sarıldı çocuğa kadın
Umuda sarılır gibi
Yalnızlığını yıllara gömer gibi
Sarıldı sevdasının en güzel meyvesine…



Gassan SATAR

04 Ağustos 2010

YALNIZLIĞI ANLAT BANA...

Ağustos 04, 2010 0
YALNIZLIĞI ANLAT BANA...


Yalnızlığı anlat bana !
Derin ve ipsiz kuyulara inmek gibi bir şey olduğundan bahset..
Duvarların üstüne üstüne geldiğinden, aynalara bakamaz olduğundan.
Bana sevgisizlikten ve en çok da aşksızlıktan bahset;
Geçemediğin köprülerden nasıl da korktuğundan…
Yalnızlığı bana sor sen, bir ben bilirim herkes den daha çok.
Ne yediğin bir lokma ekmeğin, ne de içtiğin bir bardak çayın eskisi gibi tat vermediğinden.
Ve yalnızlığın bir tek Allah’a mahsus olup bizler için olmadığını yinele yeniden.
Belki bir gün diyerek ümitle kapını çalacak ve seni alıp çıkaracak olan kişiyi beklediğinden.
Sen gel de bana sor yalnızlığı hiçbir yere gitmeden…


Mehpare ÖĞÜT
2010


03 Ağustos 2010

FAL

Ağustos 03, 2010 0
FAL

Hadi gel yıldızları sayalım seninle,
Papatyalardan fal tutalım kendimize.
En çok kimde çıkarsa “seni seviyorum” diye;
Bir buse konduralım habersizce…


Ya da istersen bir fincan kahve içelim
Hani kırk yıl hatırı vardır denilir ya hep,
Bizde de hatırı kalsın diye
Ardından fal bakalım birbirimize…


Belki de bir falcı görürüz yol üstünde
İnanmasak da bakla falına
Atar nasıl olsa iki üç kelime.
Yüreğimiz şenlenir hiç değilse…


Fallara kaldı diyorsan sonumuz
Ya talihine küseceksin ya da kapalı olan kısmetine.
Uğraştım da olmadı diyorsan o zaman arkadaş
Fala inanmasan bile kalmayacaksın falsız da.
Kim bilir beklide bir gün tutacaktır habersizce….



Mehpare ÖĞÜT
2010

02 Ağustos 2010

...

Ağustos 02, 2010 0
...

Pasif çatışmalarımız bazen pasif saldırganlığa dönüşebilir. Fiziksel ya da sözlü saldırganlıkta olduğu gibi, pasif saldırganlıkta da karşımızdakini susarak öfkelendirmeye çalışırız. Bu saldırganlık türünde “inat olsun diye bir şey yapmamak” söz konusudur. Örneğin bir erkek karısına başkalarının yanında “hanım sen sus” derse, kadın da bu söze alınıp bir ay ağzını hiç açmazsa bu davranışı pasif saldırganlık sayılabilir. Pasif saldırganlıkta, küsmeyi bir alışkanlık haline getirenlerin, susmayı bir silah olarak kullanmaları söz konusudur.



ÜSTÜN DÖKMEN

ÖZGÜRLÜK

Ağustos 02, 2010 0
ÖZGÜRLÜK

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider.

Krala şunu sorar

'Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?'

Kral

'Elbette' der,ve sorar:

'Kaç bacağın var senin?'

Adam soruya şaşırarak

'İki efendim' der.



Kral 'Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?'

'Elbette' diye cevap verir adam.



Kral 'O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver'.

Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir.

'Tamam' der kral 'Şimdi de öteki bacağını kaldır.'

Adam şaşırır

'Bu imkansız kralım' der.

'Gördün mü?' der kral

' Özgürlük budur.

Sadece ilk kararı almakta özgürsün.

Ondan sonrasında değil.'



Tiziano Terzani'nin "Atlıkarıncada Bir Tur Daha" adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan

özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı.



Hayat gerçekten böyleydi. ilk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu.



Hayat hata kabul etmiyordu.

ilk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldiysan, herşey zincirleme yanlış gidiyordu.



Mesela mesleğini seçerken...

Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun.



işinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun.

Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu.



Bazı insanlar vardı hayatta...

Onlar ise herşeyi ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurlardı.

Ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun.



Oysa göz ardı ettiğin birşey vardı.

Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.



Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu.

Yanlış bir karar aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi.



Aşk zorunluluğa dönüşebilir ve hayatını cehenneme çevirebilirdi. ilk kararı alıyordun, bu konuda özgürdün ama ,devamında senin kararına bağlı olmayan pek çok şey gerçekleşiyordu.



Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti.



Doğru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu,



Yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte senide yakıyordu.



Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi.



Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu.



Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu.



Çok daha önemli olan başka birşey vardı.



Kendini bilmek...



Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın.


Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun.


Ve kararlar birer kibritti...

Ya kendini yakıyordun ya da ısıtıyordun...

BİTEN BİR AŞK'TAN SONRA...

Ağustos 02, 2010 0
BİTEN BİR AŞK'TAN SONRA...

Hiçbir şey daha kötü olamaz

Kötü biten bir aşk sonrasından

Ahrazlaşırsın, gölgelenir nesneler

Her telaş ıssızlık taşır biraz

Kabahatli bir çocuk gibi çıkarsın

Sokağa, ki sokak puslu, alıngan

Kalbinden daha tenhadır dünya



Tenhadır sığındığın bütün kıyılar



Odan dağınıktır, tütün kokuyordur

Okusan da dilsizdir kitaplar

Bir fotoğraf düşer ansızın

Cam kesiği gülüşlerdir kanayan

Pencerende solgun bir ayışığı

Mahçup bir duruşla bakarsın

Susarsın. Sükût iyi gelir belki.



AHMET TELLİ

RESSAM

Ağustos 02, 2010 0
RESSAM


Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Geleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racigi ise artik eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru; “Sen artık ressam sayılırsın Racagi. Artık senin resmini halk değerlendirecek.” diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış.Racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Resmi alıp götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Racigi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Ranga Guru resmi tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış…Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyor. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru demiş ki;“Sevgili Racigi, sen ilk resminde insanlara firsat verildiginde ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı… Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma sevgili Racigi, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir. “

Alıntıdır..

KİTAPLARDAN İNCİLER...

Ağustos 02, 2010 0
KİTAPLARDAN İNCİLER...


Ve size layık yöneticileriniz olacak...


..Bir insan ister akıl, ister altın yönünden varsıl olsun, bunlardan yoksun olanlarla konuşurken çok dikkatli olmalıdır...

....Yaşam ölümle anlam kazanıyor, günün anlamı olması için gece,konuşmanın anlamı olması için sessizlik, barışın anlamı olması için savaş gereklidir...



Bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar...


.....Öyle yalanlar vardır ki onlardan ağızdan çok, kulaklar sorumludur.....

....Felaketler karşısında kadınlar eğilir, erkekler ise kırılır....

...Her toplumda başkaldıranlar olur, insanlar herkesin içinde onlara lanet okur, kendi kendine kaldığı zamansa onlar için dua eder...

...Sıradan halkın gözünde altın , kandan daha kolay kirlenir..

Çoğu zaman kusur erdemin bir koludur.En iyi eylemler en kötü

nedenler uğruna,ve en kötü eylemler de en iyi nedenler uğruna gerçekleştirilir...



Erdem; eğer bazı kabahatlerle yumuşatılmazsa sağlıksız, inanç kimi kuşkularla gölgelenmezse acımasız olur....


 
 
Afrikalı Leo - Amin Maalouf



ADONİS NEDİR YA DA KİMDİR ?

Ağustos 02, 2010 0
ADONİS NEDİR YA DA KİMDİR ?
Adonis, Yunan mitolojisine göre, Afrodit'in aşık olduğu tanrıdır.

Suriye kralının kızı Myrrha, Afrodit'e yeterli derecede tapınmadığı için Afrodit tarafından cezalandırılır ve kıza asla baş edemeyeceği bir baba arzusu verir. Dadısının yardımıyla babası ile 7 gün 7 gece beraber olur (bazı kaynaklarda 40 gün 40 gece olarak geçer). Babası son gece birlikte olduğu kişinin kızı olduğunun farkına varır ve onu öldürmek ister. Tanrılar kıza acıyarak onu mersin ağacına dönüştürler. Ağacın gövdesinden 9 ay sonra ölümlülerin en güzeli olan Adonis dünyaya gelir.



Afrodit görür görmez ona aşık olur ve onu saklaması için Persephone'ye verir. Persephone de delikanlıya vurulmuştur ve onu geri vermek istemez. İki tanrıça arasında kavga çıkar. Zeus araya karışır ve Adonis’in 6 ay Afrodit’in, 6 ay Persephone’nin yanında kalmasına karar verir. Adonis yeraltına girdiğinde yaz biter, kış başlar, yeryüzüne çıktığında toprakların bereketi tekrar gelir ve ilkbahar olur. Adonis avlanırken bir yaban domuzunun saldırısına uğrayarak ölür. Sonra ölümünden kendine pay çıkartan Afrodit, gider Zeus'tan onu geri vermesini ister... Buna çok üzülen Afrodit güzelliğini kaybetmeye başlayınca tanrılar Olympus dağının zirvesinde toplanırlar ve Adonise yeniden can verirler.Adonis can bulduğunda hava ısınmış,çiçekler açmaya başlamıştır.Bu yüzden Adonis çiçekli ve güzel baharın temsilcisidir.

28 Temmuz 2010

KAPILARI KAPANINCA İNSANIN, İÇERİDE KİM TUTUKLU KALIR ?

Temmuz 28, 2010 0
KAPILARI KAPANINCA İNSANIN, İÇERİDE KİM TUTUKLU KALIR ?


Kırık bir kuşkanadı. Acıdır. Acıtır insanı. Duvardan düşen her taşla yaralanır insan. Kalbini deler kurşunların hepsi. Elinden tutulacak her çocuk, avuçlarını kanatır insanın. Küstürülmüş ihtiyarlar gelir, kapısının önünde ağlar. Terk edilmiş sevgililerin hepsi kuc...ağına döker gözyaşlarını. Ötelerde bir kedi kurtulsa kuyudan, umutları tazelenir. Başka ülkelerde bir yetim sevinse, bir öksüz doyuverse, hüzünleri silinir.



Gözlerine pırıltı değer insanın bir masûm ipten dönse. Bir katil elinden bıçağını düşürse, yüzüne kan doluşur, dudağına tebessüm dolanır. Bombaların parçaladığı her beden bin pıhtı atar kalbine. Yol kenarlarında, kuyu diplerinde, çıkmaz sokak başlarında, köprü altlarında, yalnız odalarda, yakasına sarılmaya hazır hüzünler ve sevinçler nöbet bekler. Ayağını geri çekemez insan başka hayatların kuytularından.



Uzak yoktur insana. Hep yakındır acılar. Çok yakındır hüzünler. "İnsan"dır çünkü. Dağların taşıyamadığını taşır omuzlarında. Gökleri çatlatacak o ağır sorumluluğu kalbinin odacıklarında ağırlar. "Ben" olma sancısını büyütür göğsünde.



"Ben" olmak, fark etmektir. Fark etmek, herkesi "ben" bilmektir. Varlığına "ben" diyebildiği için insan, her acıya kaçınılmaz bir özne olur. Kaçamaz. Başkalarına dokunan acılar ona dokunur. Kaçılmaz olur. Başkalarının sevinçleri de sevinci olur. En uzak köşelerdeki en küçük mutluluklar bulaşır ellerine.



Kuştüyünden yastıkları olur kanadı kırık kuşların yeniden cıvıldamasıyla. Yuvaya dönen her ceylan yavrusu haberi, evine taşır insanı. Hiç gitmeyeceği şehirlerde, hiç tanımadığı sokakların pürneşe adımlanması insanın süsüdür. Hiç bilmediği pencere önlerinde açılan rengârenk çiçekler insanın sevincidir. Saksılara dökülen sular önce onun yüreğini serinletir. Hiç uğrayamayacağı odalarda, hiç tanıyamayacağı, tanısa bile belki hiç sevemeyeceği, sevse bile belki ilgilenemeyeceği insanların huzuru, insanın kalbinde göllenir. Yüreğinin loş sokakları başkalarının mutluluklarıyla daralır ve genişler.



Kapıları açıktır ötekilere. Kapatamaz gözeneklerini dışarıya. Alışı vardır verişi vardır. Umursamaz değildir. Kalın kabuklarla sarıp sarmalayamaz kendini. "Kendi" olarak var oldukça, her yerine çizikler atar yeryüzünün kıpırtıları. Eksilmeler çoğalmalar, ölümler kalımlar, kurtulmalar yitmeler nabzına yürür, damarlarını doldurur. "Bana ne!"lerin soğuk duvarlarına hapsetmeye kalksa bile kendini, her aynaya baktığında gözlerinden utanır. Bahanelerin siperine girip sorumluluğunu unutmak istese de, yakalanır acılara. Sobelenir utancına. Evet, utanır insan gözlerinden. Aynada kendine bakan adam tutar yakasından sessizce... Bağırıp çağırmaz ama hesap sorar gizlice. Ya saklar yüzünü aynadaki adamdan ya gel-geç hazların makyajıyla avutur bir süreliğine. Ama bir süreliğine. Sonra yine utanır. Ki utanabiliyor olması bile iyi haberdir. Ya hiç utanamasaydı? Ya vicdanıyla sıcak temasını hepten kaybetseydi? Vicdanının itirazını susturacak denli sağırlaşanların düştüğü yalnızlık kuyusuna kimse el uzatamaz. Uzatsa bile uzanan bir el bulamaz.



Yazık değil mi bencilliğini bile fark etmeyecek denli bencilleşmişlere? Kibrini kibrinin çuvalında unutup da elini kolunu bağlayanlara ne demeli? Başkalarını rahatsız etmesi bile kendisini rahatsız edemeyecek kadar zulmün karanlığında yitmişler ne kadar acınasıdır?



Başkalarını görmeyen insan insansızlaşır. Komşusunu dert edinemeyenin kalbi sokaksızlaşır. Şefkatini dışarı taşırmayan insan kalpsizleşir. Ötekilerin varlığını hesaba katmayan insan kendine yabancılaşır. Kendinden öte uzanamayan insanın varlığı azalır. Başkasına hayrı dokunmayınca, kendine de hayırsızlaşır.



Dediğince âlemlere rahmet Peygamberinin [asm], "insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır."



Dr.Senai DEMİRCİ

BİR İNSAN ANCAK KİŞİSEL BÜTÜNLÜĞÜ KADAR KENDİSİDİR

Temmuz 28, 2010 0
BİR İNSAN ANCAK KİŞİSEL BÜTÜNLÜĞÜ KADAR KENDİSİDİR


Kişisel bütünlüğün ilk gereği, kendi gerçeğini algılamayı ve algıladığı bu gerçeğe saygılı olmayı gerektirir. Hüzünlü isen hüzünlü olduğunu, korkuyorsan korktuğunu, kaygılı isen kaygılı olduğun gerçeğini kabul etmek gerekiyor. Bunu kabul etmeyen kişi kendi gerçekliğinden uzaklaşır, 'mış gibi' biri olur.

Kişisel bütünlük her insanın üzerinde düşünmesi gereken yaşamın önemli bir boyutu.

Korku nedeniyle, ya da bir menfaat temin etmek nedeniyle, veya başka bir nedenle, insan kendi olmayı bırakır, bir başkası imiş gibi algılar, düşünür ve davranırsa, o zaman çelişki içersinde bocalar. Yani, 'aynı zamanda hem o, hem de o değil, olamaz . Bir insan aynı zamanda ve aynı boyutta hem kendisi, hem de bir başkası olamaz. Eğer, bu ilkeyi ihlal ederse kişisel bütünlük içinde olmuyor demektir ve zaman içinde özdeşimini kaybeder

Dünyadaki hiçbir çıkar,verdiğiniz sözü tutmamaya veya kendinize olan saygınızı kaybetmeğe deymez.

Bir insan ancak kişisel bütünlüğü kadar kendisidir. Kendisi olmayan insanın etkileme gücü de yoktur. Bu nedenle, insanın ancak kişisel bütünlüğü kadar etkileme gücü vardır, diyebiliriz.

Hepimiz özü sözü doğru insana güveniriz ve onun dediğine inanırız. İki birey arasındaki ilişkide, ailede, şirkette, toplumda özü sözü doğru insan, yani kişisel bütünlük içinde olan insan daha etkilidir. Bu değerler içinde olmayan insan kendi gücünü yok etmeğe mahkumdur.

'Mış gibi' yaparak var olan insan, etkili olamadığı gibi, hiçbir zaman anlamlı ve coşkulu bir yaşam da süremez.



DR.DOĞAN CÜCELOĞLU / "SAVAŞÇI" KİTABINDAN

VARLIĞIMIN DERİNLİĞİNDE SINIRSIZ BİR SEVGİ KUYUSU VAR....

Temmuz 28, 2010 0
VARLIĞIMIN DERİNLİĞİNDE SINIRSIZ BİR SEVGİ KUYUSU VAR....

 
Şimdi bu sevginin açığa çıkmasına izin veriyorum. Bu sevgi yüreğimi, bedenimi, bilincimi, özvarlığımı dolduruyor. Etrafımda her yöne doğru ışıl ışıl yayılıyor ve çoğalarak bana geri dönüyor. Sevgiyi kullanıp verdikçe, daha da çok vermek istiyorum. Kaynak sonsuz. Sevgiyi verdikçe kendimi iyi hissediyorum. Çünkü sevgi, içimdeki sevinç duygusunun bir ifadesi. Kendimi seviyorum. Bu yüzden bedenime bakıyorum. Onu sağlıklı besinlerle besliyor, temiz tutuyor ve temiz giysilerle donatıyorum. Bedenim de bana sağlıkla, canlılıkla dolu enerjiyle karşılık veriyor. Kendimi seviyorum. Bu yüzden kendime ihtiyaç ve zevklerime hitap eden rahat bir ev ortamı sağlıyorum. Odalarını sevgi titreşimleriyle dolduruyorum. Böylece ben dahil, eve giren herkes bu sevgiyle beslendiğini hissediyor. Kendimi seviyorum. Bu yüzden yaratıcı yeteneklerimi kullanabildiğim, birlikte çalıştığım insanlardan zevk aldığım, sevdiğim ve sevildiğim bir ortamda, gerçekten yapmayı sevdiğim bir işte çalışıyorum. Kendimi seviyorum. Bu yüzden herkes için sevecen düşünceler besliyor ve sevecen davranıyorum. Verdiğim her şeyin çoğalarak döneceğini biliyorum. Dünyama sadece sevecen insanları çekiyorum. Çünkü onların, benim bir aynam olduklarını biliyorum. Kendimi seviyorum. Bu yüzden geçmişi ve geçmişte yaşadıklarımı affediyor ve tümüyle özgür bırakıyorum ve özgürüm. Kendimi seviyorum. Bu yüzden her anı iyi ve dolu yaşıyorum. Geleceğimin parlak, haz, mutluluk ve güven dolu olduğunu bilerek her anımı seviyorum. Çünkü Evrenin sevgili çocuğuyum ve Evren şimdi ve sonsuzluğun içinde her an bana sevgiyle bakıyor.

Dünyamda her şey iyi ve güzel.



Louise HAY

KENDİNİ UCUZ SATMA; ÇÜNKÜ DEĞERİN PEK FAZLA SENİN...

Temmuz 28, 2010 0
KENDİNİ UCUZ SATMA; ÇÜNKÜ DEĞERİN PEK FAZLA SENİN...
Birisi, burada birşey unutmuşum dedi. (Mevlânâ) buyurdu ki:

Dünyada unutulmaması gereken birşey var. Herşeyi unutsan da onu unutmasan korku yok. Fakat herşeyi yerine getirsen, hatırlasan, unutmasan da onu unutsan hiçbir şey yapmamış olursun. Hani bir padişah seni belli bir iş için bir köye yollasa, sen de gitsen de o işten başka yüzlerce iş basarsan, hangi iş için gittiysen onu yapmadın, başarmadın ya, hiçbir iş başarmamış sayılırsın. Şu halde insan dünyaya bir tek iş için gelmiştir, maksat odur. Onu başarmadı mı, hiçbir iş başarmamış demektir. "Gerçekten de biz, arzettik emâneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara. Derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana; şüphe yok ki çok zalim oldu, çok bilgisiz bir hale geldi o." O emâneti göklere arzettik, kabul edemedi. Bir bak da gör, göklerden aklı şaşırtan ne işler meydana gelmede. Taşları l´âl, yakut yapıyor; dağları altın, gümüş madeni haline getiriyor. Bitkileri, yeryüzünü coşturuyor, diriltiyor, ölümsüz cennete döndürüyor. Yeryüzü de tohumları benimsiyor, meyveler veriyor, ayıpları örtüyor,anlatılmasına imkân bulunmayan yüz binlerce şaşılacak işler başarıyor, şaşılacak şeyler meydana getiriyor.

Dağlar da çeşit-çeşit madenler veriyor. Bütün bunları yapıyorlar, yapıyorlar amma onlardan o bir tek iş meydana gelmiyor da o tek işi insan görüyor, başarıyor, "And olsun ki Ademoğullarını ululadık" dedi,"Göğü, yeri aluladık" demedi. Şu halde insanın elinden bir iş geliyor ki ne göklerin elinden geliyor o iş, ne yerlerin, ne dağların. O işi de gördü mü, onda ne zalimlik kalıyor, ne bilgisizlik. Amma sen, o işi görmüyorsam bunca iş görüyorum ya dersin; dersin amma seni öbür işler için yaratmadılar ki. Bu, şuna benzer: Padişahların hazinelerinde bulunabilen, değer biçilmez bir çelik Hint kılıcını tutmuşsun da kokmuş öküz etine satır olarak kullanıyor, sonra da boşu-boşuna bırakmadım ya, böylesine bir işe kullanıyorum onu diyorsun. Yahut da zerresiyle yüzlerce tencere alınabilen bir altın tencereyi getirmişsin, içinde şalgam pişiriyorsun. Yahut da mücevherlerle bezenmiş bir bıçağı kırık bir kabağa mıh yapmışsın da diyorsun ki; İş görüyorum; kabağı ona asıyorum, şu bıçağı öylece bırakmıyorum ya. Acınacak, gülünecek işler değil de nedir bunlar? O kabak, bir pul değerindeki bir tahta, yahut demir çiviye de asılabilirken yüz dinarlık bıçağı bu işe kullanmak, akıl işi midir ki?

Ulu Allah, sana pek büyük bir değer vermiştir. Buyurdu ki: "Gerçekten de Allah, cennet karşılığı olarak inananların canlarını, mallarını satın almıştır."
Değer bakımından iki dünyadan da artıksın; Fakat neyleyeyim ki değerini sen bilmiyorsun
Kendini ucuz satma; çünkü değerin pek fazla senin. Ulu Allah buyuruyor ki: Sizi de, soluklarınızı da, vakitlerinizi de, mallarınızı da, zamanınızı da satın aldım ben; bana harcarsanız, bana verirseniz karşılığı ölümsüz cennettir; değerin budur işte bence. Fakat sen, tutar da kendini cehenneme satarsan kendine zulmetmiş olursun. Hani o yüz dinarlık bıçağı duvara saplayıp ona bir kabak, yahut bir testi asan kişi gibi.
 

 
MEVLANA - FİHİ MA-FİH