Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

16 Mayıs 2011

SADECE SEN DEĞDİN BANA…

Mayıs 16, 2011 0
SADECE SEN DEĞDİN BANA…

Alkolik aşk değil benim ki,
Bakma böyle sarhoş dolaştığıma.
Güneşte çarpmadı aslında,
Sadece sen değdin bana…
Üzülme, idare ediyorum sensizlikte.
Zor olsa da bir kibrit daha yakıyorum nöbetlerimde.
Penceremden giren şu ışık da olmasa,
Değecek hiçbir şey yok tenime…
Kırılgan değilim bakma öyle,
Sadece keyifsizim son günlerde…
Sorma sakın neden diye,
Söyleyemem ki neden “Sensin” diye…
Ne kadar da garip şu yüreğim.
Seviyor, sevmiyor hesabı yaparken tam da,
Zaman on ikiyi vurmadan daha.
Karışıp gitmişim yokluğunda…
Bakma böyle değildim eskiden,
Böylesine yürekten seven.
Sevdiklerim oldu tamam da,
Hiç senin gibisi olmamıştı anlasana…
Hangi ara düştün de yüreğime
Ve ben nasıl oldum da kapıldım gözlerine.
Gözlerin mi, işte asıl suçlu onlar;
Söyle de bakmasınlar öyle ne olur,
Sen öyle baktıkça daha bir yok oluyorum,
Gözlerinde kayboluyorum…
Yeter artık ağlayacağım nerdeyse.
Ne olacak benim bu halim söylesene.
Bir düştün pir düştün yüreğime.
Şimdi cidden sarhoş mu olsam ne…
Bu sefer bir-iki şişede yetmeyecek anlaşılan,
Ne yani sarhoş olamam mı sanıyorsun…
Hiç boşuna ümitlenme öyle bir olurum ki,
Sen doluncaya kadar içerim de,
Bakakalırsın sadece…
Haydi kuralım güzel bir sofra
Biraz peynir yanında azıcık da kavunla.
Fakir edebiyatı desin isteyen boş ver aldırma.
Koskoca Orhan Veli bile demişken rakı şişesinde balık olmak diye.
Biz demişiz sanki çok mu…
Haydi şerefine…
Şerefine sevdam,
Şerefine yalnızlık,
Şerefine insanlık…
Unutmadan son bir şey daha diyeceğim yanlış anlama da…
Sakın sarhoş olayım deme…
Ben de ayık değilim biliyorsun ya…
Taşıyamam seni bu halimle..
Götüremem gideceğin yere…
İyisi mi sen kal bu gece…
Ve hatta hiç gitme…
Hep burada kal,
Yaşayıp gidelim birlikte…
Kal benimle...

Mehpare ÖĞÜT
2011


 



14 Mayıs 2011

GÖNÜL İSTEMEZ SENDEN BAŞKA HİÇBİR ŞEYİ…

Mayıs 14, 2011 1
GÖNÜL İSTEMEZ SENDEN BAŞKA HİÇBİR ŞEYİ…

İstemem dünyanın saraylarını yüreğindeki tahta oturt beni…
Uçuşsun kelebekler etrafımızda, konsun elimize uğur böcekleri
Bir dünyalık nefes olmak için sana,
Yüreğimi bağışlıyorum aşkının hatırına.
Gel ki, söndür içimde yanan şu ateşi,
Ve niyet et başlamak için bu aşk’a,,,
Farz’et ki, dönmeyesin bu yoldan bir daha…

Hazan’ı döndürmekse niyetin;
Elini çabuk tut ki batmadan güneş gelesin.
Oyalanmayasın yollarda zaman kısa bilesin.
Veryansın etmeyesin, olur mu demeyesin.
Seviyorsan sevildiğini bilesin.
Yüreğinin yanında bir yüreğin yeri var üzmeyesin…

Şimdi ermekse sonumuz dünyanın arzularına.
Ve tek gecelik değildir yaşayacağın bu sevdanın koynunda.
Sen ki gönlüme saltanat kayığı ile gelmişsin ya;
Ben de ki bu gönül sen demesinde, söyle ne desin daha…

Ver ki elini yalnız kalmayasın.
Ateşlerde bir başına öyle yanmayasın.
Çaresiz değilsin bilesin ki şu gönül hanende,
İstersen derdine derman olurum;
Düşersen yollarıma, gül dökmesen de…

İstemem dünyanın saraylarını yüreğindeki tahta oturt beni…
Yoktur gönlümde senden başka hiçbir şeyin kıymeti;
Yıllardan beri beklediğim bu aşk’ın özleminden ibaret.
Sen ki tamam diyorsan gönül gözüyle sevdiğim.
Hadi kalk da düş yollara, korkma sakın düşer’miyim diye hicrana…
Ve ben ki seveceğim dünyalık nefesimle,
Saklayacağım seni ömürlük gönlümde.
Ki sen benim en kıymetlimsin gözümde,
Senden başkasına değmek haramdır; hem gözüme, hem de yüreğime…

Mehpare ÖĞÜT
 2011

HALİL CİBRAN -ERMİŞ- VE "AŞK'A DAİR"...

Mayıs 14, 2011 0
HALİL CİBRAN -ERMİŞ- VE "AŞK'A DAİR"...
Halil CİBRAN, ERMİŞ’te “Aşk’a Dair” şöyle diyor ;

Aşk size işmar ettiğinde izleyin onu, yolları çetin ve sarp olsa da…
Ve kanatları sizi sarmaladığında ram olun ona.
Telekleri arasında ki gizli kılıç sizi yaralayacak olsa da…
Ve sizinle konuştuğunda inanın ona, Şimal rüzgarının bahçeyi tarumar edişi gibi, onun sesi rüyalarınızı darmadağın etse de…

Zira aşk, nasıl sizi taçlandırırsa öyle de sizi çarmıha gerecektir. Nasıl serpilmeniz içinse öyle de budanmanız içindir.
Nasıl yükseldiğinize erişir ve güneşte titreşen en körpe dallarınızı okşarsa, Öyle de köklerinize inecek ve toprağa sımsıkı tutunurlarken onları sarsacaktır.

Buğday taneleri misali sizi kendine toplar. Sizi harman eder, üryan kılmak için sizi.
Sizi elekten geçirir, kabuklarınızdan azat etmek için sizi. Beyazlatıncaya kadar öğütür sizi.
Ve daha sonra sizi devreder kendi kutsal ateşine, Allah’ın kutla ziyafetine kutsal ekmek olasınız diye…

Bütün bunları yapacaktır aşk size, kalbinizin esrarını öğrenebilesiniz diye ve bu bilgi sayesinde Hayat’ın kalbinin bir parçası olabilesiniz diye.

Fakat şayet korkunuz halinde, aşkın sadece huzuru ve hazzını arayacak olursanız, O zaman sizin için evla olan, çıplaklığınızı örtmeniz ve dışına çıkmanızdır aşkın harman yerinden.

Mevsimsiz bir aleme doğru; orada güleceksiniz, lakin bütün kahkahalarınızı değil ve orada ağlayacaksınız, lakin bütün göz yaşlarınızı değil…

Aşk hiçbir şey vermez, kendinden gayrı ve hiçbir şey almaz, kendinden gayrı.
Aşk salip olmaz, ne de sahip olunabilir.
Zira aşk kafidir aşk’a…

Aşık olduğunuz zaman “Allah benim kalbimdedir” dememelisiniz; fakat daha ziyade “Ben, Allah’ın kalbindeyim” demelisiniz.
Ve aşk’ın seyrini yönlendirebileceğinizi düşünmeyin; zira sizi layık bulursa şayet, aşk sizin seyrinizi yönlendirir.

Aşk’ın hiçbir arzusu ykotur, kendini gerçekleştirmekten gayrı.
Fakat aşık olursanız ve muhakkak arzulara sahip olmanız gerekiyorsa arzularınız şunlar olsun:
Eritmek ve akan bir dere misali olmak, ezgisini geceye mırıldanan…
Aşırı hassasiyetin ıstırabını tanımak…
Kendi aşk anlayışınız tarafından yaralanmak…
Ve kanmak, teşne ve pür neşe.
Şafakta kanatlanmış bir gönülle uyanmak ve şükran duymak bir başka aşk gününe.


Halil CİBRAN / ERMİŞ’ten “Aşk’a Dair”
İlyas ASLAN çevirisiyle
Sayfa : 27-28


ŞÜKRETMESİNİ BİLENLERE…

Mayıs 14, 2011 0
ŞÜKRETMESİNİ BİLENLERE…
Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
- Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
- Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
Geriye bakıp eliyle işaret etti:
- İşte şu evden.
Adam kızgın şekilde salladı başını:
- Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
Kapıyı açar açmaz da sordu:
- Kim verdi ekmeği hamala?
Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
- Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu, çarşının en işlek yerindeki dükkanını satması da onun bozulan işlerini. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
- Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
- Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
- Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak "Al" dedi. "Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
- Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
- Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip 'İşte oradan aldım' demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
- Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun... diyerek başlar anlatmaya:
- Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün üç bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
"Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur..." (Kur'an-ı Kerim, 14/7)


KAYNAK: Şahin, Ahmed, Yaşanmış Örnekleriyle Aradığımız İslam, Zaman Cep Kitapları 3, Feza Gazetecilik, İstanbul 2001


EŞLİK EDEN KADINLARA...

Mayıs 14, 2011 0
EŞLİK EDEN KADINLARA...
Bana seçmem ve seçmemem gereken yolları gösteren,
Gösterdikleri güç ve şefkatle bana ışık tutan,
Zayıflıkları ve cehaletleri yolumu karartan ve kendime başka bir yol seçmem için beni yüreklendiren,

Hayat yolculuğumda bana eşlik eden kadınlara.
Bana nasıl yaşamam, nasıl yaşamamam gerektiğini öğreten,
Gösterdikleri iyilik, başarı ve şefkate Tanrı’ya inanmamı sağlayan,
Kötülükleri, kıskançlıkları ve esirgedikleriyle bencillikten uzaklaşmama neden olan,
Hayat yolculuğumda bana eşlik eden kadınlara.
Bana kim olduğumu ve olmadığımı öğreten,
Verdikleri sevgi, cesaret ve güvenle ayakta kalmamı sağlayan,
Yargıları, neden oldukları düş kırıklıkları, sadakatsizlikleriyle doğru kararlar vermeyi öğreten.

Hayat yolculuğumda bana eşlik eden kadınlara.
İster karanlıkla, ister ışıkla, ama bana her koşulda sevgiyi öğreten ve hayat yolculuğumda bana eşlik eden kadınlara.

Bu kadınlara yürekten “Allah sizi korusun” ve “Teşekkür ederim” diyorum, çünkü bana verdiğiniz ve benim için yaptığınız fedakarlıklar sayesinde büyüdüm ve özgürlüğümü kazandım..

RAHİBE MELİSSA M. BOWERS



12 Mayıs 2011

KENDİNE YOLCULUK…

Mayıs 12, 2011 0
KENDİNE YOLCULUK…

"Her insanın yaşamı, onu kendine götüren bir yoldur, bir yol denemesi, bir yol taslağıdır... Hepimiz aynı derinliklerden çıkıp geliriz, ama bir taslak olarak her birimiz kendi öz amacımıza varmak için uğraşıp didiniriz. Birbirimizi anlayabilir, ama kendimizi ancak kendimiz açıklayıp yorumlayabiliriz.Her insan yalnız kendisi değil, aynı zamanda bir benzeri daha olmayan, tamamen kendine özgü, her bakımdan önemli ve dikkate değer bir noktadır. Öyle bir nokta ki, dünyanın tüm olayları kesişir burada; bir kezliğine, bir daha asla yinelenmeyecek bir kesişimdir bu. Dolayısıyla her insanın öyküsü önemli ve dünya durdukça yaşayacak tanrısal nitelik taşır, her insan yaşadığı ve doğanın istemini yerine getirdiği sürece olağanüstüdür, her türlü dikkate ve ilgiye layıktır"

Alıntı


08 Mayıs 2011

YETER Kİ GEL …

Mayıs 08, 2011 0
YETER Kİ GEL …

Yara’larımdan öp beni ve sarayım senin de yara’larını…
Zamana yenik düş’mesin seven kalbimiz, unutalım geçmişte yaşadığımız her şeyi…
Küllerimizden yeniden doğmak için kavuşsun ellerimiz sonsuz bir özlemle…
Ve sen güneş gibi doğ karanlıklarda kalan gönlüme…
Düşün’ki seviyorsan sevilirsin sonsuza değin bu yürekte …
Ve sakın ola ki geç’mesin aklından gün olur da biter mi diye…
Bitmez, inan bitmez sevdiğim;
Sevgi varolduğu müddetçe bu yürek asla vazgeçmez…
Zaman acımasız olsa da kimi zaman,
Gözlerimiz yaşla dolsa da çoğu zaman…
Kırılsa da kalbimiz yanlış insanlar tarafından,
Varsa yüreğinde sevgiye yer;
Unutma ki sen sevdikçe erersin mutluluğa
Ve sevdikçe sevilirsin seni seven gönül tarafından çıkarsızca…
Şimdi sabretmek varsa mutlu günler adına.
Seni özlemek, seni düşünmek benim payıma…
Sabırla yoğrulan bir yürekte seni sensiz yaşamak adına,
Sana dair hayallerim var;
Ve senin de hayallerin de varsa bana ait bir yer;
O zaman kavuşmak adına günün birinde;
Beklemek düşsün payıma razıyım ben…
Yorulmaz inan bu yürek,
Ne yorulur sevmekten…
Ne de bıkar senden,
Yeter ki bir gün gel !...
Yeter ki sadece gel !...

Mehpare ÖĞÜT
2011





07 Mayıs 2011

HERŞEY “SENİ SEVİYORUM” DEMEKLE BAŞLAR !...

Mayıs 07, 2011 0
HERŞEY  “SENİ SEVİYORUM” DEMEKLE BAŞLAR !...
Her insan duymak ister bazı sözcükleri, kendisine de bir yer olsun ister kurulan cümleler arasında…
Bazen acı da verse kimi sözcükler ve söylenen cümleler, ya bir şeye başlamak için ya da bitirmek adına kafi gelir sonuçta…

Mesela “Seni Seviyorum” demek kadar daha güzel bir şey olabilir mi şu sınırları olmayan evrende. Ama bunu söylemek, söyleyebilmek için önce karşındaki insana bu iki kelimenin yakışması gerekir. Yani söyleyene değil de söyletene bakmak adına…

Eğer ki, yüreğinizde bazı sözcükler varsa söylenmeyi bekleyen ve de kurmak isteğiniz cümleler hiç gecikmeden ulaştırın derim ben. Çünkü bazı şeyleri yapmak ve söylemek için geç kalma riskiniz olabilir. “Ben bu riski alamam” diyorsanız da o zaman yine diyeceğim şudur ki siz siz olun “susun ebediyete kadar…” Neden mi, eğer söylemek istediğiniz şeyler için risk almayı göze alamıyor, küçük düşmekten ya da karşılık bulamamaktan korkuyorsanız bence hiç başlamayın konuşmaya. Kelimeler de kalsın yerli yerinde, kurulacak olan cümlelerde ve hatta siz de kalın mümkünse oturduğunuz yerde. Tek bir hareket dahi etmeden öylece bakın geçip giden zamanın arkasından…Pişman olur muyum günün birinde diye düşünmeden ya da düşünüyorsanız da neden söylemedim, söyleyemedim demeden geçirin günlerinizi ve siz bunları düşünürken de karşınızdaki uzaklaşıp gitsin yörüngenizden…

Her insan kullanmak ve kurmak ister aslında… Güzel cümlelerden oluşan sıralı sözler…Yeter ki bunları söylemek için birileri çıksın karşınıza ve hak etsin kendisine sunulanları da. Ve bana kanıt göster diyen birine, gösterebileceğiniz tek kanıt olsun ağzınızdan dökülen kelimeler ve onları içinizden geldiği gibi, süsleyip püslemeden ulaştırmaya bakın asıl sahibine, yani sevdiklerinize. Unutmayın ki; risk almadan hiçbir başarıya ulaşamazsınız ve sonucu ne olursa olsun bunu göze alarak çıkın yola, küçük düşer miyim diye düşünmeden; esirgemeyin sakın iki kelimeyi de sevdiğinizden / sevdiklerinizden…

Her şey “Seni Seviyorum” demekle başlar !...


Mehpare ÖĞÜT
 2011



05 Mayıs 2011

SEN, AŞK’IN HANGİ HALİYDİN SEVGİLİ !

Mayıs 05, 2011 0
SEN, AŞK’IN HANGİ HALİYDİN SEVGİLİ !

Sen, Aşk’ın hangi haliydin sevgili !
Anlatılamayan mı yoksa anlatıldıkça çoğalan mı…
Seni düşündüğüm her anda yüreğime dolan bir huzurla,
Severdim seni her gün biraz daha çoğalarak içimde,
Hissettirmeden sana, söylemeden kimseye, bir ben bilirdim;
Bir ben severdim seni sessizce…
Susardım, korkardım bu rüya gün gelip de bitecek diye;
Oysa ki bu rüya sadece benim di ve senin görmediğin;
Ve işte bu yüzden her şeye rağmen, ben seni her gün artan bir sevgiyle,
Ümitsizce de olsa sevdim yüreğime katık edercesine
Ve her katıkta seni daha çok, daha çok istercesine…

Sen, Aşk’ın hangi yüzüydün Sevgili !
Bilinmeyen mi yoksa keşfedilmeyi bekleyen mi…
Ben seni tanımadığım bir coğrafyada bulmuştum ilk
Ve işte ilk o zaman ruhumu saran koca bir merakla,
İki bilinmeyenli denklem hesabıyla çözmeye çalışmıştım seni…
Ve her geçen gün biraz daha, biraz daha…
Önce çıkartıp, sonra toplayarak,
Katmıştım seni yürek hesabıyla gönlüme sultan olasın diye…
Ve her hesabımda yine sen çıkıyordun karşıma,
Ve tüm işlemler seninle bitiyordu anlayacağın toplasam da çıkarsam da…

Ve Sen yüreğimde ki Aşk’ın son haliydin, son sevdası…
Ümitsizce de olsa sevdiğimdin ve de beklediğim…
Yollarını gözlediğim…
Yüreğimden yüreğine yollar çizdiğim,
Adını kalbimde gizlediğim,
Sevdiğim…
Sevmeyi seçtiğim…
Dahası sen benim aşk’a boyun eğişimdin…
Yeniden doğuşum, filizlenişim…
Ve bu dünyada ki olmazsa olmaz dediğim…
Tek gerçeğim…


Mehpare ÖĞÜT
2011









03 Mayıs 2011

BEN ÇOKTANDIR SENDEYİM…

Mayıs 03, 2011 0
BEN ÇOKTANDIR SENDEYİM…

Ben hiç kimseyi bu kadar özlemedim ve hatta sevmedim bile…
Ve inan ki bu sözlerime ben hiç kimseye böylesine sevdalı bakmadım.
Dahası yüreğimi açmadım.
Tamam, kabul ediyorum;
Sevdiğim sandıklarım, yanıldıklarım oldu elbette…
Gün geldi çok ağladım, gün geldi isyanlardaydım.
Ve gün oldu ki bunların boşa olduğunu anladım…
Ara verdim bir süre her şeye, sevdalara,
Elveda deyip aşk’ın yüzüne örttüm kapıyı,
Çektim perdeleri, bir pencereyi örtercesine…
Ara vermiştim anlayacağın bir daha bir yüreğin esiri olmamak adına..
Bir yürekte daha kaybolmamak için.
Ve ben ki ne zaman seni gördüm de sevdim daha anlayamadan,
Hangi kapıdan girmiştin de içeri,
Böylesine tutkun, böylesine esirin ve böylesine deli divane bir aşık oluvermiştim.
İnan hatırlamıyorum…
Oysa yeminler etmemiştim belki ama,
Hep kaçmıştım,
Yalnızlığımla birlikte uzaktan seyre dalmıştım.
Kimi geceler de kahrederken bu yalnızlığıma,
Kiminde de, boş ver iyidir böylesi deyip de avuttum kendimi çoğunlukla.
Ve sen ne zaman ki takıldın gözlerime,
Ne zaman ki uzaktan uzağa girdin gönlüme.
Ben sende buldum kendimi bir anda.
Sen de varolduğumu anladım bir zaman sonra.
Yanımda değildin ve belki de hiç olmayacaktın.
Bilerek çıkmıştım bu yola ve çok da emin olmayarak ama,
Her şeye rağmen kaçmak istesem de
Gidecek başka bir yol kalmamıştı bana.
Ve saksıda büyüttüğüm yalnızlıklarım vardı yıllardır.
Ki o yalnızlıklar seninle birlikte kalkmıştı çoktan rafa.
Şimdi bir bahar akşamından yazdığım bu dizelerde,
Anlatmaya çalıştığım bir aşk oldun gönlümde.
Ve artık kaçmıyorum; yar da olsan, yara da olsan yüreğimde
Razıyım inan ki seni aşk’ın her haliyle sevmeye…
Dilimden düşürmediğim bir türküysen şimdilerde.
Ve senden başka kimseyi de görmüyorsa gözlerim
Bil ki ben sana çoktan vurulup gitmişim…
Ben çoktandır sendeyim…

Mehpare ÖĞÜT
2011