Ş A İ R A N E
“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası.” – Cemal Süreya “Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek…” – Özdemir Asaf “Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.” – Gülten Akın “Cıvıl cıvıldı gözleri Yeni dağılmış bir ilkokul gibi.” – Can Yücel “Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir.” – Özdemir Asaf “İçim hem kimsesizdi hem kalabalık.” – Edip Cansever “Hüznümle vedalaşmayı bana öğretmediler.” – Gülten Akın “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, Başka türlüsü güç.” – Turgut Uyar “Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta.” – Didem Madak “İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir?” – Orhan Veli “uçurumlar var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında kendiyle kendi arasında.” – Nilgün Marmara “Sen ki saçından tırnağına kadar Bir hürriyete bedelsin.” – Turgut Uyar “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz.” – Edip Cansever “Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” – Özdemir Asaf

Bu Blogda Ara

12 Ocak 2026

KENDİNLE BARIŞIK OLMAK

Ocak 12, 2026 0
KENDİNLE BARIŞIK OLMAK
Kendinle barışık olmak,
aynaya bakınca kusur saymayı bırakmaktır önce.
Yarım kalmış cümlelerini
geç kalmış sevinçlerini
ve yanlış yerlerde sustuğun anları
aynı masaya oturtabilmektir.
İnsan kendisiyle barıştığında
geçmiş artık bir suç dosyası olmaz;
sadece okunup kapatılmış bir defterdir.
Ne inkâr edersin olanı
ne de sürekli yargılarsın.
“Böyleydim” dersin,
“ve buraya kadar geldim.”
Barış, büyük bir zafer değildir aslında;
her sabah kendine
biraz daha az sert davranmaktır.
Hatalarını savunmadan,
doğrularınla övünmeden
aynı cümlede tutabilmektir kendini.
Kendinle barışık olduğunda
kimsenin onayına yaslanmazsın.
Sessizlik eksiklik değil,
yalnızlık kusur olmaktan çıkar.
İçinde taşıdığın insan
nihayet yorulmadan yürür.
Ve o zaman anlarsın:
Dünyayla aranı düzelten şey
başkaları değil —
kendinle imzaladığın
sessiz bir anlaşmadır.

Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL 
Ocak - 2026

27 Aralık 2025

GEÇMİŞE SAYGIYLA, YARINA İNANÇLA, YENİ YILA MERHABA

Aralık 27, 2025 4
GEÇMİŞE SAYGIYLA, YARINA İNANÇLA, YENİ YILA MERHABA

 


Bir yılı daha geride bırakıyoruz.
Adımlarımızın izini taşıyan sokaklar, içimize çöken sessizlikler, yarım kalan cümleler… Hepsi artık takvimin arka sayfalarında. Ama hiçbir şey gerçekten geride kalmıyor; bazı şeyler sadece bizi şekillendirip usulca yerini alıyor.

Bu yıl bize ne verdiyse, bir bedelle verdi.
Sabretmeyi öğrendik; bazen isteyerek, bazen mecburen.
Kaybetmeyi öğrendik; ama her kaybın içimizde yeni bir boşluk değil, yeni bir derinlik açtığını da.
Susmayı, beklemeyi, yeniden başlamayı…

Şimdi veda ediyoruz.
Bize ağır gelen günlere, artık taşımak istemediğimiz kırgınlıklara, “belki” diye oyaladığımız ihtimallere.
Vedalar acıtmadan olmuyor; ama bazı kapılar kapanmadan yenileri açılmıyor.

Yeni yıl, mucizeler vaat etmiyor belki.
Ama bir ihtimal sunuyor:
Daha dürüst sevinçler, daha sade hayaller, kendimize biraz daha yakın bir hayat.

Yeni yılda umut;
yüksek sesle değil, derin bir nefes gibi gelsin.
Bizi yormayan insanlarla, içimizi incitmeyen hedeflerle, kendimizi eksiltmeden büyüyebileceğimiz yollarla…

Geride kalan her şey için teşekkür ediyoruz.
Bize öğrettikleri için, bizi biz yaptığı için.
Ve şimdi, daha hafif ama daha güçlü bir kalple, yeni yıla doğru yürüyoruz.

Hoş geldin yeni yıl.
Bu kez, kendimize daha nazik olacağız.



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

27 ARALIK 2025


16 Kasım 2025

HAYAT GEÇİYOR

Kasım 16, 2025 5
HAYAT GEÇİYOR

 

Gözlerimin önünden kayıp gidiyor
güneşin altın yansımaları,
bir kuş kanadının hafifliğiyle
dokunuyor zamana.
Çocukluğumun gülüşleri hâlâ
bahçelerde yankılanıyor,
ama sesler yavaşça soluyor
rüzgârın ardında.
Gençliğim, bir kır çiçeği gibi,
koparıldı ansızın,
kokusu avuçlarımda kaldı,
gözlerimde yarım bir masal gibi...
Şimdi her adımda hissediyorum,
bir gölge uzuyor akşamın içine,
ve ben biliyorum:
Hayat geçiyor,
bir nehrin usul akışıyla,
kalbime ince bir sızı bırakarak.
Ama yine de,
her sabah uyanırken
bir damla ışık düşüyor ruhuma—
belki de hayat,
geçerken bile güzel diye...


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
Kasım 2025




13 Kasım 2025

HEP BİR EKSİK HEP BİR YARIM

Kasım 13, 2025 4
HEP BİR EKSİK HEP BİR YARIM


Ben bazen bir şarkı dinlerim, dalarım uzaklara.

Bazen bir film sahnesinde takılır kalır aklım, bazen de geçtiğim yollarda...

Geçmişi çizmem, çizemem asla,

Hatırı kalır anılarda,

Belki de varamadığım yarınlarda...

Hüzünlü bir melodi gibi söylenir dururum

Eskidendi çok eskiden

Şimdi değiştim neden diye sorma.

Gözlerimde eski sokaklar,
Adımlarımda unuttuğum şarkılar.
Bir tebessüm takılır dudağıma,
Çünkü hep bir eksik, hep bir yarım var.


Bir yağmur vurur camıma,

Yıkar gider her şeyi

Düşüncelerim silinir

Düşen yaprak misali...


Gözlerimde eski sokaklar,
Adımlarımda unuttuğum şarkılar.
Bir tebessüm takılır dudağıma,
Çünkü hep bir eksik, hep bir yarım var.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

KASIM 2025

 

08 Kasım 2025

ON KASIM VE HİÇ BITMEYEN ÖZLEM

Kasım 08, 2025 8
ON KASIM VE HİÇ BITMEYEN ÖZLEM

 



Her yıl takvimler 10 Kasım'ı gösterdiğinde, saatler 09:05'i vurduğunda, yüreklerimizde derin bir sızı, boğazımızda düğümlenen bir hüzün belirir. O an, bir milletin umutla bağlandığı, varoluşunu borçlu olduğu ulu önderini kaybettiği o hazin an yeniden yaşanır. Sirenlerin sesi, sadece bir alarm değil, aynı zamanda o büyük boşluğun, dinmeyen özlemin ortak çığlığıdır.
​Sen bedenen aramızdan ayrılalı yıllar geçti Atam. Ancak bıraktığın miras, kurduğun Cumhuriyet, bize çizdiğin çağdaşlık yolu o kadar büyük ki, seni sadece bir tarih yaprağı olarak değil, yaşayan bir ruh, yolumuzu aydınlatan bir meşale olarak görüyoruz. Her 10 Kasım'da, gözlerimizden akan yaşlar, senin bize kattığın değerin, kurduğun bağımsızlığın ne kadar paha biçilmez olduğunun en saf ifadesidir.
​Bizler, senin "Bütün ümidim gençliktedir" dediğin o gençliğin bir parçası olarak, bu vatanı ve emanetini yaşatma azmiyle doluyuz. Hüzünlüyüz, evet, çünkü senin gibi bir dehayı kaybetmenin acısı hiçbir zaman tam olarak dinmeyecek. Ama aynı zamanda gururluyuz, senin evlatların olmaktan, senin izinden gitmekten.
​Her 10 Kasım, bir yas günü olmaktan çok, anlama, hatırlama ve geleceğe daha sıkı sarılma günüdür.

Ruhun şad olsun, Büyük Önder

Sana olan sevgimiz ve minnetimiz sonsuzdur.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL 

30 Ekim 2025

ZAMANIN ÖTESİNDE DOSTLUK

Ekim 30, 2025 5
ZAMANIN ÖTESİNDE DOSTLUK


"Bazı dostluklar kelimelerden değil, kalpten kurulur…"


Bazı dostluklar vardır, sessizce başlar. Büyük sözler, uzun tanışıklıklar gerekmez; bir bakış, bir kelime, belki de aynı anda aynı şeye gülmek yeterlidir. Hayatın telaşında, insan kalabalıkları arasında o sükûneti bulduğun biri olur. Ve anlarsın, bazı bağlar kelimelerden değil, kalpten kurulur.

Zaman geçer, herkes bir yerlere savrulur. Araya şehirler, işler, mevsimler girer. Ama bazı dostluklar, hiçbir mesafeden etkilenmez. Aylarca konuşmasan da, yeniden bir araya geldiğinde, sanki dün ayrılmışsınız gibi devam eder her şey. Çünkü dostluk, süreklilikte değil; samimiyette yaşar.

Gerçek dostlar, hayatın sessiz tanıkları gibidir. En parlak günlerinde alkış tutmakla yetinmezler; karanlıkta elini bulup sıkı sıkı tutarlar. Sana, “geçer” derler — çünkü bilirler, her şeyin geçeceğini ama senin o anki halinin gerçek olduğunu.

Dostluk, bazen bir fincan kahveye sığar, bazen bir sessizliğe. Her şeyin hızla tüketildiği bu çağda, dost kalabilmek neredeyse bir direniştir. Çünkü dostluk, zamana meydan okumaktır; çıkarın, menfaatin, unutuşun karşısında dimdik durmaktır.

Belki de dostluk dediğimiz şey, iki insanın birbirinde kendini bulma hâlidir. Aynı yaralardan geçmiş, benzer rüzgârlarda savrulmuş iki yürek... Birbirini yargılamadan, tam da olduğu gibi kabullenir. Ve o kabullenişin içinde huzur vardır.

Bugün, bir dostun sesini duymadıysan, ara. Bir fotoğrafa denk geldiysen, gülümse. Çünkü dostluk, hatırlamakla başlar — ve en çok, unutmadığında büyür.

Ve bazen, dostluklar da tıpkı mevsimler gibi değişir. Kimi dostluklar bahardır; kısa ama çiçek kokuludur. Kimi ise kışa benzer; soğuk görünür ama içinde en saf samimiyet gizlidir. Her dostluk, insana bir şey öğretir: kim olduğunu, neye inandığını, kiminle yan yana yürüyebildiğini.

Bazen de yollar ayrılır. Sessizce, suçlamadan, yalnızca hayatın akışına bırakarak… Önce mesajlar seyrekleşir, sonra kelimeler eksilir. Ama bir dostluğu güzelleştiren şey, hep sürmesi değil; yaşandığı zamanın içtenliğidir.
Birlikte gülmüş, birlikte susmuş olmanın bile bir anlamı vardır. Çünkü dostluk, geçmişiyle bile insana iyi gelir.

Gerçek dost, seni senden koruyandır bazen. Yanlış bir kararın eşiğindeyken sessizce durdurur, konuşmadan anlatır.
Ya da sen düştüğünde, el uzatmaz — yanında diz çöker sadece. Çünkü bilir, dostluk bazen “kurtarmak” değil, “orada olmak”tır.

Yıllar sonra bir yerde karşılaştığında, bir gülümseme yeter her şeyi anlatmaya.
O an anlarsın: dostluk, zamanın değil, kalbin hafızasındadır.
Ve ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, o bağ hep bir yerlerde seninle yürür.

Belki de dostluk, insanın yeryüzündeki en sessiz sığınağıdır. Fırtınalar dinmese bile, bir dostun sesiyle yumuşar hayat.
Ve o ses, insana hatırlatır:
“Yalnız değilsin.”

Ve işte dostluk, bütün karmaşasının, sessizliğinin ve gülüşünün ardından, insanın kalbinde yumuşak bir ışık olarak kalır. Her bir hatırası, bir tebessüm, her sessizliği bir sıcaklık taşır. Belki her zaman yan yana olamazsınız, belki yıllar geçer ve yollar ayrı düşer… Ama bilirsin ki, gerçek dostluk hiçbir zaman kaybolmaz; sadece sessizce büyür, seni sen yapan anların içinde yaşar.


O yüzden bir dostuna “merhaba” demekten, eski bir mesajı açmaktan ya da yalnızca onu düşünmekten çekinme. Çünkü dostluk, hayatın karmaşasında küçük ama en değerli mucizelerden biridir. Ve her zaman, kalbin en güvenli köşesinde bir selam bekler.

Kalemimden dökülen dostluklara selamla…



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

EKİM 2025


24 Eylül 2025

HÜZÜN MEVSİMİ SONBAHAR

Eylül 24, 2025 2
HÜZÜN MEVSİMİ SONBAHAR



Sonbahar, takvimlerin yalnızca bir geçişini değil, ruhun da ince bir kırılmasını anlatır. Yazın neşeli kalabalıkları çekilip gittikçe, geride bir dinginlik, bir içe dönüş kalır. Sararan yapraklar, ağaçların dallarından usulca süzülürken sanki her biri küçük bir vedanın sembolüdür. Sokaklara dökülen yapraklar, geçmişten kalan anıların üstüne serilen sarı bir örtü gibidir.
Sonbaharın rüzgârı, yazın aceleci neşesinden farklıdır; daha ağır, daha düşünceli eser. İnsan, bu mevsimde ister istemez kendi içine döner. Bir kahve fincanının buğusunda kaybolan bakışlar, yağmur damlalarının cama bıraktığı izler, insanın kalbine dokunan ince bir melodiye dönüşür.
Kimi zaman bir vedanın, kimi zaman bir başlangıcın mevsimidir sonbahar. Hüzünlüdür, evet, ama bu hüzün bir ağırlık değil; daha çok insanı kendi özüne çağıran, olgunlaştıran bir sükûnettir.
Ve işte, sonbahar bize hatırlatır: Her şeyin bir vakti, her güzelliğin bir sonu, her sonun içinde de yeni bir başlangıcın tohumu vardır.
Sonbahar, insanın iç sesini en çok duyabildiği mevsimdir. Yazın telaşlı adımlarından sonra yavaşlayan zaman, şimdi daha dingin, daha düşünceli akar. Ağaçlardan düşen her yaprak, bize hayatın gelip geçiciliğini fısıldar; ne kadar güçlü köklere sahip olursak olalım, sonunda dalından kopan bir yaprak gibi yol alırız bilinmeyene.
Bu mevsimde hüzün, yalnızca kaybın değil; aynı zamanda kabullenişin de adıdır. Güneş ışığı bile farklı düşer artık: daha solgun, daha kırılgan… İnsan, gün batımında gökyüzüne baktığında, ufkun ardında gizlenen duygularını görür gibi olur.
Sonbaharın yağmurları, sadece toprağı değil, insanın içini de arındırır. Her damla, yüreğe sessizce düşer ve kalpte bir ferahlık bırakır. Belki de bu yüzden sonbahar, insanın kendiyle yüzleştiği, geçmişin yüklerini sessizce bıraktığı bir mevsimdir.
Ve belki de sonbaharın asıl büyüsü, hüznün içinde saklı olan o ince güzelliktedir. Çünkü insan, hüzünle yoğrulduğunda olgunlaşır; kaybettiklerini fark ettiğinde sahip olduklarının kıymetini daha derinden hisseder.
Sonbahar bize şunu öğretir: Bir yaprağın düşüşünde bile zarafet vardır. Ve bazen en güzel şiirler, en derin hisler, hüzünle yazılır.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

 2025

13 Eylül 2025

AĞAÇLAR, DÜŞÜNCELER VE ŞİİRLER

Eylül 13, 2025 2
AĞAÇLAR, DÜŞÜNCELER VE ŞİİRLER

 


Ağaçlar benim için her zaman en derinlere işleyen vaizler olmuştur. Kabileler ve aileler halinde, ormanlarda ve koruluklarda yaşadıklarında onlara saygı duyuyorum. Hatta tek başlarına olduklarında daha da fazla saygı duyuyorum. Yalnız insanlar gibidirler. Bir zayıflıktan kaçıp gitmiş münzeviler gibi değil, Beethoven ve Nietzsche gibi büyük, yalnız adamlar gibi. En yüksek dallarında dünya hışırdıyor, kökleri sonsuzlukta dinleniyor; ama orada kendilerini kaybetmezler, hayatlarının tüm gücüyle tek bir şey için mücadele ederler: Kendi yasalarına göre kendilerini gerçekleştirmek, kendi biçimlerini inşa etmek, kendilerini temsil etmek. Hiçbir şey güzel, güçlü bir ağaçtan daha kutsal, daha örnek olamaz. Bir ağaç kesilip çıplak ölüm yarasını güneşe gösterdiğinde, tüm tarihini gövdesinin aydınlık, yazılı diskinde okuyabilirsiniz: yıllarının halkalarında, yaralarında, tüm mücadelelerde, tüm acılarda, tüm hastalıklarda, tüm mutluluklarda ve refahta gerçekten yazılıdır, Dar yıllar ve ihtişamlı yıllar, atlatılan saldırılar, katlanılan fırtınalar. Ve her genç çiftçi çocuğu, en sert ve en asil ağacın en dar halkalara sahip olduğunu, dağların tepesinde ve sürekli tehlike altında en yıkılmaz, en güçlü, en ideal ağaçların yetiştiğini bilir.

Ağaçlar kutsal alanlardır. Onlarla nasıl konuşacağını, onları nasıl dinleyeceğini bilen herkes gerçeği öğrenebilir. Öğrenmeyi ve öğretileri vaaz etmezler, ayrıntılardan yılmadan, hayatın kadim yasasını vaaz ederler.


Bir ağaç der ki: İçimde bir çekirdek saklı, bir kıvılcım, bir düşünce, Ben sonsuz yaşamdan gelen yaşamım. Ebedi annenin benimle birlikte aldığı girişim ve risk eşsizdir, tenimin biçimi ve damarları eşsizdir, dallarımdaki en küçük yaprak hareketi ve kabuğumdaki en küçük yara eşsizdir. En küçük özel ayrıntımda sonsuzu oluşturmak ve ortaya çıkarmak için yaratıldım.

Bir ağaç der ki: Gücüm güvendir. Babalarım hakkında hiçbir şey bilmiyorum, her yıl benden doğan binlerce çocuk hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Ben sırrımı yaşıyorum Tohumu sonuna kadar ekerim ve başka hiçbir şey umurumda değil. Tanrı'nın içimde olduğuna inanıyorum. Emeğimin kutsal olduğuna inanıyorum. Bu güvenle yaşıyorum.

Daraldığımızda ve hayatımıza daha fazla dayanamadığımızda, bir ağacın bize söyleyeceği bir şey vardır: Durun! Durun! Bana bakın! Hayat kolay değil, hayat zor değil. Bunlar çocukça düşünceler. Tanrı'nın içinizde konuşmasına izin verin, düşünceleriniz susacaktır. Kaygılısınız çünkü yolunuz annenizden ve evinizden uzaklaşıyor. Ama her adım ve her gün sizi tekrar annenize götürüyor. Ev ne burada ne de orada. Ev içinizdedir ya da ev hiçbir yerde değildir.

Akşamları rüzgârda hışırdayan ağaçları duyduğumda, yüreğim dolaşma özlemiyle dolar. Uzun süre sessizce dinlersek, bu özlemin özü, anlamı ortaya çıkar. Öyle görünse de, kişinin acılarından kaçmasıyla ilgili bir şey değildir bu. Bu, eve, annenin anısına, hayata dair yeni metaforlara duyulan bir özlemdir. Eve götürür. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar annedir.

Akşamları, kendi çocuksu düşüncelerimizin önünde huzursuzca durduğumuzda ağaç da hışırdar: Ağaçların uzun düşünceleri vardır, uzun soluklu ve dinlendirici, tıpkı bizimkinden daha uzun ömürlü oldukları gibi. Biz onları dinlemediğimiz sürece bizden daha bilgedirler. Ama ağaçları dinlemeyi öğrendiğimizde, düşüncelerimizin kısalığı, çabukluğu ve çocuksu telaşı eşsiz bir neşeye ulaşır. Ağaçları dinlemeyi öğrenen artık ağaç olmak istemez. O, olduğundan başka bir şey olmak istemiyor. İşte yuva budur. İşte mutluluk budur.”

                                                    
                                                                HERMANN HESSE


30 Ağustos 2025

YAŞAMAK SANATI

Ağustos 30, 2025 2
YAŞAMAK SANATI

 




Yaşamak, çoğu zaman sandığımız kadar karmaşık değildir. Bazen bir bardak suyun ferahlığında, bazen bir çocuğun kahkahasında, bazen de geceyi aydınlatan ay ışığında gizlenir. Ne var ki insan çoğu zaman hayatı erteleyerek yaşar. “Bir gün yaparım” der, “vakit bulursam başlarım” der, “daha çok zamanım var” diye avutulur. Oysa zaman dediğimiz şey, avuçlarımızdan kayan incecik bir kum tanesidir; tutmaya çalıştıkça hızla dağılır. Ve biz, çoğu kez, asıl kıymeti kaybettikten sonra anlarız.
Hayat, ertelemeye gelmez. Bugün nefes alıyorsan, yaşamak için yüzlerce sebebin var. Gözünün gördüğü gökyüzü, kulağının duyduğu bir melodi, kalbine dokunan küçücük bir tebessüm bile yaşamın hediyesidir. Tadını çıkar, çünkü bir daha bugünün aynısını yaşamayacaksın.

Yaşamak, sadece nefes almak değildir; ruhunu da beslemektir. Her gün aynı telaşların içinde sürüklenmek, yaşamayı unutmaya benzer. Oysa hayat, küçük duraklarda gizlidir. Sabah uyandığında perdenin arasından süzülen ışıkta, yürürken rüzgârın saçlarına dokunuşunda, hatta kalabalığın içinde duyduğun tanıdık bir şarkının ezgisinde… Bunların hepsi, bize yaşadığımızı hatırlatan ince ayrıntılardır.

Hayat, cesaret isteyen bir yolculuktur. Kimi zaman düşersin, kimi zaman kırılırsın; ama her defasında kalkmak, yeniden başlamak gerekir. Çünkü hiçbir yara, hayata dair umudundan daha güçlü değildir. Karanlık gecelerin sabaha kavuştuğu gibi, senin de zorlukların bir gün geçecektir. Yeter ki yürümeye devam et.
Yaşamak; sadece nefes almak değil, kalbinin attığını hissetmektir. Sev, öğren, dene, hata yap, düş ama tekrar kalk. Çünkü hayat, cesaret edenleri ödüllendirir. Unutma, yolun güzelliğini görmek için yürümeye devam etmek gerekir.

Unutma, hayat sana hazır mutluluklar sunmaz. Senin ellerinle inşa edilir, senin cesaretinle anlam bulur. Küçük adımların, büyük zaferlerin habercisidir. Ertelediğin her an, aslında yaşamdan çalınmış bir parçadır. “Bir gün” dediğin her şey, aslında bugündür. Çünkü gerçek olan tek zaman, içinde bulunduğun bu andır.
Hayat, beklemek değil; yaşamak üzerine kuruludur. “Bir gün” diyerek ertelediğin şeyler, senin “bugün”ünde saklıdır. En güzel zaman, şu andır. Şimdi yaşa, şimdi başla, şimdi gülümse!

Yaşamak, kalbine dokunan şeyleri biriktirmektir. Gördüğün bir gün batımı, içtiğin bir fincan kahve, dostça uzanan bir el… Onların değerini bil, çünkü hayatın özü işte bu küçük mucizelerde saklıdır. Büyük mutlulukların sırrı da, küçük şeylere şükredebilmekte gizlidir.
Ve unutmamalısın: Hayat, sürekli seni imtihan eden bir yolculuk değildir sadece. O, aynı zamanda sana defalarca yeniden başlama şansı sunan cömert bir armağandır. Her gün yeniden doğmak, yeniden sevmek, yeniden inanmak mümkündür.
Hayat; bazen ağır gelir, bazen zor. Ama hiçbir fırtına sonsuza kadar sürmez. İçinde taşıdığın umut, en güçlü pusulandır. Ne yaşarsan yaşa, ayağa kalk, devam et. Çünkü yaşamak, vazgeçmemektir.

O yüzden bugün, kendine söz ver: Yaşamı erteleme. Kalbinin istediği yöne cesaretle yürü. Kendi yolunu çiz, kendi ışığını yak. Çünkü hayat, bir başkasının kaleminden çıkmış bir hikâye değil; senin ellerinle yazılan benzersiz bir kitaptır.

Ve unutma, en güzel cümlelerini yazmak için hâlâ zamanın var. ?



                                                 Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

                                               AĞUSTOS 2025


30 Haziran 2025

ATEŞİN HAFIZASI

Haziran 30, 2025 2
 ATEŞİN HAFIZASI

 

Bir ormanda başlar sessizce,
önce yapraklar fısıldaşır, sonra dallar…
Gökyüzü birden kararır.
Ve ne varsa yeşil,
ne varsa canlı,
ateşe doğru eğilir.

Yangın sadece bir alev değildir.
O, bazen insanın içindeki en derin çığlıktır.
Kimi zaman bir çocuğun terk edilmiş oyuncağında yanar hayat,
kimi zaman bir ağacın yüz yıllık gövdesinde.

Bir çam ağacı tutuşur mesela,
ve biz sadece alevi görürüz —
oysa o ağaç, nice kuşun yuvasıdır,
bir çobanın gölgesi,
bir çocuğun anısıdır.

Yangın, sadece ormanı değil,
bir halkın hafızasını da yakar.
Toprağın altında uykuda bekleyen tohumlar bile
bir daha aynı sesle filiz veremez.

Bazı yangınlar ise görünmezdir…
İnsanın içinde yanar yavaş yavaş.
Bir sözle, bir susuşla,
bir ayrılıkla başlar.
Ve ardından diller yanar, eller titrer,
ve gözler… en çok gözler yanar.

Ateş bazen doğanın öfkesi,
bazen insanın ihmali,
bazen kaderin oyunudur.
Ama ne olursa olsun,
her yangın bir sessizlik bırakır geriye.
Kül…
bir tür yas dilidir.

Ve biz, o küllerin arasında
yeniden doğmayı öğreniriz.
Çünkü bazı tohumlar sadece
ateşle uyanır.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL


19 Haziran 2025

ELMA ŞEKERİ

Haziran 19, 2025 2
ELMA ŞEKERİ

 




Aklıma nereden düştü ?, canım mı çekti ne ! Orasını çok karıştırmayayım çünkü canım bir şey çekerse onu bulur buluşturur yerim ne de olsa. Ama bir elma şekeri olsaydı hiç de fena olmazdı hani...


Okulun sömestri dönemlerinde, yaşı bizim gibi elli üstü olanlar, kısacası 70'li 80'li kuşakların iyi bildiği üzere, zamanımız oynamak, oynamak üzerine kuruluydu. Evde oyuncaklar, sokakta arkadaşlar. Bize yetiyordu elimizde olanlar. Bazılarımız kaliteli oyuncaklara sahipken, bazılarımız da pazardan alma oyuncaklarla oynardı. Ama paylaşmayı bilirdik sevdiklerimizle.. Şimdi paylaşmak kelimesi bile silinmiş lugatimizden.


Her sömestri döneminde okulun son günü öğretmenimiz bir kitap okumamızı isterdi ve dönüşte o kitabın bize ne kattığını anlatmamızı. Şimdilerde kitap yazan çok, okuyanın az olduğu dönemlerdeyiz. Ama gerçekten bilinçli ve düzenli bir şekilde okuyup, yazan çizenlere saygım sonsuz... Ne de olsa çağımız teknoloji çağı.


İnsan olarak bazılarımız gerçekten doyumsuz, sorumsuz, vurdumduymaz ve çok da ukala. Neden mi ?


Bazı insanlar var yokluktan gelir; yokluğun ne demek olduğunu bilir ve aldığı her şeyin, harcadığı her kuruş paranın kıymetini bilir. Çünkü zor kazanmıştır ve tekrar kaybetmek istemez. Bunu başkalarına muhtaç olmamak için yapar en çok da... Kimileri gibi sonradan görme değildir. O sonradan görmeler var ya hani, unutup bir önceki hallerini paranın esiri olmuşken unuturlar her şeyi ve herkesi. Çünkü o insanların dostlukları sadece paranız kadardır. Çoksa çok, azsa az...Bir de havaları vardır ki ne siz sorun ne de ben söyleyim. Ama eşeğe altın semerde vursan eşek yine eşektir hani.


Bazı insanlar ise sorumsuzdur... Sevdiklerini umursamaz. Aman sen de, ne hali varsa görsün diyen türdendir. Ama etrafa fazlasıyla akıl veren. Sanırsın ki ondan başka kimse yoktur şu dünyada sorumluluklarını yerine getiren. Oysa sorumsuzun önde gideni, hatta yaratıcısıdır kendileri. Ne evine, ne köyüne, ne de yanındakilere sahip çıkar, bırak sahip çıkmayı hiç acımadan sokağa bile atar...Görüp izliyoruz tv'lerde kapak olan.


Bazı insanlar vardır vurdumduymazdır. Hiçbir şeye aldırış etmeyen, hiçbir şeyi dert edinmeyen. Dinlermiş gibi yapıp başka işlerle aklını oyalayan. Anlayışsız, duygusuz. Ne ölenin acısına üzülür, ne de sevinir bir başkasının mutluğuna. Kısacası adı üstünde yazılı vurdumduymaz ne de olsa...


Sayacak çok şey var ama bir elma şekeri ile çıktım yola nerelere geldim sonunda... Aslında anne usulü elma şekeri tarifi verecekken neler yazdım böyle. Belki de bilinenleri bir de ben yazmak istedim kendi dilimce, bakmadan elma şekerinin tadına. Ama hiç de eskisi gibi değil ne insanlar, ne de o çok sevdiğim elma şekerleri. Dünya yanıyor, insanlık ölüyor. Savaşlar, çığlıklar, yıkılan binalar, ölen insanlar. Geriye kalan ise yaşamak ile ölmek arasında kalan, gözleri korkuyla bakan hayatlar. Bizler ise oturduğumuz yerde klavye tepelerinde yukarıdan gelecek bir iyilik bekliyoruz dünya üzerine... Sen bu dünyaya ne verdin de ne istiyorsun ki... Bir çocuğun başını okşamadan, yaralı bir gönle dokunmadan, dilsiz bir cana sahip çıkmadan... Bekleme boşuna. Hayat kısa ne de olsa, zaten kuşlar da uçuyor. Ölen ölüyor kalan sağlar bizimdir diyelim her uyandığımız güne. Oysa bu dünya üç günlük değil miydi hani. Ekip biçip gidecektik sonunda. Bırakmazlar yavrum sana bırakmazlar yanına. Ne bu dünyayı ne de ekeceğin tarlayı. Oysa elma şekeri yemek, değil miydi herkesin hakkı...



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

Haziran 2025

14 Haziran 2025

HOŞ SOHBET DOSTLUKLAR

Haziran 14, 2025 0
   HOŞ SOHBET DOSTLUKLAR


İnsan, hayata tutunmak için çoğu zaman bir dal arar. Kimi zaman bu bir anı olur, kimi zaman bir kitap ya da bir şarkı... Ama en çok da bir dost eli, bir dost sesi olur o dal. Kalpten kalbe kurulan sessiz köprülerdir dostluklar. Uzun suskunluklara rağmen aynı yerden devam edebilmenin konforudur. Hele bir de hoş sohbetle süslenmişse bu dostluk, insanın içini ısıtan bir kış güneşi gibi olur.

Hoş sohbet dostluklar, sadece konuşmakla ilgili değildir aslında. Göz göze geldiğinde bile anlaşılan, lafı dolandırmadan ama incitmeden söyleneni anlayan, zaman zaman birlikte susmayı da bilen dostluklardır bunlar. Aynı çayın dumanında dertleşmektir, aynı şarkıda geçmişe gitmektir. Bazen gecenin bir vakti edilen bir telefon konuşmasıyla rahatlamaktır, bazen sadece “Ben buradayım” diyen bir mesajla güç bulmaktır.

Böyle dostluklarda zaman farklı işler. Aylar geçse de, bir araya gelindiğinde sanki dün görüşülmüş gibi bir sıcaklık yayılır ortama. Ne hesap vardır içinde ne de beklenti... İçtenlik vardır, güven vardır, hatırlanmanın o tarifsiz kıymeti vardır.

Hoş sohbet dostluklar, kalbin en kırılgan yerine iyi gelir. Çünkü biliriz ki, bir kelimeyle bile iyileştiren insanlar vardır bu hayatta. Kalabalıklar içinde kaybolmuşken bile, bir dostun sesi insana yeniden yolunu buldurabilir.

Bu yüzden ne zaman bir dostla kahkahalar eşliğinde içilen kahvenin tadı damağımızda kalsa, bilmeliyiz ki o anlar hayatın gerçek zenginliğidir.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

HAZİRAN 2025

05 Haziran 2025

KURBAN BAYRAMI: ET DEĞİL, GÖNÜL PAYIDIR ASIL OLAN

Haziran 05, 2025 2
KURBAN BAYRAMI: ET DEĞİL, GÖNÜL PAYIDIR ASIL OLAN

 


Bayramlar büyürken daha güzeldi derler ya hani... Sanırım biraz doğru. Ama ben yine de her Kurban Bayramı geldiğinde içimde o eski sabahların telaşını hissediyorum. Belki artık yeni ayakkabılarla uyumuyorum gece ama hâlâ bayram sabahı erken kalkma isteğim bitmedi.

Bu yazıyı da işte tam böyle bir sabahın eşiğinde yazıyorum. Ankara’nın sabah serinliği camdan içeri süzülürken, içeride eski bayramlara dair anılar usulca yürüyüp geliyor.

Bayram Sabahı Ritüeli

Bizim evde bayram sabahı her zaman erkenden başlardı. Babam sessizce hazırlanır bayram namazı için camiye gider, annem mutfakta telaşla kahvaltıyı kurardı. Bir yandan da bayram hazırlıkları son hızıyla devam ederdi. Konu komşu, eş dost kurbanla ilgili son hazırlıklarını yapardı... O çocuk aklımla, mahallede kesilecek kurbanlık hayvanlara biraz hüzün duyar, biraz da korkardım. Ama bir yandan da paylaşmanın, etrafa dağıtmanın ne kadar önemli olduğunu herkesten dinleyip anlamaya çalışırdım.

Bayram sabahları başka kokar gerçekten. Sadece kavurma ya da taze pişen ekmek değil; evin içinde sevgi, birlik ve bir garip huzur kokusu olur.

Çocukluk Bayramları: Harçlık, Şeker, Koşuşturma

Sokakta bayramlaşmaya çıkan çocukların sesiyle uyanmak... Şeker toplama telaşı, cüzdana konan bayram harçlıkları, biraz utangaç biraz heyecanlı "Bayramınız kutlu olsun" deyişlerimiz...

Artık şeker toplamıyoruz belki ama o samimiyeti özlüyorum. Şimdi çocuklar ekran başında, biz büyükler zamansızlık bahanesiyle çoğu kişiyi sadece sosyal medya mesajıyla kutluyoruz. Oysa ne çok şeyi kaçırıyoruz...

Kurban: Sadece Et Değil, Empati de Kesiliyor mu?

Kurban Bayramı’nın en temel anlamı olan “paylaşmak” sanırım biraz unutulmaya başladı. Kurban kesmek sadece dini bir vecibe değil; aynı zamanda halimizi hatırımızı unutan kalpleri hatırlatma vesilesi. Etin üçte biri fakir fukaraya ayrılır deriz ama... bir gülüşü, bir selamı, bir ziyareti ayırabiliyor muyuz hâlâ birbirimize?

Belki bu bayramda etten çok kalbimizi bölüşsek, belki bir yalnızı ziyaret etsek, ya da küs kaldığımız bir dostun kapısını çalsak… Bayram biraz daha bayram olurdu.

Bayram Notu: Kendine de İyilik Et

Şunu da unutmadan: Bayram sadece başkalarıyla değil, kendinle de yeniden barışma fırsatıdır. Kendine bir kahve yap, çocukluğuna dön, güzel bir bayram sabahını hatırla. Biraz gülümse. Çünkü en güzel paylaşım bazen bir içten tebessümdür.


Kurban Bayramınız mübarek olsun. Et değil gönül dağıttığımız, kavurma değil dostluk pişirdiğimiz, eski günleri yad ettiğimiz sıcacık bir bayram olsun hepimize,,, ÜLKEMİZE...



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

05 HAZİRAN 2025


20 Mayıs 2025

ŞİMDİ HER ŞEY UZAKLAŞIYOR BENDEN

Mayıs 20, 2025 0
ŞİMDİ HER ŞEY UZAKLAŞIYOR BENDEN


Sessizliğin Yankısında Bir İçsel Yolculuk –

Bir sabah uyanıyorsun ve fark ediyorsun:
Hiçbir şey eskisi gibi değil.
Ne sabahlar tanıdık, ne duvarlar, ne aynadaki yüz.
Sanki zaman, seni içinden sessizce söküp almış da fark ettirmemiş gibi.
Bir eksiklik değil bu… Daha çok bir silinme hali.
Yavaş, sessiz, iz bırakmadan…
Şimdi her şey uzaklaşıyor benden.

İnsanlar…
Birbirine dokunan ellerin arasına, görünmeyen bir boşluk giriyor artık.
Konuşmalar ezberden ibaret, bakışlar başka dünyalara ait.
Eskiden isimlerini andığımda kalbimde bir yer titrerdi.
Şimdi sadece sessiz bir boşluk bırakıyorlar ardlarında.
Kendime ait sandığım her şey, başka bir zamana aitmiş meğer.
Şimdi fark ediyorum… 

Belki de hiçbir zaman gerçekten burada değildim.

Anılar bile kaçıyor.
Sakladığım defterlerdeki yazılar soluyor.
Bir zamanlar titreyerek yazdığım kelimeler bile beni hatırlamıyor artık.
Kahkahaların yankısı yok, o odalar şimdi suskun.
Bana ait olan ne varsa, çoktan yola çıkmış, habersiz.
Ben hâlâ yerimdeyim; ama içim, bir türlü yetişemiyor gidenlere.

Aynaya baktığımda, gözlerimde tanımadığım bir yorgunluk var.
Ne geçmişe ne geleceğe ait bir yüz.
Sanki her şeyi geride bırakmış ama hiçbir şeye de varamamış bir yolcunun bakışı.
Gözkapaklarımda birikmiş geceler,
Kirpiklerimin ucunda düşmeyen bir vedalaşma…

Ama bu sadece bir kayboluş mu, yoksa bir arayış mı?

Belki de uzaklaşanlar, bana aslında yaklaşmayanlardı.
Belki de bu boşlukta, gerçek benliğime bir adım daha yaklaşıyorum.
Kırıldığım her yerde, biraz daha hafifliyorum.
Giden her parçamla, kalan özüme yaklaşıyorum.
Ve belki… belki de bu bir son değil.
Sadece kendime dönmenin sancılı bir biçimi.

Fakat bugün…
Bugün yalnızca bir gerçeği taşıyabiliyorum içimde:
Şimdi her şey uzaklaşıyor benden…
Ve ben, içimden geçenleri söylemeye bile cesaret edemeden,
sessizce benden gidenlerin ardından bakıyorum.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

20 Mayıs 2025


 

20 Nisan 2025

UMUT

Nisan 20, 2025 2
UMUT


Uyanıyor her şey yerli yerince
umutlar filizlenmeye başlamış bak.
Nice zamandır kurumuş dallara
tomurcuklar oturmuş çoktan.
Ahh nihayetin de bahar geliyor memleketime
Arada bir soğukla kavga etsek de
müjdeler var diyor gelecek güzel günlere.
Uzaklara dalıyor gözlerim
bir beklediğim var senelerdir
adını umut koyduğum
kolum kanadım olacak
gözüm kulağım
uzaklardan kulağıma çalınan müziğin
notalarına basacağım gelişiyle
umut koydum adını umut
herkes sevinsin
herkes mutlu olsun diye
adını haykıracağım cümle aleme
hayat versin hepimize
nefes olsun
beklenen güzel günlere....
Niyet ettim umudumun üstüne.
Müjdeler var gelecek güzel günlere.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
 NİSAN 2025

11 Mart 2025

BAHARA DOĞRU

Mart 11, 2025 2
BAHARA DOĞRU

 


Kışın gri örtüsü yavaş yavaş kalkıyor. Günler uzuyor, yayılan ışık biraz daha sıcak vuruyor tenimize. Sabahları havada hafif bir serinlik olsa da, güneş yükseldikçe içimizi ısıtan o özgün sıcaklığı yeniden kendini hissettiriyor. Ağaçların dallarında minik tomurcuklar oluşmaya başladı bile. Rüzgârın taşıdığı koku değişti; toprak daha canlı, yağmurlar daha yumuşak artık, gökyüzü daha mavi.


Her bahar, dünyanın yeniden doğuşuna tanıklık etmektir. Bir sabah, penceresi açıldığında ilk kuş sesi, kışın bitmekte olduğunu haber veren bir haberdir. Karların yerinde saklanan kökler artık uyanıyor, doğanın depolanan bağrına düşen her tohum filizlenmeye hazırlanıyor. Doğa, kendi kendini tamamlayarak yeniden hayata dönüyor.


İnsan, baharı yalnızca doğada değil, içinde de yaşar. Kendi baharına yürür insan; umutlarını sulayarak, düşlerini yeşerterek. İçindeki kışları bahara çevirmek için çabalayarak… Dalların yeniden tomurcuklanması gibi ruh da yenilenir, kırılan yanlarımız iyileşir, taze sıcaklıklarla içimizde bir bir çiçekleri açar.


Her bahar, yeniden...

Bahara doğru...

Yeni umutlarla birlikte.



Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
Mart 2025


21 Şubat 2025

KIRIK BİR KALP

Şubat 21, 2025 6
KIRIK BİR KALP

 
















Kırık bir kalp, fırtınanın ortasında kalmış bir gemiye benzer. Dalgalar, hayal kırıklığı ve üzüntünün acımasız sarsıntılarıyla döver durur. Yelkenler yırtılmış, umutlar suya düşmüştür. Kaptan, yani kalbin sahibi, pusulasını kaybetmiş, yönünü şaşırmıştır.

Ancak unutmayın ki, her fırtına bir gün diner. Güneş, bulutların arasından yeniden doğar. Kırık bir kalp de iyileşebilir, yaraları kabuk bağlayabilir. Önemli olan, kaptanın umudunu kaybetmemesi, mücadele azmini korumasıdır.

Kırık bir kalp, geçmişin hayaletleriyle dolu bir sandıktır. O sandığı açmak, acıları yeniden yaşamak demektir. Ama aynı zamanda, dersler çıkarmak, tecrübeler edinmek için de bir fırsattır. Kırık bir kalp, daha güçlü, daha bilge bir kalbe dönüşebilir.

Unutmayın ki, her kalp farklıdır. Kimi kalpler çabuk iyileşir, kimi kalpler daha uzun süreye ihtiyaç duyar. Kimi kalpler, başkalarının yardımıyla iyileşir, kimi kalpler kendi kendine iyileşir. Ama her kalp, iyileşme potansiyeline sahiptir.

Kırık bir kalp, bir veda mektubudur. Geçmişe, acılara, hayal kırıklıklarına bir veda. Ama aynı zamanda, yeni başlangıçlara, yeni umutlara da bir davettir. Kırık bir kalp, geleceğe doğru açılan bir kapıdır.

Unutmayın, siz yalnız değilsiniz. Kırık kalpler, birbirini anlar, birbirine destek olur. Birlikte, bu zorlu yolculuğu aşabilir, yaralarınızı birlikte sarabilirsiniz.

Kırık bir kalp, bir şiirdir. Acının, hüznün, umudun, yeniden doğuşun şiiri. Bu şiiri okumak, kendi kalbinizin sesini dinlemek demektir. Kırık bir kalp, bir şarkıdır. Aşkın, ayrılığın, özlemin, yeniden birleşmenin şarkısı. Bu şarkıyı dinlemek, kendi duygularınızla yüzleşmek demektir.

Kırık bir kalp, bir aynadır. Kendinizi, geçmişinizi, hatalarınızı, pişmanlıklarınızı gördüğünüz bir ayna. Ama aynı zamanda, kendinizi yeniden keşfetmek, daha iyi bir insan olmak için de bir fırsattır. Kırık bir kalp, geleceğe doğru atılan bir adımdır.

Unutmayın, her şey geçer. Kırık bir kalp de geçer. Önemli olan, umudunuzu kaybetmemek, mücadele azminizi korumaktır. Ve unutmayın, siz değerli ve seviliyorsunuz.


                                    Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL

                                                ŞUBAT 2025


15 Şubat 2025

ÖLÜME DAİR

Şubat 15, 2025 6
ÖLÜME DAİR

Aslında yoktuk biz

Hiç olmamıştık zaten bu dünyada

insan demişlerdi adımıza

gerisi yalandı nasıl olsa...

Bir kalp vermişlerdi elimize

kiminde hüzün, kiminde neşe

yaşarken bile bilinmedi kıymetimiz

öldükten sonra ise silinecekti her şeyimiz...

Ne gelmişiz ne de gitmişiz olacaktı bir diğer adımız

anlatamadan halimizi unutulup gidecektik

silinecektik yeryüzünden...

Bir karış toprağa sığınıp

karışacaktık küllerin arasından bilinmezliğe

çaresizlik ne zor şeydi aslında

ölüp gitmek, gidip dönememek

kalakaldığın bir bilinmezliğin ortasında

anan yok, baban yok, kardeş yok, eşin-dostun yok

yok oğlum yok

yalnızlığın dibine vurduğu yerdesin işte

sessizliğin hüküm sürdüğü dipsiz kuyularda

kapkaranlık bir odada

kurtarılmayı beklemek boşuna..

boşuna kardeşim yaşamak bile boşuna.

Geldim gördüm gittim diyeceksin sonunda

gözün bile görmeyecek, görmeyi bile istemeyeceksin

giderken sarılıp yalnızlığına

ölüm demişler adına

kendi soğuk

adı soğuk

bir hiç'lik ki sorma

arayan yok

soran yok

gören yok

kimliğin bile geçersiz kalacak

adın bile unutulacak

arada ki bakarlarsa birkaç fotoğrafdan seni anacaklar

birkaç saniyeliğine ağlayacaklar

sonrası mı, sonrası boş işte usta..

garip gelmişsin garip gideceksin bu dünyadan

elin boş

kalbin boş

Bomboş....


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL


 

25 Ocak 2025

HZ. MEVLANA'NIN EVRENSEL BAKIŞ AÇISI

Ocak 25, 2025 2
HZ. MEVLANA'NIN EVRENSEL BAKIŞ AÇISI

 


Hz. Mevlana'nın evrensel bakış açısını anlatan bir sözü:

”Dert ve iç sıkıntısı, suçlu için zindan olur, çarmıh olur. Aslında dert bir köktür. Kök dal budak verir. Çoğaldıkça çoğalır, artıkça artar. Kök gizli idi. Meydana çıktı, yani bir ağacın kökü yere gömülmüş, gizli bir halde iken, dallarının, budaklarının meydana çıktığı gibi. Sen duyduğun iç sıkıntısını ve ferahlık hallerini birer kök say ki onların eserleri kendini gösterecektir. Sende bulunan kök. soysuz kötü kök ise, vakit geçirmeden onu sök at: sok at da o kötü kök, yeşilliğin arasında çirkin bir diken bitti.. İç sıkıntısı, gönül darlığı gelince, çaresine bak, yani sebebi ne ise, o sebebi defet.

Çünkü dalların hepsi kökten biter. “

21 Ocak 2025

ANILAR

Ocak 21, 2025 2
ANILAR

 



Kendimizi ne zaman yalnız hissetsek, çocukluk anılarımıza sarılıyoruz...

Belki de tanıdık bir yüz karşılar bizi diye.

Kaybettiğimiz günleri hatırlamaya çalışıyoruz.

Kırık dökük hayatlarımıza.

Şifa olur niyetiyle.

Anılarla yaşıyoruz.

Geçip giden her bir günü..

Özlemle arıyoruz.


Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL