Bu Blogda Ara
12 Ocak 2026
27 Aralık 2025
Bir yılı daha
geride bırakıyoruz.
Adımlarımızın izini taşıyan sokaklar,
içimize çöken sessizlikler, yarım kalan cümleler… Hepsi artık
takvimin arka sayfalarında. Ama hiçbir şey gerçekten geride
kalmıyor; bazı şeyler sadece bizi şekillendirip usulca yerini
alıyor.
Bu yıl bize ne
verdiyse, bir bedelle verdi.
Sabretmeyi öğrendik; bazen
isteyerek, bazen mecburen.
Kaybetmeyi öğrendik; ama her kaybın
içimizde yeni bir boşluk değil, yeni bir derinlik açtığını
da.
Susmayı, beklemeyi, yeniden başlamayı…
Şimdi veda
ediyoruz.
Bize ağır gelen günlere, artık taşımak
istemediğimiz kırgınlıklara, “belki” diye oyaladığımız
ihtimallere.
Vedalar acıtmadan olmuyor; ama bazı kapılar
kapanmadan yenileri açılmıyor.
Yeni yıl,
mucizeler vaat etmiyor belki.
Ama bir ihtimal sunuyor:
Daha
dürüst sevinçler, daha sade hayaller, kendimize biraz daha yakın
bir hayat.
Yeni yılda
umut;
yüksek sesle değil, derin bir nefes gibi gelsin.
Bizi
yormayan insanlarla, içimizi incitmeyen hedeflerle, kendimizi
eksiltmeden büyüyebileceğimiz yollarla…
Geride kalan her
şey için teşekkür ediyoruz.
Bize öğrettikleri için, bizi
biz yaptığı için.
Ve şimdi, daha hafif ama daha güçlü bir
kalple, yeni yıla doğru yürüyoruz.
Hoş geldin yeni
yıl.
Bu kez, kendimize daha nazik olacağız.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
27 ARALIK 2025
16 Kasım 2025
Mehpare ÖĞÜT
ŞENGÜLKasım 2025
13 Kasım 2025
Bazen bir film sahnesinde takılır kalır aklım, bazen de geçtiğim yollarda...
Geçmişi çizmem, çizemem asla,
Hatırı kalır anılarda,
Belki de varamadığım yarınlarda...
Hüzünlü bir melodi gibi söylenir dururum
Eskidendi çok eskiden
Şimdi değiştim neden diye sorma.
Gözlerimde eski
sokaklar,
Adımlarımda unuttuğum şarkılar.
Bir tebessüm
takılır dudağıma,
Çünkü hep bir eksik, hep bir yarım var.
Bir yağmur vurur camıma,
Yıkar gider her şeyi
Düşüncelerim silinir
Düşen yaprak misali...
Gözlerimde eski
sokaklar,
Adımlarımda unuttuğum şarkılar.
Bir tebessüm
takılır dudağıma,
Çünkü hep bir eksik, hep bir yarım var.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
KASIM 2025
08 Kasım 2025
Ruhun şad olsun, Büyük Önder
Sana olan sevgimiz ve minnetimiz sonsuzdur.
30 Ekim 2025
Bazı dostluklar vardır, sessizce başlar. Büyük sözler, uzun tanışıklıklar gerekmez; bir bakış, bir kelime, belki de aynı anda aynı şeye gülmek yeterlidir. Hayatın telaşında, insan kalabalıkları arasında o sükûneti bulduğun biri olur. Ve anlarsın, bazı bağlar kelimelerden değil, kalpten kurulur.
Zaman geçer, herkes bir yerlere savrulur. Araya şehirler, işler, mevsimler girer. Ama bazı dostluklar, hiçbir mesafeden etkilenmez. Aylarca konuşmasan da, yeniden bir araya geldiğinde, sanki dün ayrılmışsınız gibi devam eder her şey. Çünkü dostluk, süreklilikte değil; samimiyette yaşar.
Gerçek dostlar, hayatın sessiz tanıkları gibidir. En parlak günlerinde alkış tutmakla yetinmezler; karanlıkta elini bulup sıkı sıkı tutarlar. Sana, “geçer” derler — çünkü bilirler, her şeyin geçeceğini ama senin o anki halinin gerçek olduğunu.
Dostluk, bazen bir fincan kahveye sığar, bazen bir sessizliğe. Her şeyin hızla tüketildiği bu çağda, dost kalabilmek neredeyse bir direniştir. Çünkü dostluk, zamana meydan okumaktır; çıkarın, menfaatin, unutuşun karşısında dimdik durmaktır.
Belki de dostluk dediğimiz şey, iki insanın birbirinde kendini bulma hâlidir. Aynı yaralardan geçmiş, benzer rüzgârlarda savrulmuş iki yürek... Birbirini yargılamadan, tam da olduğu gibi kabullenir. Ve o kabullenişin içinde huzur vardır.
Bugün, bir dostun sesini duymadıysan, ara. Bir fotoğrafa denk geldiysen, gülümse. Çünkü dostluk, hatırlamakla başlar — ve en çok, unutmadığında büyür.
Ve bazen, dostluklar da tıpkı mevsimler gibi değişir. Kimi dostluklar bahardır; kısa ama çiçek kokuludur. Kimi ise kışa benzer; soğuk görünür ama içinde en saf samimiyet gizlidir. Her dostluk, insana bir şey öğretir: kim olduğunu, neye inandığını, kiminle yan yana yürüyebildiğini.
Ve işte dostluk, bütün karmaşasının, sessizliğinin ve gülüşünün ardından, insanın kalbinde yumuşak bir ışık olarak kalır. Her bir hatırası, bir tebessüm, her sessizliği bir sıcaklık taşır. Belki her zaman yan yana olamazsınız, belki yıllar geçer ve yollar ayrı düşer… Ama bilirsin ki, gerçek dostluk hiçbir zaman kaybolmaz; sadece sessizce büyür, seni sen yapan anların içinde yaşar.
Kalemimden dökülen dostluklara selamla…
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
EKİM 2025
24 Eylül 2025
Sonbahar, takvimlerin yalnızca bir geçişini değil, ruhun da ince bir kırılmasını anlatır. Yazın neşeli kalabalıkları çekilip gittikçe, geride bir dinginlik, bir içe dönüş kalır. Sararan yapraklar, ağaçların dallarından usulca süzülürken sanki her biri küçük bir vedanın sembolüdür. Sokaklara dökülen yapraklar, geçmişten kalan anıların üstüne serilen sarı bir örtü gibidir.
Sonbaharın rüzgârı, yazın aceleci neşesinden farklıdır; daha ağır, daha düşünceli eser. İnsan, bu mevsimde ister istemez kendi içine döner. Bir kahve fincanının buğusunda kaybolan bakışlar, yağmur damlalarının cama bıraktığı izler, insanın kalbine dokunan ince bir melodiye dönüşür.
Kimi zaman bir vedanın, kimi zaman bir başlangıcın mevsimidir sonbahar. Hüzünlüdür, evet, ama bu hüzün bir ağırlık değil; daha çok insanı kendi özüne çağıran, olgunlaştıran bir sükûnettir.
Ve işte, sonbahar bize hatırlatır: Her şeyin bir vakti, her güzelliğin bir sonu, her sonun içinde de yeni bir başlangıcın tohumu vardır.
Sonbahar, insanın iç sesini en çok duyabildiği mevsimdir. Yazın telaşlı adımlarından sonra yavaşlayan zaman, şimdi daha dingin, daha düşünceli akar. Ağaçlardan düşen her yaprak, bize hayatın gelip geçiciliğini fısıldar; ne kadar güçlü köklere sahip olursak olalım, sonunda dalından kopan bir yaprak gibi yol alırız bilinmeyene.
Bu mevsimde hüzün, yalnızca kaybın değil; aynı zamanda kabullenişin de adıdır. Güneş ışığı bile farklı düşer artık: daha solgun, daha kırılgan… İnsan, gün batımında gökyüzüne baktığında, ufkun ardında gizlenen duygularını görür gibi olur.
Sonbaharın yağmurları, sadece toprağı değil, insanın içini de arındırır. Her damla, yüreğe sessizce düşer ve kalpte bir ferahlık bırakır. Belki de bu yüzden sonbahar, insanın kendiyle yüzleştiği, geçmişin yüklerini sessizce bıraktığı bir mevsimdir.
Ve belki de sonbaharın asıl büyüsü, hüznün içinde saklı olan o ince güzelliktedir. Çünkü insan, hüzünle yoğrulduğunda olgunlaşır; kaybettiklerini fark ettiğinde sahip olduklarının kıymetini daha derinden hisseder.
Sonbahar bize şunu öğretir: Bir yaprağın düşüşünde bile zarafet vardır. Ve bazen en güzel şiirler, en derin hisler, hüzünle yazılır.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
2025
13 Eylül 2025
30 Ağustos 2025
Ve unutma, en güzel cümlelerini yazmak için hâlâ zamanın var. ?
Mehpare ÖĞÜT
ŞENGÜL
30 Haziran 2025
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
19 Haziran 2025
Aklıma nereden düştü ?, canım mı çekti ne ! Orasını çok karıştırmayayım çünkü canım bir şey çekerse onu bulur buluşturur yerim ne de olsa. Ama bir elma şekeri olsaydı hiç de fena olmazdı hani...
Okulun sömestri dönemlerinde, yaşı bizim gibi elli üstü olanlar, kısacası 70'li 80'li kuşakların iyi bildiği üzere, zamanımız oynamak, oynamak üzerine kuruluydu. Evde oyuncaklar, sokakta arkadaşlar. Bize yetiyordu elimizde olanlar. Bazılarımız kaliteli oyuncaklara sahipken, bazılarımız da pazardan alma oyuncaklarla oynardı. Ama paylaşmayı bilirdik sevdiklerimizle.. Şimdi paylaşmak kelimesi bile silinmiş lugatimizden.
Her sömestri döneminde okulun son günü öğretmenimiz bir kitap okumamızı isterdi ve dönüşte o kitabın bize ne kattığını anlatmamızı. Şimdilerde kitap yazan çok, okuyanın az olduğu dönemlerdeyiz. Ama gerçekten bilinçli ve düzenli bir şekilde okuyup, yazan çizenlere saygım sonsuz... Ne de olsa çağımız teknoloji çağı.
İnsan olarak bazılarımız gerçekten doyumsuz, sorumsuz, vurdumduymaz ve çok da ukala. Neden mi ?
Bazı insanlar var yokluktan gelir; yokluğun ne demek olduğunu bilir ve aldığı her şeyin, harcadığı her kuruş paranın kıymetini bilir. Çünkü zor kazanmıştır ve tekrar kaybetmek istemez. Bunu başkalarına muhtaç olmamak için yapar en çok da... Kimileri gibi sonradan görme değildir. O sonradan görmeler var ya hani, unutup bir önceki hallerini paranın esiri olmuşken unuturlar her şeyi ve herkesi. Çünkü o insanların dostlukları sadece paranız kadardır. Çoksa çok, azsa az...Bir de havaları vardır ki ne siz sorun ne de ben söyleyim. Ama eşeğe altın semerde vursan eşek yine eşektir hani.
Bazı insanlar ise sorumsuzdur... Sevdiklerini umursamaz. Aman sen de, ne hali varsa görsün diyen türdendir. Ama etrafa fazlasıyla akıl veren. Sanırsın ki ondan başka kimse yoktur şu dünyada sorumluluklarını yerine getiren. Oysa sorumsuzun önde gideni, hatta yaratıcısıdır kendileri. Ne evine, ne köyüne, ne de yanındakilere sahip çıkar, bırak sahip çıkmayı hiç acımadan sokağa bile atar...Görüp izliyoruz tv'lerde kapak olan.
Bazı insanlar vardır vurdumduymazdır. Hiçbir şeye aldırış etmeyen, hiçbir şeyi dert edinmeyen. Dinlermiş gibi yapıp başka işlerle aklını oyalayan. Anlayışsız, duygusuz. Ne ölenin acısına üzülür, ne de sevinir bir başkasının mutluğuna. Kısacası adı üstünde yazılı vurdumduymaz ne de olsa...
Sayacak çok şey var ama bir elma şekeri ile çıktım yola nerelere geldim sonunda... Aslında anne usulü elma şekeri tarifi verecekken neler yazdım böyle. Belki de bilinenleri bir de ben yazmak istedim kendi dilimce, bakmadan elma şekerinin tadına. Ama hiç de eskisi gibi değil ne insanlar, ne de o çok sevdiğim elma şekerleri. Dünya yanıyor, insanlık ölüyor. Savaşlar, çığlıklar, yıkılan binalar, ölen insanlar. Geriye kalan ise yaşamak ile ölmek arasında kalan, gözleri korkuyla bakan hayatlar. Bizler ise oturduğumuz yerde klavye tepelerinde yukarıdan gelecek bir iyilik bekliyoruz dünya üzerine... Sen bu dünyaya ne verdin de ne istiyorsun ki... Bir çocuğun başını okşamadan, yaralı bir gönle dokunmadan, dilsiz bir cana sahip çıkmadan... Bekleme boşuna. Hayat kısa ne de olsa, zaten kuşlar da uçuyor. Ölen ölüyor kalan sağlar bizimdir diyelim her uyandığımız güne. Oysa bu dünya üç günlük değil miydi hani. Ekip biçip gidecektik sonunda. Bırakmazlar yavrum sana bırakmazlar yanına. Ne bu dünyayı ne de ekeceğin tarlayı. Oysa elma şekeri yemek, değil miydi herkesin hakkı...
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
Haziran 2025
14 Haziran 2025
İnsan, hayata tutunmak için çoğu zaman bir dal arar. Kimi zaman bu bir anı olur, kimi zaman bir kitap ya da bir şarkı... Ama en çok da bir dost eli, bir dost sesi olur o dal. Kalpten kalbe kurulan sessiz köprülerdir dostluklar. Uzun suskunluklara rağmen aynı yerden devam edebilmenin konforudur. Hele bir de hoş sohbetle süslenmişse bu dostluk, insanın içini ısıtan bir kış güneşi gibi olur.
Hoş sohbet dostluklar, sadece konuşmakla ilgili değildir aslında. Göz göze geldiğinde bile anlaşılan, lafı dolandırmadan ama incitmeden söyleneni anlayan, zaman zaman birlikte susmayı da bilen dostluklardır bunlar. Aynı çayın dumanında dertleşmektir, aynı şarkıda geçmişe gitmektir. Bazen gecenin bir vakti edilen bir telefon konuşmasıyla rahatlamaktır, bazen sadece “Ben buradayım” diyen bir mesajla güç bulmaktır.
Böyle dostluklarda zaman farklı işler. Aylar geçse de, bir araya gelindiğinde sanki dün görüşülmüş gibi bir sıcaklık yayılır ortama. Ne hesap vardır içinde ne de beklenti... İçtenlik vardır, güven vardır, hatırlanmanın o tarifsiz kıymeti vardır.
Hoş sohbet dostluklar, kalbin en kırılgan yerine iyi gelir. Çünkü biliriz ki, bir kelimeyle bile iyileştiren insanlar vardır bu hayatta. Kalabalıklar içinde kaybolmuşken bile, bir dostun sesi insana yeniden yolunu buldurabilir.
Bu yüzden ne zaman bir dostla kahkahalar eşliğinde içilen kahvenin tadı damağımızda kalsa, bilmeliyiz ki o anlar hayatın gerçek zenginliğidir.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
HAZİRAN 2025
05 Haziran 2025
Bayramlar büyürken daha güzeldi derler ya hani... Sanırım biraz doğru. Ama ben yine de her Kurban Bayramı geldiğinde içimde o eski sabahların telaşını hissediyorum. Belki artık yeni ayakkabılarla uyumuyorum gece ama hâlâ bayram sabahı erken kalkma isteğim bitmedi.
Bu yazıyı da işte tam böyle bir sabahın eşiğinde yazıyorum. Ankara’nın sabah serinliği camdan içeri süzülürken, içeride eski bayramlara dair anılar usulca yürüyüp geliyor.
Bayram Sabahı Ritüeli
Bizim evde bayram sabahı her zaman erkenden başlardı. Babam sessizce hazırlanır bayram namazı için camiye gider, annem mutfakta telaşla kahvaltıyı kurardı. Bir yandan da bayram hazırlıkları son hızıyla devam ederdi. Konu komşu, eş dost kurbanla ilgili son hazırlıklarını yapardı... O çocuk aklımla, mahallede kesilecek kurbanlık hayvanlara biraz hüzün duyar, biraz da korkardım. Ama bir yandan da paylaşmanın, etrafa dağıtmanın ne kadar önemli olduğunu herkesten dinleyip anlamaya çalışırdım.
Bayram sabahları başka kokar gerçekten. Sadece kavurma ya da taze pişen ekmek değil; evin içinde sevgi, birlik ve bir garip huzur kokusu olur.
Çocukluk Bayramları: Harçlık, Şeker, Koşuşturma
Sokakta bayramlaşmaya çıkan çocukların sesiyle uyanmak... Şeker toplama telaşı, cüzdana konan bayram harçlıkları, biraz utangaç biraz heyecanlı "Bayramınız kutlu olsun" deyişlerimiz...
Artık şeker toplamıyoruz belki ama o samimiyeti özlüyorum. Şimdi çocuklar ekran başında, biz büyükler zamansızlık bahanesiyle çoğu kişiyi sadece sosyal medya mesajıyla kutluyoruz. Oysa ne çok şeyi kaçırıyoruz...
Kurban: Sadece Et Değil, Empati de Kesiliyor mu?
Kurban Bayramı’nın en temel anlamı olan “paylaşmak” sanırım biraz unutulmaya başladı. Kurban kesmek sadece dini bir vecibe değil; aynı zamanda halimizi hatırımızı unutan kalpleri hatırlatma vesilesi. Etin üçte biri fakir fukaraya ayrılır deriz ama... bir gülüşü, bir selamı, bir ziyareti ayırabiliyor muyuz hâlâ birbirimize?
Belki bu bayramda etten çok kalbimizi bölüşsek, belki bir yalnızı ziyaret etsek, ya da küs kaldığımız bir dostun kapısını çalsak… Bayram biraz daha bayram olurdu.
Bayram Notu: Kendine de İyilik Et
Şunu da unutmadan: Bayram sadece başkalarıyla değil, kendinle de yeniden barışma fırsatıdır. Kendine bir kahve yap, çocukluğuna dön, güzel bir bayram sabahını hatırla. Biraz gülümse. Çünkü en güzel paylaşım bazen bir içten tebessümdür.
Kurban Bayramınız mübarek olsun. Et değil gönül dağıttığımız, kavurma değil dostluk pişirdiğimiz, eski günleri yad ettiğimiz sıcacık bir bayram olsun hepimize,,, ÜLKEMİZE...
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
05 HAZİRAN 2025
20 Mayıs 2025
Bir sabah uyanıyorsun ve fark ediyorsun:
Hiçbir şey eskisi
gibi değil.
Ne sabahlar tanıdık, ne duvarlar, ne aynadaki
yüz.
Sanki zaman, seni içinden sessizce söküp almış da fark
ettirmemiş gibi.
Bir eksiklik değil bu… Daha çok bir silinme
hali.
Yavaş, sessiz, iz bırakmadan…
Şimdi her şey
uzaklaşıyor benden.
İnsanlar…
Birbirine dokunan ellerin arasına, görünmeyen
bir boşluk giriyor artık.
Konuşmalar ezberden ibaret, bakışlar
başka dünyalara ait.
Eskiden isimlerini andığımda kalbimde
bir yer titrerdi.
Şimdi sadece sessiz bir boşluk bırakıyorlar
ardlarında.
Kendime ait sandığım her şey, başka bir zamana
aitmiş meğer.
Şimdi fark ediyorum…
Belki de hiçbir zaman gerçekten burada değildim.
Anılar bile kaçıyor.
Sakladığım defterlerdeki yazılar
soluyor.
Bir zamanlar titreyerek yazdığım kelimeler bile beni
hatırlamıyor artık.
Kahkahaların yankısı yok, o odalar şimdi
suskun.
Bana ait olan ne varsa, çoktan yola çıkmış,
habersiz.
Ben hâlâ yerimdeyim; ama içim, bir türlü
yetişemiyor gidenlere.
Aynaya baktığımda, gözlerimde tanımadığım bir yorgunluk
var.
Ne geçmişe ne geleceğe ait bir yüz.
Sanki her şeyi
geride bırakmış ama hiçbir şeye de varamamış bir yolcunun
bakışı.
Gözkapaklarımda birikmiş geceler,
Kirpiklerimin
ucunda düşmeyen bir vedalaşma…
Ama bu sadece bir kayboluş mu, yoksa bir arayış mı?
Belki de uzaklaşanlar, bana aslında yaklaşmayanlardı.
Belki
de bu boşlukta, gerçek benliğime bir adım daha
yaklaşıyorum.
Kırıldığım her yerde, biraz daha
hafifliyorum.
Giden her parçamla, kalan özüme yaklaşıyorum.
Ve
belki… belki de bu bir son değil.
Sadece kendime dönmenin
sancılı bir biçimi.
Fakat bugün…
Bugün yalnızca bir gerçeği taşıyabiliyorum
içimde:
Şimdi her şey uzaklaşıyor benden…
Ve ben,
içimden geçenleri söylemeye bile cesaret edemeden,
sessizce
benden gidenlerin ardından bakıyorum.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
20 Mayıs 2025
20 Nisan 2025

11 Mart 2025
Kışın gri örtüsü yavaş yavaş kalkıyor. Günler uzuyor, yayılan ışık biraz daha sıcak vuruyor tenimize. Sabahları havada hafif bir serinlik olsa da, güneş yükseldikçe içimizi ısıtan o özgün sıcaklığı yeniden kendini hissettiriyor. Ağaçların dallarında minik tomurcuklar oluşmaya başladı bile. Rüzgârın taşıdığı koku değişti; toprak daha canlı, yağmurlar daha yumuşak artık, gökyüzü daha mavi.
Her bahar, dünyanın yeniden doğuşuna tanıklık etmektir. Bir sabah, penceresi açıldığında ilk kuş sesi, kışın bitmekte olduğunu haber veren bir haberdir. Karların yerinde saklanan kökler artık uyanıyor, doğanın depolanan bağrına düşen her tohum filizlenmeye hazırlanıyor. Doğa, kendi kendini tamamlayarak yeniden hayata dönüyor.
İnsan, baharı yalnızca doğada değil, içinde de yaşar. Kendi baharına yürür insan; umutlarını sulayarak, düşlerini yeşerterek. İçindeki kışları bahara çevirmek için çabalayarak… Dalların yeniden tomurcuklanması gibi ruh da yenilenir, kırılan yanlarımız iyileşir, taze sıcaklıklarla içimizde bir bir çiçekleri açar.
Her bahar, yeniden...
Bahara doğru...
Yeni umutlarla birlikte.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
Mart 2025
21 Şubat 2025
Ancak unutmayın ki, her fırtına bir gün diner. Güneş, bulutların arasından yeniden doğar. Kırık bir kalp de iyileşebilir, yaraları kabuk bağlayabilir. Önemli olan, kaptanın umudunu kaybetmemesi, mücadele azmini korumasıdır.
Kırık bir kalp, geçmişin hayaletleriyle dolu bir sandıktır. O sandığı açmak, acıları yeniden yaşamak demektir. Ama aynı zamanda, dersler çıkarmak, tecrübeler edinmek için de bir fırsattır. Kırık bir kalp, daha güçlü, daha bilge bir kalbe dönüşebilir.
Unutmayın ki, her kalp farklıdır. Kimi kalpler çabuk iyileşir, kimi kalpler daha uzun süreye ihtiyaç duyar. Kimi kalpler, başkalarının yardımıyla iyileşir, kimi kalpler kendi kendine iyileşir. Ama her kalp, iyileşme potansiyeline sahiptir.
Kırık bir kalp, bir veda mektubudur. Geçmişe, acılara, hayal kırıklıklarına bir veda. Ama aynı zamanda, yeni başlangıçlara, yeni umutlara da bir davettir. Kırık bir kalp, geleceğe doğru açılan bir kapıdır.
Unutmayın, siz yalnız değilsiniz. Kırık kalpler, birbirini anlar, birbirine destek olur. Birlikte, bu zorlu yolculuğu aşabilir, yaralarınızı birlikte sarabilirsiniz.
Kırık bir kalp, bir şiirdir. Acının, hüznün, umudun, yeniden doğuşun şiiri. Bu şiiri okumak, kendi kalbinizin sesini dinlemek demektir. Kırık bir kalp, bir şarkıdır. Aşkın, ayrılığın, özlemin, yeniden birleşmenin şarkısı. Bu şarkıyı dinlemek, kendi duygularınızla yüzleşmek demektir.
Kırık bir kalp, bir aynadır. Kendinizi, geçmişinizi, hatalarınızı, pişmanlıklarınızı gördüğünüz bir ayna. Ama aynı zamanda, kendinizi yeniden keşfetmek, daha iyi bir insan olmak için de bir fırsattır. Kırık bir kalp, geleceğe doğru atılan bir adımdır.
Unutmayın, her şey geçer. Kırık bir kalp de geçer. Önemli olan, umudunuzu kaybetmemek, mücadele azminizi korumaktır. Ve unutmayın, siz değerli ve seviliyorsunuz.
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
ŞUBAT 2025
15 Şubat 2025
Aslında yoktuk biz
Hiç olmamıştık zaten bu dünyada
insan demişlerdi adımıza
gerisi yalandı nasıl olsa...
Bir kalp vermişlerdi elimize
kiminde hüzün, kiminde neşe
yaşarken bile bilinmedi kıymetimiz
öldükten sonra ise silinecekti her şeyimiz...
Ne gelmişiz ne de gitmişiz olacaktı bir diğer adımız
anlatamadan halimizi unutulup gidecektik
silinecektik yeryüzünden...
Bir karış toprağa sığınıp
karışacaktık küllerin arasından bilinmezliğe
çaresizlik ne zor şeydi aslında
ölüp gitmek, gidip dönememek
kalakaldığın bir bilinmezliğin ortasında
anan yok, baban yok, kardeş yok, eşin-dostun yok
yok oğlum yok
yalnızlığın dibine vurduğu yerdesin işte
sessizliğin hüküm sürdüğü dipsiz kuyularda
kapkaranlık bir odada
kurtarılmayı beklemek boşuna..
boşuna kardeşim yaşamak bile boşuna.
Geldim gördüm gittim diyeceksin sonunda
gözün bile görmeyecek, görmeyi bile istemeyeceksin
giderken sarılıp yalnızlığına
ölüm demişler adına
kendi soğuk
adı soğuk
bir hiç'lik ki sorma
arayan yok
soran yok
gören yok
kimliğin bile geçersiz kalacak
adın bile unutulacak
arada ki bakarlarsa birkaç fotoğrafdan seni anacaklar
birkaç saniyeliğine ağlayacaklar
sonrası mı, sonrası boş işte usta..
garip gelmişsin garip gideceksin bu dünyadan
elin boş
kalbin boş
Bomboş....
Mehpare ÖĞÜT ŞENGÜL
25 Ocak 2025
Hz. Mevlana'nın evrensel bakış açısını anlatan bir sözü:



















